Kim Korkar Covid-19’dan? Türkiye Kamuoyu Koronavirüs Algıları

Covid-19 Kamuoyu Algıları Araştırması, Türkiye’de halkın Covid-19 pandemisi konusunda genel bir bilgi yeterliliğine ulaştığını ve Sağlık Bakanlığı ile uzmanlarca aktarılan bilgi ve uyarıların önemli oranda halkta karşılık bulduğunu göstermektedir. Buna karşılık virüsün daha az görüldüğü bölgelerde genel bir endişe hali öne çıkarken, virüsle daha çok karşılaşılan bölgelerde bu yerini hastalığa yakalanma korkusuna bırakmaktadır.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

3-17 Nisan arasında Türkiye çapında yapılan “Covid-19 Kamuoyu Algıları Araştırması” sonuçlarına bakarsak, Türkiye halkının üçte ikisi (%73,3) “endişeli”, yüzde 7,6’sı “endişeli değil”, yüzde 19’u ise “ne endişeli ne de değil”. Son yıllarda endişeli olmayı ulusal haslet olarak geliştirmiş bir millet için şaşırtıcı olmayan bir sonuç.

 

Şaşırtıcı olansa, sokağa çıkma kısıtlaması sadece hafta sonlarıyla sınırlanmış olan 21-64 yaş grubunda Koronavirüs nedeniyle hastalığa yakalanma olasılığını yüksek görenlerin sadece yüzde 29,9’da kalması. Bilimsel öngörülerin toplumların yaklaşık yüzde 70’inin bu virüse yakalanacağını öngördüğü bir ortamda, halkın yüzde 47,6’sının yakalanma olasılığını ortada (yüzde 50) görmesi nasıl açıklanabilir?

 

Ne zaman Türkiye’de kamuoyu araştırması yapsak mutlaka bizi ters köşeye yatıran, üzerinde düşünmemizi gerektiren cevaplar vermiştir Türk halkı. Bu sefer de farklı olmadı.

 

Yarasa Çorbasından Biyolojik Silaha

 

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkıp kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan ve hepimizin yaşamına dokunan Covid-19 virüsünün mevcut ve olası siyasi, ekonomik, sosyal ve ekolojik etkilerinden uluslararası sistemi nasıl etkileyeceğine dair tartışmalar çok boyutlu bir şekilde sürdürülürken, bu küçük araştırma ile doğrudan Türk halkının Koronavirüs ile bağlantılı algılarını ortaya çıkartmaya çalıştık.

 

Virüsün neden ortaya çıktığından toplumda yarattığı endişe ve hastalığa yakalanma korkusuna, kişisel olarak alınan önlemlerden hükümetin salgını önlemek için uyguladığı politikalara verilen desteğe kadar yaş, cinsiyet, siyasi görüş ve bölgesel çerçevede özelleştirilmiş veriye ulaşmayı hedefleyen araştırma, bize Türk halkının salgına bakışıyla ilgili birinci elden bilgi sağlıyor.

 

Örneğin salgının ortaya çıkış nedeniyle ilgili verilen cevaplar net bir şekilde kamuoyu oluşturma, tartışmada ön alma, ilk kurguyu yerleştirmenin önemi gibi konularda bize yön gösteriyor. Hatırlanacağı üzere, salgının dünyaya yayıldığı ilk günlerde, Koronavirüs’ün Çin’deki canlı hayvan pazarlarından kaynaklı olduğu, esas olarak “yarasadan insana geçen” bir virüs olduğu ve ilk hastanın da “yarasa çorbası” içen bir Çinli olduğuna dair çok sayıda haber ulusal ve uluslararası medyada yer almıştı.

 

Açıklamanın ırkçı arka planı ve daha sonraki farklı yorum ve spekülasyonlar bir yana, bu ilk “açıklamanın” Türk halkının büyük kısmının hafızasında kaldığı anlaşılıyor. Zira araştırmaya katılanların yüzde 41,3’ü Koronavirüs’ün kaynağı olarak Çinlilerin gıda ve beslenme anlayışını belirtiyorlar.

 

Öte yandan, bu ilk yorum/açıklamaların ardında gündeme gelen Koronavirüs’ün “biyolojik silah olarak üretilmiş olması” fikri de yüzde 18,4’lük oranla ikinci sırada çıkıyor. Henüz kimsenin bu yönde bir delil sunamamış olmasına ve ciddi bilim insanlarının aksi yönde görüş beyan etmelerine rağmen Türkiye ve dünyada varlığını sürdüren bu komplo teorisi açıklamasına yaş skalası düştükçe daha fazla inanılıyor olması da bize önemli bir mesaj veriyor.

 

55 yaş ve üzeri grupta yer alanların yüzde 15,1’i Koronavirüs’ün biyolojik silah olarak üretildiğini belirtirken, 18-34 yaş grubunda bu oranın yüzde 20,8’e çıkması, hatta 18-20 yaş grubunda daha da artarak yüzde 34,8’e ulaşması bize toplumsal dinamikler üzerine değerlendirmeler yapma ve eski-yeni eğitim sistemlerini karşılaştırma imkânı sunuyor.

 

Öte yandan, uhrevi açıklamalar olarak gruplanabilecek “takdir-i ilahi” (%4,5), “kıyametin yaklaşmış olması” (%2,5) ve “dünyadaki genel ahlaksızlık” (%9,5) cevaplarının toplamı (%16,5) ile daha dünyevi denilebilecek “insanların vahşi hayvanların yaşam sahalarına girmesi sonucu temasın artması” (%10,1) ile “doğadaki virüslerin dönüşümü” (%8,6) seçenekleri toplamının (%18,7) birbirine yakın çıkması da bize toplumun bu yöndeki ayrışmasına ek bir gösterge sağlıyor.

 

Burada, “dünyadaki genel ahlaksızlık” açıklamasına en çok teveccüh gösterenlerin (%12,7) 55 yaş ve üstü grupta yer alanlar olması da herhalde şaşırtıcı gelmiyordur.

 

Bu soruda son olarak, bir dönem özellikle sosyal medyada kedi ve köpek gibi evcil hayvanlarda görülen Koronavirüs türüyle karıştırılması nedeniyle çokça tartışılan “hayvanlarla insanların daha çok bir arada yaşamaları” açıklamasının uzmanlarca da reddedilmesiyle beraber, kamuoyundaki kabul oranının yüzde 5,1’de kaldığı görülüyor.

 

Öte yandan, endişeli olduğunu belirtenler içerisinde Koronavirüs’ün Çinlilerin gıda ve beslenme anlayışı nedeniyle çıktığına ya da biyolojik silah olarak üretildiğine inananların toplamı yüzde 64,4’e ulaşmaktadır. Bu da bu gruptaki insanların görsel ve yazılı basın ile sosyal medyadan diğer katılımcılara oranla daha çok etkilendiklerine işaret etmektedir.

 

Bu noktada virüs karşısında duyulan endişe oranlarına bölgesel olarak bakıldığında ortaya ekonomi ve psikoloji bilimlerince açıklanabilecek ilginç sonuçlar çıkmaktadır.

 

Kimler Neden Endişeli?

 

Virüsün Türkiye’de en çok görüldüğü Marmara Bölgesi diğerlerine nazaran virüs hakkında en az endişe belirten bölge (endişeliyim ve çok endişeliyim toplamı yüzde 68,1) olarak öne çıkarken, salgını Marmara’ya nazaran çok daha az vaka ile sürdüren Akdeniz’de virüsten duyulan endişenin çok daha yüksek (%90,9) olduğu görülmektedir. Endişe düzeyinin yüksekliğinde Akdeniz’in ardından sırasıyla Doğu Anadolu (%78,8), Karadeniz (%76,7), Güneydoğu Anadolu (%74,6) ve İç Anadolu (%74,1) gelmektedir. Ege ise Marmara’dan sonra virüsten duyulan endişenin en düşük olduğu (%69,2) bölgedir.

 

Bu verinin ekonomik açıklaması, halkın işsizlik ve kazanç kaygılarıyla ilişkilidir. 15 Ocak 2020’de açıklanan Türkiye Eğilimleri Araştırması 2019’da Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan insanlar “Türkiye’nin en önemli sorunu” olarak işsizliği belirtmişlerdi. Benzer şekilde yaz turizminin önemli bölgelerinden Akdeniz’de kaygının bir miktar da virüsün turizm sektörünü nasıl etkileyeceğinin bilinmiyor olmasından etkilendiği düşünülebilir. Karadeniz bölgesinde de hasadı gelen çay ve yaklaşmakta olan fındık için bölge/ülke dışından iş gücü gelemeyecek olmasının ve yüksek ücretle dahi çalışacak işgücü bulmakta yaşanan sıkıntının endişe düzeylerine yansıdığı düşünülebilir.

 

Öte yandan, psikolojik etkenlerin de etkili olduğu kabul edilmelidir. Özellikle Marmara bölgesinin, İstanbul odaklı olmak üzere salgının ana merkezi haline gelmesi, buna karşılık salgının daha az düzeyde görüldüğü Doğu Anadolu ile ters endişe skalası göstermeleri ancak meselenin psikolojik boyutuyla açıklanabilir. Zira, çevrelerinde Covid-19’un etkilerini daha yakından gören ve bunlara tanıklık edenlerin (Marmara ve Ege bölgeleri), virüs hakkında daha fazla bilgi ve kişisel tecrübe sahibi olmalarının da etkisiyle bilinmezden duyulan endişeye daha az kapılması, buna karşılık yakın çevresinde fazla vaka görmeyenlerin (Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgeleri) yayılan söylentilerin de etkisiyle daha fazla endişe duymaları anlaşılabilir hale gelmektedir.

 

Endişe konusunda ilgili dikkat çeken bir diğer veri ise virüsten kadınların erkeklere göre 11 puan daha fazla endişe duymaları ile salgının ortaya çıktığı dönemde “özellikle yaşlı nüfus için tehdit oluşturduğu” açıklamalarının yansıması olarak 65 yaş ve üzeri nüfusun diğer yaş gruplarına göre daha fazla endişe (yüzde 80,2) duymasıdır.

 

Mesaj Karmaşası

 

Endişe yerine hastalığa yakalanma olasılıkları sorulduğunda 55 yaş ve üzeri grubun yüzde 38 ile bu olasılığı diğer yaş gruplarından 10-11 puan daha fazla görmesi, hatta 65 yaş ve üzeri olarak bakıldığında olasılığın yüzde 42,7’ye yükselmesi verilen mesajlarda veya bunların algısında sorun olduğuna işaret etmektedir.

 

Anlaşıldığı kadarıyla, açıklamalara da yansıyan “Koronavirüse yakalanan 65 yaş üstü bireylerin hastalığı daha ağır geçirdikleri” ve “bu grupta ölüm oranının daha yüksek olduğu” açıklamaları, bireylerde hastalığa yakalanma oranlarının da daha yüksek olduğu algısı oluşturmuştur. Benzer şekilde, bireyler yaşlandıkça daha çok ortaya çıkan yüksek tansiyon, şeker, kalp gibi diğer hastalıkların Koronavirüs’ün etkisini artırdığı açıklamaları da etkili olmuş görülmektedir.

 

Aksi halde, hafta sonu hariç sokağa çıkma yasağı olmayan ve genellikle çalışan kesime mensup 21-64 yaş aralığında hastalığa yakalanma olasılığını yüksek görenlerin yüzde 29,9 ile salgının başından beri sokağa çıkma yasağına muhatap olan ve dolayısıyla virüsle karşılama olasılığı çok daha düşük 65 yaş ve üstü grubun çok altında kalması açıklanamazdı.

 

Anlaşıldığı kadarıyla yakalanma riski ile yakalandıktan sonra başınıza gelmesi olası sonuçlar kamuoyunda birbiriyle karıştırılmıştır. Bu da bize sorumluluk mevkiinde olanların özellikle kriz dönemlerinde halka verecekleri mesajlarda ne kadar net olmaları gereğini bir kez daha gösteriyor.

 

Bu mesaj karmaşası sadece daha üst yaş gruplarında değil, düşük yaş gruplarında da görülmektedir. 18-20 yaş grubunda virüse yakalanma olasılığını yüksek görenlerin yaş grupları içerisinde en düşük (yüzde 20,7) çıkmasının bilimsel bir açıklaması yoktur. Bu grup da pekâlâ virüsten diğer yaş grupları kadar virüse yakalanmaktadır. Aradaki temel fark, kamuoylarında uzun süre konuşulan hastalığın gençleri fazla etkilemediği, hastalık seyrinin hafif geçtiği açıklamalarının gençlerin hastalığa yakalanmadıkları algısına dönüşmesiyle ortaya çıkmıştır.

 

Burada yine şaşırtıcı bir sonuç bölgeler olarak bakıldığında görülmektedir. Virüsün insandan insana bulaştığı dikkate alındığında, fiili vaka ve ölüm sayıları ile metrekareye düşen kişi sayısının en yüksek olduğu Marmara bölgesinde yaşayanların, endişe düzeylerine paralel olarak, hastalığa yakalanma olasılıklarını yüksek görenler içinde yüzde 22,6 ile en düşük orana sahip olmaları açıklanması zor bir veridir.

 

Önlemlere Destek Yüksek

 

Koronavirüs’e karşı alınan şahsi önlemlere bakıldığında kamuoyunun kahir ekseriyetinin sosyal mesafe ve hijyen kurallarına rağbet ettiği anlaşılmaktadır. Ulaşılan veriler, elleri sabunla sık yıkama, mecbur kalmadıkça evden dışarı çıkmama, tokalaşmama, öpüşmeme, sosyal mesafeyi koruma, dışarda maske takma, kolonya ve dezenfektan kullanma gibi önlemlerin yüzde doksan ve üzerinde benimsendiğini göstermektedir.

 

Buna karşılık, en düşükler arasında gözüken işe gitmeme (%78,7) ve evden çıkmama (%81,7), hükümetin ülke çapında tam karantina uygulamayarak ekonominin çarklarını düşük düzeyde de olsa döndürme çabasının karşılığıdır. Nitekim, ankette kendi hesabına veya ücretli çalıştığını ifade edenlerin sadece yüzde 69,6’u işe gitmediklerini belirtmişlerdir. Bunların da yüzde 30’unun işi zaten Koronavirüs yasakları çerçevesinde kapatılmıştır.

 

Öte yandan, evden çalışmaya yöntemiyle işine devam edenlerin oranı yüzde 40’tır. Daha önceden bir hazırlığı olmadan ani bir şekilde hızla evden çalışma yöntemine geçenlerin oranındaki yükseklik, krizi sonrası iş ve çalışma ilişkilerinin dönüşümü açısından yakından incelenmeyi hak etmektedir. Özellikle, farklı meslek grupları üzerinde yapılacak bir araştırma ile uzaktan çalışma modellerinin işlerliği ile “işe gitmeden çalışma” yönteminin verimliliği incelenmesi gereken alanlardır.

 

Kutuplaşmada Değişiklik Yok

 

Koronavirüs’le ilgili toplumsal algılar bir yana, araştırma Türkiye’de uzun yıllardır görülen kutuplaşmanın salgınla mücadelede konusunda da sürdüğüne işaret etmektedir. Bu tür araştırmalarda hükümet politikalarıyla ilgili olarak genellikle üçe bölünen Türk halkı, bu araştırmada da eğilimini korumuştur. Nitekim, Koronavirüs salgınıyla mücadelede hükümetin politikalarını başarılı bulanların oranı yüzde 39,9 çıkarken, başarısız bulanlar yüzde 30,6, “ne başarılı ne başarısız” bulanlar ise yüzde 29,5’tur.

 

Bu tür araştırmalarda son yıllarda hep görüldüğü üzere, siyasi görüş ve oy verilen parti ayrımları hükümetin başarısıyla ilgili sorulan soruya verilen cevaplarda fazlasıyla etkili olmuştur. Buna göre, 24 Haziran 2018 seçimlerinde AKP’ye oy verenlerin yüzde 55,4’ü ile MHP’ye oy verenlerin yüzde 52,1’i hükümetin salgınla mücadelesini başarılı veya çok başarılı bulurken, muhalefet partilerine oy verenlerin ancak yüzde 30,6 (İYİ Parti), yüzde 23 (CHP) ve yüzde 21’i (HDP) başarılı bulmuştur.

 

Aralık 2019’da yapılan Türkiye Eğilimleri Araştırması 2019’da ortaya çıkan hükümetin örneğin ekonomi politikalarını başarılı bulma verisi ile karşılaştırıldığında, salgınla mücadelede tüm parti tabanlarında görülen artış (HDP 1, MHP 3, AKP 6, CHP 8, İYİ 10 puan), diğer ülkelerde yapılan araştırmalarda elde edilen “mevcut iktidarların salgınla mücadele politikalarının diğer politikalarına oranla daha fazla desteklenmeleri” verisiyle uyumlu tipik bir kriz dönemi özelliğidir.

 

Bölgeler bazında bakıldığında ise, salgının en çok etkilediği Ankara, İzmir ve İstanbul’un konumlarını yansıtacak şekilde İç Anadolu (%43,4), Ege (%42,3) ve Marmara (%28,2) bölgelerinde hükümetin politikaları daha düşük seviyelerde başarılı bulunmaktadır.

 

Genç nüfusun hükümeti salgınla mücadelede yaşlı nüfusa oranla daha az başarılı bulması (65 yaş ve üstünde yüzde 43,8; 18-20 yaş aralığında yüzde %35,9), hükümet politikalarına verilen desteğin sorgulandığı farklı araştırmaların bulgularıyla paralellik göstermektedir.

 

Öte yandan, her ne kadar hükümet tarafından salgınla mücadelede alınan önlemler ortalama yüzde 87,5 oranında desteklenirken, alınan önlemleri yeterli bulanların oranı yüzde 40,1’de kalmıştır. Burada salgının en yaygın görüldüğü Marmara bölgesinin yüzde 28,5 yeterli görme oranıyla diğer bölgelerden net bir şekilde ayrıştığı görülmektedir. Bu veriler, alınan önlemlere yönelik ciddi bir halk desteğini olduğunu, fakat genel olarak yeterli görülmediğine işaret etmektedir. Hatta, hiç uygulanmayan “tüm ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi” seçeneği dahi yüzde 84,6 oranında destek görmektedir. Bu veri de diğer ülkelerde de görülen, halkın bireysel varlığını tehlikede gördüğünde gerekirse özgürlüklerinden fedakârlık yapmaya hazır olduğu gözlemiyle paraleldir.

 

Sonuç

 

Covid-19 Kamuoyu Algıları Araştırması, Türkiye’de halkın Covid-19 pandemisi konusunda genel bir bilgi yeterliliğine ulaştığını ve Sağlık Bakanlığı ile uzmanlarca aktarılan bilgi ve uyarıların önemli oranda halkta karşılık bulduğunu göstermektedir.

 

Buna karşılık virüsün daha az görüldüğü bölgelerde genel bir endişe hali öne çıkarken, virüsle daha çok karşılaşılan bölgelerde bu yerini hastalığa yakalanma korkusuna bırakmaktadır.

 

Her ne kadar hükümetin aldığı önlemler konusunda yüksek destek ve bireysel önlemler konusunda yüksek düzeyli katılım ifade edilmiş ise de, araştırmanın ortaya çıkarttığı önemli bir başka unsur, salgınla birlikte bir miktar azalmakla birlikte, toplumdaki mevcut kutuplaşmanın bu dönemde de aşılamamış olasıdır.

 

Son olarak, kamuoyunun virüsün nereden ve nasıl ortaya çıktığıyla ilgili ilk duyduğu açıklamaların önemli miktarda hafızalarda yer etmiş olması ve bu çerçevede gerçekliği ispat edilememiş bazı söylentilere dayalı açıklamaların kalıcılık kazandığı görülmektedir. Bu da kamuoyu oluşturma ve/veya ele alınacak konuların kamuoyu gündeminde çerçevelenmesi konularında bize önemli ip uçları vermektedir.

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.