Kararsızlar Kararsız, Kararlılar Kararlı mı?

Kararsızlar sanıldığı kadar büyük bir küme değil ve farklı kategorilerden oluşuyor. Ayrıca, kararsız olanların önemli bir kısmı, oy renginde olmasa da kimi desteklemeyeceğinde kararlı. Birçok araştırma da “kararsızım” diyenlerin önemli bir bölümünün tercihini gizleyenlerden oluştuğunu ve tercihini gizleyenlerin de bir partiye daha yakın olabildiğini gösteriyor. Dolayısıyla kararsızlara oynamak için tek bir strateji mümkün değil. 

Kararsızlar Kararsız, Kararlılar Kararlı mı?

Kararsızlar hem haber hem de analiz değeri yüksek bir seçmen grubunu oluşturuyor. Sayılarının çok arttığı yönündeki haberler de bu kesime ilgiyi artırıyor. Hatta kimi haberlerde ya da demeçlerde en büyük ikinci parti olarak tanımlanıyor. Kuşkusuz karasızlar seçmen analizlerinin önemli bir parametresi. Ancak sınırları var.

 

Kararsızlar Kategorisinin Çok Azını Kararsızlar Oluşturuyor

 

Kararsızlar üzerine araştırmalar oldukça eskiye uzanıyor. En eski örneklerden biri Amerikan Kamuoyu Ensitüsü’nün 1940’ta George Gallup direktörlüğünde yaptığı bir araştırma.[i] Bu çalışmada yanıtlar, sırayla, katılımcıların birinden geleneksel yöntemle, diğerinden ise gizli oy esasıyla alınmış. Senatör seçimlerine yönelik soruda, geleneksel uygulamada kararsızlar %21 çıkarken, gizli oylama uygulamasında %9’da kalmış (başkanlık seçiminde %16’ya %2). Dahası, Demokrat adayın oy oranı kararsızlar dağıtıldığında geleneksel yöntemde %51, gizli oy usulünde %56 bulunmuş. Bu araştırma ve o günden bugüne benzer birçok araştırma gösteriyor ki, “kararsızım” diyenlerin önemli bir bölümü tercihini gizleyenlerden oluşuyor ve tercihini gizleyenler de bir partiye daha yakın olabiliyor.

 

Kararsızlar kategorisi, bunun yanı sıra, kararsızlardan ibaret olmadığı için de yüksek çıkabiliyor. Araştırmalar, kararsızlarda genellikle şu üç gruba yer veriyor:

 

1) Yanıt vermeyenler,

2) Oy kullanmayacağını/boş oy atacağını söyleyenler,

3) Kararsız olduğunu beyan edenler (kararsız olsun olmasın).

 

Öncelikle yanıt alınamayan katılımcıların kararsızlara dahil edilmesi oldukça sorunlu. Yanıt alamadığınız katılımcıların verisi eksik (missing) veridir ve analize zaten katılmamalıdır. İkincisi, kararsızlar diye sunulan kategorinin yaklaşık yarısını, oy kullanmayacağını ya da boş oy atacağını belirtenler oluşturuyor. Bu grupta hiçbir seçimde oy kullanmayanlar da var, bu seçimi protesto etmekte kararlı olanlar da var, partisine kızan ama seçim günü oy kullanacak olanlar da. Kararsızlar ile bu protestocu grubun özelliklerine baktığımızda ayrıştıklarına da tanık oluruz. Örneğin, kararsızlarda eski AK Parti seçmeni daha yüksek oranda.

 

Teknik dayanaklar dışında saha gözlemleri de kararsızların yüksek olmadığına işaret ediyor. Birincisi, anket etnografisi çalışmalarımızda da yurttaşların görüş bildirmeye istekli olduğunu gözlemliyoruz. Demokratik katılım mekanizmaları sınırlı olan Türkiye’de oy kullanma oranları da benzer bir nedenle Batı’ya nazaran oldukça yüksek. İnsanlar, bu tür çalışmalara dahil olarak da kendini gerçekleştirmiş hissediyor: Katılmış, temsil edilmiş ve dinlenmiş olarak mutlu oluyorlar. İkincisi, kutuplaşma ile kararsız oranı arasında negatif korelasyon olduğunu; kutuplaşmanın yüksek olduğu toplumlarda ya da dönemlerde kararsız oranlarının azaldığını biliyoruz. Türkiye’de şayet kararsızların olağandışı ve çok yüksek oranlara ulaştığını gözlemliyorsak, kutuplaşmanın da azaldığına, kırıldığına dair gözlemlerimiz olması gerekirdi. Son olarak genelde de “Türkiye toplumu kararlı bir toplumdur” dersek sanırım abartmış olmayız. Antropologlar, etnografik çalışmalar, yurttaşların sorulan her soruya yanıt vermesine, bilmese de görüş bildirmesine, ‘bilmiyorum’ kelimesini az kullanmasına dikkat çekmiştir.

 

Kararsız oranlarını farklılaştıran diğer bir dinamik ise yöntemsel tercihler. Tercih farkları, kararsız oranlarının aynı dönemde %5,5-%38 arasında salınmasına neden olabiliyor. Telefonla yapılan uygulamalarda, ilgili soruya yanıt vermeme imkânını kolaylaştıran tasarımlarda, güven oluşturulamayan uygulamalarda, soru biçiminden kaynaklanan sorunlarda, vb. durumlarda kararsızlar daha yüksek çıkabiliyor.

 

Öyle ya da Böyle Kararsızlar Önemli, Peki Bize Ne Söylüyorlar?

 

Kararsızlar üzerine analizler yakın zamanlarda bize önemli bir şey gösterdi. İktidardan kopan seçmenlerin muhalif partileri desteklemek yerine kararsızlar blokunda park ettiklerini gözlemledik. AK Parti’den kopan ve kararsızda bekleyen seçmen gruplarının ağırlıkla, bu partiyi desteklemeye en geç başlamış daha eğitimli, daha az dindar olan kesimlerle, Kürt seçmenlerden oluştuğunu gördük. Bu bize aynı zamanda kimlerin iktidardan uzaklaşmadığını da gösterdi. Ancak bunun ötesinde çıkarımlar yapmak zor. Kararsızların önemli bir kısmının kime oy vermeyeceğinde kararlı oluşu ve tersine kararlıların kararlarındaki tereddütleri, denklemi daha da karmaşıklaştırıyor. 

 

Peki kararsızlara oynamayı telkin eden tavsiyelerin motivasyonu nedir? Varsayım şu olmalı: “Kararlılardan umut yok, kararsızları ikna etmeliyiz, üstelik yüksek bir orandalar”. Ancak bu varsayımı boşa çıkaran üç husus var:

 

  1. Kararsızlar sanıldığı kadar büyük bir küme değil ve farklı kategorilerden oluşuyor. Ayrıca, kararsız olanların önemli bir kısmı, oy renginde olmasa da kimi desteklemeyeceğinde kararlı. Dolayısıyla kararsızlara oynamak için tek bir strateji mümkün değil.

  2. Kararsızları, diğer seçmenlerden izole ederek, sadece onları etkileyecek sihirli bir formül üretmek zor. Üstelik sadece onları hedefleyen, diğer kesimleri dışarda bırakan ya da ihmal eden taktikler, kararsızlarda ters etkiye yol açabilir. Kararsızların, iktidarı desteklemeye devam edenlerle farklı olmalarına rağmen, duygudaş oldukları konular var. Onlarla sosyalleştikleri ve siyaseti onlarla müzakere ettikleri için, onların olumsuz tepki verdiği hamlelere, kararsızların da olumsuz yaklaşmaları muhtemel.

  3. Kararsız olmayanların, yani anketlerde bir parti ismi belirtmiş olanların da kararlarında ikircikli olduklarına dair pek çok işaret var.

 

Dolayısıyla siyasi eğilimlerin başta yakın çevre ile tartışıldığı, bu konularda güven duyulan kanaat önderlerinde işaretler arandığı ve nihayetinde siyasetin gözlemlendiği geniş bir müzakere/şura alanı var. Bu müzakere meydanı hem analiz hem de iletişim açısından kararsızlar partisinden daha fazla değer barındırıyor.

 

Cumhur İttifakı Seçmeni: Dışardakiler-İçerdekiler

 

2018’de Cumhur İttifakı’na oy vermiş seçmenler, tüm seçmenlerin %45,3’ünü oluşturuyordu. Bugün Cumhur İttifakı’na oy vereceğini söyleyen seçmen oranı %35,3. ‘Yeni seçmen’ detayını kenara bırakırsak, kabaca 10 puana yakın bir kayıp söz konusu. Bu 10 puanlık kesimin içinde üç ayrı kategori var:

 

  1. Dönüşe meyilli kararsızlar (2,6 puan). Ağırlıkla iktidardan tam kopamayan ama bir tepkisi olanlar.

  2. Kopuşunda kararlı olanlar kararsızlar (2,5 puan). Bir kısmı başka bir partiyi desteklemeye uzak olanlar (oy kullanmayacağım, boş oy atacağım diyenler). Diğer bir kısmı ise yeni destekleyeceği partiyi bulamamış olanlar.

  3. Muhalefette bir partiyi desteklemeye başlayanlar (4,9 puan).

 

İlk bakışta tüm olup bitenler ve sorunlar karşısında bu 10 puanlık kayıp az gibi görünüyor. Oysa bu rakam 6 milyon gibi önemli bir nüfusa karşılık geliyor. Üstelik, potansiyel sadece bununla sınırlı değil. 10 puan kafayı dışarı çıkarmışlardan oluşuyor. Oysa içerde kalanların tamamı da homojen ve kutuplaşmış bir kitleyi oluşturmuyor. İçerde üç grup var:

 

  1. Sadık çekirdek (22,2 puan)

  2. Rahatsız çekirdek (4,6 puan)

  3. Eşiktekiler (8,5 puan)

 

Eşiktekiler ve kararsızlar, hatta kısmen rahatsız çekirdek, müzakere/şura bölgesi diyebileceğimiz bir siyaset alanını oluşturuyor. Bu kesiminin kulağının muhalefete açık olduğu söylenebilir. Bu şura meydanında seçmen sürekli iktidarın ve muhalefetin siyasetini, kapasitesi, iradesini ve iletişimini müzakere ediyor.

 

 

Seçmen Şurasında İnce Ayarlar

 

Oy tercihinde, ekonomi başta olmak üzere ülke sorunları, iktidarın ve muhalefetin yönetme becerisi ve yaşam tarzı kaygıları temel belirleyiciler olarak öne çıkıyor. Bu belirleyenler zaten büyük ölçüde sonuçlarını gösterdi. Fakat bunların dışında literatürden ve gözlemlerden beslenen bazı ince etkiler söz konusu.

 

İlki, çoğunluk enerjisi. Bandwagon effect[ii] diye bilinen bir etki var. Seçmenlerin kazanan tarafa yaklaşma eğilimini anlatıyor. Kazananların safında yer alarak kimliğini güçlendirme motivasyonu. Kararsız ya da tereddütlü seçmenin kendi muhakemesine göre değil, çoğunluğun daha fazla benimsediği istikamete göre davranmasına, bunda bir keramet vardır diye düşünmesine yol açıyor.

 

İkincisi, sessizlik sarmalı etkisi. Seçmenlerin bir bölümü ise genel kabulün dışında kaldığı ve tercihini dile getirmenin sosyal sonuçları (izalosyon, ayıplanma, ayrımcılık, cezalandırılma vb.) olduğu durumlarda sessiz kalmayı tercih ediyor.

 

Üçüncüsü, adalet terazisi etkisi. Sonuçları sessizlik sarmalına benzese de farkı; oy tercihini belirlerken adalet sağlama motifi. Genellikle sonucu, güçlü olmayan adayı destekleme oluyor (bunun için 19’uncu yüzyıldaki köpek yarışlarından gelen bir kavram kullanılıyor: Underdog effect). Özellikle mağdur edildiği, haksızlığa uğratıldığı, kazanmayacak olsa bile güçlendirilmesi gerektiği düşünülen eğilimlere sempati oluşabiliyor. Denenmemişe şans verme eğilimi de diğer bir adalet sağlama motifi.

 

Son olarak da cezalandırma etkisi. Seçmenler yakın olduğu partiye bir ceza verme ihtiyacı duyabiliyor. Partisine kızgın/küskün ama başka bir partiye yaklaşmaktan da imtina edenler, partisine ihanet etmeden ders vermek istiyor. En yaygın tezahürü sandığa gitmemek ya da boş oy atmak.

 

Bu Etkilerden Kim, Nasıl Faydalanıyor?

 

Birçok seçimde seçmenler AK Parti’yi, çevrelerindeki çoğunluğun ve güven duydukları kimselerin itibar ettiği bir parti olarak gördü. Bu sayede AK Parti, kararsız ya da tereddütlü seçmenin de çoğunluğu takip etmesi ile alacağı oyun üzerine çıktı. 2018 seçimlerinde İYİ Parti, seçmenin adalet terazisinden güç aldı.

 

23 Haziran seçimleri, bu motiflerin tümünün Ekrem İmamoğlu lehine sonuçlar ürettiği bir seçim olarak tarihe geçti. İmamoğlu, bir yandan çoğunluk enerjisi ile, diğer yandan (seçim iptali, eğreti karalama kampanyaları gibi etkenlerin sonucu olarak) adalet terazisi etkisi ile giderek oyunu artırdı. Sessizlik sarmalındaki AK Partililerden sandıkta İmamoğlu’na destek geldi. Yine AK Partililerin önemli bir kısmı rahatsızlıklarını, özgün bir cezalandırma davranışı ile, başkanlıkta ya İmamoğlu’na oy verip ya da boş oy atarak, belediye meclisinde de partisini destekleyerek gösterdi. Öyle ki bu durumu açıklanamaz bulan AK Partili kurmaylar seçim tekrarına ihtiyaç duydu. Seçmenin bu cezalandırma davranışından dersler çıkarmadığı için de hatalarına sonraki yıllarda da devam etti.

 

Önümüzdeki seçimler için bu motifleri gözden geçirecek olursak, muhalefetin yer yer bir çoğunluk enerjisi oluşturarak kararsız ya da eşikteki seçmenleri etkileyebildiğini görüyoruz. Fakat Erdoğan’ın kazanacağına dair inancın hâlâ kuvvetli ve ona verilen desteğin çok üzerinde olduğuna tanık oluyoruz. Momentum artık iktidardan yana değil, ancak güçlü bir biçimde muhalefete dönmüş de sayılmaz.

 

Sessizlik sarmalının iki seçmen grubunda karşılığı göze çarpıyor. Birincisi, tahmin edileceği üzere HDP’li seçmenlerin özellikle siyasi bağları görece daha zayıf olan kesiminde. Desteklerini göstermekten çekinen, gizlenen bir seçmen grubu. İkincisi ise AK Parti’den uzaklaşmaya yatkınlaşmışken, “gidiyorlar”, “hesap verecekler” “görecekler” gibi çıkışlar sonrasında, aslında savunmaktan vazgeçmiş oldukları AK Parti’yi tepki olarak desteklemeye meyleden sessiz kesim.

 

Türk solu/liberalleri arasında, geçmişteki gibi, HDP’yi tam olarak benimsemese de adalet terazisi etkisi ile desteklemeye devam eden bir kesim var.

 

İlginç bir şekilde adalet sağlama motifinin CHP’ye de olumlu yansımaları oluyor. Kapsayıcılık hamleleri, yerel yönetimlerdeki engellemelere rağmen gayretler ve başarılar, zayıf ve göze batan karalama kampanyaları vb. gelişmeler bir şans verilmeyi hak ettikleri yönünde bir duyguyu harekete geçiriyor. “Bir de onları deneyelim” duygusu giderek yaygınlaşıyor.

 

Son olarak cezalandırma etkisi de devrede. Uzun zamandır gözlemlediğimiz ama yönünü kestiremediğimiz bir vaka: Cumhur İttifakı seçmeninde cezalandırma motivasyonu yükseliyor. Bir kısım “Erdoğan esastır, gerisi boştur” diyor ve cezayı milletvekili seçiminde kesmeye hazırlanıyor. Bir kısım ise Erdoğan’a tepkili ama muhalefete uzak ve partisini terk etmeye gönüllü değil. Araştırmalarda bu detay kaybolabiliyor. Örneğin TEAM’in büyük örneklemli araştırmalarından birinden örnek vermek isterim. Kasım’da kararsızlar dağıtılmadan Cumhur İttifakı’nın oy oranı %35,3, Erdoğan’ın oy oranı ise %34,3’tü. Bu ilk bakışta normal bir görüntü. Ancak detayda cezalandırma davranışı var. Erdoğan’a oy vereceğim diyenlerin 3,8 puan kadarı Cumhur İttifakı’na oy vermeyeceğim diyor. Tersinde ise Cumhur İttifakı’na oy vereceğim diyenlerin 4,8 puanı Erdoğan’a oy vermeyeceğim diyor. Hal böyle iken Cumhur İttifakı’na veya Erdoğan’a oy atacak, yani ikisinden birinde iktidarı destekleyeceklerin oranı ise %39,1’i buluyor. İşte bu önemli bir oran. Cezalandırmanın yönü ve şiddetine göre değişecek olmakla birlikte, muhalefetin her iki seçimde (cumhurbaşkanlığı ve meclis) de başarılı olma ihtimali mevcut, ancak bunlardan birini (zayıflamış olsa da ikisini birden) kaybetme ihtimali zayıf bir ihtimal değil.

 

 

Kararsızlar incelemesine geri dönecek olursak: “Kararsızları kazansak yeterli olur” diyerek sınırını buraya çizen yaklaşım yerine, tereddütlü kararlıları da dahil ettiğimiz, etkiye açık olan müzakere/şura bölgesini takip etmenin değeri daha yüksek görünüyor. Cumhur İttifakı, sadece cezalandırma etkisi zayıflasa bile tekrar önemli bir güce erişiyor. Pekâlâ kırgınlığını, kızgınlığını sineye çekerek, cezalandırmaktan vazgeçecek önemli bir seçmen grubu var ve ince bir çizgide duruyor. O yüzden kazanıyoruz rehaveti ve taviz anksiyeteleri oldukça riskli görünüyor. Oysa kutuplaşmayı azaltacak yönde gelişmeler, müzakere/şura meydanlarında, etkiyi engelleyen blokları kaldırabiliyor. Kaygı ve beklentileri gözetmenin, kırmızı çizgileri esnetmenin, kapsayıcı diyaloğun, sadece oya değil, çoğulculuğa da katkısı var.

_

[i] Bu deneysel araştırmanın detayları için şu makaleye bakabilirsiniz: Benson, Lawrence E. “Studies in Secret-Ballot Technique.” The Public Opinion Quarterly, vol. 5, no. 1, [Oxford University Press, American Association for Public Opinion Research], 1941, pp. 79–82.

[ii] “Bandwagon effect” kavramı ABD’de 1848 yılında yürütülen bir kampanya ile ortaya çıkmış. Dan Rice isimli bir palyaço seçimlerde, aday Zachary Taylor için bando arabası ile tura çıkar ve “Bando vagonuna sen de atla” sloganıyla insanların dikkatini çekerek seçim başarısı getirir. Sonra bu bir geleneğe dönüşür ve başkan adayları süslenmiş bir tren ve bando takımı ile ülkeyi dolaşır ve bu sayede ilgisiz olanların dikkatini çekmeyi hedeflerler. Seçmen üzerindeki etkileri için şu makaleye bakabilirsiniz: Henshel, Richard L., and William Johnston. “The Emergence of Bandwagon Effects: A Theory.” The Sociological Quarterly, vol. 28, no. 4, [Midwest Sociological Society, Wiley], 1987, pp. 493–511. 

 

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.