Irak’ın, Türkiye’nin PKK ile Mücadelesine Katılması Ne Kadar Gerçekçi?

Bağdat uzun süre PKK’yı Kürtlerle Türkiye arasındaki bir mesele olarak değerlendirerek, sorunu Erbil’e havale ediyordu. Ancak örgütün Süleymaniye, Kerkük, Musul ve özellikle de Sincar’daki faaliyetleri Bağdat’ı aksiyon almaya itti. Ankara’nın güvenlik ve istihbarat diplomasisindeki “maksimum baskısı” üzerine Bağdat, paradigma değişikliğine giderek Ankara ile sorunlu bir dosyayı kapatmaya istekli olduğu mesajı verdi.

ırak pkk

Türkiye, Irak sınırları içerisinde PKK’ya karşı kapsamlı bir askeri operasyon hazırlığında. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mart ayının ilk haftası yaptığı “Bu yaz Irak sınırımızla ilgili sorunları çözmüş olacağız” açıklamasının ardından hızlanan temaslar çerçevesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın beraberindeki heyetle Bağdat’ta Iraklı mevkidaşlarıyla bir araya geldi.

 

Irak’ın PKK ile mücadele konusunda daha fazla katılım ve işbirliği göstermesi için uzun zamandır yoğun çaba harcayan Fidan, yürüttüğü istihbarat ve güvenlik diplomasisinin sonuçlarını almaya başladı. Nitekim toplantı bildirisinde yer alan Irak Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından PKK’nın yasaklı bir örgüt olduğu yönünde alınan karar, Ankara açısından zafer olarak okundu. Peki, uzun süre PKK’yı kendi sorunu olarak tanımlamaktan kaçınan Bağdat nasıl ikna oldu ve askeri müdahaleye dahil olur mu?

 

Bağdat’ın Paradigma Değişikliği

 

Türkiye’nin Irak’la ilişkileri, 2003’teki ABD işgalinin ardından dalgalı bir seyir izledi. Başlangıçta Bağdat-Erbil rekabetinden faydalanma politikası izleyen Ankara, 2017’deki IKBY bağımsızlık referandumundan bu yana Bağdat ve Erbil’i birbirinin tamamlayıcısı olarak tanımlamaya çalıştı. Ancak Bağdat, Türkiye’nin son yıllarda Irak’ta artan varlığı ve operasyonlarından rahatsızlık duyduğunu bildirirken; Ankara ise Irak’ı, topraklarından kendisine yönelen tehdidi görmezden gelmekle suçluyordu.

 

Fidan, Türkiye’nin istihbarat, güvenlik ve dış politika ekosistemlerini sahada bütünleştiren jeopolitik aktivizmin mimarlarından. Türkiye’nin PKK’ya karşı askeri operasyonlarının yanı sıra Fidan’ın 13 yıllık istihbarat görevi boyunca Kürt ve Şii aktörlerle kurduğu temasları ve Irak dosyasındaki kilit rolü bakan olmasıyla görünür hale geldi. Nitekim Ağustos’ta Bağdat ve Erbil ziyaretlerinde İran yanlısı şahin isimler dahil siyasi yelpazenin bütün fraksiyonlarıyla görüşen Fidan’ın temaslarında öne çıkan konu PKK idi.

 

Geliştirdiği “terörle mücadelede sorunu kaynağında yok etme” doktrini kapsamında 2019’da başlattığı Pençe-Kilit Operasyonu’yla PKK ile mücadeleyi Kuzey Irak’a taşıyan ve bölgeye geçici üsler kuran Türkiye, Aralık ve Ocak aylarında PKK saldırılarında 21 askerin hayatını kaybetmesinden sonra askeri operasyonlarına paralel olarak Irak ile temaslarını derinleştirdi. Bağdat ile ilişkilerin bozulması pahasına operasyonlardan vazgeçmeme inadı ve PKK’nın sadece Ankara ve Erbil’in sorunu değil Bağdat’ın da meselesi olduğu yönündeki diskur Bağdat’ta nispi bir farkındalık yarattı. Zira Bağdat uzun süre PKK’yı Kürtlerle Türkiye arasındaki bir mesele olarak değerlendirerek, sorunu Erbil’e havale ediyordu. Ancak örgütün Süleymaniye, Kerkük, Musul ve özellikle de Sincar’daki faaliyetleri Bağdat’ı aksiyon almaya itti. Ankara’nın güvenlik ve istihbarat diplomasisindeki “maksimum baskısı” üzerine Bağdat, paradigma değişikliğine giderek Ankara ile sorunlu bir dosyayı kapatmaya istekli olduğu mesajı verdi.

 

Fidan’ın diplomatik girişimlerinin yanı sıra askeri ve istihbarat yetkililerinin de Bağdat ve Erbil’e son dönemde artan temasları bu sürece çarpan etkisi yaptı. Böylece Ankara, uzun zamandır PKK ile mücadele konusunda eşgüdümlü çalıştığı Erbil’in yanına Bağdat’ı da almış görünüyor. İlki Aralık 2023’te Ankara’da düzenlenen görüşmede Irak’ın PKK’yı ortak tehdit ve ilk kez “yasaklı örgüt” olarak tanımlamasının yanı sıra Türkiye ile ortak önlemleri istişare etmesi, Ankara-Bağdat hattında yeni eşik. Bu arada Ankara, Bağdat’ın PKK’yı “terör örgütü” ilan etmesini bekliyordu.

 

Ekonomiyi Garanti Altına Alma

 

Türkiye’nin Irak politikasında güvenlik ve ekonomi olarak tanımlanacak iki temel parametre öne çıkıyor. Ankara, iki ülke arasında 30 milyar dolara yaklaşan ticari kapasiteyi Bağdat’la gerilimli alanlardan uzun süre ayrı tutmaya çalıştı. Ancak Kalkınma Yolu olarak son dönemde sıkça duyduğumuz projeyle iki komşu ekonomik açıdan giderek daha bağımlı hale gelecek. Irak’ın güneyindeki Basra kentinde inşası devem eden ve tamamlandığında Ortadoğu’nun en büyük limanlarından biri olması beklenen Büyük Fav Limanı’ndan başlayarak yapılması planlanan kara ve demiryolu hatlarıyla Kalkınma Yolu, Irak’ı Türkiye üzerinden Asya ve Avrupa’ya bağlayacağı gibi ulaştırma süresini kısaltmayı ve transit merkezi olmayı hedefliyor.

 

Basra, Divaniye, Necef, Kerbela, Bağdat ve Musul’dan geçerek Türkiye üzerinden Ceyhan Limanı aracılığıyla denizyolu veya İstanbul üzerinden karayoluyla Avrupa’ya uzanacak koridorun önündeki engellerden biri güvenlik endişesi. Irak’ta güvenlik son yıllarda nispi iyileşme gösterse de PKK ve IŞİD, koridorun geçtiği kuzey hattında yer yer aktif. Ayrıca, İran ile Türkiye arasında Musul başta olmak üzere Irak’ın kuzeyindeki rekabet dikkate alındığında İran yanlısı milislerin de Türkiye’ye erişimi engellemek amacıyla koridoru inkıtaa uğratma motivasyonu her zaman mevcut. Bu konuda Ankara ile Bağdat arasındaki yakın koordinasyonun yanı sıra Tahran’ın da ikna edilmesi gerekiyor. Ankara’nın son dönemde tüm siyasi kademelerden yetkililerle Irak’a yaptığı çıkarmalar ve İran yanlısı gruplarla yakınlaşma görüntülerinin arkasında bu motivasyon yatıyor.

 

Haşdi Şabi Heyeti Lideri Falih Feyyad’ın sık sık Ankara’ya geldiği, hatta AK Parti kongresine dahi katıldığı göz önüne alındığında, milis engelinin nispeten aşıldığı düşünülebilir. Eylem kapasitesinin zayıflığı nedeniyle IŞİD’in de majör bir tehdit olmadığı dikkate alındığında koridor için en büyük tehdit, PKK. Koridorun Musul ayağı, geçmişte petrol boru hatlarına periyodik olarak saldırılar düzenleyen PKK’nın Kandil-Sincar-Suriye güzergâhı. Bu nedenle 17 milyar dolara mal olması beklenen koridor projesinin sürdürülebilir kılınmasının yolu güvenliğin tesisinden geçiyor. Kalkınma Yolu’nun, petrol dışı ekonomisini çeşitlendirmeye çalışan Irak açısından fırsat olarak görüldüğü hesaba katılırsa Ankara’nın ekonomik sürdürülebilirlik için PKK’nın etkisizleştirilmesi tezi karşılık bulmuş görünüyor.

 

ABD’nin Çekilme İhtimali ve İran’ın Nüfuzu

 

ABD askerlerinin Irak’tan tamamen çekilmesi yönündeki tartışmalar 7 Ekim Gazze savaşından sonra yeniden alevlendi. Bağdat ile Washington arasında bu konuda görüşmeler devam etse de çekilme ihtimali yerel ve bölgesel aktörleri pozisyon almaya itiyor. Türkiye, bölgesel jeopolitikte rekabet ettiği İran’ın ABD sonrası mutlak güce dönüşme ihtimalinden endişeli. Ankara bu ihtimale karşı hem Irak’la ekonomik ilişkilerini, İran ile yeni bir rekabet alanı olacak Kalkınma Yolu gibi büyük projelerle güçlendirmeye hem de PKK sorununu çözmeye çalışıyor. 

 

ABD sonrası menfaatlerini korumak için Bağdat ile işbirliğini tahkim etmeye çalışan Ankara, ABD’nin olduğu/olmadığı denklemde Tahran’ın alternatifi olamaz ancak dengeleyici bir faktöre dönüşme çabasında. Zaten Fidan ve Kalın’ın Washington ziyaretlerinden çok kısa bir süre sonra Bağdat’a çıkarma yapması not edilmesi gereken bir detay. Ankara ile Washington arasındaki en büyük açmaz da halen PKK. 

 

Riskler Canlı Durumda

 

Bağdat’taki toplantıda PKK ile mücadelenin yanı sıra ticaret, tarım, enerji, su, sağlık ve ulaştırma alanlarında münhasıran çalışacak Ortak Daimî Komitelerin ihdasına karar verilse de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Nisan ayında Bağdat ve Erbil’e yapması planlanan ziyaretle yol haritaları şekillenecek gibi görünüyor. Sürecin işleyişini ve nereye varacağını zaman gösterecek olsa da her halükârda PKK ile mücadelede bu yıl dönüm noktası olacak. Bu arada, Bağdat’ın PKK konusundaki kararının hem Erbil hem Süleymaniye açısından bağlayıcı olacağı düşünüldüğünde, Ankara uzun süredir PKK ile temasları nedeniyle gerilim yaşadığı KYB ve lideri Bafel Talabani’yi daha fazla baskılamayı sürdürecek.

 

Irak’ın PKK ile mücadelede Türkiye ile ortak hareket etmesi halinde, KYB’nin de Erbil’e nazaran daha iyi ilişkileri olduğu Bağdat’ın bu yeni eğiliminden etkilenmemesi beklenemez. Her ne kadar Süleymaniye ve Bağdat’ın PKK konusundaki duruşları farklılaşsa da KYB için merkezi hükümetin yasaklı ilan ettiği PKK konusunda geri adım atmak daha da kolaylaşabilir. Buna rağmen Erbil ve Bağdat arasında 2020’de imzalanan ve Sincar’dan PKK’yı çıkarmayı içeren anlaşmanın halen uygulanmamış olması, Türkiye ile Irak’ın PKK’ya karşı ortak mücadele edebilmesi konusunda yaşanabilecek zorluklara örnek olabilir. Zira ABD, BM ve Türkiye’nin de desteklediği Sincar Anlaşması, İran’a yakın milis grupların çatısı altına giren Sincar’daki PKK uzantılarının bölgeden çıkartılmasını sağlayamamıştı.

 

IKBY’nin en güçlü partisi KDP’nin hâkim olduğu Erbil’e sık sık drone saldırıları yapan ve Musul’daki Türk üssüne de benzer saldırılar ve tehditlerde bulunan Bağdat’taki İran yanlısı gruplar için PKK’nın hem Erbil’e hem de Ankara’ya yönelik bir kart olarak değerlendirildiği düşünülürse, Irak’ın PKK’nın ülkenin kuzeyinde bitirilmesine yönelik bir hamlesi sadece Ankara için değil Erbil için de faydalı olacak. Bu grupların Kalkınma Yolu projesinde elde etmeyi bekledikleri ekonomik payın büyüklüğü de PKK ile işbirliklerini yeniden düşünmelerine yol açabilir. Buna rağmen Kalkınma Yolu projesinin Irak’ı PKK konusundaki paradigma değişikliğine ittiği ancak bu projenin başarılı olamaması halinde Bağdat’ın PKK ile mücadeleye ilişkin eski tavrına dönebileceği bir başka olasılık. Ankara, PKK konusunda, Irak’ın İran ile imzaladığı güvenlik anlaşması gibi Bağdat ile resmî bir anlaşmaya varamasa da buna çok yakın. Erdoğan’ın ziyaretinde imzalanma ihtimali bulunuyor. Ancak İran ile imzalanan anlaşmanın ne kadar uygulandığı ve bunun İran’ı ne kadar tatmin ettiği de bir başka sorunsal. Türkiye için Irak’ı PKK ile mücadelede yanında tutmanın yolu sürekli diplomatik baskıdan geçtiği kadar Kalkınma Yolu gibi ağır ekonomik programları hayata geçirmenin elzem olduğu da ortada.

 

KDP, Irak’ta Ankara ile PKK konusunda işbirliği yapan tek aktör olmasına rağmen sahada PKK’ya karşı sadece istihbarat veriyor ve TSK’nın mobilizasyonunun önünü açıyor. Yani fiilen örgüte karşı savaşmıyor. Bu nedenle Bağdat’ın PKK’ya karşı askeri mücadele etmesini beklemek sürpriz olur ki Ankara da Bağdat’tan askeri destekten ziyade istihbarat paylaşımı, operasyonlarda kolaylaştırıcı olma ve örgütü besleyen Iraklı yapıların caydırılması konusunda yardım bekliyor. Ancak Irak gibi kaygan zeminli bir ülkede kuvveden fiile geçmek her zaman mümkün olmuyor, zaman gösterecek.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.