Kafkasyalı Sığınmacılara Kapılar Kapanırken

Yeni göç dalgasıyla gelen Kafkasyalı sığınmacılarla ilgili özellikle son birkaç aydır olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Devlet aygıtları, muhalif partiler, medya ve sivil toplum kuruluşları konuyla ilgili yeterli duyarlılık göstermiyor ve konu konuşulmadan kapanıyor.

kafkasyalı mülteciler

Türkiye’de son dönemde yazılar, seçim dönemine girildiği belirtilerek başlıyor. Genel seçimler, yerel seçimler, referandumlar ve hatta son dönem tekrar edilen seçimler derken aslında belki de Türkiye hiçbir zaman seçim döneminden çıkmamış olabilir. Fakat iç siyasi tartışmaların baskınlaşması, konuşulması gereken birçok meselenin ertelenmesine yol açıyor. Şüphesiz bunlardan en önemlisi Türkiye’de artan yabancı sayısı ve buna karşı artan yabancı karşıtlığı. Yabancılar meselesi belki siyasetin en önemli konusu, ancak derinlemesine bir yoğunlaşmadan ziyade, siyasi çıkar merkezli yaklaşılan bir meseleden bahsediyoruz.

 

Konumuz gereği bu yazıda Kafkasyalı sığınmacıların durumu tartışılacak. Elbette nüanslar var, fakat yaşananlar özellikle Rusya ve Çin gibi otoriter rejimlerden kaçanların ortak hikâyesidir. Kafkasyalılar aslında Türkiye’ye ne kadar yabancı, bu bile başlı başına bir tartışma meselesi. Kafkasya ve Türkiye dini ve kültürel anlamda oldukça yakın, ayrıca Türkiye’de sayıları milyonlarla ifade edilen Kafkas kökenli bir nüfus var. Buna rağmen yeni göç dalgasıyla gelen Kafkasyalı sığınmacılarla ilgili özellikle son birkaç aydır olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Devlet aygıtları, muhalif partiler, medya ve sivil toplum kuruluşları konuyla ilgili yeterli duyarlılık göstermiyor ve konu konuşulmadan kapanıyor.

 

Türkiye’de iç siyasi tartışma ve gelişmeler, planlı ve programlı hareket etmek isteyen yabancı ve yerli insanların hayatlarını derinden etkiliyor. İktidar ve muhalefet partileri kısa dönem çıkarıyla yabancı karşıtı politikalar geliştiriyor olabilir, ancak sonuçta Türkiye’de Kafkas kökenli vatandaşların sayısının 3-5 milyon arası olduğu akılda tutulursa ve bu insanların yakın akrabalarına yapılanlardan kitle iletişim araçlarıyla anında haberdar olduğu düşünülürse, seçim sürecine yatırım olarak düşünülen yabancı karşıtı politikaların ters tepebilme potansiyeli de bulunuyor.

 

Yeni Kafkas Göçü

 

Rusya Federasyonu genelinde, 21 Eylül 2022 tarihinde duyurulan kararla kısmi seferberlik başlatıldı. Yapılan açıklamada toplam 300 bin kişinin askere alınması planlanıyordu. Ancak halkta yarattığı tedirginlik, protesto gösterileri ve askerlik şubelerine yapılan saldırılar sonucunda 222 bin kişinin silah altına alındığı kaydedildi. Alınan karar kısmi seferberlik süreci olarak tanımlandı, fakat yaşanan şey İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’da görülen en büyük askeri hareketlilikti. 17 Ekim 2022 tarihinde seferberlik sürecinin tamamlandığı bildirilse bile halktaki tedirginlik sonlanmadı. Süreç boyunca Rusya’dan ülke dışına yoğun bir göç yaşandı.

 

Ukrayna’daki savaşa katılmak istemeyen Rusya vatandaşları karayolu ve hava yoluyla ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar. Nereye sığınacaklarını kestiremeyen kitleler, Kuzey Osetya üzerinden Gürcistan kapılarına dayandı. Avrupa’ya açılan Kafkas ülkesi Gürcistan kontrolü kaybetti ve sınırda kilometrelerce kuyruk oluştu. Kafkasyalılar, ülke dışına çıkmak için şanslı görülüyordu, çünkü onların topraklarıyla güneydeki Gürcistan ve Azerbaycan komşuydu. Kafkasyalılar da genel Rus kitlesine katıldı ve Gürcistan’a akın ettiler, bir sonraki durak onlar için Türkiye’ydi. Türkiye’nin coğrafi olarak yakınlığı, zamanı gelince memleketlerine geri dönebilecekleri inancını pekiştirdi.

 

Elbette göç süreci Kafkasyalılar için yeni değil. Kafkasyalılardan kastımız, Rusya’ya bağlı ya da bağımlı; Abhazya, Adıgey, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya, Güney Osetya, İnguşetya, Çeçenya ve Dağıstan cumhuriyetlerinden gelen insanlar. 24 Şubat 2022’de başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’yla aslında bu bölgelerde arayışlar başlamıştı. Hatta daha da geriye gidersek, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından bölgede yaşanan çok sayıda çatışma ve savaşlar neticesinde yüz binlerce insan memleketini terk etmişti. Moskova yönetiminin önümüzdeki günlerde yeni ve daha büyük bir seferberlik kararı çıkarmayacağının hiçbir garantisinin olmaması insanları tedirgin eden diğer bir faktör.

 

Son dönem Kafkasyalı sığınmacılar için Türkiye; Osmanlı İmparatorluğu varisi, uzun yıllardır Müslüman liderler tarafından istikrarlı bir şekilde yönetilen, dini ve kültürel anlamda oldukça benzer, özgür ve demokratik bir ülkeydi. Türkiye’ye büyük umutlarla geldikleri söylenebilir, bazısı ailesiyle, bazısı yalnız ama büyük beklentiyle. Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan yüzyıllar önce bile Türkiye, Kafkasyalı muhacirlere kapısını açmıştı. Şu an Türkiye’nin geneline yayılmış milyonlarca Kafkas kökenli nüfus bulunuyor. Bütün bu denklemler düşünüldüğü zaman, Kafkasya’dan Rusya dışına çıkmak isteyenler için en mantıklı görülen yer Türkiye’ydi ve yine tarih tekerrür etti. Rusya Federasyonu vatandaşı olan Kafkasyalılar, kurdukları bağlantılar ve kısıtlı maddi imkânlarıyla kendilerini İstanbul, Ankara, Bursa gibi büyükşehirlere attılar. İş arayanları, üniversiteye kayıt yaptırmak isteyenleri, kalacak yer bulma telaşında olanları derken, kendilerini Türkiye’nin koşuşturmalı bürokratik çarkları arasında buldular.

 

İstatistikler Ne Anlatıyor?

 

Batı ülkeleri son yıllarda bu zamana kadar yaşanmamış bir biçimde sığınmacı akınına uğradı. Özellikle 10 senede çatışma ve savaşların yaşandığı Ortadoğu ülkelerinden Avrupa Birliği ülkelerine doğru milyonlarca insan yola çıktı. Çoluk çocuk denizde boğulanlar, kameralar önünde çelme takılıp yere düşürülenler, velhasıl insan yerine konmayan bir kitleden bahsediyoruz. Türkiye ise sayıları yaklaşık 5 milyonun üzerine çıkan sığınmacıya kapılarını açtı. Açıkçası takdir toplaması gereken bu insani tutum, uluslararası kamuoyu tarafından desteklenmedi. Türk devleti ve insanı, çoğu yardıma muhtaç milyonlarca insanın karşısında yalnız bırakılmıştı. Ayrıca üstüne siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar yaşanmış ve bunun faturası sığınmacılara kesilmişti. Yükselen ırkçılığa karşı durabilecek aklıselim bir enerji kimsede kalmadı, artık sığınmacılar sınır dışı edilmesi gereken yabancılara dönüşmüştü.

 

Yabancı karşıtlığının arttığı bir atmosferde, Ukrayna-Rusya Savaşı’yla birlikte bu sefer Türkiye’ye kuzeyden göç başladı. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı resmi istatistiklerine göre 2022 yılında Türkiye’de ikamet izni alan yabancı uyruklar arasında Rusya Federasyonu vatandaşları birinci sırada yer alıyor ve sayıları 147.145 olarak gösteriliyor. Yine verilere göre 2022 yılında Rusya’dan Türkiye’ye 5.219.071 kişi giriş yapmış. Detaylara inilirse ne kadarının eğitim, turizm gibi nedenlerle geldiği öğrenilebilir. Kafkasyalıların tam olarak nüfusu bilinmemekle birlikte, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından günümüze kadar Türkiye’ye gelenlerin sayısının 80 binlere kadar dayandığı belirtiliyor. Çoğu son 10 senede yaklaşık olarak 200 bin Suriyeli ve 100 bin Ahıska Türkü’nün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı aldığı biliniyor. Yine medyaya yansıdığı kadarıyla Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle “Türk Soylu” statüsüne dahil edilen Kırım Tatarlarına süresiz ikamet izni verilmeye başlandı. Göç İdaresi Başkanlığı bünyesinde Türk ve Akraba Toplulukları Daire Başkanlığı bile kuruldu.

 

Kafkasyalıların bütün bu haklardan tam anlamıyla yararlanamadıkları bilinen bir gerçeklik. Dağınık, lidersiz ve temsil gücü zayıf bir toplum olmalarından doğru düzgün bir statü alamadılar. Fakat daha çok problem, Türk bürokrasisinin Rus tarafından gelecek tepkilerden endişe duymasında gizli. Kafkasyalı sığınmacıların problemleriyle ilgili bilgilendirilen tepe yöneticiler çözüm odaklı bir görüntü verirken, alt memurlarda görev ve yetkinin kötüye kullanımının yaygınlaştığı söyleniyor. Ne olursa olsun, özellikle son bir iki aydır Kafkasyalı sığınmacılara olumsuz bir muamele yapıldığı kesin, bunun yukarıdan emir almadan yapılamayacağı da tartışmasız. Türkiye seçim dönemine girerken, hükümetten ülkedeki yabancı sayısının düşürülmeye çalışıldığı, hatta konuyla ilgili çeşitli rakamlar belirten açıklamalar başladı. Bunun neticesinde, gelen sığınmacıların niteliğine, kim olduklarına bakılmaksızın, bütün herkese kelle hesabı merkezli bir muamele yapıldığı görülüyor.

 

Ayrıca bütün bunların ötesinde, Çerkesler arasında farklı bir tedirginlik daha ortaya çıktı: Kafkasya’da son kalan soydaşları da vatanlarından koparılabilir mi? Endişe sahipleri Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ardından gelen Kafkasyalı sığınmacılara Türkiye’de yardım edilmemesi görüşünde, eğer böyle olmazsa Kafkasya’da kimsenin kalmayacağı söyleniyor. Elbette tarihte buna benzer bir durum yaşandı, Karadeniz’e yakın bölgelerde yaşayan yüz binlerce Adıge, Rus İmparatorluğu tarafından zorla vatanlarından sürgün edildi. Korkunç bir veri olarak, Türkiye’deki Çerkes nüfusu, Kafkasya’daki Çerkes nüfusundan daha fazla. Her şeye rağmen son dönem kamuoyuna verilen insansız Kafkasya korkusunun biraz da Rus yönetimine yakın kimseler tarafından yayıldığını düşünüyorum. Onlara göre sessizce Rusya’ya itaat edip gelişmeleri izlemekle yetinmek gerekiyor, savaşın etkileri tüm hızıyla Kafkasya’da yayılmasına rağmen.

 

Türkiye’de Bürokratik Kuralsızlık

 

Kafkasyalı sığınmacıların yaşadığı problemlere daha açık ve net örnekler sıralanabilir, fakat Kafkas insanının gurur dolu ruh hali, yaşadığı mağduriyetleri anlatmaya yatkın değil, tam tersi gizlenen, sadece insanların hafızalarında kalan birçok vaka bulunuyor. Duyduğumuz ve gördüğümüz birçok gelişme olmasına rağmen, mağdurlar bunun medyaya taşınmasını istemiyor. Rusya’dan ciddi olarak çekince duyuluyor, kendini kurtarmış olmak bir şey ifade etmiyor, arkada bırakılan aile ve akrabalar, medyaya verilen demeçler yüzünden ciddi gözaltı ve işkencelerden geçirilebilir. Bunun yaşandığı ve üstüne medyaya yansıdıkça işlerin çok daha kötü noktalara gittiği birçok örnek var.

 

Kafkasyalıları zorlayan en önemli konu, Türkiye’de hiçbir kuralın sabit olmaması. Temel bir hak aniden yok ediliyor ve insanların hayatları altüst oluyor. Rusya’daki bütün varlıklarını satıp Türkiye’de mütevazı bir ev almaya ya da kiralamaya çalışanlara çeşitli engeller çıkarılmaya başlandı. Ya da Türkiye’de ikamet izni olmasına rağmen, ülkeden çıkış giriş yapan biri havalimanında tutuluyor, oradan Geri Gönderme Merkezine yollanıyor ve en son Rusya’ya sınır dışı edilebiliyor. Örneğin havalimanında hiçbir gerekçe gösterilmeden, henüz Türkiye toprağına ayak basmamış biri bile kamu güvenliğini tehdit suçlamasıyla Rusya’ya geri gönderilebiliyor. Halbuki son bir senedir Türkiye’ye gelen sığınmacılar, Rusya için Ukrayna’da ölmek istemeyen aklı başında barış yanlısı insanlar.

 

Ankara yönetimi Rusya’ya geri gönderilen insanlara ne olacağını bilmiyor mu? Rusya’ya sınır dışı edilip akıbetleri bilinmeyen insanlar var; kaçırılıyor, işkence görüyor ve yok ediliyorlar. Havalimanındaki polislerin vicdanına bırakılan Kafkasyalıların çoğuna hiçbir ön uyarı da yapılmıyor. Haliyle son günlerde dedikodu analizleri ortaya çıktı, Rusya’nın Türkiye’den böyle bir isteği olduğu yönünde. Rusya’nın ne istediği meçhul, ancak Türkiye’de artan yabancı karşıtlığının hükümet politikalarını etkilemeye başladığı kesin. Peki bu sadece Kafkasyalıların meselesi mi? Kafkasyalılar veya Uygur Türkleri gibi otoriter rejim mağduru halkların Türkiye’de neler yaşadığı tam anlamıyla muamma. İşin daha da tuhafı onların haklarını savunan kimsenin olmaması.

 

Bundan iki ay önce, Çin İstanbul Başkonsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlemeye çalışan Uygur Türklerine polisin tavrı gündeme gelmişti. Sarıyer İlçe Emniyet Müdürü mafyavari bir tarzda, “Birazdan hepinizi buradan süpüreceğiz. Gözaltına alacağız, sınır dışı edeceğiz!” diyordu. Bu tuhaf tavır sadece Uygur Türklerinin yaşadığı bir mesele değil, Türkiye’de bürokrasinin gücü kime yeterse ona uyguladığı muamelenin tipik bir örneği. Gündeme gelen video sonrası İstanbul Emniyet Müdürlüğü basın açıklamasında, “Gruba yapılan ikazlar sırasında kullanılan bazı ifadeler yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermiş ve kastı aşmıştır. Kardeşlerimizi incitmek için değil, gösteri yasağını hatırlatmak için ikaz yapılmıştır. Gösteri yasağı hatırlatması ve tedbir her ne kadar vazifemiz ise de kullanılan ifadeler üzüntüye sebebiyet vermiştir. Konu ile ilgili çalışmalar hassasiyetle takip edilmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” ifadeleri kullanılmıştı.

 

Mazlum Halkların Sığınağı

 

300 bin Çeçen’in neden Türkiye’de değil de Avrupa ülkelerinde bulunduğunu anlamak için çok düşünmeye gerek yok. 1990’lı ve 2000’li yıllarda yaşanan Çeçenya-Rusya Savaşı sırasında, Çeçen sığınmacılar bir dönem Türkiye’de kalmayı denediler, ancak bürokratik çarkların belirsiz süreçleri sonucu Avrupa Birliği ülkelerine iltica etmek onlara daha mantıklı göründü. Avrupa’daki Çeçenler ve Kafkasyalılar gittikleri ülkelerde boş durmadı. Ukrayna-Rusya Savaşı’nda sahada Rus ordusuna karşı savaşan Çeçen grupların birçoğu Avrupa’daki insanlar arasından çıktı. Avrupa ve belki daha çok İngiltere ve Polonya, geleneksel düşmanları Rusya’ya muhalif insanları himaye etmeyi başarmıştı.

 

Türkiye bütün bu süreçte ne yaptı? Sonuç olarak, Türkiye dev bütçeli dizi yapımlarıyla Müslüman coğrafyalara dizi pazarlarken, altından kalkamayacağı vizyon ve misyonlar içerisinde buldu kendini. Balkanlarda restore edilen çeşme ve köprülerin, Afrika ve Ortadoğu’ya yollanan yardım tırlarının uluslararası ilişkilerde nereye oturduğu tam bir muamma. Tamamen kendi bütçesiyle eğitim almaya gelen Kafkasyalı öğrencileri bile havalimanından geri yollayan, Somalilerin yasal yollardan açılmış restoranını hiçbir gerekçe göstermeden kapatan, Uygur Türklerinin protestosunu mafya diliyle dağıtmaya çalışıp tehdit eden Türkiye, nasıl bir halk diplomasi kültürü oluşturdu? Kendi içerisinde düzen inşa edemeyen Türkiye, farklı coğrafyalarda hangi oyunu kurgulayabilir?

 

Elbette bütün problem Türk hükümetine ve devletine yüklenmemeli. Rusya ve Çin gibi otoriter rejimlerin çektirdiği halklarla ilgili Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının ne yaptığının sorgulanması gerekiyor. Kafkasyalıların da dahil olduğu bu mazlum halkların tam olarak derdi nedir? Türkiye’ye göç etme motivasyonları nereden gelmekte? Sığınmacıların sıkıntılarıyla ilgili bir rapor, bir bilgi var mıdır? Bunların ne kadarı yetkililere ulaştırılmıştır? Hepsinden öte konuyla ilgili kamuoyu yeterince bilgilendirilmiş midir? İnsan hakları dernekleri ve Kafkas yapılanmalarının konuyla ilgili ciddi çalışmalara imza atması gerekiyor, belki o zaman iktidarı ve muhalefetiyle herkesin girdiği yabancı karşıtı akıl tutulması halden çıkma ihtimali belirebilir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.