Küresel Enerji Savaşı Kızışıyor: Kim Kazanacak?

Önümüzdeki dönemde ABD, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri birlikte çalışırken Rusya, OPEC içindeki Venezuela ve İran gibi önemli üreticileri de yanına çekip, OPEC dışı üreticilerin liderliğini üstlenebilir. Dolayısıyla, şayet amaç Rusya’yı cezalandırmak, zayıflatmak ise geçmişte olduğu gibi bugün de bunun mümkün olamayacağını, ters tepeceğini, hatta tam aksine güçlü karşı blok oluşturulması gibi beklenmedik bir sonuca yol açacağını düşünüyorum.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Dünya Koronavirüsü girdabına kapılmadan hemen önce Suudi Arabistan petrol arzını artıracağını ilan ederek enerji savaşının pimini çekti. Virüs korkusu petrol kaosunun sesini şimdilik bastırsa da enerji sektörünün hemen her köşesinde bulunmuş Mehmet Öğütçü’ye Perspektif olarak tünelin ucunda ne olduğunu sorduk.

PERSPEKTİF: Dünyada birçok farklı gerilim alanı varken, bir anda Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırma kararı ile hem ulusal yöneticiler hem de özel sektör tüm mali planlarını gözden geçirmek zorunda kaldı. Kamuoyu bir anda gördü ama elbette bu noktaya bir anda gelinmedi. Ne oldu da böyle bir petrol kavgası başladı?

Sonuçta petrol dahil fosil yakıtların daha süratle kaybetmesi sonucunu verecek bir savaşın tetiği çekildi.

OPEC’in hâkim gücü Suudi Arabistan ve müttefikleri zaten gerilemekte olan petrol talebinin Çin’de patlak veren, sonra süratle yayılmakta olan corona virüsünün de etkisiyle süratle düşmesi karşısında geleneksel yönteme, yani arzı kısma yoluna başvurma kararını almışlardı.

Arz bolluğu ve talep azalması ile ortaya çıkan durumu dengelemek için daha önceki kesintilerden daha yüksek, 1.5 milyon varillik kısıntıyı masaya getirdiler. Bunun 1 milyon varilinin 13 OPEC ülkesi, kalan 500 bin varilinin de Rusya ve onun öncülük ettiği OPEC dışı üreticiler tarafından sağlaması öngörülüyordu.

Zaten yenilenebilir enerjinin yükselişi, maliyetlerinin düşmesi ve elektrikli araçların yaygınlaşması petrolün geleceğini aşındırmaya, hatta uzun vadede hayatiyetini ciddi şekilde baltalamaya başlamıştı.

Rusya Enerji Bakanı Novak, Viyana’daki toplantıda OPEC ile müzakere yaparken Kremlin’den özel bir talimat geldi: “Kesintiyi kabul etmeyin, geri dönün”. Sonradan öğrendiğimize göre, bu kararda Rusya’nın en büyük petrol şirketi Rosneft’in başkanı, Putin’in yakın adamlarından İgor Sechin etkili olmuştu.

Başından beri OPEC ile iş birliğine karşı olan Sechin bu kısıntıların en çok Amerikan petrol üreticilerinin işine yarayacağını, kendi pazar paylarını azaltmayı hedeflediğini düşünüyor.

Suudiler bu ihtilaf üzerine fiyatların tepetaklak olmasından sonra tüm müşterilerine fiyatlarda ciddi bir iskonto yapacakları mesajını çektiler Aramco üzerinden. Bırakın kısmayı, üretimi daha da artırma kararını aldılar.

Sonuç, Ocak ayı başında 73 dolar civarında olan petrol fiyatının 30 dolar altına düşmesi oldu. Petrol tarihinde yaşanan en hızlı düşüşe tanık olduk. Bence yeni bir fiyat ve pazar payı savaşı ile sonuçlanan bu gelişme ciddi bir yeni ekonomik krizin de tetikleyicisi oldu. Herkes teyakkuzda olmak, muhafazakâr şekilde hareket etmek zorunda.

P: Bu tür gerilimlerin bir yanda nasıl bir hedefi, diğer yanda da ne kadar sürdürülebileceği sorusu vardır? Bu yaşanan sadece ekonomik anlaşmazlık mı, yoksa arka planda Rusya’nın zayıflatılması çabası mı? Aktörler ne kadar sürdürebilir bu gerilimi?

Kara Pazartesi’nde borsalardan 3,5 trilyon dolarlık bir servet – Türkiye’nin GSMH’sının neredeyse dört katı – buharlaştı, uçtu gitti. Başta Shell ve BP olmak üzere büyük uluslararası şirketlerin değerinde de en az 130 milyar dolarlık bir azalma oldu. Amerikan kaya petrolü (kaya gazı) üreticileri zaten düşük fiyatlardan dolayı sıkıntı içinde idiler uzun zamandır; borçları büyümüş, bir kısmı iflasın eşiğine gelmişti. Bu dramatik düşüşten sonra onların ayağa kalkmaları daha da zorlaştı, Trump’ın güçlük içindeki bu şirketlere yardım paketi düşündüğü haberleri geliyor.

Suudi Arabistan’ın cari işlemler açığı giderek şişiyor, acilen yüksel fiyatların pompalayacağı yeni paraya ihtiyacı var. Aramco’nun halka arzı istenildiği kadar iyi gitmedi, değeri düşüyor, İran destekli Yemenli militanların insansız hava araçları ile vurduğu petrol üretim ve işleme tesisleri bu ülkenin kesintisiz üretimde risksiz olduğu efsanesini de yıktı. Düşük fiyatlara Suudi Arabistan’ın uzun süre dayanabilmesi imkânsız. Belki bir ya da iki ay, o kadar. 50 milyar dolar üzerinde açık veren 2020 bütçesinin tutturulması için en az 85 dolar varil fiyatı gerekiyor Riyad’a, IMF’e göre. Suudi kraliyet ailesi karmaşa içinde. Kral’ın öldüğü ya da ölüm döşeğinde olduğu söyleniyor, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’a rakip olabilecek aile üyelerinin mıntıka temizliğine başlandı yeni tutuklamalarla.

Rusya, yıllardır Amerikan yaptırımları altında ama ülkedeki tüm olumsuz ekonomik etkisine rağmen dış baskılara direnmeye devam ediyor. Emtia fiyatlarında düşük fiyatlara şerbetli olduklarını geçmişte gördük. Küresel ekonomiler ile bağımlılık ilişkisi Riyad ve Washington kadar ağır değil. Bence ABD ve Suudi Arabistan’a kıyasla Ruslar bu savaşta daha avantajlı. Elbette hem içerideki homurdanmaları sakinleştirmek, hem Suriye, Ukrayna, Gürcistan gibi coğrafyalardaki dış askeri maceraları, harcamaları finanse etmek, hem de enerji kaynakları dahil yeni yatırımları finanse edebilmek, en önemlisi de bütçeyi dengeleyebilmek için 42 dolar fiyat düzeyine razı.

Dünyanın en büyük petrol üreticisi (yakında da doğal gazda bir numaralı üretici olması muhtemel) ABD’nin, enerji silahını kullanıp Rusya ve Suudi Arabistan’dan pazar payı çalmaya çalıştığını da biliyoruz. Benim tahminim önümüzdeki dönemde ABD, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri birlikte çalışırken, Rusya OPEC içindeki Venezuela ve İran gibi önemli üreticileri de yanına çekip, OPEC dışı üreticilerin liderliğini üstlenebilir. Dolayısıyla, şayet amaç Rusya’yı cezalandırmak, zayıflatmak ise geçmişte olduğu gibi bugün de bunun mümkün olamayacağını, ters tepeceğini, hatta tam aksine güçlü karşı blok oluşturulması gibi beklenmedik bir sonuca yol açacağını düşünüyorum.

P: Kâbus senaryosu daha geniş çaplı siyasi, ekonomik, askeri krizleri tetikleyebilir mi?

Bence Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başladı. Yeni savaşlar artık muharebe sahasında yapılmıyor; top, füze ve savaş uçakları ile. Konvansiyonel savaşlar yerini asimetrik, hibrid, vekalet savaşlarına bıraktı.

Yapay zekâ ve 5-G’de gördüğümüz cinsten teknoloji savaşları yaşıyoruz. Trump’ın “önce Amerika” diyerek AB ve Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşları devam ediyor. Dolar, uluslararası rezerv parası olmayı sürdürecek mi, yoksa ruble, renminbi (Çin Yuanı), avro da aynı ölçüde geçer akçe olacak mı, kripto paralar nasıl gelişecek düzlemindeki kur savaşları gözümüzün önünde cereyan ediyor. İstihbarat, değer, medeniyet ve benzeri başka savaşlar da gelişiyor. Bu yüzden enerji fiyat ve pazar payı savaşı tüm bunlardan sadece birisi, daha doğrusu ekonomiye doğrudan yansıması bakımından en önemlilerden birisi. Önümüzdeki on yıllarda biyolojik savaşların, su ve gıda savaşlarının da şiddetleneceğini söylemek kehanet sayılmaz.

Uluslararası arenada iş birliği ve ortaklık anlayışından ziyade rekabet, husumet ve çatışma öne çıktığından, ticarette himayecilik, yaptırımlar, küreselleşmeden bölgeselliğe ve milliyetçiliğe kayış gelecek için umutlu olmamıza imkân vermiyor. Oysa, petrol ve corona krizi, yeni gelmekte olan krizler küresel çerçevede iş birliği ve ortak eylem gerektiriyor.

Fiyat düşüşü geçici olarak AB ülkeleri, Çin, Japonya, Hindistan, Kore ve Türkiye gibi tüketici ülkelerde cari işlemlerde rahatlama yaratacaktır. Bunun içerideki tüketicilere düşük akaryakıt fiyatı olarak yansıtılması ekonomilerin canlanmasına, tasarruf oranlarının artmasına katkı sağlayabilir.

Ama unutmayalım ki; fiyatların çökmesi iki taraf için de keskin bir bıçak vazifesi görerek petrol üreticilerinin gelirlerini azaltacak, o ülkelerde ve dünya ekonomisinde kaçınılmaz olarak daralmaya yol açacak, neticede ticaret ve yatırım akışlarını olumsuz etkileyecektir. Güven ortamı da bozulacaktır.

P: Türkiye’yi nasıl etkiler? Neler yapmak lazım bu krizi fırsata çevirmek için?

Petrol gereksiniminin yüzde 93’ünü ithalatla karşılayan Türkiye de bu fiyat düşüşü olgusundan en olumlu etkilenecek ülkelerden birisi. Bundan petrol üreticisi Rusya, Ortadoğu ve Körfez ülkeleri ile ticaretimizin menfi yönde etkileneceğini de söylemeye gerek var mı?

Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş ve enerji verimliliğini artırma çabalarımızı düşük fiyat ortamı gevşetmemelidir. Karşılıklı bağımlılık, katma değer, refah, dijital, yeşil ekonomi yaratacak şekilde enerji sistemini yeniden kurgulama, kesintisiz, temiz ve hesaplı enerji sağlama, fosil yakıtların sırtında inşa edilmiş olan sanayi altyapısını yenileme çabalarımız hız kazanarak devam ettirilmelidir.

Geçmişte bu tür dış kaynaklı tasarruflar halka tam yansıtılamadı, bütçeye transfer edilerek devlet harcamalarının finansmanında heba edildi.

Bu krizi bir fırsat olarak görebilirsek düşük fiyat kazancını hem halka yansıtmak hem de ekonomiyi sürdürülebilir kılma çabalarına tahsis etmek yarar getirecektir. Daha da ileri gidip, verimli olmayan bütçe harcamalarında yüzde 20’lik paralel bir kesintiyi gündeme getirip yaratılacak bu yeni kaynak ile ekonominin istikrara kavuşturulması, yeni istihdam, teknoloji yatırımlarının takviyesi de düşünülmelidir.

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR