Küresel Salgın Niçin Amerika’nın Savaşa Bakışını Değiştirmeli?

Batı dünyasının kırılganlığını ifşa eden, tarihi değiştirici bir küresel güvenlik krizi olan pandemi, büyük güç rekabetine tamamen askerî bir yaklaşımın bundan böyle Çin ve Rusya ile mücadelesinde ABD’nin altını nasıl oyacağını da gösteriyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Çin ve Rusya, Covid-19 pandemisinden ABD’ye mukayeseli bir üstünlükle çıkmaya uğraşıyor. Çin devlet şirketleri iktisadi şokun ağır yükünü kaldırabilir durumda ve otoriter sistemi de, karantina politikalarını acımasızca yürürlüğe koyabilmesine imkân verdi. Rusya, –yıllardır süren yaptırımlar sayesinde– iktisadi modeline, enerji fiyatlarındaki düşüşü dengelemeye yardımcı olan yüz milyarlarca dolarlık altın ve rezerv para ile biraz olsun kendi kendine yeterlilik kazandırdı.

Buna mukabil küresel serbest ticarete dalan ABD ciddi zarara uğradı. Harry S. Truman’dan Barack Obama’ya her Amerikan başkanı döneminde inşa edilen ve sürdürülen küresel düzen sistemi, –Beyaz Saray’ın önderliğini kaybetmesi yüzünden– G7 ve Batı öncülüğündeki diğer kurumların ortak eyleme geçememesi nedeniyle neredeyse yıkılmak üzere.

Çin ve Rusya’nın Savaş Konsepti: “Kavramsal Kuşatma”

Bu arada Amerikan savunma bütçesinin, Kongre ve Merkez Bankası’nın ekonomiyi canlandırmak için yığdığı büyük miktarda borç nedeniyle önümüzdeki yıllar boyunca gitgide daralması muhtemel. Ancak bu, gerçek problemi gizliyor; –can kayıplarından bizim kadar korkan, doğum oranları düşük toplumlar olan– Çin ve Rusya, savaşa geleneksel askerî operasyonlardan çok daha geniş bir perspektifle bakıyor. Bunu ekonomi, siber savaş, propaganda ve istihbarat bağlamında da görüyor. Ve Covid-19, –Başkan Trump’ın ima ettiği şekilde Çin tarafından kasıtlı olarak yayılmış olmamakla birlikte–, yine de her iki otoriter güç için kazara da olsa taktiksel bir zafere dönüşüyor.

Avustralyalı akademisyen ve askerî stratejist David Kilcullen, Ejderhalar ve Yılanlar: Ötekiler Batı ile Savaşmayı Nasıl Öğrendi (The Dragons and the Snakes: How the Rest Learned to Fight the West)  adlı yeni kitabında, Çinlilerin ve Rusların yaptıklarını “kavramsal kuşatma” olarak tanımlayarak, “savaşta olduğumuzu fark ettiğimizde çoktan kaybetmiştik” notunu düşüyor. Henüz bu noktaya ulaşmasak da, –askeri olmayan ve Batı dünyasının kırılganlığını ifşa eden, tarihi değiştirici bir küresel güvenlik krizi olan– pandemi, büyük güç rekabetine tamamen askerî bir yaklaşımın bundan böyle Çin ve Rusya ile mücadelesinde ABD’nin altını nasıl oyacağını da gösteriyor.

Stratejik avantaj elde etmek için her türlü aldatmacayı tasvip eden kadim dönemin Çinli filozofu Sun Tzu, kan akıtmaya girişmenin bizzat bir hesap hatası alameti olduğuna inanıyordu. Pekin bu tavsiyeyi yürekten benimsedi. Biz Batı tarzı savaşı –ister büyük konvansiyonel birlikler isterse daha küçük özel harekât kuvvetleri şeklinde olsun– bir strateji olarak düşüneduralım, aslında bu sadece bir savaş kavramı.

Stratejimiz Dışişleri Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve diğer kurumları içeren gerçek anlamda bir yekpare devlet yaklaşımını benimsemeli. Ama bununla da kalmamalı. Aynı zamanda devletin güvenlik politikası, sanayinin ve özellikle yüksek teknoloji şirketlerinin faaliyetleriyle daha yakından bağlantı içinde olmalı ki, hepsi birden Amerikan ve Batı hedeflerini ilerletmek için gevşek bir eşgüdüm içinde çalışabilsinler.

Tedarik zincirleri Çin’e daha az bağımlı hale geldikçe ve Silikon Vadisi –kendi çıkarlarını Washington’ınkiyle daha uyumlu bir hâle getirerek– ürünlerinin montajını fiilen Amerikan müttefiki olan ülkelerde yapmak zorunda kaldıkça bu daha da kolay olacak. Biz –şu an yavaş yavaş geride bıraktığımız, Amerikan şirketlerinin milliyetsizleşme yolunda ilerlediği küreselleşmiş bir dünyanın aksine– her büyük güçle bağlantılı kamu-özel sektör işbirliğini destekleyen, daha kopuk bir dünyaya doğru ilerliyoruz.

Bu, daha sıkı kontrol edilen bürokrasileri ve devlet kontrolündeki şirketleri ile Çinlilerin ve Rusların zaten ustalaştığı bir durum. İster kendi hükümetlerinin birer silahı olarak yurtdışında faaliyet gösteren Gazprom, Rosneft veya Çin Ulusal Offshore Petrol Şirketi olsun, isterse Batı Avrupa’yı daha fazla Sibirya doğalgazı satın almak için tuzağa düşürmeye çalışan Rusya ya da ülkeleri Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne ve 5G ağına katılmaya sinsice zorlayan Çin olsun, işte bu tam da savaşın yeni yüzü.

Buna karşı cevap, daha fazla kurumlar arası koordinasyona eşlik eden daha sıkı bir kamu-özel işbirliğinden ziyade, Amerikan markasının belini doğrultmak, böylece özel sektörün her şeyden evvel kamuyla çalışmaktan huzurlu hissetmesini sağlamaktır. Bu bağlamda uluslararasıcılık ve insan haklarını teşvik artık birer seçenek değil, zorunluluk. Bunlar, –Rusya ve Çin’i köşeye sıkıştırıp savunma pozisyonuna itsek bile– ittifakları canlandırmamıza imkân vererek lehimize işleyecek.

Yeni Büyük Güç Mücadelesi ve Çağın Ruhu

Kurumlarımızın aldığı darbelere rağmen, hâlâ mukayeseli olarak güçlü bir konumdayız. Çinliler ve Ruslar, –kendi liderlerini adeta ömür boyu devlet başkanı ilan etmek suretiyle– Şi Cinping ve Vladimir Putin yaşlandıkça derinleşen bir kurumsal boşluğa yol açarak farkında olmadan zayıflıklarını açığa vuruyorlar.

Bu yeni büyük güç mücadelesindeki nihai muzaffer, çağın gelişen ruhunu her kim yakalarsa o olacaktır. Giderek kalabalıklaşan ve birbirine bağlı olan bir gezegendeki tüm insanlığın aynı travmaları yaşaması olgusu, iklim değişikliğinin yanı sıra pandemileri de içeren gezegen çapında uğursuzluklar çağında, önünde sonunda küresel bir bilincin ortaya çıkacağı anlamına geliyor. Bu medya odaklı dünyada büyük güçler arasında statü için sürekli bir mücadele hâli olacaktır. Bu koşullar altında salt askerî alanda rekabet etmek bizi savunmasız kılacaktır.

Bu yazı 8 Nisan 2020 tarihinde Washington Post sitesinde yayınlanmış olup, Zahide Tuba Kor tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız. 

_____
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR