Irak Kürdistanı’nın Otoriterliğe Yönelimi

Gazeteci ve aktivistlerin tutuklanıp hüküm giymesi, iki aşiretin egemenliğindeki bir yönetime dair endişeleri yeniden gündeme getirdi.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Altı polis arabası Irak Kürdistan bölgesinin başkenti Erbil yakınlarındaki evinin önünde durduğunda Sherwan Sherwani’nin kabusu başlamıştı. En az on polis zorla eve girdi, 38 yaşındaki bağımsız gazeteciyi evinin üst katına kadar kovaladı ve sonunda kafasına bir silah dayayarak hareket etmesini engelledi. Daha sonra gözaltına alınan bu adam bölgenin başbakanı tarafından casuslukla suçlandı.

 

Sherwan Sherwani’nin 7 Ekim’de, biri sekiz diğeri on iki yaşındaki iki çocuğunun yanında gözaltına alındığına tanık olan eşi Rugash Izzadin Muhaeiddin gözaltına alınma sürecini “korkutucu ve zalimce” olarak tanımladı. Eşinin tehlikeli bir işi olduğunu bildiğini söyledi. Neredeyse 15 yıl, Irak’ın yoğunluklu olarak Kürtlerin yaşadığı bölgesinde yarı otoriter bir yönetim biçiminde gücü elinde bulunduran Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni (KBY) eleştiren makaleler yazmıştı.

 

Sherwan eşinin yazmayı bırakması konusundaki yakarışlarını başından savmıştı. Sherwani, ailesinin Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yönetimine destek verme geleneğini yok saymış, yönetim karşıtı protestoları, insan hakları ihlalleri iddialarını ve yetkililerin hukuksuz bir biçimde toprak gasbında bulunduğuna ilişkin haber yapmayı sürdürmüştü. “[Yetkililer] kendilerinin ifadesiyle uzun bir süredir bu suçlara [Sherwani’nin eleştirileri] ilişkin bilgi topluyordu” diyor bir ekonomi öğretmeni olan Muhyiddin.

 

Sherwani, Ekim ayında kuzeybatı Kürdistan’da gözaltına alınan ve tutuklanan beş kişiden biriydi. Bu beş kişinin ortak noktası 2020 yılında kamu hizmetlerinde çalışanların maaşlarının ödenmemesine ilişkin yönetim karşıtı protestoların örgütlenmesinde rol almak ya da bunları haber yapmaktı. Hepsi daha sonra ulusal güvenliğe tehdit oluşturmakla suçlandılar. Şubat ayında aleyhlerindeki davalar başlamadan önce, KBY Başbakanı Mesrur Barzani gazetecilere tutukluların “ne gazeteci ne de aktivist” olduklarını söyledi. “Bir kısmı ajandı ve diğer ülkeler için casusluk yapıyordu.”

 

Gözaltına alınanların beşi de, birbiri ardına çıkarıldıkları, İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından “adil yargılanma standartlarının ciddi bir biçimde ihlalinin yanı sıra üst düzeyde siyasi müdahale” söz konusu olduğu gerekçesiyle kınadığı, duruşmalarda ajanlık yapmaktan silahlı mücadele örgütlemeye çalışmaya kadar çeşitli suçlardan altı yıl hapis cezasına mahkum edildiler.

 

Casusluk suçlaması, sanıklar ile Alman ve ABD’li yetkililerinin yanı sıra Amerikalı avukatlar arasındaki ilişkiye ve protestolar hakkında bilgi paylaşmak üzere beş kişinin kullanmış olduğu bir sosyal mesajlaşma grubuna dayanıyor. Bağdat’ta bulunan ABD Büyükelçiliği “[davayı] yakından takip ettiklerini” söyledi ancak cihatçı grup IŞİD’in hakkından gelmede oldukça önemli bir yeri olan bölgesel müttefikine yönelik eleştirilerini bir yere vardırmadı.

 

Mahkumiyet kararları uluslararası alanda biraz kınamaya neden olduysa da bölgenin batısında Barzaniler ve doğuda Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) kontrolünü elinde tutan Talabaniler olmak üzere, iki ailenin egemen olduğu yarı devlet bir yapılanmanın otoriterliğe sürüklenmekte olduğuna ışık tutuyor. Bu ailelerin nüfuzu, 5 milyon nüfuslu, petrol kaynakları bakımından zengin olan Irak Kürdistanı’nın iş ve güvenlik aygıtlarının derinliklerine uzanıyor.

 

Geçen hafta görülen ve KBY’nin yargının hükûmetten bağımsız hareket ettiğinde ısrar ettiği temyiz duruşmasında mahkumiyetler onandı. Ancak KBY’ye karşı eşine az rastlanır bir kamusal öfke gösterisinde, Erbil’de bulunan Almanya konsolosluğu temyiz kararını ağır bir biçimde eleştirdi.

 

Konsolosluk, “Gazeteci [ve] aktivistlerle serbestçe fikir alışverişinde bulunmak [bir] diplomatın ve aynı zamanda @GermanyInKRI’nin günlük işinin ayrılmaz bir parçasıdır” ifadesine yer veren bir tweet attı. “Mahkemenin bugünkü referansı” — Almanya’dan yetkililerle buluştukları suçlaması — “absürttür [ve] [Almanya] ve [KBY’nin] yakın ve dostane ilişkimizin ruhuna ters düşmektedir.” Almanlar bu kararın “cezai suçlara açık delil” oluşturmadığını belirttiler.

 

Bir insan hakları izleme örgütü olan Freedom House 2020 yılında yayınladığı bir raporda, KBY yetkililerinin “özellikle ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluklarla ilgili olarak KBY karşıtı protestolar hakkında haber yapan medya ve gazetecilere yönelik yargılama ve baskılarını artırdığı” ifadesine yer verdi. Yetkililer bu tür iddiaları daha önce yalanlamışlardı.

 

KBY Sözcüsü Jotiar Adil, Kürdistan’ı “Çalkantılı bir bölgede bir tolerans kaynağı” olarak tanımlayarak, hükûmetin “ifade özgürlüğüne bağlı” olduğunu söylüyor.

 

Terörle Mücadele Rolü

 

Irak Kürdistanı 1991’de, Batı’nın desteğiyle uçuşa yasak bölge oluşturulması sayesinde, Saddam Hüseyin’in Irakı’ndan ayrılarak yarı özerklik kazanmıştı. Bu yasak, 1980lerin sonunda Irak diktatörünün Kürt savaşçıların bir isyanını bastırmaya yönelik, 200,000 kadar insanın katledildiği soykırım kampanyasını durdurmak için tasarlanmıştı. Uçuşa yasak bölge uygulaması —tepede Barzani ve Talabani ailelerinin bulunduğu— Kürt liderliğinin Türkiye, Suriye ve İran ile sınırları olan yerleşim bölgesinde özerk bir yönetim biçimi oluşturmalarını sağladı.

 

ABD’de Kürt meseleleri konusunda bir uzman olan Megan Connelly, bölgenin “30 yıl içinde bir biçimde yönetimi oldu” diyor. Ancak Kürtlerin bir zamanlar demokratik bir hükûmet geliştirme taahhüdünde bulundukları bu yerlerde, “bu kuşağın [liderleri] otoriter yönetim fikrine daha bağlılar…  demokrasinin önemli bir rolü olduğu fikrini bir yana bırakıyorlar.” diyor.

 

 

Diplomatlar, Batılı ülkelerin İslamcı teröre karşı bir savunma hattı olarak Irak Kürdistanı’na güvendikleri için açıkça eleştiride bulunmaya isteksiz olduğunu söylüyor. 2014’de IŞİD Suriye ve Irak’a saldırdığında yüz binlerce mülteci Kürdistan’ın kuzeyine kaçtı. Kürt yetkililer Batı’nın desteği ile, karmaşadan yıkılan merkez Irak ile kıyaslandığında görece stabil olan bölgeyi korumak için bir direniş hattı oluşturdu.

 

Londra Üniversitesi Oryantal ve Afrika Çalışmaları Okulu’nda ders veren ve kendisi de aslen Irak Kürdistanı’ndan olan Dara Salam, Iraklı Kürtlerin Amerikalılara göre ‘iyi Kürtler’ olduğunu söylüyor. “Bu iki parti [KDP ve KYB] hiçbir zaman Amerika karşıtı olmadılar ve bu nedenle Amerika bu siyasi liderlere aşina.” diyor.

 

Iraklı Kürtler, 2000li yılların başında Saddam’ı devirmelerine yardım ederek işgalci Amerikalıları onore ettiklerinde onlardan resmi özerklik ve merkezi hükûmetten ayrı olarak petrol anlaşmaları yapma yetkisi kazandılar. Fakat burası bağımsız bir devlet olmadığı gibi, para ve güvenlik konularında sürekli olarak Bağdat ile kavga halindeydi. Yine de Kürtlerin uzun zamandır sıkı sıkıya bağlı oldukları öz yönetim hayali biçimlenmeye başlamış, iş dünyasının dostu, yeni filizlenmeye başlayan bir demokrasi olarak pazarlanmıştı: “Başka bir Irak.”

 

Ancak bugün, Batı himayesi altında gelişmekte olan çoğulcu bir demokrasiden ziyade, aslında “her birinin kendi bölgesini yönettiği sadece iki aile” var diyor Goran Partisi’nden muhalif milletvekili Ali Hama Salih. “Meclis, bakanlar, gördüğünüz her şey” diye ekliyor Salih “sadece şov için.”

 

KBY Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani, Hükûmet’te Talabani ya da Barzani aileleriyle ilgisi olmayan başka önemli siyasetçiler bulunduğuna ve kendisinin ve diğer üst düzey parti üyelerinin bulundukları pozisyonlara seçim yoluyla ulaştıklarına dikkat çekiyor.

 

“Bu ailelerin ne derece tanındığı ve son 60-70 yılda Kürt siyasal direniş hareketlerine ne derece yoğun bir şekilde dahil oldukları dikkate alınırsa, bunların bize kapıları açtığı açık” diyor ve ekliyor “ama geçmek zorunda olduğumuz kapıları.”

 

Kırılgan Güç Paylaşımı

 

Bölge 1994’te, Celal Talabani ortaklığıyla kurulan popülist Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ve sol Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasında yaşanan bir iç savaşla ikiye ayrıldı. Bu iki parti o günden beri birleşik bir bölge hükûmeti oluşturuyorsa da pratikte her biri bölgenin kendine düşen yarısını yönetiyor. Batı Kürdistan KDP bayrağının öne çıkan rengi nedeniyle “sarı bölge,” KYB egemenliğindeki doğuysa “yeşil bölge” olarak adlandırılıyor.

 

Parlamento’daki koltukların çoğunu KDP elinde tutuyor. 111 koltuktan 45’i KDP’nin, 21’i KYB’nin. Ayrıca KBY’nin başkanlık ve başbakanlık görevleri Barzani ailesi üyelerinde.

 

Salam, iki partinin 2000’lerden bu yana “bölgenin ekonomik kaynakları üzerindeki egemenliği”nin “hem temsil hem de [istihdam aracılığıyla] partiye sadık bir kitle yaratma yoluyla etkili” olmasını sağladığını söylüyor.

 

Ekonomik kaynaklar önemli: Süleymaniye Amerikan Üniversitesi Bölgesel ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü tarafından yapılan analizlere göre, bölgenin ham petrolden elde edilen gayrisafi satış hasılatının 2020’de 4.5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

 

Ancak yolsuzluk karşıtları ve muhalif vekiller petrolden elde edilen bu kazancın nereye gittiğini soruyor. 2020’nin ilk dokuz ayı için petrol satışlarının Deloitte denetimini analiz eden rüşvet karşıtı aktivist Farman Rashad, “Petrol parasının sadece yüzde yirmi dokuzunun hükûmete geri döndüğünü tespit ettiklerini” açıkladı.

 

Başbakan Yardımcısı Talabani, KBY’nin “maliyeti düşürmek için elinden gelen her şeyi” yapmakta olduğunu belirtiyor.

 

Petrol anlaşmalarının baş pazarlıkçısı, ülkenin eski başbakanı ve şimdiki başkanı (aynı zamanda ailenin uluslararası siması) Neçirvan Barzani. Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Rosneft, Kürdistan’da diğer herhangi bir petrol şirketinden çok daha fazla, 3.5 milyar dolar kadar bir yatırımla, KBY’nin ana petrol boru hattının yüzde 60’ını kontrolünde tutuyor. Exxon-Mobil, Total ve Chevron gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu başka gruplar da Kürdistan’dan petrol pompalıyor. Petrol ihracatını federal bütçe payına karşılık olarak paylaşılmasında ısrar eden Bağdat ile KBY arasında gelirlerin dağılımı konusunda süregiden bir anlaşmazlık söz konusu.

 

KBY’nin petrol üretimi sözleşmeleri, petrolü Türkiye’de bir limana taşıyan bir boru hattının kullanım ücreti ve şirketlere olan borcun hemen ödenmesi de dahil olmak üzere, kazancın çoğunun yabancı ve yerel petrol işletmelerine gittiği anlamına geliyor. Sismoloji araştırma enstitüleri birliği IRIS’in bir çalışmasında, 2020 yılında toplam petrol gelirinin yüzde 40’ının petrol şirketlerine ödendiği, nakliye masraflarına yüzde 21 harcandığı ve 4,5 milyar dolarlık brüt satışın yaklaşık olarak 1,6 milyarının Hazineye kaldığı hesaplandı.

 

Barzani destekçileri ailenin Kürdistan’ın refahını artırdığını ve koruduğunu söylüyorlar. Muhalifler ise güvenliğin oldukça yüksek bir bedeli olduğu görüşünde: “[Barzani] Aile[si] hakkında konuşamazsınız” diyor bir sağlık işçisi olan Namık (Financial Times soyadını saklı tutuyor) “Partiyi eleştirebilirsiniz ama ailenin dokunulmazlığı var.”

 

Bölgenin güvenliği KDP ya da KYB’ye sadık geniş bir alana yayılmış askeri kurumlar ve istihbarat kuruluşlarının kontrolünde. Onlarca yıl istihbaratın başında Mesrur Barzani bulundu. KBY askeri destek konusunda batılı güçlerden medet umuyor. 2020’de peşmergelerin maaşları için 126 milyon dolar ayıran ABD’den, IŞİD’le mücadeleyi yavaşlatmasına rağmen, henüz şubat ayında resmi olarak tanınan milisler için ayrılan fonu artırmasını istedi.

 

Kürdistan’ın askeri üslerini kullanan batılı güçlerin önceliği her zaman istikrar oldu. “Ama” diyor Connelly, “herhangi bir koşula bağlı olmadan sunulan bu mali destek dikkate alındığında, yolsuzluk ve insan haklarına ilişkin meselelerde, görünüşe göre gerçekte olduğumuzdan biraz daha fazla etkili olmalıyız.”

 

Geniş çapta bir yolsuzluğun söz konusu olduğu iddiaları tamamıyla yeni değil. 2006 yılında bir ABD diplomatik iletisi, “aşırı yolsuzluk”un iki partiye de yardımı dokunduğunu ve yabancı yatırımcıların cesaretini kırdığını anlatıyordu. WikiLeaks tarafından ifşa edilen bu ileti, ekonominin “KDP ve KYB’nin kollarınca sıkıca sarıldığı”nı söylüyordu. Bunlar diplomatların ve iş adamlarının özel olarak hâlâ paylaşıyor olduğu düşünceler.

 

Bölge genelinde şirketleri bulunan Lübnanlı bir iş insanı “Yolsuzluğun Bağdat’takinden kötü olduğunu” söylüyor ve Kürdistan’da neden iş yapmayacağı sorulduğunda da “Ben o kurallara göre oynamam” diyor.

 

Saddam’ın düşüşünden sonra Kürdistan’a akan yabancı yatırım 2014 yılındaki IŞİD krizinden bu yana toparlanamadı. Bölge’nin Yatırım Kurulu tarafından yayınlanan rakamlar lisanslı projelere yapılan yabancı yatırımların 2013’te 2.4 milyar dolar iken, 2014’te 25 milyon dolara düştüğünü gösteriyor. 2015 ve 2016’da durum nispeten iyileştiyse de Yatırım Kurulu’nda 2017’den bu yana herhangi bir yabancı sermaye yatırımı kaydı görünmüyor.

 

KYB sözcülerinden biri olan Sadi Ahmed Pire “Kürtlerin yolsuzluğu keşfetmediğini” söylüyor. “Yönetimde ve siyasi parti kurumlarında yolsuzluk olduğunun farkındayız, kendimizi bununla yüzleşmeye ve bunu asgari düzeye indirmeye adadık” diye de ekliyor.

 

Sokaklara Dökülmek

 

IŞİD tehdidinin azalmasıyla bu yıl Erbil’e yönelik en büyük dış güvenlik tehdidi, İran destekli Irak Şii militanlarının ABD taburlarına ve Türkiye askerlerine ev sahipliği yapan üsleri hedef alan roket saldırıları oldu. Bölgenin iç düzeni ise yaşam standartlarına ilişkin olarak sıkça gerçekleşen protestolarla sarsılıyor. Yerel haber bültenlerine göre, KYB yönetimindeki Süleymaniye’de geçtiğimiz sene gerçekleşen gösterilerin sert bir biçimde engellenmesi en az sekiz kişinin ölümüne yol açtı.

 

KDP ve KYB daha önce de sokak gösterileriyle karşılaştı ancak son karışıklığı ateşleyen ödenmeyen devlet maaşlarıydı.

 

Kürdistan’da tahmini olarak 1 milyon kişi — ya da nüfusun yaklaşık olarak beşte biri — devletten maaş ya da emekli aylığı alıyor. Analistler, 2000lerin ortalarında her iki tarafın da işe alımlarda hükûmetteki konumunu kullanmasıyla başlayan işe alım patlamasının, siyasi destek satın almak üzere planlandığını söylüyorlar. Soyadının verilmesini istemeyen ve eski bir istihbarat görevlisi olan Rasho “Bir kez menfaat elde ettiniz mi sadık olmak zorundasınız” diyor. Diğerleri ise siyasi bağlantılarınız olmadan devlette istihdam edilebilmenin mümkün olmadığından şikâyet ediyor.

 

İlk olarak 2014’te petrol fiyatlarındaki düşüş ile ortaya çıkan ücret ödemeleri konusundaki sorunlar, 2020’de pandemi nedeniyle ham petrol fiyatlarında yaşanan bir başka düşüşle yeniden patlak verdi. Şubat ayı itibariyle yönetim kamu sektöründeki maaşları yüzde 21 oranında kesti ve petrolden elde edilen kazançları paylaşmadığı için Bağdat’ı suçladı. Tamamıyla ücretlere dayanan bu ekonomiyle tüccarlar işlerin düştüğünü, başbakan yardımcısı ise Bağdat’la yapılacak yeni bir bütçe anlaşmasının “ücretlerin durumunu düzenleme”ye yardımcı olacağını söylüyor.

 

Öğretmen ve doktorların da aralarında bulunduğu kamu sektörü çalışanları gösteriler düzenledi. Ancak aktivistler baskı ve tehditle karşı karşıya olduklarını söylüyorlar.

 

Bir hekim olan Shayan Askary hakkında, 2018 yılında Erbil’de gerçekleşen bir maaş protestosunda internete yüklediği bir video nedeniyle dava açıldı. Askary, Goran milletvekili olarak parlamentoya seçildikten sonra KDP üyeleri tarafından dolaylı olarak, eline bir telefonla vuran bir adamı gösteren bir video üzerinden tehditler aldığını iddia ediyor. Hakkında açılan davayı kaybederek para cezasına çarptırılan Askary, “[Güvenlik yetkilileri] haklarımızı, bu haklara ilişkin şikâyette bulunma özgürlüğümüzü elimizden alıyorlar” diyor.

 

Irak Kürt Bölgesi

 

KBY, kendi adına herhangi bir görevi yerine getirmeden devletten ücret alan, çalışmayan ve “hayalet çalışanlar” olarak tanımladıkları çalışanları tasfiye etmekte olduklarını söylüyor. Bu, devlet istihdamını azaltmaya, anahtar hizmetlerin idaresini özel sektöre aktarmaya ve toplanan vergileri artırmaya yönelik reform programının bir parçası.

 

Rashad, partilerin istihdama erişim üzerinde kontrolü olduğuna ilişkin iddialara atıfta bulunarak “Geçmişte bu durumdan çıkar sağlayan iki önemli tarafın Barzani ve Talabani aileleri” olduğunu söylüyor. “Bazıları onların reform yapma konusunda doğru insanlar olup olmadıklarını sorguluyor.” diye ekliyor.

 

Yolsuzlukları dile getirmeye çalışanlara gelince, Muhaeiddin eşi Sherwani’nin uzunca bir süre susturulma teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış olduğunu söylüyor: “Sadece yazmayı bırakması için istediği ücretin [yetkililerce] ödenmesi teklif edildi… Onları dinlemiş olsaydı belki de şimdi- Erbil’de 300 milyon dolarlık bir konut projesi girişimi olan Dream City’de yaşıyor olacaktık”. Sherwani’nin eşi, kocasının gazetecilik dışında bir iş bulmaya çalıştığını ama başvurularına olumlu yanıt alamadığını söylüyor.

 

Eşi şimdi tek başına dört çocuk yetiştirirken, hâlâ Sherwani’nin yayınlarını sürdürmekte haklı olduğunu düşünüyor. Kürtçe bir deyişe atıfta bulunarak: “Mazlum olmak zalim olmaktan iyidir” diyor.

 

Bu yazı Financial Times sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.