İsrail’in Seçim Döngüsü ve 2 Mart Seçimleri

İsrailli seçmenler, 2 Mart’ta son 11 ayda gerçekleşecek üçüncü genel seçim için sandık başına gidecek. Seçim sonuçları, 17 Mart’ta yargı karşısına çıkacak Başbakan Netanyahu’nun siyasi kariyeri açısından bir dönüm noktası teşkil ederken, İsrail halkı ise sandıkta yalnızca Netanyahu’nun liderliğini oylamayacak, aynı zamanda İsrail’in nasıl bir devlet olmasını istediklerinden hareketle, ülkenin gelecekteki toplumsal dokusu ve kimliğini de şekillendirecek.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

İsrailli seçmenler 2 Mart’ta sandık başına gidiyor. Bu, ülkede son 11 ay içerisinde düzenlenen genel seçimlerin üçüncüsü olacak. Şayet, siyasi partiler tıpkı Nisan ve Eylül 2019 seçimlerinde olduğu gibi koalisyon kurmak için uzlaşma sağlayamadıkları takdirde, İsrail’in seçim döngüsünün 2 Mart sonrası devam etme riski bulunuyor.

Askerlik Yasası Tartışmaları 

İsrail’de seçimi tetikleyen kriz, Kasım 2018’de koalisyon ortaklarından Evimiz İsrail Partisi (Yisrael Beitenu) lideri, aynı zamanda Savunma Bakanı Avigdor Lieberman’ın “hükümetin Hamas’a karşı zayıf davrandığı” gerekçesiyle istifası sonrası başladı. Arka planda, Ortodoks Yahudilerin (Haredim) askere alınmasını öngören “Askerlik Yasası” tartışmaları sebebiyle, koalisyon zaten bir süredir sallantıdaydı. Moldova doğumlu Lieberman’ın, büyük bölümü Rus göçmenlerden oluşan seküler ve milliyetçi seçmen tabanı, İsrail toplumundaki demografik sağa kayışla birlikte, gündelik yaşamın dini kurallara göre şekillendirilmesinden rahatsızdı. İsrail İstatistik Enstitüsü 2018 verilerine göre, toplumun yüzde 12’sini temsil eden, yüksek doğum oranları sebebiyle 2065 yılında nüfusun yüzde 25’ini oluşturması tahmin edilen Ortodoks Yahudilerin hayatlarını din eğitimine adayarak işgücüne katılmamaları ve devlet desteğiyle geçinmeleri, İsrail toplumu içinde başlı başına bir tartışma konusuydu. Lieberman’ın milliyetçi saiklerle parlamentodan geçmesini istediği yasa tasarısı, Ortodoks Yahudilere tanınan askerlikten muaf olma ayrıcalığını sonlandırmayı amaçlıyordu. Koalisyon ortaklarından Ultra Ortodoks Şas (Shas) ve Tevrat Birliği Yahudiliği (United Torah Judaism) partilerinin bu duruma itirazları, art arda tekrar eden bir seçim sarmalını tetiklemiş oldu.

Aslında, Nisan seçimlerinde Netanyahu yine sağ spektrumdaki partilerle bir koalisyon kurmak üzereydi. Şayet Lieberman, desteğine ihtiyaç duyan Netanyahu’ya “Askerlik Yasası” konusunda diretmeseydi. Bu noktada, İsrail seçim sisteminden de bahsetmekte yarar var. 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) hükümet kurmak için 61 sandalye gerekli. Bugüne kadar hiçbir partinin tek başına 61 sandalye elde etmediği İsrail’de, yüzde 3.25’lik seçim barajı irili ufaklı birçok partiye temsil imkânı sunarken, koalisyon hükümetlerinin kurulmasını teşvik ediyor. Dolayısıyla, seçim başarısı yalnızca sandıktan çıkan oyla değil, başbakan adayının diğer partilerden aldığı destek ve koalisyon kurabilme becerisiyle de ölçülüyor.

2 Mart Atmosferi

2 Mart seçimlerinde güç mücadelesi büyük ölçüde, İsrail’in kurucusu David Ben Gurion’dan daha uzun süre iktidarda kalarak rekora imza atan ve 5. dönem başbakanlık koltuğuna oturmak için yarışan Likud Partisi lideri BB Netanyahu ile adını İsrail bayrağının renklerinden alan Mavi Beyaz İttifakı (Kahol Lavan) lideri ve eski Genel Kurmay Başkanı Benny Gantz arasında geçiyor.

Uzun zamandır hakkındaki yolsuzluk suçlamalarıyla başı dertte olan Netanyahu için her bir seçim aynı zamanda referandum niteliği taşımakta. Rüşvet, dolandırıcılık ve kendisine duyulan güveni suiistimal etmekle suçlanan Netanyahu’nun yargılama süreci, geçtiğimiz Ocak ayında İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit’nin elindeki iddianameyi Kudüs Bölge Mahkemesine sunmasıyla resmen başladı. Ancak yargının tarafsızlığına gölge düşürmemek ve seçimlere müdahale edildiği yönünde bir algıyı önlemek adına ilk duruşma seçimler sonrası 17 Mart’ta görülecek.

Netanyahu, rakiplerinin kendisi hakkında dokunulmazlık elde edebilmek amacıyla başbakanlık koltuğuna sıkı sıkıya tutunduğuna ilişkin iddialarına karşılık, seçildiği takdirde herhangi bir dokunulmazlık talebinde bulunmayacağını taahhüt ediyor. Yıllarca iktidarda kalmanın yarattığı yıpranmaya ve hakkındaki türlü yolsuzluk iddialarına rağmen, muhalefetin hâlâ aradaki makası belirgin şekilde açamamış olması aslında Netanyahu’nun liderlik performansı açısından oldukça düşündürücü.

Dış Politikada Şahin Pragmatizmi

Likud Partisi ideolojik çizgisi itibariyle şahin bir dış politika vizyonuna sahip. Bu bağlamda, BB Netanyahu, dış politikayı güvenlik perspektifinden değerlendiren, İsrail’in askeri üstünlüğünü muhafaza etmek ve gücünü artırmak hedefiyle hareket eden ama aynı zamanda oldukça pragmatik bir lider. Bir taraftan güçlü lider algısını pekiştirecek şekilde meydan okumaktan çekinmeyen, ancak uygun gördüğünde gerek koalisyon ortakları gerekse İsrail’in müttefikleriyle ilişkilerinde esneklik gösterebilen bir lider profili çizmekte. 2011’de İran’ın nükleer tesislerini vurmaktan ABD’nin baskısı neticesinde geri adım atan Netanyahu’nun, 2015’te nükleer müzakerelerin durdurulması için Başkan Barack Obama’yı karşısına almak pahasına ABD Kongresinde konuşma yapmış olması bu açıdan kayda değer. Yine yakın zamanda basına yansıyan, seçim dönemi Gazze’de çıkabilecek olası bir infialin önlenmesi amacıyla Netanyahu’nun Mossad Başkanı Yossi Cohen’i Katar’a göndererek, Hamas yönetimine kaynak aktarılması yönünde diplomatik girişimde bulunduğu iddiası, bahsedilen pragmatik anlayışla örtüşmekte.

Geneli itibariyle destekçileri, Netanyahu’nun başbakanlığı süresince İsrail’in güvenlik sorunlarını etkin bir şekilde kontrol altına aldığını, İsrail’in yakın ve uzak çevresindeki ittifak ağını büyük ölçüde genişleterek, hem ülkenin itibarını yükselttiğini hem de bölgesel yalnızlığını aşmasını sağladığını savunuyor. Son dönem, özellikle İran’la yükselen gerilime işaret ederek, gerek siyasetteki aşırı sağa kayış etkisiyle, gerekse yolsuzluk soruşturmasının iç siyasette yarattığı baskıyı hafifletmek amacıyla, Netanyahu’nun daha riskli ve agresif bir dış politika çizgisi benimsediğini söyleyenler de yok değil. Bu noktada belki, İsrail’in İran’a yönelik çatışmayı tırmandıran sertlik yanlısı politikasının ardında, Trump yönetiminin koşulsuz desteği ve Körfez ülkelerinin İran tehdidi konusunda İsrail ile ortak hareket etme iradesinin de payı olduğunu vurgulamakta yarar var.

Öte yandan, Netanyahu’ya yöneltilen eleştirilerin büyük bir bölümü, başta yolsuzluk iddiaları olmak üzere, iç siyasette kullandığı toplumu ayrıştırıcı dil, özellikle İsrailli Araplara yönelik nefreti körükleyen kutuplaştırıcı söylem ve kendi politikalarını eleştiren herkesi -sivil toplum, medya veya yargı mensubu olsun- “terörist”, “solcu” ya da “vatan haini” olarak etiketliyor olmasından kaynaklanıyor. Özellikle, 2018’de kabul edilen “Ulus Devlet Yasası” -İsrail’i yalnızca Yahudilerin vatanı sayıp, İbraniceyi resmî dil kabul ederek, İsrailli Arapları ikinci sınıf vatandaş statüsüne indirdiğinden ötürü-, demokrasiyle çelişen bir adım olarak görülmekte.

“Mavi Beyaz İttifakı” Seçmene Ne Vaat Ediyor?

Görev yaptığı 2011-2015 yılları arasında Gazze’deki iki büyük askeri operasyonu yürüten eski Genel Kurmay Başkanı Benny Gantz, merkezde yer alan Yesh Atid Partisi lideri ve eski Finans Bakanı Yair Lapid, eski Genel Kurmay Başkanları Moshe Ya’alon ve Gabi Ashkenazi’nin bir araya gelmesiyle kurulan Kahol Lavan’ın, başta İran, Hizbullah veya Hamas konuları olmak üzere, İsrail’in güvenliğine ilişkin konularda Likud Partisi ile ideolojik mesafesi yok denecek kadar az. Örneğin; Gantz, barış sağlanabilmesi için Filistinlilerle müzakereden yana olsa da, iki devletli çözüme sıcak bakmıyor. Trump yönetiminin tartışma yaratan sözde “Barış Planı” konusunda ise yapıcı bir muğlaklık sergilemekte. Başkan Donald Trump’ı karşısına almadan ama seçim yatırımlarını da bozmayacak şekilde, planın “istikrarlı işleyen bir hükümet kurulduktan sonra, bölge devletleriyle birlikte” uygulamaya koyulacağını ifade ediyor. Buna karşılık, bir başka örnek olarak; plan uygulandığı takdirde İsrail sınırları içindeki El Müselles bölgesinde yaşayan İsrailli Arapların, kurulacak Filistin Devleti’ne mübadele edilmesi konusunun yeniden ele alınmasından yana olması, Gantz’ı Netanyahu’ya kıyasla daha ılımlı ve müzakereye açık bir çizgide konumlandırıyor. İsrail’in Ortadoğu’da en büyük varoluşsal tehdit olarak gördüğü İran’ın bölgesel gücünün geriletilmesi konusuna gelince; Gantz, kendi iktidarında yatıştırma politikasının söz konusu olmayacağını savunuyor. Bu şartlar altında, Kahol Lavan liderliğinde bir koalisyon hükümeti başa geldiği takdirde, İsrail dış politikasında çok da radikal değişiklikler beklememek yerinde olacaktır.

Dış politikada süreklilik vaat eden Kahol Lavan, iç siyasete ilişkin konularda daha liberal bir duruş sergilemekte. Parti programında medeni nikâh, LGBT hakları, Şabat (Dini tatil günü kabul edilen Cumartesi) günleri toplu taşıma seferleri konulması gibi başlıklar göz çarpıyor. Gantz ayrıca, iktidara geldikleri takdirde Ulus Devlet Yasası’nı da gözden geçireceklerini taahhüt ediyor. Dolayısıyla, bir taraftan merkez sola göz kırparken, Netanyahu’nun hakkındaki yolsuzluk iddialarından bıkmış sağ görüşlü İsrail seçmenine, güvenlikten ödün vermeyen liberal bir lider alternatifi sunuyor.

Seçimin Aritmetiği ve Açmazları

Önümüzdeki seçimler konusunda bir fikir vermesi açısından, Eylül 2019 seçim sonuçlarına şöyle bir göz atmak gerekirse: 32 sandalye kazanan Likud Partisi, Şas, Birleşik Tora Yahudiliği ve Yamima koalisyonunun desteğiyle ancak 55 sandalyeye ulaşabildi. 33 sandalye çıkaran Kahol Lavan ise, İşçi Partisi-Gesher koalisyonu, Demokratik Birlik Partisi ve İsrailli Arap Partilerin koalisyonundan oluşan Birleşik Arap Listesi’nin dışarıdan desteğine rağmen 54 sandalyede kaldı. Seçimlerden 7 sandalye çıkaran Lieberman liderliğindeki Evimiz İsrail ise meclis aritmetiği açısından vereceği destekle hükümeti belirleme gücüne sahip kilit bir parti pozisyonda. Ancak tam da bu noktada, tarafların çelişen talepleri uzlaşmayı adeta olanaksız kılıyor.

Şöyle ki; Benny Gantz, Likud Partisi ile kurulacak bir ulusal birlik hükümetine olumlu bakıyor ancak Netanyahu’suz bir Likud Partisi olması şartıyla. Lieberman, Netanyahu ile koalisyona razı fakat Ultra-Ortodoks partilerin koalisyon dışı bırakılmasını şart koşuyor. Netanyahu, koalisyon ortağı Ultra-Ortodoks partilere sırtını dönmeyi reddediyor. Ve son olarak, Kahol Lavan’ı dışarıdan destekleyen -hatta 1992’den bu yana ilk kez İsrailli bir adayı başbakan adayı gösteren- Birleşik Arap Listesi, Lieberman’ın bulunacağı bir koalisyon hükümetine desteğini keseceğini ifade ediyor. İşte koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının nedeni, bu içinden çıkılması zor denklem. Muhalefet partileri mevcut pozisyonlarından taviz vererek, Netanyahu’yu gönderme hedefinde birleşebilecekler mi? Seçim sonrasına ilişkin kritik sorulardan biri bu.

2 Mart seçim sonuçlarını belirleyecek bir başka dinamik, nüfusun yüzde 5’ini oluşturan ve Eylül seçimlerinde oy kullanma oranı yüzde 60’a yükselen (Nisan seçimlerinde bu oran yüzde 50 idi) İsrailli Arapların sandığa gidip gitmeyecekleri. Eylül seçimlerindeki yüksek katılım oranı, Birleşik Arap Partisi’ni parlamentonun 3. en büyük partisi konumuna getirerek, siyasi ağırlığını artırmış oldu.

Kahol Lavan’ın Trump’ın “Barış Planı”nı reddetmeyerek, uygulamayı seçim sonuna ertelemesi her ne kadar sağ seçmeni kazanmaya yönelik bir taktik gibi görünse de, Birleşik Arap Listesi’nin desteğini kaybetme riskini beraberinde getiriyor. ABD Başkanı Trump’ın Barış Planı’nı tartışmak üzere Washington’da düzenlediği toplantıya, Gantz’ı bizzat Netanyahu’nun davet ettirdiği düşünülürse, hangi tarafın hesabının tuttuğu sandık sonuçlarıyla belli olacak.

Bir dönem Likud Partisi’nin Netanyahu ile yolları ayırabileceği ihtimali konuşuluyordu. Ancak geçtiğimiz Aralık ayında düzenlenen parti ön seçimlerinde, Netanyahu’nun rakibi eski Eğitim Bakanı Gideon Sa’ar’a yüzde 72’lik ezici bir fark atmış olması, şimdilik bu seçeneğin masada olmadığını gösteriyor.

Netanyahu ve İsrail’in Geleceği

2 Mart seçimleri; kendisini bekleyen yargılama süreci göz önüne alınırsa, BB Netanyahu’nun siyasi kariyeri açısından bir dönüm noktası teşkil etmekte. Ancak İsrail halkı sandıkta yalnızca Netanyahu’nun liderliğini oylamayacak, aynı zamanda İsrail’in nasıl bir devlet olmasını istediklerinden hareketle, sandıktan çıkacak sonuç ülkenin gelecekteki toplumsal dokusu ve kimliğini de şekillendirecek.

Seçim sonrası koalisyon hükümetinin bileşenlerine bağlı olarak, İsrail siyasetinde ağırlığın aşırı sağdan merkeze taşınması, dış politikada güvenlik perspektifi sabit kalsa dahi, daha ılımlı bir yaklaşım ihtimalini barındırıyor. Öte yandan, iç siyasete liberal anlayışın egemen olması kutuplaşmayı azaltacağı gibi, İsrail’in çok uluslu, çok kültürlü toplum düzeninin işleyişine dair sorunların çözümü için bir fırsat penceresi sunabilir. Bu da, iyimser bir tahmin olmakla birlikte, İsrail-Filistin barışının gerçekçi ve yapıcı bir zeminde tartışılmasının önünü açabilir. Tüm bu sebepler, İsrail’deki seçimleri bölge barışına duyarlı herkes için önemli kılıyor.

 

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.