Korona Virüsü Dünyayı Kalıcı Olarak Değiştirecek: Uzmanların Tahminleri

Bizi evlerimize hapseden küresel salgın hükümetlerle, dış dünyayla ve hatta birbirimizle ilişkilerimize yön vermeye başladı bile. Bu ölçekteki bir kriz iyisiyle kötüsüyle toplumun düzenini değiştirebilir. POLITICO, 34 büyük düşünürle görüşerek gelecek tahminlerini derledi.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Bu ölçekteki bir kriz iyisiyle kötüsüyle toplumun düzenini değiştirebilir. Bu yazıda 34 büyük düşünürün gelecek tahminlerini okuyabilirsiniz.

 

Şu an birçok Amerikalı için korona virüsü krizi; akıllara 11 Eylül veya 2008 finans krizinde olduğu gibi nasıl seyahat edip ev aldığımızdan, alıştığımız güvenlik ve izleme seviyesine ve hatta kullandığımız dile kadar toplumu kalıcı olarak değiştiren olayları getiriyor.

 

Politico, bu hafta otuzdan fazla zeki, büyük düşünürle görüştü. Size vermek istedikleri haberler var: Kemerlerinizi bağlayın, biraz ağır gelebilir.

 

Bizi evlerimize hapseden (belki aylarca sürecek) küresel yeni bir virüs hükümetle, dış dünyayla ve hatta birbirimizle ilişkilerimize yön vermeye başladı bile. Bu uzmanların önümüzdeki aylar ve yıllar için bekledikleri bazı değişimler garip veya rahatsız edici hissettirebilir. Uluslar kapalı mı kalacak? Dokunma tabu mu olacak? Restoranlara ne olacak?

 

Ancak kriz anları fırsatlar da sunuyor: Teknolojinin daha sofistike ve esnek kullanımı, daha az kutuplaşma, dışarısını tekrar takdir etmeye başlama ve hayatın diğer basit zevkleri. Kimse ne olacağını tam olarak bilmese de; toplumun, devletin, sağlık hizmetlerinin, ekonominin, hayat tarzlarımızın ve daha fazlasının bilinmeyen değişme şekillerine yönelik en iyi tahminimizi sunuyoruz.

 

Kişisel Olan Tehlikeli Hâle Geliyor

 

Deborah Tannen, Georgetown Üniversitesinde dil bilim profesörü. Yakın zamanda You’re the Only One I Can Tell: Inside the Language of Women’s Friendship adlı kitabı yayımlandı.

 

Amerikalılar 11 Eylül’de sadece uzak diyarlarda yaşandığını düşündüğümüz felâketlere karşı savunmasız olduğumuzu keşfetti. 2008 mali krizi ise Büyük Buhran’ın ekonomik çöküşü gibi geçmiş dönem felâketlerine de maruz kalabileceğimizi gösterdi. Şimdi de 1918 grip pandemisi bir anda bir hayalet gibi hayatlarımıza girdi.

 

Bu masumiyet veya gönül rahatlığı kaybı, bu dünyada yaptıklarımızı değiştirebilecek yeni bir “dünyada bulunuş” tarzı. Artık eşyalara dokunmanın, insanlarla birlikte bulunmanın ve kapalı alanda hava solumanın riskli olabileceğini biliyoruz. Bu farkındalığın ne hızda söneceği kişiden kişiye değişecek ama bu yılı yaşamış hiç kimsenin hayatından tamamen silinmeyecek. El sıkışmak veya yüzümüze dokunmaktan ürpermek adeta ikinci tabiatımız haline gelebilirken, hiçbirimiz ellerimizi yıkamayı bırakamadığı için toplum genelinde OKB’ye (Obsesif-Kompülsif Bozukluk) yenik düşebiliriz.

 

Başkalarının yanında bulunmaktan duyduğumuz rahatlık, yerini özellikle de yakından tanımadığımız insanların yokluğundan daha çok rahatlık duymaya bırakabilir. “Bunu online yapmak için bir neden var mı?” yerine, “Bunu şahsen yapmanın iyi bir nedeni var mı?” diye soracağız ve olduğunun bize hatırlatılmasına, kabul ettirilmesine ihtiyaç duyabiliriz. Maalesef istemeden de olsa, internete kolay erişimi olmayanlar daha da dezavantajlı hâle gelecek. Online iletişimin paradoksu artacak: Daha çok mesafe yaratıyor evet ama daha çok bağlantı da üretiyor, çünkü gittikçe daha da uzakta bulunan ve daha uzak oldukları için güven hissettiğimiz insanlarla iletişim kuracağız.

 

Yeni Bir Vatanseverlik Türü

 

Mark Lawrence Schrad, siyaset bilimi doçenti ve yakında çıkacak Smashing the Liquor Machine: A Global History of Prohibition kitabının yazarı.

 

Amerika uzunca bir süre vatanseverliği silahlı kuvvetlere eşitledi. Ama bir virüsü silahla vuramazsınız. Korona virüsüne karşı ön saflarda yer alanlar erler, paralı veya gönüllü askerler değil; doktor, hemşire, eczacı, öğretmen, bakıcı, kasiyer, kamu çalışanı, küçük işletmeci ve çalışanlar. Li Wenliang ve Vuhan doktorları gibi birçoğuna, baştan kabul etmedikleri artan bulaşma riski ve ölümün yanında bir anda akıl almaz işler yüklenebiliyor.

 

Söylenecek ve yapılacak bir şey kalmadığında belki de onların fedakârlığını gerçek vatanseverlik olarak tanıyacak, gazilerimize yaptığımız gibi doktor ve hemşirelerimize önlerinde diz çökerek “Hizmetleriniz için minnettarız” diyeceğiz. Onlara sağlık garantisi ve şirket indirimleri verip, bizim hayatlarımız için kendi sağlık ve hayatlarını feda eden bu yeni insan sınıfı için anıtlar dikip, milli bayramlar ilan edeceğiz. Belki de nihayet vatanseverliği başkalarının toplumunu patlatmaktan ziyade kendi toplumumuzun sağlığını korumak olarak anlamaya başlayacağız. Belki Amerikan vatanseverliğinin askeri alandan çıkarılıp toplumumuzu sevmeye dönüşmesi bu korkunç karmaşadan çıkan iyi şeylerden biri olacak.

 

Kutuplaşmanın Azalması

 

Peter T. Coleman, Columbia Üniversitesi’nde zor çözülen çatışmalar üzerine çalışan bir psikoloji profesörüdür. Bir sonraki kitabı The Way Out: How to Overcome Toxic Polarization, 2021’de piyasaya çıkacak.

 

Korona virüsü pandemisinin sistemimize getirdiği olağanüstü şok(lar) 50 yıldan fazla bir süredir kısılı kaldığımız tırmanan siyasi ve kültürel kutuplaşma eğiliminden Amerika’yı kurtarıp, daha fazla milli dayanışma ve işlevselliğe doğru rotamızı değiştirmeye yardımcı olma potansiyeline sahip. Bu idealist bir yaklaşım gibi gelebilir ama gerçekleşebilmesinin iki nedeni var.

 

Birincisi, insanların ortak bir dış tehditle karşılaşınca farklılıklarını bir kenara bırakmaya başladığı “ortak düşman” senaryosu. COVID-19 bize kırmızılarla maviler arasında ayrım gözetmeyecek zorlu bir düşman sunarken, yeniden başlayıp yeniden gruplanmamıza yardım edecek füzyon benzeri bir enerji ve amaç birliği sağlayabilir. Nazilerin Britanya’ya karşı düzenlediği 56 günlük bombalama operasyonu (Blitz) sırasında Winston Churchill’in kabinesi karşılıksız iyilik, şefkat ve ruh ve eylem cömertliği gibi insani değerlerin yükselişine tanık olunca şaşırıp duygulanmıştı.

 

İkinci neden ise “siyasi şok dalgası” senaryosu. Çalışmalar güçlü ve dayanıklı ilişki biçimlerinin istikrarlarını bozan bir tür büyük şoktan sonra çoğu zaman değişime daha açık hâle geldiğini gösteriyor. Bu hemen olmuyor ama 1816 ile 1992 arasında meydana gelen 850 devletler arası ısrarlı çatışmanın incelendiği bir araştırma, yüzde 75’inden fazlasının istikrar bozucu bir şok yaşandıktan sonraki 10 yıl içerisinde sona erdiğini gösteriyor. Toplumsal şoklar farklı şekillerde gelişebilir, işleri daha iyiye veya kötüye götürebilir. Ama mevcut gerilim düzeylerimize bakıldığında bu senaryo kültürel ve politik söylemimizde daha yapıcı örüntüler geliştirmeye başlamanın tam zamanı olduğunu gösteriyor. Değişim zamanı açıkça ilerliyor.

 

Ciddi Uzmanlara Tekrar Güven Duyulacak

 

Tom Nicholar, U.S. Naval War College’da profesör ve The Death of Expertise kitabının yazarıdır.

 

Son birkaç yıldır Amerika temelden ciddiyetsiz bir ülke hâline geldi. Bu lüksü bize sağlayan barış, bolluk ve üst düzey tüketici teknolojisi oldu. Bir zamanlar kafamızı kurcalayan nükleer savaş, petrol kıtlıkları, yüksek işsizlik, tavan yapan faiz oranları gibi konuları düşünmek zorunda değildik. Terörizm, uğruna anavatanın ileri savunması için uzak çöl diyarlarına gönüllüler sevk ettiğimiz bir çeşit kavramsal tehdit hâlini geri aldı. Hatta devletin günlük işleyişini sağlayan bürokrasi ve uzmanlığa karşı popülist bir saldırı olarak bir TV yıldızını başkanlığa yükselttik.

 

COVID-19 krizi bunu iki türlü değiştirebilir. Birincisi, kriz zaten insanları uzmanlığın önemini kabul etmeye zorlamış durumda. Pandemi gelene kadar uzmanlara çemkirmek kolaydı, sonra insanlar Anthony Fauci gibi tıp uzmanlarını dinlemek istedi. İkincisi, umulur ki Amerikalıları yeni bir ciddiyete döndürebilir veya en azından hükümetin ciddi insanların işi olduğu fikrine tekrar yöneltebilir. Trump yönetiminin Amerikalıları sağlıklı tutmada ve pandemi kaynaklı ekonomik çöküşü yavaşlatmadaki müthiş başarısızlığı, insanları hükümetten duygusal tatmin dışında bir şeyler istemeye yetecek kadar şoke edebilir.

 

Daha Az Bireycilik

 

Eric Klinenberg, sosyoloji profesörü ve New York University Institute for Public Knowledge müdürüdür. En son Palaces for the People: How Social Infrastructure Can Help Fight Inequality, Polarization, and the Decline of Civic Life adlı kitabı basıldı.

 

Korona virüsü pandemisi piyasa toplumu ve aşırı bireycilikle olan gönül bağımızın sonuna işaret ediyor. Otoriteryenizme dönebiliriz. Başkan Donald Trump’ın Kasım seçimlerini askıya aldığını düşünün. Askeri vesayet ihtimalini düşünün. Distopik senaryo aslında gerçek. Ama diğer yöne gideceğimize inanıyorum. Şimdi piyasa temelli toplumsal örgütlenme modelinin feci boyutlarda çöktüğünü görüyoruz, çünkü (Trump’tan başlayarak) bencil davranmak bu krizi olması gerekenden çok daha tehlikeli hâle getiriyor.

 

Bu iş bittiğinde siyasetimizin yönünü değiştirerek kamu mallarına (özellikle sağlık alanında) ve kamu hizmetlerine yeni önemli yatırımlar yapacağız. Daha az toplumcu olacağımızı düşünmüyorum. Aksine kaderlerimizin nasıl birbirine bağlı olduğunu daha iyi görebileceğiz. Kasiyer ve mutfak personeline ücretli hasta izni vermeyen restoranda yediğim ucuz burger, beni hastalık karşısında daha savunmasız kılıyor; tıpkı devlet okullarımız ona bilim ve eleştirel düşünme becerileri öğretmediği için pandemi sırasında evinde kalmayı reddeden komşum gibi. Hükümet büyük bir durgunluk veya çöküntü sırasında işini kaybedecek milyonlarca işçinin gelirini garanti etmezse, ekonomi ve ayakta tutulmasına yardımcı olduğu toplumsal düzen yıkılacak. Hükümet öğrenci kredilerinin azaltılmasını veya iptalini sağlamazsa, genç yetişkinler iş hayatına atılamayacak. Korona virüsü pandemisi ciddi acı ve dertlere neden olacak. Ama bizi kimlik ve değerlerimizi yeniden gözden geçirmeye zorlayarak uzun vadede kendimizin daha iyi versiyonunu yeniden keşfetmemizi sağlayabilir. 

 

Dini İbadetler Farklı Görünecek

 

Amy Sullivan, Vote Common Good strateji müdürüdür.

 

Birçok Hıristiyan, “biz Paskalya (diriliş) insanlarıyız” diyerek umut ve yaşamın korkuyu yenmesini vurgulamayı sever. Peki ama Paskalya halkı Paskalya bayramı sabahını bir arada idrak edemiyorsa, en kutsal günlerini nasıl ihya eder? Yahudiler, akrabaların Kuzen Joey’nin Dört Soruyu (Hamursuz bayramında çocuklara yaptırılan bir soru sorma ritüeli) mu unuttu, yoksa internet bağlantısı mı kesildi diye merak edeceği Hamursuz Bayramı’nda kölelikten kurtuluşlarını nasıl kutlayacak? Peki Müslüman aileler, Teravih namazları için mahalle camilerine gidemeyip, sevdikleriyle iftar açamazsa Ramazan’ı idrak edebilir mi?

 

Her inanç savaş, diaspora veya zulmün çetin koşulları altında dinlerini ayakta tutma zorluğuyla karşı karşıya kalmıştı ama hiçbir zaman hepsi aynı anda buna maruz kalmadı. Karantina zamanlarında din; vaizlerin ve cemaatin dini kavrayış biçimlerine meydan okuyacak. Ama mahalle cemaati olmayanlara da dini toplanmaları uzaktan deneyimleme fırsatı sunacak. Tefekkür faaliyetleri popülerlik kazanabilir. Ve düşük bir ihtimal bile olsa, belki kamu yararını vaaz edenleri “Sosyal Adalet Savaşçısı” etiketiyle damgalayan kültür savaşı da birbirine bağlı insanlığımızın mevcut hatırlatıcısı altında hafifler.

 

Yeni Reform Biçimleri

 

Jonathan RauchAtlantic’te yazar, Brookings Institution’da kıdemli araştırmacıdır.

 

Yakın geçmişimizde bir grup Amerikalı, dönüştürücü bir salgından geçti: Gay erkekler. Elbette HIV/AIDS korona virüsünden her açıdan farklı ama ondan çıkarılacak bir ders var: Salgınlar değişimi tetikler. Kısmen hükümet bizi hayal kırıklığına uğrattığı için gay Amerikalılar toplumdaki yerimizi değiştirip, bugüne kalan miraslar bırakan kuruluş, ağ ve know-how kurmak için örgütlendi. Salgın, sağlık sistemimizdeki ölümcül kusurları da ortaya çıkarırken, bizi evliliğin korunması ihtiyacı konusunda uyandırarak örnek reformlara yol açtı. Korona virüsünden sonra bazı benzer değişimler görmek şaşırtıcı olmayacak. İnsanlar zor zamanlarda birbirleriyle bağlanıp, birbirini desteklemenin yeni yollarını buluyor. Hiç kuşkusuz sağlık sisteminde ve belki de hükümette büyük değişiklikler talep edip, birbirimize bağımlı olduğumuzun ve topluluğun öneminin yeniden bilincine varacaklar. Net sonuçları tahmin edemem ama bunları yıllarca göreceğimizden eminim.

 

Online Araçlar Üzerindeki Yasal Engeller Kalkacak

 

Katherine Mangu-Ward, Reason dergisi genel yayın yönetmenidir.

 

COVID-19 hayatlarımızı çevrimiçi alana taşımanın önündeki birçok suni engeli kaldıracak. Elbette her şey dijital ortama aktarılamaz. Ama hayatlarımızın birçok alanında gerçekten yararlı olabilecek online araçlara geçiş, çoğu zaman aşırı temkinli bürokratlarla ortak hareket eden güçlü eski moda aktörlerce yavaşlatıldı. Mesela Medicare’in [ABD sağlık sistemi, ç.n.] teletıp faturalarına çoktan izin vermeliydi. Hakeza HIPPA’nın [Sağlık Sigortası Gizlilik ve Taşınabilirlik Yasası, ç.n.] sağlık çalışanlarına Skype, Facetime ve email gibi hepimizin gündelik hayatta kullandığı iletişim araçlarını kullanma izni vermesi de. Bu kriz için olmasa bile regülasyon bürokrasisi bu konuda yıllardır ayak diretiyordu. Öğretmen sendikaları ve onlarla bağlantılı siyasetçilerin, K-12 [ilk, orta ve lise kademeleri, ç.n.] öğrencileri için kısmi evde eğitim veya online öğrenmeye izin verilmesi için öncülük ettiği direniş zorunluluktan dolayı başarılı oldu. Birçok ailenin tam veya kısmi evde eğitim veya online ödevlerinin daha iyi olduğunu fark etmeleriyle birlikte lambadan çıkan bu cini, güz döneminde lambaya geri sokmak imkânsıza yakın olacak. Birçok üniversite öğrencisi için nüfusu azalmış kampüslerdeki pahalı yurt odalarına dönmek cazip gelmeyecek ve bu da uzun süredir yeniliklere hazır olan bir sektörde köklü değişimleri zorlayacak. Her ne kadar her meslek uzaktan yapılamıyor olsa da birçok insan kravat bağlayıp bir saat toplu taşımayla işe gitmek zorunda olmakla, evde verimli çalışmak arasındaki farkın bir-iki uygulama ve patron izninden ibaret olduğunu öğreniyor. Şirketler uzaktan çalışmada emekleme aşamasını geçince artık çalışanları bu seçenekten mahrum bırakmak daha zor ve daha pahalı olacak. Başka bir deyişle; korkunç sayıdaki toplantıların (ve doktor randevuları ile derslerin) aslında yalnızca bir e-posta olması gerektiğini anlıyoruz. Öyle de olacaklar.

 

Daha Sağlıklı Bir Dijital Yaşam Tarzı

 

Sherry Turkle, MIT’de bilim ve teknoloji sosyolojisi profesörü, MIT Initiative on Technology and Self kurucu müdürüdür. En son Reclaiming Conversation: The Power of Talk in a Digital Age adlı kitabı yayımlanmıştır.

 

Cihazlarımızla geçirdiğimiz zamanı, onlar aracılığıyla kurabileceğimiz topluluk çeşitlerini yeniden düşünmeye ayırabiliriz. Korona virüsü sosyal mesafelenme döneminin ilk günlerinde bunun ilham verici ilk örneklerini gördük. Çello ustası Yo-Yo Ma her gün bir şarkı için canlı konser yayınlayarak geçimini de sağlıyor. Broadway divası Laure Benanti ise şovlarını yapamayacak olan lise müzikalleri icracılarını performanslarını kendisine göndermeye davet ediyor. Bunları kendisi izleyecek. Lin-Manuel Miranda da kampanyaya katılıp kendisinin de izleyeceği sözünü veriyor. Girişimciler eser dinleme zamanı sunuyor. Usta yoga eğitmenleri ücretsiz dersler veriyor. Bu bilgisayar oyunlarına veya çarlarını geliştirmeye gömülmekten farklı bir dijital deneyim. Bu, insan cömertlik ve empatisine bir alan açıyor. Bu, içimize dönüp “Ben orijinal ne sunabilirim? Bir hayatım, geçmişim var. İnsanların neye ihtiyacı var?” sorularını sormaktır. Zaman ilerledikçe cihazlarımıza en insani güdülerimizi uygularsak, bu güçlü bir COVID-19 mirası olacaktır. Birlikteyken yalnızlık değil, yalnızken birliktelik.

 

Sanal Gerçeklik İçin Bir Nimet

 

Elizabeth Bradley, Vassar College rektörü ve küresel sağlık araştırmacısıdır.

 

VR (sanal gerçeklik) tecritte, karantinada veya tek başına kalmış bile olsak istediğimiz deneyimleri yaşamamıza imkân sağlıyor. Belki de bir sonraki salgın olduğunda bu şekilde uyum sağlayıp güvende kalacağız. Kendini tecrit etmek zorunda kalmış insanların sosyalleşmesine ve zihin sağlıklarına yardımcı olacak bir VR programı görmek isterim. Düşünün ki, gözlükleri takıp bir anda bir sınıf veya başka bir topluluk ortamına, hatta pozitif bir psikolojik müdahale seansına giriyorsunuz.

 

Teletıbbın Yükselişi

 

Ezekiel J. Emanuel, Pennsylvania Üniversitesinde tıp etiği ve sağlık politikası bölüm başkanıdır.

 

Pandemi, sağlık hizmetlerimizin nerede sunulacağına ilişkin paradigmamızı değiştirecek. Teletıp yıllarca bir maliyet düşüren yüksek kolaylık sistemi olarak bir kenarda tutuldu. Geleneksel tedavi ortamları pandemiyle boğuşurken, uzaktan doktor ziyaretleri ihtiyaç nedeniyle çok popüler hâle gelebilir. Bu değişimin pandemiyi kontrol altında tutma anlamında da faydaları olacak; görüntülü arama için evde kalmak sizi toplu taşımadan, bekleme salonundan ve en önemlisi acil bakıma ihtiyacı olan hastalardan uzak tutar.

 

Daha Güçlü Aile Bakım Hizmetleri İçin Bir Açılım

 

Ai-Jen Poo, National Domestic Workers Alliance and Caring Across Generations birliğinin başkanıdır.

 

Korona virüsü pandemisi; milyonlarca Amerikalı aile bu krizi bir güvenlik ağı olmaksızın atlatmaya zorlanırken, bakım altyapımızdaki açıkları ortaya çıkardı. Sevdiklerinin hastalanması ve çocukların bir anda süresiz olarak okuldan eve gelmesiyle aileleri, sağlıkları ve finansal çöküntü arasında imkânsız tercihler yapmak zorunda kaldılar. Ne de olsa anlamlı bir çocuk bakım yardımı hayli sınırlı, uzun vadeli bakıma erişim en iyi ihtimalle parçalı ve ücretli aile ve tıbbi izin hakkı olan işçi sayısı çok az. Dolayısıyla da işe gitmemek ödeme almamak anlamına geliyor.

 

Bu krizi, hepimizin katkıda bulunup hepimizin yararlandığı, çocuk ve yaşlı bakımından engellilere destek ve ücretli aile iznine kadar, çalışırken ailelerimize bakmamıza yardımcı olan tek bir federal fon şeklindeki bir Evrensel Aile Bakım kurumu için yaygın siyasi desteğin önünü açmalı. Korona virüsü, sayıları giderek artan yaşlı nüfusumuzun, on milyonlarca parçalı ailenin ve dayandıkları bakıcıların karşılanmayan ihtiyaçlarına ışık tuttu. Bakım her zaman için ortak bir sorumluluk olmuştur. Fakat politikamız bunu hiçbir zaman tam desteklemedi. Bu an zorlu olduğu kadar, bu durumu değiştirmemizi de sağlamalı.

 

Hükümet Büyük İlaç Firmaları Oluyor

 

Steph Sterling, Rossevelt Institute’un aktivizm ve politika başkan yardımcısı ve yakında çıkacak “In the Public Interest: Democratizing Medicines through Public Ownership” adlı makalenin ortak yazarıdır.

 

Korona virüsü maliyetli, verimsiz, piyasa temelli ilaç ve aşı geliştirme, araştırma ve üretme sistemimizin başarısızlıklarını gün yüzüne çıkardı. COVID-19 son 20 yılda gördüğümüz birkaç salgından biri ama özel sektörün gelişimini sağlamayı amaçlayan bir dizi maliyetli devlet teşvikinden oluşan mevcut sistemimizin mantığı yaygın aşıların yapılabilmesi için 18 ay beklememizi gerektiriyor. Özel ilaç firmaları kârlılığı garanti edilmedikçe gelecekteki bir halk sağlığı krizinde aşı veya başka bir önlemi öncelemeyecek ve bu da kitlesel sorunları önlemek için çok geç olacak. İlaç etkin maddelerinin kırılgan tedarik zincirleri yeni tedavilerin kullanılabilirliğini kısıtlayan patent istismarlarına duyulan öfkeyle birleşince, kamu sektörünün ilaçların geliştirilip üretilmesinde daha etkin ve doğrudan sorumluluk alması gerektiği konusunda iki partinin [Demokratlar ve Cumhuriyetçiler, ç.n.] mutabakatını sağladı. Hükümetin bu şekilde daha etkili ve çok daha dirençli yaklaşımı, piyasa temelli inisiyatiflerle temel sağlık ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığımız 40 yıllık denemenin yerini alacak.

 

Bilimin Otoritesi Geri Geliyor

 

Sonja Trauss, YIMBY Law hukuk bürosunun yönetici müdürüdür.

Hakikat ve en popüler elçisi bilim, bir nesli aşkın bir süredir itibar kaybediyordu. Obi-Wan Kenobi’nin Return of the Jedi filminde: “Yapıştığımız birçok hakikatin büyük ölçüde kendi bakış açımıza bağlı olduğunu göreceksin.” diyordu. Donald Trump’tan çok önce, 2005’te Stephen Colbert giderek gerçeklerden uzaklaşan siyasi söylemi tanımlamak için “gerçeğimsi” terimini ortaya koymuştu. Petrol ve doğal gaz endüstrisi hakikat ve bilime karşı tütün endüstrisinin bıraktığı yerden aldığı on yıllar süren bir savaş açmıştı. Tüm bunlar Cumhuriyetçilerin korona virüsüyle ilgili raporların hiç de bilimsel olmadığı, siyasetten ibaret olduğunu iddia edebilmesine ve bunun milyonlarca insana makul gelmesine neden oldu. Ancak Amerikalılar hızla mikrop teorisi ve üstel büyüme gibi bilimsel kavramlara tekrar aşinalık kazandı. Bilime şüphe duyanlar tütün kullanımı veya iklim değişikliğinin aksine korona virüsünün etkilerini derhal görebilecek. Önümüzdeki en az 25 yıl boyunca halkın kamu sağlığı ve salgınlar konusundaki uzmanlığa duyduğu saygının kısmen de olsa onarılacağını bekleyebileceğimizi düşünüyorum.

 

Kongre Nihayet Sanal Ortama Geçebilir

 

Ethan Zuckerman, MIT’de medya sanatları ve bilimleri alanında fahri doçent, Center for Civic Media direktörü ve Digital Cosmopolitans: Why We Think the Internet Connects Us, Why It Doesn’t, and How to Rewire It adlı kitabın yazarıdır.

 

Korona virüsü birçok kurumu sanal ortama geçmeye zorlayacak. Bundan büyük ölçüde faydalanacak olanlardan biri de ABD Kongresi. Kongre’nin bu kriz süresince çalışmaya devam etmesine ihtiyacımız var ama toplantıların 10 kişiyle sınırlandırılmasına yönelik tavsiye ve en az iki Kongre üyesinde virüs tespit edilmiş olması ışığında, şu anda Temsilciler Meclisi’nde toplanmak pek akıllıca olmaz.

 

Bunun yerine Kongre üyelerinin kendi seçim bölgelerine dönerek, sanal yasama faaliyetlerini kalıcı olarak başlatmalarının şimdi tam zamanı. Bu adım tıbbi zorunluluk ama ayrıca yan faydaları da var. Milletvekilleri temsil ettikleri seçmene daha yakın ve muhtemelen yerel perspektif ve konulara daha hassas olacak. Sanal Kongre’de lobicilik faaliyetleri de daha zor olacak çünkü lobicilerin Washington’da düzenlediği sayısız parti ve resepsiyonu ülke genelinde tekrarlamak daha zor olacak. Partiye uyum da gevşeyecek, çünkü temsilciler yerel bağlılıkların parti bağlarından önce geldiğini hatırlayacak.

 

Uzun vadede sanal ortama geçmiş bir Kongre Temsilciler Meclisi’ndeki en büyük güncel sorunlarımız olan yeniden dağıtım ve genişlemeyi de çözmeye yardımcı olabilir. Meclis 1920’lerden beri ciddi bir genişleme yaşamadı. Bu da bir temsilcinin şimdi Kurucu Babalar dönemindeki ortalama 30.000 yerine 770.000 kişiyi temsil ettiği anlamına geliyor. 18. yy. yerine 21. yy. teknolojilerini kullanan sanal bir Kongre’nin işlerini daha iyi yapabildiğini gösterirsek, belki George Washington’ın öngördüğü 30.000’e 1 temsilci oranına da dönebiliriz.

 

Büyük Devlet Geri Dönüyor

 

Margaret O’Mara, University of Washington’da tarih profesörü ve The Code: Silicon Valley and the Remaking of America adlı kitabın yazarıdır.

 

Korona virüsüyle mücadele hükümeti (federal, eyalet ve yerel) Amerikalılar için normalden çok daha görünür hâle getirdi bile. Halk sağlığı yetkililerinin günlük açıklamalarına kulak kesilip, valilerimizin talimatlarını dinleyip, ulusal liderlerimizden yardım ve umut beklerken “büyük devletin” hayat ve sağlıklarımızda oynadığı kritik rolü de görüyoruz. Ayrıca kırk yıldır kamu altyapısından çekilen yatırımların ve kamu uzmanlarının görmezden gelinmesinin ölümcül sonuçlarına da tanık oluyoruz. Washington’ın devasa ekonomik kurtarma paketlerini hızla geçirmesinin de gösterdiği gibi, Amerika devasa dozlarda büyük ve akil devlete sadece bu krizi aşmak için değil, sonrasında da hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyacak.

 

Devlet Hizmetleri Prestijini Geri Kazanır

 

Lilliana Mason, University of Maryland, College Park’ta siyaset bilimi ve kamu yönetimi doçenti ve Uncivil Agreement: How Politics Became Our Identity kitabının yazarıdır.

 

Reagan dönemi bitti. Devletin özünde kötü olduğu şeklinde yaygın kabul gören fikir korona virüsünden sonra kalmayacak. Bu olay işleyen bir devletin sağlıklı bir toplum için hayati olduğunun küresel kanıtı. Artık “Devlette çalışıyorum, yardım etmeye geldim” cümlelerini duymak artık “korkutucu” değil. Aksine bunlar şu anda çoğu insanın duymayı çaresizce umduğu sözler. Devlet için çalışmanın vatansever bir onur olduğunu tekrar göreceğiz.

 

Yeni Bir Medeni Federalizm

 

Archon Fung, Harvard University John F. Kennedy School of Government bünyesinde vatandaşlık ve öz-yönetim profesörüdür.

 

II. Dünya Savaşı’nın travmaları nasıl daha güçlü bir Amerikan hükümeti ve ulusal dayanışmanın temellerini attıysa, korona virüsü krizi de eyalet ve yerel yönetim birimlerinin adalet, dayanışma ve ileri görüşlü demokratik sorun çözümünün merkezi olduğu yeni bir medeni federalizmin tohumlarını ekebilir. Şu anda birçok Amerikalı ulusal liderlerimizin bu benzeri görülmemiş zorluk karşısında yetersiz olduğundan şikâyetçi. Geri dönüp baktığımızda bazı toplumların bu krizle diğerlerine göre çok daha iyi mücadele ettiğini göreceğiz. Başarının hükümet, sivil toplum ve özel sektör liderlerinin ortak menfaatler için özveri ruhuyla güçlerini bir araya getirdiği eyaletlerde olduğunu görebiliriz.

 

Mesela University of Washington bünyesindeki viroloji laboratuvarının en çok ihtiyaç duyulan zamanda CDC (Hastalık Kontrol Merkezi) ve diğerlerinden çok daha önce COVID-19 testini başlattı. Bazı vali, belediye başkanı, eğitim yetkilisi ve iş verenlerin toplumsal mesafelenme, kampüs ve diğer mekânların kapatılması ve kaynakların en savunmasız insanlara destek için seferber edilmesinde öncülük etti. Bazı toplulukların medeni dokusu evinde kalan, gelir kaybeden, çocuklarını evde tutan, kendini karantinaya alan, kalabalıktan uzak duran, birbirini destekleyen ve hatta tıbbi malzeme ve diğer kaynaklarını sağlık çalışanlarına destek amacıyla tahsis eden milyonlarca sıradan vatandaşın sorumluluk ve iyilik duygularını besledi. Korona virüsü bu yüzyılın en acil insani krizidir. Yeni bir dayanışma duygusu geliştiren eyalet ve kent vatandaşları iklim değişikliği gibi bizi bekleyen devasa sorunlarla yüzleşmek için yükselerek tarihi eşitsizlik dönemimizi ekonomik kapsayıcılığa çevirecek.

 

Hayatımızın Eski Kuralları Geçersiz Olacak

 

Astra Taylor, film yapımcısı ve Democracy May Not Exist, but We’ll Miss It When It’s Gone kitabının yazarıdır.

 

Amerika’nın korona virüsü pandemisine müdahalesi basit bir gerçeği ortaya koydu: Seçilmiş yetkililerimizin uzun bir süredir imkânsız ve faydasız olduğunu söylediği birçok politika aslında başından beri mümkün ve yararlıymış. 2011 yılında Occupy Wall Street aktivistleri öğrenci kredileri ve tıbbi borçların silinmesini istediğinde ana akım medyanın alaylarına maruz kaldılar. Aradan geçen yıllarda bu konuda ısrar etmeyi sürdürdük ve sürekli bu talebimizin gerçekçi olmadığı söylendi. Artık biliyoruz ki; hayatımıza yön veren “kurallar” gereksizmiş ve toplumu daha kırılgan ve eşitsiz yapıyormuş.

 

Tüm bu süre içinde hacizler kaçınılmaz değilmiş; evsizler devlet binalarında barınabilirmiş, faturalarını geciktiren insanların su ve elektriği kesilmek zorunda değilmiş; ücretli hasta izni tüm işçiler için bir hak olabilirmiş; ipotek taksitlerini geç yatırmak iptale neden olmayabilirmiş ve borçlulara ödeme kolaylıkları sağlanabilirmiş. Başkan Donald Trump federal öğrenci kredileri üzerindeki faizleri durdururken, New York Valisi Andrew Cuomo New York Eyaleti’nin alacaklı olduğu tüm sağlık ve öğrenci borçlarını dondurdu. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler ekonomik canlandırma paketinin bir parçası olarak öğrenci borçlarını askıya almayı ya da doğrudan silmeyi tartışıyor.

 

Kriz anında kuralların işlemediği açık, bu da en başta bu kuralların neden var olduğu sorusunu akıllara getiriyor. Bu sadece durdurma tuşuna basıp acıları geçici olarak hafifletmek için değil, sözü edilmeyen milyonlarca insan en baştan bu kadar savunmasız olmasınlar diye kuralları kalıcı olarak değiştirmek için de eşsiz bir fırsat.

 

Kurumlara Yeniden Güven Duyulması

 

Michiko Kakutani, 2018’in en çok satan The Death of Truth kitabının yazarı ve New York Times’ın eski baş kitap eleştirmenidir.

 

Umulur ki, Korona virüsü Amerikalılara Donald Trump’ın başkanlığı dönemini saldırmakla geçirdiği kurum ve değerlerin demokrasinin işleyişi ve ulusal bir krizle etkin mücadele kapasitesi için hayati olduğunu fark ettirir. Sağlığımızı, özgürlüklerimizi ve ulusal güvenliğimizi korumakla görevli olanlar dahil devlet kurumlarının siyasi yandaşlarla değil uzmanlarla doldurulması gerektiği fark ettirir. Kararların Trumpçı “alternatif gerçeklere” dayanarak, siyasi amaçlar için veya Thomas Pynchon’ın Gravity’s Rainbow’daki deyişiyle gıcıklık, naz, halüsinasyon ve kaypaklıkla değil, makul politika süreçleriyle alınıp, kanıta dayalı bilim, tarihi ve jeopolitik bilgiye dayanması gerektiği yönünde bir farkındalık oluşturur. Trump’ın “Önce Amerika” dış politikası yerine çok taraflı diplomasiye ve müttefik ve hatta düşmanlarla iş birliğinin özellikle de iklim değişikliği ve virüs pandemileri gibi küresel sorunlarla mücadele ederken gerekli olduğu anlayışına geri dönmemiz gerekir.

 

Hepsinden önemlisi kamu güveninin yönetişim için hayati olduğunu ve güvenin doğruları söylemeye dayandığını hatırlamamız gerekir. Tarihçi John M. Barry’nin dünya genelinde yaklaşık 50 milyon insanı öldüren 1918 grip salgınının dehşet verici hikâyesini anlatan 2004 basımlı The Great Influenza kitabında dediği gibi; bu felâketten çıkarılacak esas ders, “yetkililerin halkın güvenini kazanması gerektiği” ve “bunun yolunun hiçbir şeyi tahrif etmeden, güzellemeye çalışmadan ve kimseyi manipüle etmeden” gerçekleri söylemekten geçtiği.

 

Siyasi Ayaklanma Bekleyin

 

Cathy O’Neil, algoritmalı denetim şirketi olan ORCAA’nın kurucu CEO’su ve Weapons of Math Destruction: How Big Data Increases Inequality and Threatens Democracy kitabının yazarıdır.

 

Korona virüsü sonrasında muhtemelen bir tür Occupy Wall Street 2.0 ama bu sefer çok daha kitlesel ve öfkeli yeni bir siyasi ayaklanma yaşanacak. Sağlık krizi sona erer ermez, zengin, iyi bağlantılar ve kaynaklara sahip topluluklara ne kadar iyi bakıldığını; değer görmeyen, fakir ve yaftalanmış toplulukların ise tamamen dağıldığını görmüş olacağız. Dahası sadece acil bir neden görülüyorsa, siyasi eylemin nasıl mümkün olduğunu, trilyonlarca dolarlık şirket kurtarma projelerinin ne kadar hızlı hayata geçirildiğini görmüş olacağız. Uzun süredir görmezden gelinmiş grupların yaşadığı bu eşitsizlik onlara ihtiyaçlarının sadece kronik olarak ihmal edildiği değil, siyasetin gerektirdiği umursamadan da mahrum bırakıldığı mesajı verilmesi muhtemelen köklü ve kalıcı sonuçlar doğuracak.

 

Elektronik Oylama Yaygınlaşacak

 

Joe Brotherton, elektronik oy pusulaları sağlayan bir startup olan Democracy Live’in yöneticisidir.

 

COVID-19’un bir kurbanı da insanların uzunca bir süre bir arada bulunmasını gerektiren eski model oy kullanma yöntemi olacak. Kongrenin askerler ve yurt dışındaki seçmenler için elektronik oy verme işlemini zorunlu kılan bir yasa geçirdiği 2010 yılından beri kademeli olarak bu eski modelden uzaklaşıyorduk. Şimdi ise bazı eyaletler engelli seçmenler için evde oylamayı zorunlu tutuyor. Uzun vadede seçim yetkilileri bir pandemi sırasında güvenli oy kullanmanın nasıl sağlanacağını düşüneceğinden, mobil cihazlarımızla güvenli, şeffaf ve düşük maliyetli oy kullanma dahil daha ileri teknolojilerin benimsenme ihtimali daha yüksek. Yakın vadede bazı eyaletlerde 2020 seçim süreci için telefondan oylama ile sandıklarda kâğıt oy pusulalarının melezi bir model ortaya çıkıyor. Bu seçeneğin daha da yaygınlaşmasını beklemeliyiz. Açık olmak gerekirse evde mobil oylamaya imkân tanırken, aynı zamanda kâğıt pusulalar da üreten kanıtlanmış teknolojiler zaten var. Bu sistem bir fikir değil, yaklaşık on yıldır yurt dışındaki askeri personelimiz ve engelli seçmenlerimizin 1000’den fazla seçimde kullanmakta olduğu bir gerçeklik. Bunun yeni normalimiz haâline gelmesi gerekir.

 

Seçim Günü Seçim Ayı Olacak

 

Lee Drutman, New America’da kıdemli araştırmacı ve Breaking the Two-Party Doom Loop: The Case for Multiparty Democracy in America kitabının yazarıdır.

 

Korona virüsü sırasında nasıl seçim yaparız? Vatandaşların istedikleri zaman istedikleri yerde oy kullanmalarını kolaylaştırmalıyız ki, seçim günü büyük kalabalıklar ve uzun kuyruklar için sağlık riski hâline gelmesin. Değişim genişletilmiş erken oylama ve mazeretsiz posta kullanımıyla gelerek, seçim gününü fiilen seçim ayı hâline getirecek (belki de seçimin yakınlığına ve seçim günü postalanmış oy pusulalarının gecikmesine gevşeklik tanınmasına bağlı olarak seçim ayları olur). Bu geçiş tüm toplulukların eşit muamele görmesini sağlayıp, hileleri önlemek için ciddi düşünce ve planlama gerektiriyor. Ama risk altındaki seçim görevlilerinin (ki bunlar genellikle yaşlı oluyor) bulunduğu sandık yerlerinin kalabalık olma ihtimaliyle karşılaşan eyaletler seçimlerin sorunsuz yapılması için planlar geliştirmek zorunda kalacak. Bu kalıcı bir değişime işaret edecek. Vatandaşlar erken oylama ve/veya posta yoluyla oylamanın rahatlığını tecrübe edince bundan vazgeçmek istemeyeceklerdir. Daha çok rahatlık daha yüksek katılım oranına neden olarak belki de Amerika’daki iki partili yarışı dönüştürecek.

 

Posta İle Oy Verme Norm Olacak

 

Kevin R. Kosar, R Street Institute araştırma ortaklıkları başkan yardımcısıdır.

 

Şimdiye kadar beş eyalet (Georgia, Ketucky, Louisiana, Maryland ve Ohio) başkanlık ön seçimlerini erteledi. Buna daha fazla eyalet de dahil olabilir. Ancak bu seçimler sonsuza dek ertelenemez. Partiler güz genel seçimlerinden önce toplantılarını yapıp bir başkan adayı çıkarmalı. Korona virüsü bazı raporlara göre Haziran’a, hatta yaz sonuna kadar sorun çıkarmayı sürdürebilir. Çoğu eyalette bu, seçim politikasının seçim felâketine davetiye çıkardığı anlamına geliyor. Zaman daralıyor.

 

Neyse ki ülkenin halk sağlığını kullanmak ile seçmenlere oy haklarını kullanma arasında seçim yapmaktan kaçınmayı mümkün kılan zamanın testinden geçmiş bir yol var: Posta yoluyla oy verme. Yurt dışındaki askeri personel on yıllardır posta yoluyla oy kullanıyordu. Washington, Oregon ve Utah gibi bazı eyaletler zaten herkesin evinden oy vermesine izin vermiş durumda. Herkese birer pusula göndererek ya posta üzerinden ya da bir sandık merkezinde oy vermelerine izin veriyorlar. Maalesef çoğu eyalet resen oy vermeyi zorunlu tutarak posta ile oy kullanmak isteyenlerin bunu talep etmesini istiyor. Seçmenler zaten kayıt kartları ve seçim talimatlarını postayla alıyor. Oy pusulalarını neden alamasınlar? Resen oy kullanmanın oluşturduğu riskler göz önüne alınınca, eyaletlerin tutucu sistemlerini derhal modernleştirmeleri için acil bir sebep var ve bunu yapmalarını artık beklemeliyiz.

 

Dale Ho, American Civil Liberties Union bünyesindeki Voting Rights Project’in yöneticisidir.

 

COVID-19 pandemisi, çoğu insanın seçim günü resen olan oy verme biçimine benzeri görülmemiş bir tehdit oluşturuyor. Ama kimsenin sağlıkları ile oy kullanma hakları arasında seçim yapmak zorunda kalmaması için atılması gereken birkaç bariz adım var.

 

Birincisi seçmen yaşını doldurmuş herkese bir oy pusulası ile kendinden mühürlenen bir iade zarfı ön ödemeli olarak gönderilmeli. Seçim Günü posta damgası basılmış tüm pusulalar kabul edilip sayılmalı. Posta ile verilen oy pusulaları hatalar veya teknik nedenlerden ötürü geçersiz sayılmayıp önce seçmenlere eksiklikler bildirilmeli ve düzeltme fırsatı sunulmalı. Aynı zamanda eyaletler engelliler, İngilizcesi zayıf olanlar, posta erişimi sınırlı olanlar ve pusulalar adreslere postalandıktan sonra kayıt yaptırmış olanlar gibi ihtiyaç duyan insanlar için resen oy verme yolunu da açık tutmalı.

 

Seçim yetkililerine kendilerinin ve resen oy verenlerin sağlık ve güvenliğini sağlayıp posta ile benzeri görülmemiş bir oranda gelecek olan oy pusulalarını hızlı ve doğru sayacak genç sandık görevlileri istihdam etmek için ilave kaynaklar verilmeli. Dahası eyaletler, seçim görevlilerini postayla gelen pusulaları işlemekten alıkoyan kısıtlamaları seçim gününe kadar kaldırmalı (şu anda 15 eyaletin böyle kısıtlamaları var). Medya ise rekor düzeylerdeki posta oylarının olduğu bir ortamda sonuçları hesaplayıp kazananları tahmin etmenin alışageldiğimizden daha uzun süreceği yönünde halkın beklentilerini belirlemede yardımcı olmalı.

 

Bir eyalet yukarıdaki adımların tamamını yapamasa bile yapabildiği kadarını hayata geçirmeli. Mevcut kriz tüm bu değişiklikleri çok daha elzem ve çok daha muhtemel kılıyor.

 

Kitlesel Tüketime Daha Çok Kısıtlama

 

Sonia ShahPandemic: Tracking Contagions From Cholera to Ebola and Beyond kitabı ile yakında basılacak The Next Great Migration: The Beauty and Terror of Life on the Move kitabının yazarıdır.

 

En iyimser senaryoya göre pandeminin travmaları toplumu gelecek bulaşıcı hastalıklara ve iklim felâketlerine karşı korumak için ödenecek makul bir fiyat olarak kitle tüketim kültürüne konacak kısıtlamaları kabul etmeye zorlayacak. On yıllar boyunca doymak bilmez iştahlarımızı doyurmak için endüstriyel faaliyetlerimizle gezegenin giderek genişleyen parçalarını çevreleyerek, vahşi türleri bize daha da yakın geriye kalan yaşam alanlarına sıkışmaya zorladık. Bu yüzden de SARS-COV2 ve Ebola’dan Zika’ya yüzlerce diğer hayvan mikrobunun insan bedenine sıçrayarak salgınlara neden olmasına zemin hazırladık. Teoride endüstriyel ayak izimizi azaltıp vahşi yaşam alanlarını koruyabiliriz ki, hayvan mikropları hayvanların bedenlerinde kalsın. Daha dolaylı olarak ilgili dönüşümler görmemiz daha muhtemel. Evrensel temel gelir ve zorunlu ücretli hastalık izni politika tartışmalarının kenarından merkezine taşınacak. Kitlesel karantinanın sona ermesi bastırılmış mahremiyet talebi ve küçük bir nüfus patlamasına neden olacak. Online eğitim hevesi sönecek, çünkü uzlete zorlanmış genç insan nesli kültürü aksine toplu yaşamı takdir edici bir şekilde değiştirecek.

 

Daha Güçlü Yurt İçi Tedarik Zincirleri

 

Todd N. Tucker, Roosevelt Institute Yönetişim Çalışmaları bölümü başkanıdır.

 

Antik 2018 günlerinde Trump yönetimi ulusal güvenlik nedenlerini öne sürerek küresel çapta ithal edilen çelik üzerine gümrük vergileri koyduğunda uzmanlarca eleştirilmişti. Başkan o dönem şöyle bir tweet atmıştı: “ÇELİĞİNİZ YOKSA ÜLKENİZ DE YOK!” Ama çoğu iktisatçıya göre metal piyasasındaki bozulmaların gerçek nedeni Çin olduğundan, ABD müttefiklerine de ek vergiler koymak saçmaydı. Argümana göre, nihayetinde Amerika çelik endüstrisini tamamen kaybetse bile Kuzey Amerika ve Avrupa’daki müttefiklerimizin tedariklerine bel bağlayabilirdik.

 

Hızla 2020’ye gelelim. Sadece bu hafta Amerikan müttefikleri limanları kapatmak ve ihracatı kısıtlamak dahil ciddi sınır kontrollerini masada tutuyor. Her ne kadar korona virüsünün bizzat ticaretle taşındığının bir kanıtı olmasa da, derin durgunluklar ve yükselen jeopolitik gerilimlerin Amerika’nın normal tedarik zincirlerini sınırladığı, ülke içi çeşitli imalat piyasalarının eksikliğinin hükümetin tehditlere güçlü karşılık verme kabiliyetini kısıtladığı mükemmel bir fırtına senaryosu düşünebiliriz. Makul insanlar Trump’ın çelik vergilerinin doğru zamanda doğru müdahaleler olup olmadığı konusunda ayrılığa düşebilir. Ama önümüzdeki yıllarda hükümetin tedarik zincirlerinde müttefiklerden gelecek ticari şoklara bile dayanıklı yeterli bolluk yaratmada çok daha büyük bir rol oynaması gerektiği fikrine DemokratCumhuriyetçiakademisyen ve diplomatlardan daha fazla destek geleceğini bekleyebiliriz. Bu durum çok yakın geçmişe göre bile ciddi bir eksen kayması olacak.

 

Dambisa Moyo, iktisatçı yazardır.

 

Korona virüsü pandemisi şirketler üzerinde yurt içine dayanan tedarik zincirlerinin sağlamlığına karşı küreselleşmiş tedarik zinciri sisteminin verimlilik ve kâr/zarar hesaplamasına daha çok ağırlık vermeleri yönünde daha çok baskı oluşturacak. Daha dayanıklı yurt içi tedarik zincirlerine geçiş giderek parçalanan küresel tedarik sistemine bağımlılığı azaltacak. Bu değişim insanların ihtiyaç duydukları malları almalarını daha iyi temin edecek ama şirketler ve tüketicilerin maliyetlerini de muhtemelen artıracak.

 

Eşitsizlik Uçurumu Genişleyecek

 

Theda Skocpol, Harvard’da siyaset bilimi ve sosyoloji profesörüdür.

 

Amerika’daki eşitsizlik tartışmaları daha çok en düşük yüzde 99 ile en yüksek yüzde 1 arasında büyüyen uçuruma odaklanıyor. Ama büyüyen başka bir uçurum da, en yüksek gelirli beşte bir ile geri kalanlar arasında ve bu açık mevcut krizle daha da genişleyecek.

 

Amerikalıların en zengin beşte biri, son on yıllarda gelir hiyerarşisinin altlarında bulunanlara göre çok daha yüksek gelir elde etti. Bunlar çoğunlukla evli, yüksek eğitimli çiftlerden oluşuyor. Yüksek maaşlar alan profesyonel veya yöneticiler olarak online haberleşmeye uygun olacak internet bağlantılı, çocukların kendi odası olduğu için evden çalışma mesaisini bozmadığı evlerde yaşıyorlar. Bu krizde bunların çoğu istikrarlı gelir kazanıp ihtiyaçlarını kapılarına getirtecekler.

 

Amerikalıların kalan yüzde 80’i ise böyle bir lüksten mahrum. Bazıları idare edecek ama çoğu iş kaybı ve aile yükleriyle cebelleşecek. Bunlar daha çok yalnız (bekar) ebeveynler veya tek gelirli haneler. Bunların evden çalışma kapasitesi daha düşük ve hizmet veya teslimat sektörlerinde, kendilerini korona virüsü kapma konusunda daha büyük tehlikelere maruz bırakan işlerde çalışma ihtimalleri daha yüksek. Birçok örnekte çocukları evde eğitim alamayacak çünkü ebeveynler onlara eğitim veremeyecek veya uzaktan eğitimi mümkün kılan yüksek hızlı internete erişimleri olmayacak.

 

Dikkat Dağıtma Açlığı

 

Mary Frances Berry, University of Pennsylvania bünyesinde Amerikan sosyal düşüncesi, tarihi ve Afrika Çalışmaları profesörüdür.

 

Zaten başlamış olan giriş çıkışları, güvenliği ve benzerlerini ses teknolojisiyle kontrol etme gibi bazı eğilimler muhtemelen hızlanacak. Kısa vadede üniversiteler pandemi derslerini müfredata ekleyecek, bilim insanları tahmin, teşhis ve tedavi süreçlerini iyileştirmeye yönelik araştırma projeleri hazırlayacak. Ancak tarih başka bir sonuca daha işaret ediyor: 1918-19 İspanyol gribi felâketinden ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra birçok Amerikalı otomobil ve radyonun kolaylaştırdığı kaygısız eğlence peşine düştü. 19. Anayasa Değişikliği kapsamında seçme hakkını yeni kazanmış genç kadınlar saçlarını küt kestirip gizli içki satış mekânlarını uğrak yeri yaparak Charleston dansı yaptı. Ekonomi 10 yıl kadar bir sürede hızla toparlanıp kalkındı, ta ki irrasyonel yatırımlar ABD ve dünyayı Büyük Buhran’a sürükleyene kadar. Eski davranışlarımıza bakıldığında muhtemelen bu pandemi bittiğinde insanlar aynı rahatlama hissi, sosyalleşme arayışı, stresten kurtulma ve zevk hisleriyle hareket edecek.

 

Daha Az Toplu Yemek Ama Belki Daha Çok Yemek Pişirme

 

Paul Freedman, Yale’de tarih profesörü olup yakın zamanda çıkan American Cuisine: And How It Got This Way kitabının yazarıdır.

 

Son birkaç yılda Amerikalılar kendi yemeklerini alıp pişirmekten çok dışarıda hazırlanmış gıdalara para harcadı. Ama şimdi restoranların çoğunlukla kapanmış olması ve izolasyonun artmasıyla birçok insan önümüzdeki haftalarda yemek yapmayı (yeniden) öğrenecek. Belki de tekrar yemek yapmaya âşık olacaklar ama buna pek bel bağlamam. Ya da belki evlere servis her şeyi geçecek. İnsanlar daha az uğradığı için oturmalı restoranlar kalıcı olarak kapanabilir; muhtemelen Avrupa ve ABD’de daha az oturmalı restoran olacak. En azından bir süre için daha az sosyal olacağız.

 

Parkların Canlanması

 

Alexandra Lange, Curbed’de mimari eleştirmenidir.

 

İnsanlar çoğu zaman parkları futbol sahaları, piknik veya oyun alanları gibi özel amaçlı mekânlar olarak görüyor ve artık bu işlevlerin hepsinden kaçınmamız gerekiyor. Ancak bu durum parkların değerini azaltmaz. Brooklyn’de ailemle karantinadayım ve her gün günde bir kez çıktığımız yürüyüşlerde Brooklyn Bridge Park’tan kuzeye gidip Brooklyn Heights Promenade üzerinden güneye iniyoruz. Golden Gate Parkı’ndaki yolların kapatılmasını, böylece insanlara daha fazla alan açılmasını talep eden insanlar görüyorum. İngiltere’de [çevre kuruluşu, ç.n.] National Trust daha fazla ücretsiz bahçe ve park açmaya çalışıyor. Son on yılda çoğu büyükşehrin ciddi yatırım yaptığı kent parkları hem kalabalıkları hem de sosyal mesafelenmeyi barındıracak kadar büyük. Kuzey yarım kürede bahar olmasının faydaları…

 

Toplum pandemiden bu büyük alanlara daha fazla değer vererek çıkabilir; sadece büyük etkinlik ve aktif kullanım alanı olarak değil, aynı zamanda görsel olarak bir arada olma fırsatı olarak. AVM’ler üzerine kitap yazıyorum, şimdi ziyaret etmenizi kesinlikle tavsiye etmem (tüm o virüs taşıyan yüzeyler). Ancak kenar semtlerde AVM’ler tarihsel olarak aynı işlevi gördü: gidecek bir yer, toplanacak bir yer. Şimdi elimizde parklar var. Tüm bunlar geçtiğinde, artık birbirimizden bir metre mesafede durmamız gerekmediğinde bile açık, erişilebilir, her mevsime uygun toplanma alanlarına daha fazla kamu yatırımı yapılmasını çok isterim.

 

‘Değişim’ Anlayışımızda Değişim

 

Matthew Continetti, American Enterprise Institute bünyesinde mukim araştırmacıdır.

 

“Paradigma değişimi” gazeteciliğin aşırı kullanılmış kavramlarından biri. Ancak korona virüsü pandemisi bunu kullanabileceğimiz bir örnek olabilir. Amerikan toplumu liberal demokratik kurumlarımızın, çoğunlukla serbest piyasa ve bariz bireyselci toplumumuzun parametreleri dahilinde çalışan belirli bir değişim modeline aşina. Ama korona virüsü sadece bağışıklık sistemine saldırmıyor. İç Savaş, Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı gibi açık toplumun temellerine de bulaşma ihtimali var. Eyalet ve yerel yönetimler derin boyutları olan bir krize karşı farklı hızlarda ve bazen de zıt yönlerde hareket ediyor. Küresel ekonomi buhrana dönüşme potansiyeli olan bir durgunluğun başlangıç aşamasına girdi. Amerika’nın büyük kesimleri tamamen kapanmış durumda. Amerikalılar bir anda eğlence ve kesintisiz faaliyet toplumuna veda ederken, federal hükümet daha çok savaş zamanı görülen adımlar atıyor. Neyin mümkün olduğuna dair kolektif anlayışlarımız değişti bile. Korona virüsünün birey ve halk sağlığı için oluşturduğu tehlike sürerse, “değişim” anlayışımızın bizzat kendisini gözden geçirmek zorunda kalacağız. Paradigma değişecek.

 

Alışkanlığın Zorbalığı Bitiyor

 

Virginia Heffernan, Magic and Loss: The Internet as Art kitabının yazarıdır.

 

İnsanlar gündelik alışkanlıklarında radikal değişimlere pek açık değil. Ama son hayatı yüksek performans, üretkenlik ve verimlilik için “optimize” etme fantezisi en acıklı hayatları kahramanlık öyküsüne çevirmeye çalışan küçük bir endüstri yarattı. Jordan Peterson yıllardır yolunu kaybetmiş erkek ruhlarına kumandanlık ederek, yataklarını toplamalarını sağlıyor. The Four-Hour Workweek, The Power of Habit ve Atomic Habits kitapları okurlarını görev bilinciyle fazla mesai yapıp az yemeye itecek belirli davranışlar aşılamaya çalışıyor.

 

Ama COVID-19 gösteriyor ki, Peterson (veya alışkanlık vaaz eden diğer kanaat önderleri) bu zamanımızın liderleri değil. Bunların yerine The Plague (Veba) kitabında kurgusal bir Cezayir kasabasının bir salgınla yıkılmasının suçunu tek bir şeye, tutarlılığa yükleyen Albert Camus’yu düşünün. Camus çarpıcı bir şekilde sıkıcı olan liman kasabasını anlatırken, “Gerçek şu ki herkes sıkılıyor ve kendisini alışkanlıklar oluşturmaya adıyor.” diye yazıyor. Alışkanlıklara bağlı kasaba halkının hayal gücü yok. Ölümün peşlerinde olduğunu anlamaları çok uzun zaman alıyor ve tramvaya binmeyi, para için çalışmayı, bowlingi ve sinemaya gitmeyi bırakma zamanı geçiyor.

 

Belki Camus’nun yaşadığı dönemdeki gibi otokrasi ve hastalığın ikili heyulası programlamamızın yerine sağ duyumuza, hayallerimize, özgün yanlarımıza kulak vermemizi sağlayacak. Trump-vari zorbalıklar, rutin, ortodoksi, çevre ve fizyolojiyi mahveden davranışlarla (araba sürme, et yeme, elektrik yakma gibi favorilerimiz dahil) aynı çizgiye düşmemek için gündelik hayata daha kapsayıcı ve cesur bir yaklaşım benimsemek şimdi hayati önem taşıyor. Şimdiki salgın dönemi dünyadaki süremizin kısa, kıyamet saatinin gece yarısından bir dakika önce olduğu, birlikte barış içinde ve anlamlı yaşamanın yatağımızı toplamaktan ve kurnaz yatırımlardan çok daha fazlasını gerektirdiği bilincini aşılayan bir dünya görüşüne yeniden bağlanmaya tanık olabilir. Alışkanlıksızlığın Gücü! 

 

Bu yazı 19 Mart 2020 tarihinde POLITICO sitesinde yayınlanmış olup, Mustafa Kaymaz tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orjinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.