İsrail ve İran: Ortadoğu’da İstikrarsızlığın İki Merkezi

Şiileri koruma bahanesiyle, uyuyan hücreleri destekleyerek veya yeni Şam yönetimini istikrarsızlaştırmaya yönelik sabotaj operasyonlarıyla, mevcut rejime karşı uzun bir yıpratma savaşını İran verecek gibi gözüküyor. Bir başka istikrarsızlık kaynağı ise, İsrail’in bir şekilde Kürtleri kullanarak başta Suriye olmak üzere Irak’ı da karıştırması.

israil ve iran

Mülakat: Naman Bakaç

61 yıllık Baas rejiminin çökmesiyle birlikte, görece daha özgür ve huzurlu bir ortama sahip olan Suriye halkının birtakım iç ve dış sorunlarla da meşgul olacağı aşikâr. Bu meşguliyet; içerde ülkenin yeniden imarı, kalkınması, ekonomik krizin giderilmesi ve asgari insani yaşam standartlarını sağlaması ile ilgili iken, bir yandan da ülkenin istikrarını ve güvenliğini engelleyecek İsrail ve İran gibi iki ana istikrarsızlık kaynağını içeriyor. 

Suriye’nin içerde ve dışarda yaşayabileceği muhtemel sorunları, bu sorunların giderilmesinde uygulanacak stratejiyi, devlet yapılanmasının nasıl şekilleneceğini, PKK, Rusya, İran, İsrail ve ABD ile dış politik ilişkilerin seyrinin nasıl olacağı gibi başlıkları, Ortadoğu uzmanı gazeteci Mete Sohtaoğlu ile konuştuk.

İRAN VE RUSYA, ANKARA-ŞAM ARASINDAKİ NORMALLEŞMENİN EN BÜYÜK ENGELLEYİCİLERİYDİ

2017 ve 2018’den sonra Suriye sorununun çözümü için Astana ve Soçi zirvelerinde Türkiye’nin yürüttüğü diplomasi hamlelerinin sahada sonuç getirmediği görüldü. Hakan Fidan bir demecinde, “Son üç yıldır Esad rejimi ile görüşmek istediğimizi Irak ve diğer ülkeler aracılığıyla ilettik ve her seferinde Esad buna yanaşmadı” demişti. Bu diplomatik ve siyasi hamlelerin etkisizliğinden sonra, sahaya askerî seçeneği, yani zor, oyunu bozar sözünü gerçekleştiren bir hamleyi Türkiye’nin yaptığını söyleyebilir miyiz? Türkiye’nin siyasi ve diplomatik mekanizmaları bırakıp zoru sahaya sürmesini sağlayan ne tür iç ve dış şartlar söz konusu idi?

Astana ya da Soçi zirvelerinde dönem dönem İran ya da Rusya, Beşar Esad’a genel olarak müdahale etti. Esad’ın anayasa komitesini harekete geçirmemesinde de dönem dönem Rusya ve İran’ın etkisi oldu. Bu üçlü mekanizma içerisinde Türkiye, Astana ve Soçi’de Rusya ve İran’la mücadele etti. Ama bunun gerçekçi bir yaklaşım olmadığını daha önce farklı platformlarda söylemiştim. Çünkü burada Türk Dışişleri’nin de o dönem çok ciddi bir hatası oldu.

Ankara’da, masa başında bazı diplomatik hamlelerle sahada gelişen olaylar arasındaki makas açılmıştı. Ankara, sahadaki gelişmeleri okumakta hatalı davrandı ve zorlandı. Son dönemde her seferinde Esad buna yanaşmadı demek, Esad’a büyük bir güç atfetmek olur kanaatimce. Oysa Esad’ın hiçbir gücü yoktu. Ankara-Şam arasındaki normalleşmenin en büyük engelleyicileri İran ve Rusya’dır. Dönem dönem Türkiye’nin ABD ile gergin ilişkilerinden dolayı Astana zirvesinde örneğin sürekli toprak bütünlüğüne vurgu yapılsa da Esad bir şekilde, İdlib’in güney bölümünü kurşun atmadan ele geçirdi. Halep’i de aynı şekilde ele geçirdi. Kurşun atmadan, savaşmadan topraklarda hâkimiyetini artırdı. Bu gelişmeler Türkiye’nin aleyhine olmasına rağmen Türkiye bu konuda ses çıkartmadı.

Bu son dönemde Halep’le başlayan, Şam’la sonuçlanan taarruzda Astana mutabakatının bir harita yükümlülüğü ya da uygulaması vardı. Bu haritada, Halep’in güneyine kadar, örneğin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Rusya’yla ya da başka yerlerde devriye atması gibi ya da Esad’ın bazı kontrol noktalarını boşaltması, M4-M5 karayolunu açması gibi yükümlülükleri vardı. Esad, bunları uygulamadı. Bilindiği gibi 5 milyona yakın nüfusun İdlib’e sıkıştırılması, ülke içerisinde göç hareketinin sürekli İdlib’e yönlendirilmesiyle, bilinçli bir şekilde patlama noktasına gelindi.

Ben bir sene öncesinden Halep’e yönelik harekâtın olacağını biliyordum. Zaten harekât başlamadan bir-iki gün önce de bir askeri hareketlik olabileceğine dair sosyal medyada tweet’im mevcut. Bu sebepten dolayı konjonktürün iyi okunmasıyla beraber Lübnan Hizbullah’ının, Lübnan’da güçsüz düşmesi ve bir şekilde İsrail’e saldıramayacaklarının imzalanan ateşkesle görülmesiyle, Suriye’ye tekrar dönüp tehdit olmasının önüne geçildi. Şunu unutmamak lazım, İdlib’de Türkiye’nin oluşturduğu çatışmasızlık gözlem karakollarının hepsinin karşısında Lübnan Hizbullah’ının yüzlerce askerî üssü ya da karakolu vardı. Suriye’nin başka bir yerinde bunu göremezsiniz. İran da Rusya da bu konuda samimiyetsiz davrandı.  

Halep’e yönelik bir taarruz uluslararası dengelerde uygundu ve Halep’ten sonra muhtemelen Esad’a gene aynı şekilde normalleşme çağrısı yapıldı. Esad bu sefer kabul etmeyince de artık Rusya’nın da İran’ın da bu anlamda müdahale edebilecek bir şansı yoktu. Aslında yeşil ışık yakıldı demek daha doğru olur. Ben burada Türkiye’nin bir planlama yaptığını ya da askerî planlarına yardım ettiğini veya yönlendirdiğini, ateş gücü desteğini verdiğini görmedim. Neticede İdlib merkezli gruplar, Suriye Milli Ordusu ve diğer silahlı gruplar bir hamle yaptılar. Halep’e yeşil ışık yakılmasıyla beraber de bu operasyonlarını Şam’a kadar devam ettirdiler.

HERKESİ KUCAKLAYICI GEÇİCİ BİR HÜKÜMET, 1 MART’TAN ÖNCE OLUŞTURULACAK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, D-8 Mısır zirvesi dönüşü uçakta “Bizler de onlara devlet yapılanmasının nasıl olması gerektiği hususunda yardımcı olmaya çalışacağız” dedi. Adil, kuşatıcı ve katılımcı bir Suriye devlet yapılanması için Türkiye’nin stratejisi ve yardımları sizce ne olacak? Türkiye Suriye’nin yeni döneminde askerî olarak ne tür hamlelerde bulunacak? Siyasi ve diplomatik alanda ne tür destekler sunacak? Ülkenin imarı ve kalkınmasında, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ne tür bir yol izleyecek?

Suriye’de bütün silahlı gruplar lağvedilecek ve Savunma Bakanlığı’nın altında toplanacak. Fakat bu, herkesin yeni yapılanmayı kabul edeceği manasına gelmez. Bu yeni yönetimden ya da kaynakların paylaşımından dolayı bir-iki grubun genel mutabakata katılmaması da söz konusu olabilir. Neticede bugüne kadar 13 senedir savaşmış silahlı gruplar arasında genelde sınır kapılarının gelirleri ya da birbiriyle rekabet etmeleri, siyasi nüfuz ya da askerî üstünlük sağlamalarından dolayı daha önce de gerginlikler, çatışmalar yaşanmıştı. Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması, yani düzenli bir ordu haline gelmesi ve aynı zamanda önümüzdeki dönemde İsrail’in Suriye ordusunun yüzde 80 altyapısını yok etmesi sebebiyle kara, hava ve deniz kuvvetlerinin kurulumu da dâhil olmak üzere Türkiye’nin ve diğer ülkelerin muhtemelen yardımları olacak. Ayrıca askerî anlaşmalar da imzalanacak gibi gözüküyor. 

Yaptırımların ilk etapta kaldırılması meselesinde de Türkiye’nin buna öncülük edeceğini düşünüyorum. Önümüzde bir Sudan örneği olduğundan, ikinci bir Sudan’ın da Suriye’de gerçekleşmemesi için Avrupa ve ABD’nin hem Suriye’nin bloke edilen paralarını hem de yaptırımları hızlı bir şekilde kaldırması gerekiyor. Çünkü hem Avrupa hem de ABD, Sudan’daki iç savaşın en büyük tetikçileri olmuştu. Amerika ve Batı’nın Ömer Beşir devrildikten sonra yaptırımları kaldırmaması ya da bu anlamda gecikmesi, Sudan’ı iç savaşa sürüklemişti.

Suriye’de yolların tamiri, karayolları ağının genişletilmesi ve daha sonra ülkenin imarı ve kalkınması gerekli. Başta Heyet Tahrir’ül-Şam olmak üzere Suriyeli muhalif grupların, Fırat Kalkanı ile İdlib’de belediyecilik, imar ve kalkınma deneyimleri var. İdlib bu konuda oldukça iyi yönetilen bir vilayet.

Şam’ın geçici yönetiminin atadığı bütün yöneticiler ağırlıklı olarak teknokrat ve mühendis. Bu isimler, İdlib’de gerçekten kendi alanlarında iyi iş yapmış kişiler. Bu yüzden de kamu hizmetlerinin yürütülmesinde ilk etapta geçici bir süre de olsa bunların seçilmesi doğal.

Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta, Heyet Tahrir’ül Şam liderliğindeki Suriyeli muhalifler, geçici bir süre için, geçici bir hükümete şu an önderlik ediyor. Şam’ın söylediğine göre kapsayıcı ve herkesi kucaklayıcı geçici bir hükümet 1 Mart’tan önce oluşturulacak. Esas tabloyu bu yeni hükümetin açıklanmasından sonra göreceğiz. 

ESAS GERGİNLİĞİN, ANAYASA KOMİTELERİNİN OLUŞMASI ESNASINDA ÇIKACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM 

Ben esas tartışmanın ya da gerginliklerin anayasa komitelerinin kimler tarafından oluşturulacağı, hangi bölgeyi kimin, kaç kişilik bir heyetle temsil edeceği konusunda çıkacağını düşünüyorum. Çünkü önümüzdeki kısa süre içerisinde yaklaşık 1.200 kişilik Suriye Ulusal Kongresi düzenlenecek. Her şehirden 40-50 temsilcinin bu kongreye katılması bekleniyor. Bir tek Dera devrimin ilk ayağı olduğu için 70 kişilik bir heyetin şehri temsil etmesi ve derdini tasasını bu ulusal kongrede anlatması, sonra da anayasa komitesinin belirlenmesini bekliyorum.

Ortadoğu uzmanı gazeteci Mete Sohtaoğlu

Ortadoğu uzmanı gazeteci Mete Sohtaoğlu

YPG SİLAHLARINI ŞAM’A TESLİM EDEREK, BİR ŞEKİLDE HAYATINA DEVAM EDECEK

Hakan Fidan Şam’da, Ahmed Eş-Şara ile yaptığı basın toplantısında, “PKK/YPG, bir an önce kendini feshetmelidir” dedi. Erdoğan’da 23 Aralık’taki Kabine toplantısı sonrası PKK/YPG ya kendini fesheder ya da feshedilir” ifadelerini kullandı. PKK/YPG’nin Suriye’de yeni oluşan tabloda nasıl hareket edeceğini öngörüyorsunuz? Özerklik ve öz-savunma taleplerini sürdürecekler mi? Yoksa yeni yönetimin bakanlar kurulunda ve bürokrasisinde yer alarak mı sorun çözülecek? 80-100 bin olduğu söylenen PKK/YPG unsurları yeni yönetimin ordusuna mı dâhil edilecek? ABD, PKK/YPG’ye desteğini sürdürecek mi yoksa Türkiye’nin tezlerine mi gelecek?

YPG dışarıdan yabancı savaşçıları kadrosunda bulunduran bir örgüt. Başta İngiltere olmak üzere çeşitli ülkelerden, Almanya’dan vs. gelen birçok yabancı savaşçı var. Aynı zamanda Kürt bölgesel yönetimi ya da Irak vatandaşlığına sahip PKK’lıların da bu örgüt içerisinde olduğunu biliyoruz. Burada özellikle örneğin Afrin’de Sabri Ok yönetiminde birçok kişinin örgüt içerisinde bulunduğunu biliyoruz. Yine İlham Ahmet gibi Suriye vatandaşlığı taşımayan kişilerin Suriye topraklarını terk etmesi isteniyor.

Suriye vatandaşları dışında yönetimi temsil edecek bir Kürt heyetinde YPG’den kimse istenmiyor. Örneğin X bir kişinin, ben Rakka’nın temsilcisiyim ya da Kuzey Doğu’nun temsilcisi olması gibi…. Böylesi isimlerin Kürt heyetinde yer alması pek mümkün görünmüyor. 

Suriyeli Kürtler meselesinde ise YPG’nin, diğer örgütlerin yaptığı gibi, silahlarını Şam’a teslim ederek bir şekilde hayatına devam edeceğini düşünüyorum. Ancak PKK ile bağı olanların Suriye topraklarında barınmasına izin verilmeyecek. Suriye topraklarını terk etmeleri gerekiyor. Bu konuda Şam’ın tavrı net. Yani Suriye Kürtleri meselesi farklı bir mesele. Ama örgüt içerisinde başka ülke vatandaşlığı taşıyan ve PKK ile bağlantılı olan kişilerin ülkede bulunmasını, Şam rejimi istemiyor. Yani bunun Türk tezleriyle de pek bir alakası yok. 

Bu aynı zamanda başka ülkeler, başka örgütler için de geçerli. Örneğin İran’ın, Pakistan ve Afganistan’dan getirdiği Şii milislere Suriye vatandaşlığı verilmişti. Bunların bir bölümü şu an araştırılıyor ve yine büyük bir bölümü de Suriye vatandaşlıkları iptal edilerek sınır dışı edilecek. Bu konuda Şam yönetimi net. Suriye topraklarında örgüt bağlantılı isimlerin bulunmasını istemiyor.

RUSYA’NIN SURİYE’DEN ÇOK, ÖZELLİKLE LİBYA’NIN DOĞUSUNA AĞIRLIK VERECEĞİNİ GÖRECEĞİZ

Bilindiği gibi Rusya, Esad rejiminin en büyük destekçilerinden biriydi. Rusya, Suriye’nin yeni yönetimi ve dolayısıyla Türkiye ile ilişkilerinde bundan sonra nasıl bir yol izleyecek? Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası değişiyor mu yoksa Suriye’deki üslerini başka deniz ülkelerine mi kaydıracak?

Rusya’nın bazı anlaşmaları var. Bu anlaşmalarla alakalı olarak açıkçası Rusya, şu an nihai kararını vermiş değil. Suriye, Rusya’nın Hmeymim’deki gibi yabancı bir askeri üssün varlığını istemiyor. Hmeymim üssünden Rusya’nın kolay kolay çıkacağını düşünmüyorum. Çünkü bu üs, Rusya’nın Orta ve Kuzey Afrika’daki tüm operasyonlarının beyni olan ileri bir askerî üs. Bütün Wagner savaşçılarını ve askeri malzemesini buradan sevk ediyor.

Şu an mesela Kamışlı Havalimanı’ndan boşaltım yapıyorlar. Buraların da boşaltılmasıyla beraber Rusya’nın özellikle Libya’nın doğusuna ağırlık verdiğini ve buradaki üslerde konuşlandığını görüyoruz. Bu sebepten dolayı Suriye sadece Suriye ile kalmayacak. Önümüzdeki dönemde Libya’da Hafter ve Dibeybe arasında silahlı bir mücadelenin de yaşanacağını öngörüyorum. Rusya’nın Libya’daki askerî varlığını güçlendireceğini düşünüyorum. Bu gelişmenin başka ülkeleri de etkileyeceği aşikâr.

İRAN’IN MİLİSLER ÇAĞI ARTIK SONLANACAK GİBİ

Rusya’dan sonra Esad rejiminin en büyük ikinci destekçisi bilindiği gibi İran idi. İran, Esad diktasının çöküşünden sonra ne tür hamleler yapabilir? Yeni Suriye yönetimi ile nasıl bir ilişki kuracağını öngörüyorsunuz? İsrail ve Batı medyasında ortaya çıkan İsrail-Esad rejimi arasındaki gizli belgelerde örtük bir işbirliğinin olduğunu da gördük. İsrail’in, yeni Suriye yönetimine bakışı ve bundan sonra izleyeceği politikayı nasıl öngörüyorsunuz?  

Önümüzdeki dönem Suriye ile alakalı bazı sıkıntılar var. Özellikle Tartus-Lazkiye arasında yaşayan Nusayri halkına ya da içerideki hücrelerine yönelik sabotaj, kundaklama, suikast eylemleri veya protestolar, İran vasıtasıyla gerçekleştirilebilir. Örneğin Seyidi Zeynep Türbesi gibi Nusayri halkı ya da dünyadaki diğer Şiileri ayaklandırabilecek ve tekrar Suriye’ye sürükleyebilecek şekilde saldırıları, İran düzenletebilir. Şiileri koruma bahanesiyle, uyuyan hücreleri destekleyerek veya yeni Şam yönetimini istikrarsızlaştırmaya yönelik sabotaj operasyonlarıyla, mevcut rejime karşı uzun bir yıpratma savaşını İran verecek gibi gözüküyor. 

Bir başka istikrarsızlık kaynağı ise, İsrail’in de bir şekilde Kürtleri kullanarak, Kürtlerin tarihteki ezilmişliğini, acılarını ya da tarihsel şikâyetlerini manipüle ederek başta Suriye olmak üzere Irak’ı da karıştırması. İsrail ve İran, Ortadoğu’da istikrarsızlığın iki merkezi olarak, 2025’in ortalarına kadar öne çıkacak iki ülke gibi. Bu konuda da önümüzdeki dönemlerde özellikle Birleşmiş Milletler üzerinden Türkiye’nin hamleleriyle İsrail saldırganlığının durdurulması noktasında adımlar atıldığını göreceğiz. 

Genel olarak coğrafyaya baktığımız zaman; yolsuzluk, çürüme, baskı ve otoriter yönetimlerin açıkçası pek de yaşama şansı yok. Humeyni rejiminin Irak ve Suriye’de çöktüğünü, Lübnan ve Yemen’de çökeceğini de hesaba kattığımız zaman, İran’ın işi kendi topraklarında gerçekten çok zor. Çünkü Humeyni rejiminin özellikle yayılmacı, velayeti fakih üzerinden, yani mezhep üzerinden insanları kışkırtan ve tarihsel birtakım olaylarla süsleyerek kendi ideolojisini dayatma dönemi sona geldi. İran’ın milisler çağı artık sonlanacak gibi.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.