Körfez’in 2023’ü Nasıl Geçti? 2024’ten Ne Beklemeli?

2023’ün Körfez siyasetindeki en hassas noktalarından biri, devam eden küresel ve bölgesel krizlerdeki pozisyonları korumak ve belki de daha avantajlı işbirlikleri başlatmaktı. 2024’te ise Körfez ülkelerinin bölge adına en titiz çalışacakları dış politika başlıklarından biri, Gazze savaşının bölgesel bir savaş haline gelmemesi ve Filistin işgalinin mümkün olan en hızlı ve yapıcı çözümle sonlanması olacak.

Körfez ülkelerinin 2023 yılını uzlaşılar ve diplomatik hamleler yılı olarak özetleyebiliriz. Aslında 2020 İbrahim Anlaşmaları ve 2021 Al-Ula zirvesiyle başlayan uzlaşılar süreci, aynı yılın sonunda Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’la ilişkilerini güncellemesiyle devam etti. 2023’ün anahtar uzlaşıları ise Suriye ve İran’la yapıldı. Henüz elle tutulur diplomatik sonuçlarını göremesek de Tahran ve Riyad’ın görüşmeye başlaması Yemen ve Suriye’de çözüm sinyalleri doğurdu. Temmuz ayında Suudi Arabistan, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Dostluk ve İşbirliği Anlaşması’na katılma kararı aldığını açıkladı. Ekim’de Suudi Arabistan’ın başlattığı bu kurumsal işbirliğini, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve ASEAN ortak zirvesi takip etti. İki organizasyonun 2025’te Malezya’da bir takip oturumunda buluşacağı açıklandı ve ekonomik yatırımları ve işbirliğini artırma kararı alındı. 2024’ün ilk haftasında ise hem BAE hem Suudi Arabistan, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu BRICS’e katıldılar. 

 

Zorlu Dış Politika Dengesi

 

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, 2023’ün Körfez siyasetindeki en hassas noktalarından biri, devam eden küresel ve bölgesel krizlerdeki pozisyonları korumak ve belki de daha avantajlı işbirlikleri başlatmaktı. BRICS ve ASEAN’la girilen bu yol da aslında bu yeni çoklu işbirliklerinin göstergesi. Bir yandan ABD’nin bölge ülkeleri için askeri koruma ve temel siyasi eksen olma rolü değişmese de, bölge ülkelerinin artık ABD’den oluşmayan bloklarda da aktif diplomatik çaba içine gireceği aşikâr. Ukrayna savaşı bu noktada Körfez ülkelerinin 2023’ü de Rusya ve ABD arasında hassas bir dengeyle geçirdiği ilk örnek oldu. Ortadoğu genelinde daha ön plana çıkan, Yemen ve Filistin gibi meseleler nedeniyle pek konuşulmasa da ABD yönetimi ile özellikle Suudi Arabistan’ın Donald Trump yıllarındaki yakınlığı sağlayamaması, 2024 başkanlık seçimlerini Körfez için önemli bir dönüm noktası yapıyor. Körfez devletlerinin bölgedeki politikaları, Suriye ile ilişkileri, Türkiye’nin bölgeye angaje olma biçimi ve Yemen’de bir çözüme yaklaşmak, ABD’deki 2024 seçimleriyle yakından ilişkili olacak. O nedenle, 2024 temelde siyasi dinamiklerin Kasım seçimlerine ve sonrasına hazırlanmasına dayalı senaryolarla geçeceğe benziyor. 

 

Suudi Arabistan-İran Diyaloğu

 

2023’ün Körfez jeopolitiği adına en kritik gelişmelerinden birisi Suudi Arabistan ve İran’ın Çin’in arabuluculuğuyla bir araya gelmesiydi. Pekin Anlaşması adı verilen bu sürecin temel çıktısı, bölgenin içine düştüğü mezhep söylemine dayalı kutuplaşmanın bir yönüyle yumuşayarak yerini ufak adımlarla barış görüşmelerine bırakması. Örneğin, Suriye devlet başkanı Beşşar Esad’ın Mayıs ayında Arap Ligi’ne geri alınması ve temel olarak Arap devletleriyle normalleşmeye başlaması ve Suudi Arabistan’ın Husilerle resmen müzakere masasına oturup Husileri Riyad’da ağırlaması, iki devlet arasındaki tansiyonun makul bir zemine kaymasıyla ilgiliydi. Geçmiş zaman kipiyle yazıyorum, çünkü 7 Ekim sonrası bölgenin siyasal atmosferi öylesine değişti ki yeni yılın başlangıç tarihi olarak Aksa Tufanı operasyonu temel alınabilir. 

 

Kuveyt’in yeni Emiri

 

2023’ü kapatırken Kuveyt Emiri Nevaf el-Ahmed el-Cabir el-Sabah vefat etti. Kuveyt’in en kısa süreli lideri olsa da emirlik için önemli dönüm noktalarına imza attı. Milli birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirmek, siyaseten Kuveyt toplumunu tekrar bir arada hissettirmek ve yumuşak bir zemine taşımak için Emirlik özel hakkını kullanıp pek çok suçluyu affetti. Tam olarak bu nedenle ‘afların emiri’ (Emir of Pardons) unvanını aldı. Özellikle sürgündeki isimlerin geri dönmesi ve belli siyasi suçluların affedilmesi, söylemde kalmayan bir yeni dönem atmosferi oluşturdu. Fakat Emir Nevaf 83 yaşında göreve başladığı için bu sürecin kısa olması bekleniyordu. Kuveyt’in resmî veraset sistemi 1986-1915 yılları arasında ülkeyi yöneten Mubarak el-Sabah’ın soyundan gelen birinin tahta geçmesini öngördüğü için bir manada çekişmelere ve manevra alanlarına açık bir uygulama sunuyor. Emir Nevaf’ın vefatıyla yerine, üvey kardeşlerinden Mişel el-Ahmed el-Cabir el-Sabah geçti. Benzer şekilde 83 yaşında göreve gelen Emir Mişel, henüz bir veliaht prens atamasa da Kuveyt’in siyasal sistemindeki gerginlikleri eleştirip, hükümetin istifasını kabul edeceğini söyledi. Bir önceki emirin oğlu Şeyh Ahmet, Kuveyt tarihinde bir ilke imza atarak babası emirken başbakan olmuştu. Onun yerine Muhammed Sabah El-Salem atandı. Kuveyt için yeni emirinin uygulamalarına gebe ve beklentilere açık bir yıla giriyoruz. Emir Mişel’in öncelikle veliaht prens ataması ve parlamentoyu işlevsel bir hale döndürmesi gerekiyor. 

 

Türkiye Körfez İlişkileri

 

Türkiye’nin Körfez ülkeleri ile ilişkileri noktasında verimli bir yılı geride bıraktık. 2022’de temelleri atılan uzlaşı sürecinin kuvvetlendiği bir yıl oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı’na (COP28) katılmak üzere Kasım’da BAE’ye gitti ve Aralık ayında KİK’in Katar’daki 44’üncü zirvesine onur davetlisi olarak katıldı. Türkiye’nin Arap monarşileriyle yaptığı ekonomik anlaşmalara, özellikle BAE, Katar ve Suudi Arabistan ziyaretleri esnasında yenileri eklendi. Bu anlaşmaların çoğu inisiyatife dayalı işbirliği temennisi olduğu için, ikili ilişkilerde gerçekte oluşturacakları farkları önümüzdeki yıl göreceğiz, fakat belki de en önemli imzalardan birisi Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ve Baykar arasında atıldı. Türkiye tarihinin en büyük savunma ve havacılık ihracatı sözleşmesi imzalandı. Suudi Arabistan’ın Türkiye ile ilişkilerini daha yumuşak ve yapıcı bir çerçeveye taşımak istediğinin ve bölgesel gerçekliklerin de bir göstergesi olarak bu anlaşma, Türkiye’nin Krallığın savunma sistemine yakın bir ortak olmasını sağlayabilir. Buna ek olarak, Katar ve Türkiye’nin Gazze savaşı üzerinden yürüttükleri mekik diplomasisi, iki başkentin zaten ortak noktaları olan bölgesel okumalarını 2024’te de güçlendirebilir. 

 

7 Ekim Sonrası ve 2024 beklentileri 

 

7 Ekim’de savaşın başlamasıyla 2023’te adım adım inşa edilen Husilerle barış ve İran’la bölgesel uzlaşı başlıkları zarar gördü. Aslında siyasi liderlerin söylemlerinde bu iki başlığa dair net değişiklikler görmedik, fakat aktörlerin Gazze savaşına verdikleri tepkiler bölgenin kırılma noktalarını tekrar ayyuka çıkardı. İran, Hamas’ın operasyonunun arkasındaki askeri güç olarak, Husilerin ve Hizbullah’ın direniş söyleminin de temelini oluşturuyor. Fakat Suudi Arabistan, dışişleri bakanının bünyesinde kurumsal adımlar atmak ve bağış toplamak gibi Gazze savaşının etkilerinin azaltmak üzere adımlar atsa da Muhammed bin Selman şahsi bir inisiyatif almadı ve sert bir söylem kullanmadı. Veliaht Prens’in İsrail’le bir noktada uzlaşmayı bekleyen bir siyasi lider olduğunu anladığımız bu süreç aslında Suudi Arabistan’ı önümüzdeki 50 yıl boyunca yönetmesi beklenen liderin bölge politikalarına dair de bir çıkarım imkânı sunuyor. Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’daki toplumsal dengeyi önceleyen ve siyasi riskler almayı tercih etmeyen bir kral olabilir. Özellikle Yemen’deki yenilgisi, Filistin meselesinin hatta Suriye’nin çok uzun yıllardır süren kangrene dönmüş yapıları, Veliaht Prens’i bu motivasyona taşımış olabilir. Husilerin Kızıldeniz’de saldırılarda bulunmaları, Suudi Arabistan’la içinde bulundukları müzakere sürecini sekteye uğratıyor. 

 

Yemen, Suriye ve Filistin dosyalarında yalnızca Suudi Arabistan için değil Körfez ülkelerinin geneli için hassas bir yıla giriyoruz. Arap dünyasının Gazze savaşında yeterli adım atamaması, toplumsal olarak vatandaşların, rejimlerin başarılarını ve bölgesel rollerini düşündükleri bir süreç doğurdu. Bu toplumsal unsur, doğrudan Arap Baharı gibi bir sonuç doğurması manasında değil, fakat bir soykırımın kayıtsızca izlenmesi açısından Ortadoğu genelinde sosyolojik bir travma doğuruyor ve Arap Baharı sonrasında belki de en kritik iz bırakan süreçlerden birisi oldu. O nedenle, 2024’e hem Körfez ülkeleri hem de diğer Ortadoğu ülkeleri için yeni bir sosyal dinamikle giriyoruz. Gazze savaşı ve İsrail’le normalleşme adımları, özellikle sosyal medya üzerinden savaşa tanık olan bir nesil için rejimlerini tanımlama açısından bir turnusol kâğıdı olabilir. 

 

İsrail’in bölgedeki rolünü ve konumunu ekonomik işbirlikleri üzerinden tanımlayarak bir siyasi normalleşmeyi tetiklemesi öngörülen İbrahim Anlaşmaları’nın Gazze savaşı süresinde bir etkisi olmadığını gördük. Anlaşmaların temel mantığı odadaki büyük fili görmezden gelmekti, fakat beklenen senaryo çalışmadı. 2024’te Körfez ülkelerinin bölge adına en titiz çalışacakları dış politika başlıklarından biri, Gazze savaşının bölgesel bir savaş haline gelmemesi ve Filistin işgalinin mümkün olan en hızlı ve yapıcı çözümle sonlanması olacak. Bu noktada KİK bünyesinde anlaşmazlıklar olacaktır ama savaşın bölgeye sıçramaması ortak nokta. Buna ek olarak, Husilerin Filistin’e destek hamleleri ve sosyal medya üzerinden yürüttükleri propaganda ile kendilerini ‘haklı bir direniş hareketi’ olarak yeniden küresel alanda tanımlama çabaları, onlarla 2015’ten bu yana resmen savaşan Arap monarşilerini Filistin’le karışmış bir Yemen dosyasıyla baş başa bırakıyor. Husilerin bu stratejik hamlesi, özellikle Suudi Arabistan’ı Yemen’de daha büyük tavizlere zorlayabilir. Özet olarak, 2024 yılı KİK ülkeleri için zorlu diplomatik süreçlere gebe gibi duruyor.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.