İklim Değişikliği Gıdamızı Tehdit Ediyor

Gıdayı, suyu, tarımsal üretimi, çevreyi ve genel anlamda yaşamı tehdit eden iklim değişikliğinin yaratacağı sorunları ortadan kaldırmak için, tek başına bir ülkenin veya birkaç ülkenin değil, Dünya’nın birlikte hareket etme zorunluluğu var.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Dünyayı adeta bir hapishaneye dönüştüren, kısıtlamalarla insanları eve hapseden, öldüren Covid-19 salgını dünyanın gündeminde ilk sıralarda olmaya devam ediyor. Tarih boyunca yaşanan diğer salgınlar gibi, koronavirüs salgını da mutlaka durdurulacak ve insanlar normal yaşama dönecektir. Aşının bulunması bu anlamda büyük umut oldu. Tedavi ilaçları da bulunduğunda bu salgın öldürücü olmaktan çıkacaktır.

 

Aşısı olmayan ve tedavisi çok daha kapsamlı önlemleri gerektiren iklim değişikliği sorunu ise gezegenin geleceğini tehdit ediyor. Koronavirüsün iklimdeki değişikliğin bir sonucu olduğu iddiaları tartışılıyor. Gelecekte başka salgınların yaşanabileceği tahmin ediliyor.

 

Dolayısıyla iklim değişikliği bugünü ve geleceği tehdit eden en büyük tehlikelerden birisi olarak tanımlanıyor. Önlem alınmazsa gezegenin bile sonunu getirebilir.

 

Uzun yıllar iklim değişikliği sadece “buzulların erimesi” veya “kutup ayılarının yaşamının tehdit altında olması” şeklinde algılandı. Bugün, iklim değişikliğinin etkisi insanların günlük yaşamını doğrudan etkiliyor.

 

Gıdayı, suyu, tarımsal üretimi, çevreyi ve genel anlamda yaşamı tehdit eden iklim değişikliğinin yaratacağı sorunları ortadan kaldırmak için, tek başına bir ülkenin veya birkaç ülkenin değil, Dünya’nın birlikte hareket etme zorunluluğu var.

 

Özellikle sanayi devrimi sonrası üretimin artması, benzin, mazot, doğal gaz, kömür tüketiminin yaygınlaşması, nüfusun, dolayısıyla tüketime bağlı olarak da sera gazı emisyonlarının artması, ormanlık alanların azalması, tarım alanlarının tarım dışına çıkması gibi faaliyetler iklim değişikliğinin en önemli nedeni olarak biliniyor.

 

İklim değişikliği, sera gazı artışı, sıcaklıkların yükselmesi, yağış rejiminin değişmesi, karla kaplı alanların azalması, buzullarda erime, deniz seviyesinin yükselmesi, mevsimlerde kaymalar, kuraklık, sel, aşırı yağış, aşırı soğuk veya aşırı sıcak gibi afetlerin artmasına neden oluyor.

 

Sanıldığı gibi, iklim değişikliği sadece çevre ile ilgili bir sorun değil. Doğal yaşamı, suyu, havayı, gıdayı, yerleşim alanlarını, barınmayı tehdit ediyor. Bu nedenle, 5 yıl önce kabul edilen ve ülkelere, önemli görev ve sorumluluklar getiren Paris İklim Anlaşması şartlarının yerine getirilmesi çok önemli. Koronavirüs salgını bu konudaki farkındalığı daha da öne çıkardı.

 

Paris İklim Anlaşması’nın Önemi

 

Paris İklim Anlaşması hedeflerinin özü; en basit anlatımla küresel ısınmanın 1.5 derecenin altında tutulmasıdır. Bunun için de sera gazı emisyonlarının azaltılması şart. Önlem alınmazsa, 2050 yılına kadar küresel ısınmanın 1.5 dereceyi aşması, 2100’de 2 dereceye çıkması ise gezegenin sonu olarak adlandırılıyor.

 

Anlaşma çerçevesinde iklim değişikliğinin finansmanı için zengin ülkelerin 2020’den sonra 5 yılda 100 milyar dolar kaynak ayırmaları öngörülüyor. Bu miktar 2025’ten sonra artırılacak. Gelişmiş ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmaya öncülük edecek. Belirlenen emisyon hedeflerine 2050 yılına kadar ulaşılması ve sonrasında hızla azaltılması öngörülüyor.

 

Avrupa Birliği’nin Önlemleri

 

Küresel iklim değişikliği konusunda belli ülkelerin, kurumların alacağı tavır, uygulayacağı politikalar çok önemli. Trump’ın seçimi kaybettiği günlerde Amerika Birleşik Devletleri, Paris İklim Anlaşması’ndan çekildi. Seçilen yeni Başkan Joe Biden, anlaşmaya tekrar başvurulacağını açıkladı.

 

Avrupa Birliği’nin Paris İklim Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmek için ciddi çabaları var. Avrupa İklim Yasa Tasarısı ile emisyon azaltım hedefleri belirlendi. Buna göre 2020’de yüzde 20, 2030’da daha önce belirlenen yüzde 40 yerine yüzde 55 ve 2050’de yüzde 100 azaltım hedefleniyor.

 

 

Ayrıca, Avrupa Birliği, “Çiftlikten Çatala Stratejisi” çerçevesinde tarımda kimyasal pestisit kullanımını yüzde 50, gübre kullanımını yüzde 20 azaltacak. Organik tarım alanları yüzde 25’e çıkarılacak. Besin, gıda kayıpları yarı yarıya azaltılacak.

 

Biyoçeşitlilik Stratejisi çerçevesinde ise,2030’a kadar tarım alanlarının en az yüzde 10’u yüksek biyoçeşitliliğe sahip alanlar olacak. Çiftlik hayvanları ve su ürünlerinde antibiyotik kullanımı yüzde 50 azaltılacak. En az 3 milyar yeni ağaç dikilmesi sağlanacak.

 

Avrupa Birliği’nin kara ve deniz alanlarının asgaride yüzde 30’unun yasal olarak korunması ve ekolojik koridorların birbirine bağlanması öngörülüyor.

 

Tarım, Kuraklık, Sel ve Felaketler

 

Tarım sektörü açısından değerlendirildiğinde, tarım hem küresel ısınmaya neden olan hem de bundan en çok etkilenen sektörlerin başında geliyor. Büyük ölçüde iklime bağlı bir üretim alanı olan tarımda, değişen hava şartları, aşırı soğuk veya sıcaklar, yağış rejimindeki değişiklikler tarımsal üretimi derinden etkiliyor. Gıda güvencesi bu anlamda tehdit altında.

 

Türkiye açısından bakıldığında, tarımsal üretimin en az yüzde 80’ni yağışa bağlı olarak yapılıyor. Toplam 23 milyon hektar tarım alanlarının 17 milyon hektarında kuru tarım yapılıyor. Yağış olmadığı takdirde veya normalin altında yağış aldığında tarımsal üretim miktar, verim ve kalite açısından zarar görüyor.

 

Son yıllarda en etkili kuraklığın yaşandığı 2007’de, Türkiye, tarımda yüzde 7 küçülme kaydetti. Birçok üründe olduğu gibi, yem üretimi azaldı. Fiyatlar yükseldi ve 1 milyondan fazla süt ineği kesildi. Sonrasında başlayan canlı hayvan ve et ithalatının olumsuz etkileri bugün hala devam ediyor.

 

Türkiye, 2020 yılında da kurak bir dönem yaşıyor. Yağışların normal seviyeden ortalama yüzde 50 daha düşük olması nedeniyle toprak ve su kaynakları olumsuz etkileniyor.

 

 

Kuraklık sadece İstanbul, Ankara ve İzmir’in içme suyu sorunu olarak algılanmamalı. Bu yıl yaşanan kuraklığın ve iklim değişikliğine bağlı hava koşullarının etkisiyle birçok ürün olumsuz etkilendi.

 

Özellikle, bu yıl 15-25 Mayıs tarihlerinde Türkiye, dört mevsimi bir arada yaşadı. İklime bağlı olarak ani hava değişimi, aşırı uçlarda seyreden sıcak, soğuk, don, dolu ve sel felaketleri çok kısa sürede yaşamı ve tarımsal üretimi olumsuz etkiledi.

 

Felaketlerden 50’den fazla il etkilendi. Önce 40 dereceyi aşan aşırı sıcak, sonra -1 santigrat dereceye kadar düşen aşırı soğuk, dolu, don, fırtına bitkisel üretime büyük zarar verdi.

 

Birçok bölgede kuraklık etkili oldu. Yağış olmaması nedeniyle ürünlerde verim kaybı, kalite sorunu ortaya çıktı. Sadece zeytinde verim kaybı yüzde 20’yi aştı. Zeytinde, fındıkta ve diğer bazı ürünlerde hasat yaklaşık 1 ay gecikti.

 

Zeytinde Son 11 Yılın En Düşük Üretimi

 

Bu yıl iklime bağlı hava değişiminden en çok etkilenen zeytinde son 11 yılın en düşük üretimi bekleniyor.

 

Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin 2020-2021 Rekolte Tahmin Raporuna göre, bu sezon dane zeytin üretimi 1 milyon 316 bin 850 ton olacak. Zeytinyağı üretiminin 172 bin 813 ton olacağı tahmin edildi. Bu zeytinyağında son 7 sezonun en düşük üretimi olacak.

 

Zeytin ağacı varlığı geçen yıla göre yüzde 4 artarak, 188 milyon 749 bin ağaca ulaştı. Ağaç sayısındaki artışa rağmen üretimin azalması dikkat çekiyor.

 

Türkiye, 2006-2007 sezonunda 129 milyon zeytin ağacı varlığı ile 1 milyon 766 bin ton zeytin üretimi sağlarken, bu sezon yaklaşık 189 milyon zeytin ağacı ile ancak 1 milyon 316 bin ton zeytin üretebiliyor.

 

İklim Algısı Değişiyor

 

İklim Haber ve Konda’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği, “Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020” araştırması Türkiye’de de iklim değişikliği algısının değiştiğini gösteriyor.

 

Araştırmaya katılanların yüzde 70’i iklim değişikliğinden endişeli olduğunu belirtiyor. Endişeli, çünkü kendi yaşamını da doğrudan etkileyecek noktaya gelindi. Araştırmaya katılanların yüzde 70’inden fazlası hidroelektrik santrallerinin doğaya ve köylüye zararı olduğunu ve kurulmaması gerektiğini belirtiyor. Yüzde 85’inin kesinlikle ormanların, ağaçların kesilmesine, yüzde 76’sının madenlerin ekonomiye kazandırılmasında çevre kirliliğinin göz ardı edilmesine karşı olması birdenbire oluşan bir tutum veya algı değil.

 

Geçmiş yıllardaki araştırma sonuçları da dikkate alındığında, koronavirüsle birlikte iklim değişikliğinin sadece çevre sorunu olmadığı, yaşamın her alanında etkili olduğu algısı da güçleniyor. Tarım konusu öne çıkıyor. Bu nedenle araştırmada en çok yatırım yapılması gereken alan olarak tarım ilk sırada yer alıyor.

 

Koronavirüs Sonrası Tarım ve Gıda

 

Dünyayı sarsan koronavirüs salgını, tarım ve gıda sektörünü de derinden etkiliyor. Üretimden tüketime, ürün deseninden, dış ticarete kadar yeni politikaların uygulanmasını zorunlu hale getiren salgın sonrası tarımda yeni bir düzen oluşacak. Bu konuda önemli adımlar atılıyor.

 

Tarımda kendine yeterlilik ön plana çıkarken, korumacı politikalar, kamu kaynaklı destekler daha etkin kullanılacak. Gıda milliyetçiliği hızla yükseliyor. Ülkeler önce kendi yurttaşlarının gıda ihtiyacını karşılamak için ihracatı kısıtlarken, ithalata yönelik engelleri kaldırıyor.

 

Dünya Ticaret Örgütü ve diğer uluslararası kuruluşlar korumacılığın ticarete olumsuz etkileyeceğini öne sürseler bile, devletler daha korumacı bir tarım politikası ile yerli üretimi destekleyecekler. Bunun ilk uygulamalarını koronavirüs salgınının ilk dalgasında, Mart-Nisan 2020 döneminde gördük. Amerika Birleşik Devletleri tarıma 19 milyar dolarlık ek paket açıkladı. Japonya 5 milyar dolarlık destek paketi uygulamaya koydu.

 

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

 

Rusya’nın başını çektiği Avrasya Ekonomi Birliği 25’ten fazla ürüne ihracat yasağı getirdi. Rusya önce buğday ihracatını yasakladı, sonra kota uygulamasına geçti.

 

Dünyanın en büyük tahıl üreticisi konumuna gelen Rusya, 2020 yılında olduğu gibi 2021’de de buğday başta olmak üzere bazı ürünlerin ihracatını kotaya bağladı. Alınan son karar ile 15 Şubat 2021’den 30 Haziran 2021’e kadar tahıl ihracatı 17,5 milyon ton ile sınırlandırıldı. Buğday ihracatına bu dönem için ton başına 25 Euro vergi uygulanacak.

 

Tarım ve gıdada ticaret kısıtlamaların yoksulların gıdaya erişimini zora sokacağı ve fiyatların artacağı özellikle vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) salgınının açlık krizine dönüşebileceğine dair ciddi uyarılarda bulunuyor.

 

Yeni Trendler

 

Önümüzdeki dönemde ülkeler arasında rekabet tarım ve gıdada yoğunlaşacak. Tarım ve gıdada söz sahibi olmak, güçlü ülke olmanın önemli şartlarından birisi olacak. Bu nedenle tohumdan sofraya kadar olan süreçte her ülke kendi egemenliğini sağlamaya çalışacak. Bireysel bazda da toprağa sahip olmak, üretim yapmak, dikey tarım gibi uygulamalar artacak. Tarımda teknoloji kullanımı yaygınlaşacak. Tarımda teknoloji şirketleri ön plana çıkacak.

 

Koronavirüsün etkisi ile gıdada tüketim alışkanlıkları büyük oranda değişiyor. Ambalajlı gıdalar, konserve ve ev tüketimine uygun kolay ulaşılabilir ve kolay tüketilebilir ürünler tercih ediliyor.

 

Doğru Politikalarla, Türkiye Avantajlı Ülke Olur

 

Bütün bu gelişmeler, yeni trendler değerlendirildiğinde, üretim odaklı, ülke potansiyelini doğru değerlendiren bir politika ile Türkiye, tarımda avantajlı, güçlü ülkelerden birisi olabilir.

 

Türkiye’nin kendisine yeterli olduğu ve dünyada ihracatta söz sahibi olduğu çok sayıda ürün var. İlk akla gelenler, fındık, üzüm, kayısı, incir, limon, mandalina, nar, portakal, mandalina, elma, şeftali, greyfurt, havuç, domates, kabak, biber, hıyar, bezelye, ıspanak, pırasa, lahana, marul, patlıcan.

 

İklimi, biyoçeşitliliği, tarım alanları, ürün deseni ile büyük zenginliğe sahip olan Türkiye hem kendi ihtiyacı olan tarım ve gıda ürünlerini üretebilir hem de başka ülkeleri de besleyebilir potansiyele sahip. Bunun için tarımsal girdilerin temininde, tarımsal desteklemelerde, araştırma-geliştirme, teknoloji kullanımında üretimi ve çiftçiyi destekleyici politikalar uygulanması gerekir. Üretim odaklı tarım politikası ile Türkiye, hem ekonomik sorunlarını aşar hem de yeni dönemin güçlü ülkelerinden birisi olur.

 

Özetle, koronavirüs salgını, iklim değişikliği, kuraklık, felaketler tarımsal üretim ve gıdaya farklı bir gözle bakmayı zorunlu kılıyor. Sağlık çalışanları gibi, tarımsal üretim yapan çiftçiler de pandemi süresince hep işlerinin başında oldu. Halkın gıda ihtiyacını karşılamak için her türlü zorluğa rağmen üretime devam ettiler. Bu süreçte farklı sektörler için birçok destek paketi açıklandı. Tarımla ilgili dişe dokunur bir destek çıkmadı. Yaklaşık 4 milyon hektar ekilmeyen tarım toprağı dururken, 14 hektarlık hazine arazisinin tarıma kazandırılması gündeme getirildi.

 

Çiftçi yıllardır mazot, gübre, tohum, ilaç ve enerji fiyatının çok yüksek olması nedeniyle üretim yapmakta zorlanırken, girdilerin ucuzlatılması, desteklenmesi konusunda somut hiçbir adım atılmadı. Yaklaşık 3 milyon ton tohum kullanılan hububat ve bakliyatta 6 bin ton civarında tohum yüzde 75 hibe desteği ile dağıtıldı. Çiftçi, tarım kredilerinin 1 yıl ertelenmesini talep ederken, sadece Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nden alınan sübvansiyonlu (hazine destekli) kredilerin Mayıs ve Haziran 2020 taksitleri 6 ay ertelendi. Ertelenen krediler büyük oranda Kasım ve Aralık’ta geri ödendi.

 

Koronavirüs önlemleri gündeme geldiğinden beri söylediğimiz gibi tarım ve gıda sektörü için özel destek paketi açıklanmalı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “bir karış tarım arazisi boş kalmayacak” sözü çiftçileri umutlandırsa da uygulamada gereği yapılmadı. Türkiye günü kurtarmak yerine orta ve uzun vadeli plan yapmak zorunda.

 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.