İnterneti Değiştiren Yıl

Covid-19 hakkındaki yanlış bilgileri kontrol altına alma ihtiyacı, 2020’de Facebook ve Twitter’ı hiç istemedikleri bir rolü üstlenmeye itti: Gerçeğin hakemliğini yapmak.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Sosyal medya platformları yıllardır şu konuda oldukça kararlıydı: Bir gönderinin uydurma olması bu gönderi hakkında bir şeyler yapmaları gerektiği anlamına gelmiyordu. Fakat 2020 fikirlerini değiştirdi.

 

Twitter Mayıs ayı sonunda ilk kez, Birleşik Devletler Başkanı’nın bir tweetini potansiyel olarak yanıltıcı olarak sınıflandırdı. Donald Trump, asılsız bir biçimde, posta yoluyla oy kullanmanın Kasım ayında yapılacak seçimi hileli hale getireceğini öne sürmüş, Twitter bu paylaşımda kullanıcılara “gerçekleri öğrenme”lerini söyleyen bir uyarı eklemişti. Aynı gün, Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg, Facebook’un farklı bir politikası olduğunu ve teknoloji şirketlerinin insanların çevrimiçiyken söylediklerinin gerçek olup olmadığının hakemliğini yapmaması gerektiğine güçlü bir biçimde inandığı konusunda güvence vermek için Fox News’e çıkmıştı.

 

Kasım ayı geldiğinde, oy verme işleminin sonlanması ve yarışın Biden lehine dönmesi arasında geçen zamanda, Trump’ın Facebook sayfasının çoğu ve Twitter gönderilerinin üçte birinden fazlası uyarı etiketleri ve bilgi teyitleri ile sıvanmıştı. Yedi ay önce Trump’ın bir tweetindeki bu ilk etiket önemli bir olaydı. Şimdiyse tümüyle sıradan. 2020 yılının interneti dönüştürme biçiminin çarpıcı bir göstergesi.

 

Koronavirüs salgınıyla dönüşen pek çok  alandan biri de internetin kendisi oldu. Platformlar, sosyal medya çağında benzeri yaşanmamış bir halk sağlığı krizi karşısında, Covid-19 hakkındaki yanlış bilgilendirmeleri saf dışı bırakma konusunda alışılmadık bir biçimde cesurdu. Sırf yalan olduğu için bir gönderiyi kaldırmaya yönelik alışıldık isteksizlikleri yerine agresif ve ezici eylemlerinin çığırtkanlığını yapıyorlardı. Bunun için ödüllendirildiler: Mart ayında yaklaşık bir hafta kadar, şirketlerin bilindik eleştirmenlerinin bazıları yeni keşfettikleri sorumluluk duygusunu alkışladılar. Bazıları güçlü internet devlerine yönelik “techlash”in (teknoloji karşıtı tepki) son bulduğunu öne sürdüler.

 

Bu heyecan sonlanmadı; fakat ana akım platformlar buradan kullanıcıların paylaşımlarının içeriğinin sosyal zarara yol açabileceği durumlarda giderek daha fazla vakaya agresif bir biçimde müdahale etmeleri gerektiğini çıkardılar. Eylül ayında Amerika’nın batısındaki yangınların kontrol altına alınamadığı zamanlar Facebook ve Twitter yangınların sebeplerine ilişkin asılsız iddiaları kapattı. Oysa bu platformlar, yılın başlarında Avustralya’nın büyük bir kısmı alevler içinde kaybolduğunda aynısını yapmamıştı.

 

Twitter, Facebook ve YouTube, yaygınlaşan, tutarsız ve durmadan değişen bir komplo teorisi olan QAnon’a, sınırlarını belirlemek güç olmasına rağmen, müsamaha göstermekten vazgeçip sert davranmaya başladı. Bu eylemler bir domino etkisi yaratıyor; podcast platformları, isteğe bağlı fitness şirketleri ve diğer web siteleri QAnon gönderilerini yasakladılar. Nihayetinde tüm içerik platformlarına içerik denetimi gelecek ve platformlar bunu her zaman olduğundan çok daha hızlı bir biçimde anlamaya başlıyor.

 

 

2016’dan bu yana işlerin nereye vardığını açıklığa kavuşturmak istercesine, hem Facebook hem Twitter seçimden sadece haftalar önce Hunter Biden hakkında New York Post’ta yayınlanan bir makalenin yayılmasını sınırlamak için alışılmadık derecede hızlı bir biçimde harekete geçti. Haberin doğruluğu herhangi bir üçüncü tarafça kontrol dahi edilmemişken, yayılmasını sınırlamak üzere müdahalede bulunan bu bekçiler önemli bir basın kuruluşunun editöryel kararını kendi kararlarının gölgesinde bıraktılar.

 

Sosyal medya platformları yöneticilerinin ilk günlerindeki, sorunlu ifadelerle mücadele etmenin en iyi yolunun daha fazla konuşmak olduğu konusundaki naif iyimserliği geride kaldı. Teknoloji patronlarımız biraz vicdan muhasebesi yaptılar. Reddit’in CEO’su Steve Huffman Haziran ayında platformunun politikalarının revizyonuna dair bir piar turunda şöyle demişti: “Bir Amerikalı olarak değerlerim ile ifade ve düşünce özgürlüğüne ilişkin değerlerim ve kendi ahlaki değerlerim ile şirketin ahlaki değerleri arasında denge kurmak için mücadele verdiğimi kabul etmeliyim.”

 

Hiçbir şey bu değişimi, Facebook’un ,ve kısa bir süre sonra Twitter’ın, Ekim ayında Yahudi Soykırımı’nın inkarını yasaklamaya başlama kararı kadar düzgün bir şekilde sembolize edemez. Zuckerberg neredeyse tam olarak bir yıl öncesinde, Georgetown Üniversitesi’nde “ifade özgürlüğü savunuculuğu”ndan gurur duyarak kendini ifade özgürlüğüne adadığını geniş çapta duyurmuştu. Tam anlamıyla Nazizmin bile güçlü bir şekilde korunması Amerika’nın ifade özgürlüğü istisnailiğinin en ünlü simgesidir. Ancak bundan bir yıl ve bir salgın sonra, Zuckerberg’in düşüncesi ve bununla beraber de dünyanın en büyük ifade platformlarından birinin politikası değişmişti.

 

Bu evrim sürüyor. Facebook bu ayın başlarında Covid-19 aşılarına ilişkin asılsız iddiaları sadece etiketlemek ya da düşük derecelendirmekle kalmayıp, onları kaldırma konusunda YouTube ve TikTok gibi platformlara katılacağını duyurdu. Bu oldukça açık bir hamle olarak görünebilir. Zira virüs sadece ABD’de 315,000’den fazla kişinin ölümüne yol açtı ve aşılara ilişkin yanlış bilgilendirmenin yaygınlığı online ifadenin en zararlı biçimlerinden biri olabilir.

 

Facebook şu ana kadar herhangi bir siyasal geri tepme konusunda temkinli olmuş, daha önce aşı karşıtı içeriği kaldırmayı reddetmişti. Salgın tamamen bitaraf olmanın imkansızlığını da gösterdi. İçeriğin derhal kaldırılmasının yanlış algıyı düzeltmenin en iyi yolu olup olmadığı açık olmamakla birlikte, Facebook ve diğer platformlar, en azından mevcut krizde, açıkça insanları öldürebilecek bilgileri besleyen kurumlar olarak görünmek istemediklerinin işaretini vermek istemektedir.

 

Platformlar büyürken elde ettikleri güçler sayesinde daha da rahatladıkça, gönderileri alt sıralara indirmenin ya da bırakmanın ötesinde seçenekleri olduğunun farkına varıyor. Facebook seçim yaklaşırken uyarı etiketlerine ilaveten yanlış bilgilendirme akışını durdurmak için “acil durum” önlemleri aldı. Algoritmasını güvenilir kaynakları haber akışında yukarı itecek ve siyasal ya da sosyal konular çevresinde oluşan gruplara katılma önerilerini kapatacak biçimde ayarladı. Facebook şimdi bu adımların bazılarını iptal etti; ancak bu durum gelecekte insanların böyle bir araç kutusunun var olduğunu unutmalarını sağlayamayacak.

 

Twitter, üzerinde daha çok düşünülmüş paylaşımlara teşvik etmek için seçimle ilgili bir dizi değişikliği koruyor ve hatta genişletiyor. Youtube, salgından önce bile öneri algoritmasını sınırda ve zararlı içeriğin yayılmasını azaltacak biçimde düzenlemeye başlamıştı ve kullanıcılarını saldırgan sayılabilecek yorumlarını göndermeden önce düşünmeye teşvik etmek için hatırlatma pencereleri gösteriyor.

 

ABD temelli platformların küresel piyasalarda bulunmalarının yan ürünlerini gözardı etme olasılığı uzun zamandır yüksek. Fakat bu eğilim de 2020’de tersine dönmeye başladı. Twitter Brezilya Başkanı Jair Bolsonaro ve Venezuela Başkanı Nicolas Maduro’nun tweetlerini Covid-19 politikalarını ihlal ettiği gerekçesiyle kaldırdı. Facebook, Myanmar’daki seçim sırasında hile yapıldığına ilişkin tartışmalı iddiaları etiketlemek de dahil olmak üzere, seçime özel bir politika kanalı açtı. Aralık ayı başında Twitter ilk kez, BuzzFeed’in “yanlış bilgi yayınlamak konusunda adı çıkan” diye tanımladığı önemli bir Hint siyasetçinin tweetine bir uyarı etiketi koydu. Çıta bunun gibi adımların ilerleme olarak değerlendirilebilmesini sağlayacak kadar aşağıda.

 

Platformlar, oluşmasına yardım ettikleri gereksiz gürültünün gecikmeli olarak farkına vardıkları ve onlara dikkat çekmeyecek etiketler ekledikleri oldukları için övgüyü hak etmiyorlar. Sosyal medya şirketleri hala Birleşik Devletler dışındaki pazarlara ve İngilizce dışındaki dillere çok az ilgi gösteriyor ve kaynak ayırıyor. Yanlış bilgilere konan uyarı etiketleri bazı yorumcuların biraz daha iyi hissetmelerini sağlayabilir; ama etiketlerin asılsız bilginin yayılmasını kontrol altına alma konusunda gerçekten işe yarayıp yaramadığı henüz bilinmiyor.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Facebook çalışanlarının yanlış bilgilendirme konusunda daha fazlasının yapılabileceğini ve yapılması gerektiğini bildiklerini; ancak üst düzey yetkililerin fikirlerini veto ettiğini ileri süren haberler yayınlanıyor. YouTube, platformunda seçim sonuçlarına ilişkin yanlış bilgilendirme akışını yavaşlatmak için belirli belirsiz hareket etti.

 

Bu kompleks sistemlerin temel saydamlığı olduğu gibi duruyor. İnternet platformları yeni politikalarını duyurduğunda onların bunu tutarlı bir biçimde yapıp yapamayacakları ve yürürlükte tutup tutmayacaklarını değerlendirmek her zaman zor olmuştur. Esas itibarıyla şirketler kendi çalışmalarına not veriyorlar. Ancak dışarıdan bölük pörçük anlaşılabilen, sıklıkla başarısız olduklarıdır.

 

Platformlar, son bir kaç yılda içerik denetimi konusunda çalışan kişi sayısını artırmış olsalar da salgın başladığında yoğun çalışan bu yüklenicilerin pek çoğu, eve gönderilmeden önce de aşırı derecede yorgun düşmüştü ve tam kapasite ile çalışmaları mümkün değildi. Platformlar kurallarına aykırı içerikleri yakalamak için yapay zeka da kullanıyor ve yayınladıkları şeffaflık raporları oldukça yüksek “proaktif tespit oranı”yla övünüyor; ancak bu araçlar kırılgan ve sıklıkla yanılıyor.

 

Eğer 2020 platformlara nihayetinde daha kapsamlı içerik denetimine ihtiyaç duyduklarını açık bir şekilde gösterdiyse, içerik denetiminin kaçınılmaz sınırlarını da gözler önüne serdi. Bazı platformlar zararlı içeriğe karşı sıkı önlemler almışken diğerleri bunu bir fırsat olarak gördü ve kendilerini, haksızlığa uğramış olan kullanıcılar için “serbest konuşma özgürlüğü” sığınakları olarak pazarladı. Hakikaten, bazı platformlarca kaldırılmış olan içerik bu bahsettiğimiz diğer platformlarda akmaya ve yayılmaya başladı.

 

Bir internet platformunda düşük derecelendirme, etiketleme ya da içerik silme, her şeyden önce bu içeriğin gönderilmesine neden olan sosyal ya da siyasal koşullar üzerinde düşünmeye sevk etmiyor. Hatta en güçlü platform bile hiçbir zaman diğer yönetim kurumlarının kusurlarını tamamen telafi edemeyecek ya da tüm medya ekosistemi ona izin vermeye hazır ve istekliyken bu özgür dünyanın liderinin alternatif bir gerçeklik inşa etmesini engelleyemeyecek. Renée DiResta’nın geçtiğimiz ay The Atlantic’te yazdığı gibi, “yanlış bilgilendirme teminini azaltmak, talebi ortadan kaldırmıyor.”

 

Tüm bunlara rağmen bu yıl gerçekleşen olaylar, sadece halihazırda varlar diye platformlara ilişkin hiçbir şeyin doğal, kaçınılmaz ya da değişmez olmadığını gösterdi. Ne olabileceklerine ve toplumda nasıl bir rolleri olacağına dair olasılıklar herhangi bir sabit teknolojik sınırlamadan daha çok hayal gücü ile sınırlı ve bu şirketler denemeye her zaman olduğundan daha istekli görünüyor.

 

Bu yazı, 28 Aralık 2020 tarihinde The Atlantic sitesinde yayımlanmış olup, Evrim Yaban-Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.