İntiharın Yeniden Sosyolojik Analizi

Toplumsal hayatın karmaşık ve çok katmanlı doğasından kaynaklı sosyal olguların sonuçlarının nerede ve ne zaman ortaya çıkacağı kestirilemez. Bu nedenle sosyolojik bir değerlendirmeye karşı “Neden Enes Kara intihar etti de diğerleri intihar etmedi” sorusu iyi düzenlenmemiş bir trafik sisteminde “Neden ben kaza yapmazken diğerleri yapıyor” sorusu gibidir.

Türkiye, neredeyse her hafta bir şekilde basına yansıyan intihar haberleriyle sarsılıyor. En son yeni yılın ilk günlerinde Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın intiharı herkesi derinden etkiledi. Kara, geriye bıraktığı video ve ona ait olduğu iddia edilen veda mektubu ile kamuoyunda çok boyutlu tartışmalara yol açtı ve ülkenin güçlü siyasal fay hatlarını harekete geçirdi. Ne var ki konunun ele alınış biçimlerinde (bu yazıda yanlış siyasallaşma ve psikolojikleştirme olarak adlandırılan) hatalar görülmektedir.

 

Alternatif olarak bu yazı, Enes Kara olayını sosyolojik teorinin imkânlarına yaslanarak anlamaya çalışmaktadır. Enes Kara’yı intihara sürükleyen üç sosyolojik dinamik olarak modern kurumsallaşmanın makineleştirici, yabancılaştırıcı etkisi, yeni liberal ekonomi politikalarının bireyleri piyasanın talepleri karşısında korunaksız hale getirmesi ve toplulukçu kültür mensuplarının bir tehdit olarak gördükleri bireyselleşme ve anlamın çoğullaşmasına karşın aşırı ahlakçı kontrolü tartışılmaktadır. Sosyolojik metinlere aşina olanlar yazıdaki teorik atıfların hangi düşünürlere ait olduğunu rahatlıkla kavrayacaktır.

 

Teorik Zemin

 

Öğrenen, yorumlayan ve eyleyen bir varlık olarak insan temelde ikili bir yapıdadır (homo-duplex). Bir yönüyle insan dış dünyadan öğrenir, kültürel kurumsallaşmaları benimser veya yorumlar. Diğer yönüyle ürettiği an itibarıyla kendisinden bağımsızlaşan kültürel sembolleri dış dünyaya sunar. Şahsa dair özelliklerin tümü olarak kişilik, insanın şahsi benliği ile toplumsal etkileşim alanı arasındaki gerilimli ilişkide oluşur. Kültürel kurumsallaşmaların (sembolik sistemler, rutin ve ritüeller) insana sunduğu sürekli ve anlamlı bilinç durumuna karşı insan, özgürlük arayışını sürdürür. Öte taraftan bu özgürlük arayışına rağmen kendisini anlamlı hissedeceği güvenli ağlara ihtiyaç duyar. Bireysel özgürlük arayışı ile güvenli topluluk ağları, karşıtlık içerisinde değil birbirini tamamlayan bir ikilik olarak görülmelidir.

 

Geleneksel kültürel kurumsallaşmaların egemen olduğu topluluk ilişkileri içerisinde insana radikal bir sorgulamaya girmeksizin hayatını sürdüreceği anlam kalıpları sunulur. Ancak toplumsal farklılaşma, yoğunlaşma ve etkileşimlerin hızlanması (teknik anlamda iletişim ve ulaşım araçlarının gelişimi) nedenleriyle farklı anlam dünyaları arasındaki karşılaşmalar artar, yerleşik anlam kalıpları sorgulanır hale gelir. Bu temelde özgürlük arayışı güçlenir. Geleneksel karşıtı (modern) toplumsal durumda yaygın toplumsal ilişkilerin sürdürülebilir olması için her şeyin ölçülebilir kılınması, sistemleştirilmesi ve kurumsallaşması gerekir. Mekân uzunluk ölçüleri ile, zaman saat ile, kültürel ürünlerin mübadele değeri para ile ölçülebilir kılınır. Toplumsal ilişkiler soyutlaştığı ölçüde sertleşerek gündelik hayat tümüyle bürokratikleştirilir.

 

Gündelik hayatın bürokratikleşmesi geçtiğimiz yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Ne var ki modernlik tamamlanmış bir süreç değildir ve her dönem kendi modernliğini sunar. Günümüz modernliği yeni liberal ekonomi politikaları ve kültürüyle analiz edilmelidir. Çağımızda ekonomik anlamda insanın kendisini güvende hissedeceği her türden bürokratik örgütlenme tasfiye edilerek insanlar piyasa karşısında yalnızlaştırılır. Böylelikle sürekli olarak çalışanlardan performanslarını ve iş alanındaki niteliklerini artırmaları beklenirken çalışanların sermaye karşısında bir pazarlık şansı kalmaz. Devlet sosyal yönünü törpüler ve hatta sermayenin çıkarları doğrultusunda sorun çıkarabilecek mesleki birlikleri zayıflatan politikaları benimser. Bir dizi tarım politikaları ile kırsal ekonomiyi parçalar, göçü cazip kılacak kentleşme ve ulaşım politikaları benimser, kentlerde üretime her an katılabilecek vasıfsız bir işgücünü toplamış olur. Sosyal desteğin maliyetinden kurtulmak adına bu alanı sivil topluma, aile gibi küçük birliklere bırakır.

 

Yeni liberal kültür ise anlamı aile, akrabalık sistemleri ve topluluk faaliyetleri yerine kişinin kendisinde aramasını öğütler. Kişisel gelişimcilik, kariyerizm, kişinin kendisini keşfetmesine yönelik mistik etkinlikler, bedenin kişiye dair bir sergi nesnesine dönüştürülmesi ve risk alarak başarıya ulaştığını iddia eden kimselerin hayat hikâyelerinin görsel paylaşımlar yoluyla yayılması yeni liberal kültürün bazı görüngüleri olarak kabul edilebilir. Yeni liberal kültür bu temelde yoksulluk, kötü eğitim, kalitesiz yaşam gibi durumları bireysel başarısızlıklara, “yeterince istememiş” olmaya bağlar. Sonuç olarak insan artık yalnızdır ve onu zor zamanlarında kendisinden başka kurtaracak kimsesi kalmamıştır.

 

Makineleştiren Modern Eğitim Kurumları

 

Enes Kara’nın videosunu klasik ve yeni medya aygıtlarında ele alanlar sıklıkla siyasal İslamcılık-sekülarizm gerilimi üzerinden bir tercihte bulunmaktadır. Oysa Enes Kara hem videosunda hem de ona ait olduğu iddia edilen veda mektubunda hayatı boyunca sürekli çalışmak ve başarılı olmak zorunda kaldığından söz etmektedir. Yukarıda her şeyin ölçülebilir kılındığına dair tezden anlaşılabileceği üzere öğrencilerin başarıları da notlar ve sınav puanlarıyla ölçülebilir kılınmakta ve öğrencilerin yaşamları bu değere indirgenmektedir. Modern çalışma ve eğitim hayatı bu temelde kurumsallaşmıştır. Öğrenci kendisini başarı düzeyini sürekli artırması gereken bir makine gibi hisseder. Bu yeni bir durum olmadığı gibi, bu soyut ve bürokratik kurumsallaşmaya yönelik protesto hareketleri de yeni değildir. Üniversitelerde her dönem eğitimin makineleştirici ve insani gerçekliğe karşı yabancılaştırıcı niteliğine dair ya kitlesel, aktivist ve yıkıcı temelde ya da birtakım bireysel kaçışlar (eğlence, doğaya yöneliş, bağımlılık vd.) temelinde protestolar gerçekleşmiştir. Bu bağlamda intihar girişimi bir yardım çağrısı olarak anlaşılacağı gibi bir protesto olarak da anlaşılabilir.

 

Piyasa Karşısında Korunaksız Hale Gelen Birey

 

Enes Kara videosunda doktorların yaşadıkları sorunlara dikkat çekmektedir. Doktorluk mesleği geçmiş dönemlerdeki saygınlığını yitirmektedir. Yeni liberal dönemde sağlığın görevi hayatta tutmaktır. Doktor, şifa dağıtmaz. Gündelik hayatın bürokratikleşmesi nedeniyle oluşan eğitim ve iş rutinlerinin aksamasını engelleyecek ilaçlar verir. Doktorlar da bu işleyişte birer teknik görevli olarak kurgulanırlar. Sağlık alanı özel bir hizmet olarak görülmekte ve sağlık çalışanlarının niteliği sayısal değerler üzerinden ölçülmektedir. Türkiye’de de doktorlar kurgulanan performans sistemlerinden rahatsızlıklarını her fırsatta dile getirmektedir.

 

Doktorluk gibi geçmiş yıllarda saygın görülen pek çok meslek parıltısını kaybetmiştir. Bir dönem Türkiye’nin kalkınmasında kendisini öncü rolde gören mühendisler artık asgari ücret karşılığında çalışan bir ofis personeli konumundadır. Avukatlar işe alındıkları bürolarda çay servisi ve temizlik yapmaktadır. Mahalli idare amiri olma gayesiyle siyasal bilimler mezunu olan genç, alışveriş merkezlerinde satış danışmanı olmaktadır. Kimilerince Türkiye’de artan üniversite sayısı veya yeni açılan üniversitelerin yanlış yapılandırılması bu sorunun temeli olarak görülebilir. Ancak bu durumun derinleşen gelir uçurumu ile ilişkili küresel bir olgu olduğu göz ardı edilmemelidir.

 

Enes Kara, doktorların insancıl koşullarda çalışmadığını ifade ederek yoğun emek faaliyeti talep eden piyasa karşısında onların çaresizliğini vurgulamaktadır. Peki, doktorlar neden bu koşullarda çalışmaya razı olur? Burada yeni liberal politikaların uygulanmasında bir aygıt olarak devlet devreye girmektedir. Birey ile piyasa arasında bir denge ve direniş mekanizması konumundaki mesleki birlikler devlet eliyle uysallaştırılır. Bu analizden eğitim ve sağlık hizmetlerini belirli bir ücret karşılığında sunan özel sektöre yönelik bir muhalefet olduğu çıkarımı yapılmamalıdır. Eleştiriye tabi tutulan devletin denetim ve yaptırım gücünü piyasaya karşı askıya alarak piyasanın taleplerinin önünü açacak uygulamalarda bulunmasıdır.

 

Devlet, yeni liberal politikaların uygulanması konusunda gösterdiği hassasiyeti sosyal devlet politikalarında göstermez. Yoksullara destek sağlayan ve yoksulluğu engelleyen bürokratik mekanizmaları tasfiye ederek bu sorumluluğu sivil topluma havale eder. Kırsal ekonominin parçalanması, yeni liberal kentleşme anlayışının da etkisiyle geleneksel güvenlik ağlarının (akrabalık sistemleri, komşuluk, mahalle) zayıflaması nedenleriyle piyasa karşısında korunaksız hale gelen ve yoksullukla mücadele eden insanlar cemaatlerin güvenli ağlarına dahil olurlar. Bu durum her türden modern cemaat girişimi için bir örgütlenme imkânı sunar. Ancak halihazırda yoksullar arasında yardımlaşma-dayanışma faaliyetlerini anlam dünyaları ile uyumlulaştırmış İslami cemaatlerin kültürel etki alanını daha fazla genişletmesini sağlar.

 

Aşırı Ahlaki Kontrol

 

Girişte de ifade edildiği üzere insan, bireysel özgürlük arayışı ve güvenli topluluk ağlarının sağladığı anlam arasında ikili bir varlıktır. Bu ikisi birbiri yerine ikame edilebilir nitelikte değildir. Modern eğitim ve çalışma hayatının yabancılaştırıcı etkisi ve piyasanın kuşatıcı talepleri karşısında günümüzde ihtiyaç duyulan insanların kendilerini güvende hissedecekleri anlamlı ağlardır. Anlamlı ağlar sürekli ilişkilerdir. Burada ilişkiler yakın, samimi ve duygusaldır. Arkadaş grupları, aile, komşuluk, her türden (siyasi, dini, akademik) cemaat anlamlı ağlara örnektir. Ne var ki bu ağların anlamı bütünlükçü ve hiyerarşik tarzla sunma çabası, kişisel benliğin yok edildiği baskıcı bir ortam yaratır. Böylesi bir ortamda kişiden sadece mevcut sembollere saygı göstermesi, öğretilen ritüelleri uygulaması beklenir. Böylesi bir toplumsal ağ, güvenli ve anlamlı olma özelliğini kaybetmiştir. Modern anlam çoğulculuğu karşısında sadece ahlaki kontrol işlevini üstlenmektedir.

 

Enes Kara’nın içinde bulunduğu ortama uyum sağlayamayan birisi olduğu ilgili cemaat tarafından da fark edilmiştir. Ancak Kara’nın ifadelerine dayanılarak ona kısmi bir özgürlük alanı açılmadığı görülmektedir. Salgın koşullarında çevrimiçi eğitim nedeniyle bir arkadaşlık ağı da kuramamıştır. Bu durumda ailesinden beklentisinin de gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Hem Enes Kara’nın beyanlarından hem de ebeveynlerinin basına yansıyan açıklamalarından ailenin toplulukçu bir yapıda kültürlendiği oldukça açıktır. Pek çok muhafazakâr aile gibi çocuklarının farklı anlam dünyalarının etkisi altına girmesini istememektedirler. Ne var ki farklılaşma ve etkileşimlerin bu derece hem yoğunlaştığı hem de hızlandığı bir toplumsal durumda çocukların bütünlüklü bir anlam dünyası tarafından kuşatılmasını beklemek zorlayıcı bir çabaya dönüşür. Aşırı ahlaki kontrol, özgürlük alanını tümüyle yok ettiği gibi bireye anlamlı ve güvenli ağlar da sunmaz.

 

Temel İki Sakınca: Yanlış Siyasallaştırma ve Psikolojikleştirme

 

Yukarıda gerçekleştirilen analiz, yeni liberal politikaları ve onun uygulayıcılarını sorumlu tutması nedeniyle siyasaldır. Yanlış siyasallaştırma ile ifade edilen konunun kısır tartışmalara çekilmesidir. Enes Kara intiharının yanlış siyasallaştırılması ve bu vakanın siyasal İslamcılık-sekülarizm gerilimine sıkıştırılması bir dizi yanlış sonuca yol açacaktır. Birincisi Enes Kara’nın açıklamaları tümüyle bahsi geçen cemaatle ilişkili değildir. Kara, hayatı boyunca başarılı olmak için çalışmasından ve geleceksizlik korkusundan da yakınmaktadır. İntiharın tek veya temel nedenini İslami cemaatler olarak göstermek, kimi partiler için verimli bir argüman alanı olarak görülse de bu yönde bir analiz sanki İslami cemaatlerin faaliyetleri kolluk ve yargı gücüyle sınırlandırıldığında sorunlar çözülecekmiş algısı oluşturmaktadır. Bu metinde gösterilmek istenen daha derin katmanlarda yeni liberal politikaların olduğudur. Benzer şekilde ilgili intiharın nedenini ateizm olarak görmek hükümet politikalarının ve muhafazakârlığın yeni liberal politikaların uygulayıcısı olma işlevinin sonuçlarının tartışılmasını engeller.

 

İkinci sorun, tüm İslami cemaatlerin aşırı kontrolcü olarak tanıtılmasıdır. Bu şekilde örgütlenmiş cemaatler olduğu gibi daha esnek veya sadece dine dair bilgilendirme amacıyla faaliyet yürüten İslami cemaatler de bulunmaktadır. Tüm İslami cemaatleri tek bir çuvala doldurmak şu türde sonuçlara yol açabilir: Din hizmetlerini devlet tekelinde birleştirerek dinin tümüyle devletin elinde ideolojik bir aygıta dönüşmesi veya tam aksine İslam karşıtı bir propagandanın yaygınlaşarak kendisini İslam ile anlamlandıran kimselerin baskılanması.

 

Üçüncü sorun ise bireyselleşmenin yarattığı gerilimler karşısında insanın ihtiyaç duyduğu güvenli ve anlamlı ilişkileri sunan bir olgu olarak cemaatin itibarsızlaştırılmasıdır. Devlet insanları yoksulluktan kurtaracak ve yoksullaşmalarını engelleyecek mekanizmaları bir sosyal hak olarak sunmalıdır. Ancak insan, kültürel ihtiyaçlarını karşılamak için güvenli ve anlamlı ağlar olarak bir cemaate ihtiyaç duyar. Bu üniversitedeki bir kulüp faaliyeti, bir siyasi partinin gençlik kollarına üye olmak veya dini metinlerin analiz edildiği bir okuma halkası olabilir.

 

Olayın analizinde yanlış siyasallaşmadan daha sakıncalı bir yaklaşım, meselenin tümüyle psikolojikleştirilmesidir. Psikolojikleştirmeden kast edilen bireysel gerilimleri sosyal bağlamından soyutlayarak analiz etmektir. Bugünün egemen toplumsal durumu bireyselleşmedir. Bireyselleşme herkesin kendi başına istediği kararları verebiliyor olması demek değildir. Bireyselleşme, aşırı işlevselleşmeye dayalı ve soyutlaşmış toplumsal örgütlenmenin sonucudur. Ancak bu, bireylerin toplumsal dönüşümlerin veya gerilimlerin etkilerinden muaf olduğu anlamına gelmez. Artık toplumsal meselelerin sonuçlarının bireysel alanlarda aranması gerektiği anlamına gelir.

 

Enes Kara intiharının psikolojikleştirmesi, kurumsal etkilerin göz ardı edilmesine neden olur. Zira yeni liberal kültür bireysel başarısızlıkların veya bunalımların temelinde bireysel hataları ve kötü çevresel etkileri gösterme çabasındadır. Bu şekilde her şeyin niceliksel bir değere dönüştürüldüğü, anlamlı ağların parçalandığı, bireyin piyasa karşısında yalnızlaştırıldığı, eşitsizliği süreklileştiren kurumsal ilişkiler göz ardı edilir. Eşitsizliği üreten mekanizmaların ve bunun kendisini bireysel gerilimlerde gösteren sonuçlarının sorgulanması yerine kişisel gelişim programları, yaşam koçu türünde uzmanların desteği, sertifikalandırılmış eğitimlere katılım tavsiye edilir. Aslında bu faaliyetler de birer tüketim alanına dönüşmüş durumdadır ve sadece insanların bir kısmı bu tüketimi gerçekleştirebilecek imkânlara sahiptir.

 

Toplumsal hayatın karmaşık ve çok katmanlı doğasından kaynaklı sosyal olguların sonuçlarının nerede ve ne zaman ortaya çıkacağı kestirilemez. Bu nedenle sosyolojik bir değerlendirmeye karşı “Neden Enes Kara intihar etti de diğerleri intihar etmedi” sorusu iyi düzenlenmemiş bir trafik sisteminde “Neden ben kaza yapmazken diğerleri yapıyor” sorusu gibidir. Son birkaç yıldır artan intihar vakaları ve İslami cemaatlerde vuku bulan adli olaylar gibi bireysel gerilimlerde açığa çıkan Türkiye’nin pek çok sosyal meselesinin değerlendirilmesinde kişilere deli, hasta, sapık gibi damgalar vurmak veya bazı anlam dünyalarını sorumlu ilan etmek yerine sosyolojik teorinin birikiminden faydalanmak daha bütünlüklü sonuçlara ulaşmaya imkân sağlayacaktır.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.