Koronavirüs ve Sağlık Diplomasisi

Sağlık diplomasisini; sağlığın korunması, iyileştirilmesi ve sağlığa erişilmesi için ikili ve çok taraflı iş birliği süreci olarak görmek mümkündür. Bu yönde yapılan çalışmalar devletlerin iş birliğine dayalı iyi niyeti olarak görülecek, diğer alanlarda çarpan etkisi yaratarak dış politikalarına olumlu katkı yapacaktır. Böylece, devletler hem çözümün bir parçası olmakta hem de kamu diplomasisi faaliyetleriyle yumuşak gücünü artırarak olumlu bir imaj elde etmektedir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Çin’in Wuhan kentinden dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs (COVİD-19), üç ay gibi kısa bir sürede dünyayı etkisi altına aldı. Hem insanlar ve toplumlar hem de devlet bağlamında birçok rutini alt üst etti. Bu denli derinden bir sarsılış pek çok bilim dalında da tartışmayı beraberinde getirdi. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bağlamında pandemi; özellikle küreselleşme ve ulus-devlet bağlamında geniş kapsamlı bir tartışma yarattı. Bu durum, önümüzdeki zaman diliminde literatürü büyük ölçüde etkileyeceğini gösteriyor. Politika ve uluslararası ilişkiler bağlamında yeni döneme ilişkin net veriler olmasa da, sağlığın diplomaside önemli bir enstrüman olarak sivrileceği söylenebilir. Bu çerçeveden yola çıkarak, “sağlık diplomasisi” olarak kavramsallaştırılan bu alanı anlamaya çalışmak, gelecek adına faydalı olacaktır.

 

Sağlık diplomasisinin tanımlanması ve açıklanması daha çok “pandemi” üzerinden yapılmaktadır. Bu yazıda ise öncelikle sağlık diplomasisinin ne olduğu tartışılacak, ardından koronavirüsü süreci bu kavram çerçevesinde değerlendirilerek, bugün ve geleceğe dair çıkarımlar yapılacaktır.

 

(Küresel) Sağlık Diplomasisi Kavramı

 

Küreselleşme sürecinin önemli bir sonucu olarak değerlendirilebilecek sağlık diplomasisi, kamu diplomasisinin bir türü olarak görülmekte, yumuşak gücün bir kaynağı olarak ele alınmaktadır. Sağlık diplomasisi bu kavramların temelini teşkil eden ilişki inşa etme ve iş birliği yapma anlayışının bir yansıması olarak görülmüştür.

 

Sağlık diplomasisi küresel anlamda sağlık alanının düzenlenmesi ve yönetilmesini öngören “çok düzeyli ve çok aktörlü müzakere süreci” şeklinde kavramsallaştırılmıştır. [1] Bunun yanında, “temsil, iş birliği, anlaşmazlıkların çözümü, sağlık sistemlerinin iyileştirilmesi ve savunmasız nüfus için sağlık güvencesinin sağlanması” amacıyla halk sağlığı ve siyasetle ilgilenen kurum ve kuruluşlar arasında seçtiği ilişki modeli olarak da tanımlanır. [2] Sağlık diplomasisiyle ilgili tanımların geneli müzakere ve iş birliği üzerine kuruludur. Sağlık, insanî bir mesele olduğu için diğer dış politika gündemlerine göre daha imtiyazlı bir konumdadır. Dolayısıyla, bu hayatî durum sağlık diplomasisini diğer diplomasi/kamu diplomasisi türlerine göre ayrıcalıklı kılmaktadır. Devletler, uluslararası örgütler ve sivil toplum kuruluşları sağlık diplomasisinin temel aktörleridir.

 

Küreselleşme, içerisinde fırsatları ve tehditleri bir arada bulunduran karmaşık bir süreçtir. En büyük tehditlerinden biri; herhangi bir sorunun kendi kaynağının ölçeğini ve sınırlarını aşarak herkesin problemine dönüşmesidir. Pandemilerde sağlık problemlerinin sınırları aşmasıyla herhangi bir devletin bu alanda tek başına mücadele vermesi, hastalıklardan izole olması veya konuya duyarsız kalması neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla, etkinin düzeyi “küresel” niteliklidir. Öyle ki kavram, sağlığın küresel boyutundan ötürü tanımlarda genellikle “küresel sağlık diplomasisi” olarak da kullanılıyor. Bu yönüyle salgın hastalıklar devletleri bir araya getirmekte, zorunlu bir iş birliği zemini kurmaktadır.

 

19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan kolera salgını devletlerin ortak çözmesi gereken bir probleme dönüşmüş, tahribatın azaltılması için 1851 yılında Paris’te uluslararası bir konferans düzenlenmiştir. 12 ülkenin katıldığı konferansın sonunda 137 maddelik bir sağlık yönetmeliği ortaya çıkartmıştır. Henüz küreselleşme kavramının dolaşımda olmadığı bir dönemde dahi ortak çözüm arayışı, konunun çok taraflılık özelliğinin bir göstergesidir. Modern dönemde ise 90’lı ve 2000’li yıllarda HIV/AIDS, SARS, H1N1, Ebola gibi salgın hastalıklar sağlık diplomasisine olan ihtiyacı artırmıştır. Son otuz yılda BM ve önemli uluslararası örgütler konuyla olan ilgisini artırmakta, devletlerin sağlıkla ilgili çalışmalarını teşvik etmektedir. Oluşan farkındalıkla küresel anlamda belirli hedeflere yönelim olmuş ve sorunların ortak çözümüne odaklanılmıştır. Örneğin; 2015 yılında 193 ülke tarafından kabul edilen 17 başlık etrafında toplanan ve “Küresel Amaçlar” olarak da bilinen “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”nde, “Sağlıklı Bireyler” başlığı sağlık diplomasisi mekanizmalarıyla arzu edilen düzeye çekilebilir. Her ne kadar etki ve verim düzeyi tartışmalı olsa da, küresel bir ortak irade beyanı kavram özelinde önemlidir.

 

Sağlık diplomasisinin bir diğer yönü ise kapsamı oldukça geniş olan insanî yardım faaliyetleri ve dış yardımlardır. Dünyanın farklı bölgelerinde savaş, kıtlık, doğal afet gibi sebeplerle can güvenliği tehlikesi oluştuğunda ve temel sağlık hizmetlerine erişim kısıtlandığında, bu bölgelere acil insanî yardımlar yapılarak sağlık diplomasisi harekete geçirilir. Bunun yanında sağlık konusunda yetersizlik yaşayan bölgelere ve ülkelere, acil insanî yardım faaliyetlerine göre daha sistematik bir şekilde yapılan yardımlar mevcuttur. Sağlık personeli transferi, sağlıkçıların eğitilmesi gibi daha çok hedef ülkenin sağlık altyapısının geliştirilmesine yönelik faaliyetler de bu kapsama girmektedir.

 

Sağlık diplomasisini; sağlığın korunması, iyileştirilmesi ve sağlığa erişilmesi için ikili ve çok taraflı iş birliği süreci olarak görmek mümkündür. Bu yönde yapılan çalışmalar; devletlerin iş birliğine dayalı iyi niyeti olarak görülecek, diğer alanlarda çarpan etkisi yaratarak dış politikalarına olumlu katkı yapacaktır. Böylece, devletler hem çözümün bir parçası olmakta hem de kamu diplomasisi faaliyetleriyle yumuşak gücünü artırarak olumlu bir imaj elde etmektedir.

 

Burada “sağlık” konusunun her zaman iş birliğini mümkün kılmadığına dair bir parantez açmak gerekir. Devletler, kimi durumlarda sağlıkla ilgili iş birliği süreçlerinin ulusal çıkarları ile çeliştiğini düşünerek ekonomik, politik, ideolojik vb. saiklerle diğer aktörlerle ortak hareket etmez ve karar alma mekanizmalarının içerisine dâhil olmazlar. Bunun yanında, büyük değişimlere yol açan ve insanların gündelik yaşamını doğrudan etkileyen sağlığın; bir yaptırım aracı, bir tehdit unsuru olarak kullanılması, bir diğer ifadeyle sağlık konusunun sert güç unsuru olduğu durumlar da mevcuttur. Konvansiyonel silahların yanında biyolojik silahların varlığı ve bunun tehditle özdeşleşmesi, yani “sopa” olarak gösterilmesi, tehlikeli bir baskı aracıdır. Sağlık diplomasinin bir boyutu da sağlık konusunun sert güçle ilişkili kısmıyla mücadele edilmesidir. Dış politikayla çelişme paradoksunu ortadan kaldırarak tüm devletleri süreçlere dâhil etmek ve maksimum verimi elde etmek de sağlık diplomasisinin bir diğer yönüdür.

 

Koronavirüs Sürecinde Sağlık Diplomasisi: Aktörler ve Uygulamalar

 

Koronavirüsün pandemi ilan edilmesiyle ulusal ve uluslararası düzeyde sert tedbirler alındığı hepimizin malumu. Birçok ülke sınırlarını kapatarak virüsün yayılmasını engellemeye çalışıyor. Etki altındaki ülkeler normalleşme arayışı içerisinde ve eski düzenin parçalanmadan devam etmesine ve sürecin en az zararla atlatılmasına çabalıyor. Gün geçtikçe artan önlemlerin hangi boyuta varacağı, hangi maliyetle biteceği ise kestirilemiyor. Bu tedbirler, şu an için virüsün kontrol altında tutulmasını sağlamak noktasında yararlı olsa da, hayatın normale dönmesi için sürdürülebilir yaklaşımlar değil. Sınırların sonsuza dek kapatılması gibi bir seçeneğin masada olmayacağı varsayımından hareketle, belirli düzeylerde önlemler öne çıkacaktır. Pek tabiî belli tedbirler artacak, oluşan farkındalıkla yeni düzenlemeler yapılacaktır. Bunlar normalleşme döneminde hayatımızın bir parçası olacak ve muhtemelen daha tedbirli ve kontrollü bir küreselleşme süreci yaşayacağız.

 

Krizin ilk şokunun atlatılmasının ardından sağlık diplomasisi mekanizmalarının harekete geçtiğini görmekteyiz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün ülkelerle iş birliği içinde çalışması, ülkelerin birbirine tıbbî yardım ve tecrübe aktarımı sağlaması gibi birtakım faaliyetler sağlık diplomasisinin görüldüğü yerlerdir. Ayrıca STK’ların sahada farklı usullerle çalışmalar yaptığı da görülmektedir. Dolayısıyla, azami düzeyde verim olmasa da tüm aktörler sahadadır. Bu dönemde sağlık diplomasisinin içerdiği anlamı ifade eden “maske diplomasisi” kavramı ortaya çıkmış, genel anlamda sağlık diplomasisi faaliyetleri bu kavram etrafında dile getirilmiştir.

 

Salgın sırasında sağlık diplomasisi mekanizmalarını öne çıkaran devletler ise göze çarpıyor. Bu bağlamda, şu an için en yoğun faaliyetleri Çin gösteriyor. Virüsün menşei olması bakımından ve yabanî hayvanların yemek kültürünün bir parçası olmasından kaynaklı, Çin büyük bir imaj sarsıntısı yaşıyor. Özellikle 2000’li yıllarda yoğun bir şekilde yumuşak güç alanına yatırım yapan Çin, gösterdiği çabalarla faturanın kendisine kalmaması için çalışıyor. Dezavantajlı başladığı bu süreci sağlık diplomasisi mekanizmalarıyla yeni bir hikâye inşa ederek lehine çevirme çabası gösteriyor. Bu amaçla; maske, ilaç, test kiti, tıbbi teçhizat yardımı yapıyor, kendi tecrübesini paylaşmak amacıyla sağlık profesyonellerini farklı ülkelere yardım amaçlı yolluyor. Diğer yandan, virüsü kontrol altına almadaki başarısını pazarlamaya çalıştığı da görülüyor. Aynı zamanda Çin; geniş bir coğrafyaya yayılan bu faaliyetlerle uluslararası problemlerin çözümünde bir aktör olduğunu vurgulamak istiyor. Bunun yanında genel olarak Çin’e çekinceli bakan ülkelerle arasındaki duvarı sağlık diplomasisiyle yıkmaya çalışıyor.

 

Çin’in yardım ağırlıklı yumuşak güç faaliyetlerinin en büyük zaafı yine bu süreçte yaşananlar. Çin’in özellikle dünyaya gönderdiği test kitlerinin yanlış sonuçlar vermesi büyük bir güven kaybına ve hayal kırıklığına sebep oldu. Bunun yanında, vaka sayıları ile ilgili şeffaf davranmadığı yönündeki iddialar da uluslararası medyada dolaşımda. Aynı zamanda, Çin yönetiminin otoriter eğilimi, demokrasi karnesinin zayıflığı ve insan haklarıyla ilgili kötü geçmişi de bu çekinceli bakışı perçinliyor.

 

ABD tarafında ise konu sağlık diplomasisi çerçevesinden çok “imaj merkezli” ele alınıyor. Trump’ın koronavirüsü “Çin virüsü” olarak tanımlaması sonrası, Çin’in vaka ve verilerle ilgili şeffaf davranmadığı yönündeki eleştirilerinin dozu gün geçtikçe artıyor. Krizi derinden yaşayan ABD henüz kendisinden beklenen küresel rolü yerine getirmiş ve dışardaki sorunlara el atabilmiş değil. ABD’nin iş birliği anlayışına dayalı sağlık diplomasisinden çok konuyu imaj çerçevesinden değerlendirmesi, ABD’nin yumuşak gücünü inşa ettiği kaynaklara ters bir durum. ABD’nin bu söyleminde önemli bir yeri olan evrensel sorunlara çözüm öznesi olma anlayışı ise bu krizde ortaya konulabilmiş değil. Dolayısıyla, burada sağlık diplomasisi mekanizmalarını harekete geçirememesi kendi yumuşak güç söylemiyle çelişiyor. DSÖ ile olan problemli ilişkisi ve nihayet çatışması bu çelişkiyi artırıyor. Aynı zamanda mücadele hâlinde olduğu Çin’e karşı dezavantajlı duruma düşürüyor. Hem iş birliği süreci baltalanıyor hem de Çin’in iş birliği çerçevesindeki vaatleri daha tutarlı hâle geliyor. Pek tabiî dış yardım bağlamında ABD, sahadaki varlığını düşük düzeyde de olsa sürdürüyor ancak bu durum alışkın olunan yoğunlukta değil ve diğer tartışmaların gölgesinde kalıyor.

 

Koronavirüs sürecinde DSÖ’ne istenilen düzeyde aktif olmadığı, krizin çözümünde etkin rol alamadığı yönünde eleştiriler getirilmiş durumda. Şeffaf olmadığı ve yanlı davrandığına dair de suçlamalar yapılıyor. Özellikle sürecin başında virüsün insandan insana bulaşmadığını söylemesi, maskeyle ve kısıtlamalarla ilgili yanlış tespitleri DSÖ’ne olan güveni sarstı. Sağlık diplomasisinin en önemli aktörü olan DSÖ gibi bir mekanizmanın yaratacağı güvensizlik, sürecin başarılı atlatılmasını zorlaştırıyor ve iş birliğinin sınırlarını daraltıyor.

 

Kriz sürecindeki başarısızlığı, üye ülkeler tarafından AB’nin de sorgulanmasına ve tartışılmasına yol açtı. Başarısızlığın sağlıkla, yani doğrudan insan hayatı ile ilgili bir meseleden kaynaklanması diğer kazanımları “öteki” hâline getirdi. Bu noktada sisteme üye ülkeler tarafından: “Şimdi değilse ne zaman?” nevinden tepkiler yükseldi. AB’nin sağlık diplomasisi çerçeveli çalışmaları, salgın vb. durumlarda dayanışmayı öngören anlaşmaları olsa da kriz sırasındaki yetersizlik, konuya olan ilgisinin kâğıt üzerinde kaldığı tezini güçlendiriyor. Çin ve Rusya’nın AB ülkelerine yardımı bu sorgulamaların dozunu artırmakta ve dışarıdan beklentiye girmeye itmekte. Ancak üye ülkeler arasında belli düzeylerde yardımlaşmalar olduğunu ve AB’nin salgınla etkin mücadele etmek, üye ülkelerle ortak çözüm geliştirmek adına önemli sayılabilecek çalışmalar yaptığını da ifade etmek gerekiyor. Toparlanmak adına adımlar atılsa da, tartışmaların derinleşmesini engelleyip süreci lehine çevirmesi şimdilik uzak bir ihtimal.

 

Türkiye’nin ise sağlık diplomasisi faaliyetleri daha çok dış yardım stratejisi bağlamında sürüyor. 30’un üstünde devlete yapılan yardımlar, yardım yapılan ülkelerde ses getirmiş ve resmî kanallardan teşekkürle karşılık bulmuş durumda. Yardım malzemelerinin üzerine, Türkiye’nin kültür anlamında tanıtımına önem verdiği Mevlana’nın: “Ümitsizliğin ardında nice ümitler var/Karanlığın ardında nice güneşler var” sözünü, yardım kolilerinin üzerine iliştirilmiş olarak gördük. [3] Bunun yanında, Türkiye’nin temizlik kültürünün kriz sürecinde konuşulduğunu ve cazibeyle sunulduğunu eklemek gerekiyor. [4] Buradan farklı bir yumuşak güç kaynağı çıkartma ihtimali sürecin alternatiflere gebe olduğunu hatırlatıyor.

 

Öte yandan, pandemiyle mücadelenin önemli başlıklarından olan aşı ve ilaç çalışmalarına da sağlık diplomasisi ve yumuşak güç çerçevesinden bakılması gerekiyor. Şu an birçok devlet laboratuvar çalışmalarına hız verdi, önemli fonlar ayırdı. Burada açıkça gözlemlenen bir yarış var. Bu yarışın galibi, “ilacı ya da aşıyı ilk bulan devlet olarak” hem adeta kurtarıcı algısını oluşturarak imajına çok büyük bir katkı yapacak hem de yazdığı hikâyeyi yumuşak gücünün en önemli unsuru hâline getirecektir. Aynı zamanda sağlık alanındaki güvenilirliğini güçlendirecektir.

 

Sonuç

 

Şu an DSÖ, kriz iletişim merkezi konumunda ve esas işlevi ise iş birliği ortamının çatısı olmasıdır. Burada yapılması gereken, örgütün politikleştirilmeden teknik eleştirilerle daha iyi sonuçlar alınmasına odaklamaktır. Devletlerin ortak tecrübesi üstüne kurulu sağlık diplomasisi mekanizmalarının daha evvel yaşanılanlardan ders alarak ve şu an yaşadıklarımızı göz önünde bulundurarak en etkin ve verimli şekilde çalışmasını sağlamak yerel, bölgesel ve küresel düzeyde en temel sorumluluktur.

 

Bu sürecin makul bir şekilde işletilmesi ancak sağlık diplomasisi mekanizmalarını harekete geçirmekle mümkün. İkili ve çok taraflı, bölgesel ve küresel iş birliği olmadan bu durumun aşılamayacağı aşikâr. Dolayısıyla, krizin felâket senaryolarının konuşulduğu alanlarda, özellikle ekonomi gibi, etkisinin nasıl aşılacağı henüz net olmasa da konunun sağlık boyutu ancak iş birliği ile çözülecektir. Dolayısıyla, pandemiye yaklaşımı, imaj savaşından ve popülist söylemlerden arındırarak sağlık diplomasisi ve işbirliği çerçevesine oturtmak gerek.

 

Koronavirüsü bugün atlatsak bile şimdiden geleceğin hafızasında çok derin izler bırakacağı, sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi boyutlarıyla tartışmaların süreceği aşikâr. Salgın penceresinden geleceğe bakıldığında, dış politikanın enstrümanları bağlamında sağlığın çok güçlü bir konuma erişeceği çıkarımı yapılabilir. Aktörlerin deneyimleri ve dünya kamuoyunun elde ettiği tecrübelerle daha sistematik bir şekilde sağlık diplomasisinin uygulanma ihtimali artacaktır. Süreç sona erdiğinde yahut normalleşme sağlandığında uluslararası ilişkilerde, genelde sağlık özelde ise salgın merkezli çalışmalar öne çıkacaktır. Burada ikili ve çok taraflı anlaşmalardan insani yardımlara değin pek çok sahada bir hareketlilik yaşanacaktır. Sağlık diplomasisi ile ilgili adımlar, hem küresel iş birliğini sağlayan bir unsur olacak hem de ülkelerin kendi yumuşak gücü için fayda sağlayan bir kamu diplomasisi faaliyeti olarak ülkelerin dış politikasına katkı sunacaktır. 

______

[1] Ilona Kickbusch, Gaudenz Silberschmidt, Paulo Buss “Global health diplomacy: the need for new perspectives, strategic approaches and skills in global health”, Bulletin of the World Health Organization, 2007, 85(3): 230–232, s.230

[2] “Health Diplomacy”, Health Diplomatshttps://healthdiplomats.com/index.php?page=31_health_overview

[3] “Turkey sends aid to nearly 30 countries in fight against Covid-19”, https://www.trtworld.com/turkey/turkey-sends-aid-to-nearly-30-countries-in-fight-against-covid-19-35290

[4] Gretchen Kelly, Shop the Trip: Turkey’s Culture of Clean, https://www.forbes.com/sites/gretchenkelly/2020/03/25/shop-the-trip-turkeys-culture-of-clean/#655d7d8751b1

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.