Kürt Meselesinde İslami Aktör İmkanı ve Hüda-Par

HDP’nin nispeten sindirilmiş ve siyaset yapamaz hale geldiği ve Kürtler tarafından iktidara yöneltilen eleştiri-itirazların yoğun olduğu bu dönemde bölge insanının kültürüne, kimliğine ve sorunlarına hitap eden bir siyaset ile Hüda-Par’ın dengeleri kendi lehine değiştirmesi geçtiğimiz birkaç yıla nazaran daha kolay görünmektedir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Kürt meselesi çözüm süreci ve o dönemin atmosferine kıyasla bugün Türkiye’de daha az konuşuluyor olsa da toplumsal ve siyasal düzlemde önemini korumaya devam ediyor. Meselenin Ortadoğu için önemi ve belirleyiciliği ise her geçen gün artıyor. Özellikle Türkiye tarafından Ekim 2019’da gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekâtından sonra Kürtlerin dünyanın ilgisini daha geniş ölçekte çekmeye başladığı görülüyor. Dolayısıyla Kürt örgütleri ve Kürt sosyolojisi de daha büyük bir merak konusu haline geliyor.

 

Sahaya nüfuz eden aktörler olarak; Türkiye’de PKK, Suriye’de PKK ve YPG, Irak’ta KDP [1] ve YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) gibi daha çok sola tekabül eden seküler örgütler ve partiler üzerinden tartışılan Kürt meselesinin, İslamcı Kürt örgütleri ve Kürt meselesinde bir çözüm önerisi olarak İslamcılık bağlamında da konuşulması gerektiği kanaatindeyiz. Zaman zaman gündeme gelmekle birlikte Kürt siyasetinde veya en azından bu tartışmada bir kalıcılık sağlayamayan bu ideoloji ve aktörlerinin, varlıklarıyla ve yenilgileriyle birlikte konuşulması önemli bir anlam ifade ediyor.

 

Genç Kemalist Cumhuriyete karşı başlatılan ilk Kürt isyanları genelde İslami mensubiyeti güçlü aileler ve isimler öncülüğünde gerçekleşmişse de bu isyanların gerekçesini-kaynağını İslami olarak nitelendirme konusu tartışmalıdır. Kürt milliyetçilerinin bu isyanları ulusal motivasyon üzerinden okumalarından başlayarak, Kürt sol çevrelerinin yakın döneme kadar bu isyanları feodal olarak nitelendirmesine kadar, yine Türkiye’de merkez sağ ve İslamcı yelpazede siyaset yapan Kürt siyasetçilerin Kürt meselesini HDP’ye karşı başka bir cepheden sahiplenirken bu tarihsel geçmişteki ‘’müslüman” nostaljiye sarılmasına değin bu tartışmada henüz ortak bir uzlaşı yoktur. Bu tartışmalı kısmı bir tarafa bırakırsak, yakın dönem Kürt siyasal tarihinde İslamcı hareketlerin hiçbir dönemde hakim bir pozisyonda olmadıkları söylenebilir.

 

Oysa bölgenin diğer siyasi azınlıklarına (Çeçenler, Beluciler, Bengalliler ve Filistinliler) bakıldığında ulusal hareketlerin dini hareketlere ne denli hızlı dönüşebiliyor olduğu daha net görülebilir. Kürt siyasetinde olduğu gibi başlarda seküler eğilimlerin baskın olduğu Dudayev öncülüğündeki Çeçen ulusal hareketi zamanla özellikle Basayev ile beraber Selefi bir hal kazanmış, yine 90’lara kadar seküler orjinli Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) öncülüğünde sırtlanılan Filistin hareketine 90’dan sonra Hamas ve İslami Cihad ortak olmuştur.

 

Irak Kürdistanı’nda İhvan’ın Kürt seksiyonu olan Yekgirtû (Kürdistan Islami Birlik Partisi) ve Komel gibi İslamcı parti ve oluşumlar dünden bugüne bir esas aktör olarak yer almıyor olsalar bile bugün Irak Kürdistanı’nda ‘’Kürt İslamcı’’ diye nitelendirilebilecek köklü yapılar olarak mevcutlar. Bu grupların öncüleri, KDP ve YNK’ye nazaran daha zayıf olmakla beraber geçmişte Baas rejimi ile benzer şekilde çatışmışlardır.

 

Türkiye Kürtlerinde Irak Kürdistanı’na benzer bir soldan bahsedebilsek de, oradakine benzer bir Kürt İslamcılığından bahsetmek bugün itibariyle mümkün değildir (Kürt meselesine ilişkin eleştiriler getirerek Yeni Asyacılardan kopan Kürt Nurculuğunun temsilcileri niteliğindeki Zehra ve Med-Zehra cemaatleri bu yazının kapsamı dışındadır). Türkiye’deki İslamcı hareketlerin önemli bir kısmının lider ve yöneticileri Kürt olmakla beraber bu hareketleri öncelikleri ve dayanak noktaları sebebiyle Türk-İslamcı olarak kabul etmek daha doğru olacaktır. Türkiye’de birçok kalem ve siyasetçi tarafından Kürt İslamcı olarak kabul edilen Hizbullah-Hüda-Par ve Menzil Grubu, kendisini Müslüman ve Kürdistani olarak nitelendiren Kürdistan İslami Devrim Hareketi (Mizgîn), Kürdistan İslam Partisi (PİK), Azadî gibi yapılar, bugün HDP ile temsil edilen seküler sol Kürt siyasetine karşı ciddi bir varlık gösteremeyerek kısa sürede dağıldı. Bütün bu yapılar içerisinde görece uzun soluklu olan siyasi öznenin Hüda-Par olduğu söylenebilir.

 

Hizbullah’ın Yolculuğu

 

80’lerin hemen başında Hüseyin Velioğlu tarafından kurulan Hizbullah, uzun bir süreyi güçlenme ve örgütlenme gibi çalışmalar ve diğer İslamcı gruplara karşı girdiği rekabetle geçirirken 90’larda Kürt mahallesinin büyük gündemlerinden biri haline gelmişti. Ana akım Kürt siyasetine yakın kişilerce faili meçhullerle suçlanan, buna karşılık kendilerini PKK’ye karşı meşru müdafaa yaptıkları teziyle savunan Hizbullah, 2000’lerin hemen başında düzenlenen operasyonlarla lider kadrosunun da yakalanması sonrası büyük oranda etkisiz kılınmıştı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) tarafından yargılanan Hizbullah yöneticileri, kendilerinin bu yönlü bir iddiası olmasa bile istihbarat raporları üzerinden PKK’nin Kızıl Kürdistan tezine karşın İslami Kürt devleti kurmakla suçlanmışlardı.

 

Kürt meselesine dair uzun süre sessiz kalan Hizbullah 2012’nin hemen başında yayınladığı manifestoyla Kürt meselesinin öznelerinden biri olarak kendini tanımlamış, bu manifestoda Kürt Sorunu başlıklı kısımda ‘’Kürdistan, tarihi süreç içinde Kürd halkının üzerinde yaşadığı, uzun tarihi geçmişi olan ve tarihi belgelerle sabit olan coğrafyanın adıdır. Kürd halkının İslami ve insani haklarının güvence altına alınacağı anayasal çözüm, özerklik, federasyon ve bağımsızlık gibi tüm seçeneklerin tartışılabileceğini düşünmektedir. Halk bu seçeneklerden istediğini kendisi için seçmekte serbesttir. Hizbullah, bu konuda İslami açıdan bir sakınca görmemektedir. Ancak istenilen çözüm, Müslüman Kürd halkının inancına ve kültürüne uygun düşen ve tüm haklarına kavuşabileceği İslami bir yönetim altında yaşayacağı bir çözümdür.’’ ifadelerine yer vererek ilk defa Kürt meselesine dair bu kadar açıktan statü taleplerini dile getirmişti.

 

Hüda-Par

 

Hizbullah’ın Türkiye’de ve özellikle bölgede tekrar gündeme gelmesi, geçmişte Hizbullah Cemaati’yle anılan ve şimdilerde Hüda-Par’ın kurmay kadrolarını oluşturan isimlerin Mustazaflar Derneği’ni kurmasıyla başladı ve motor gücünü kendilerinin oluşturduğu yüksek katılımlı “Peygambere Saygı” ve “Kutlu Doğum” mitinglerini organize etmeleriyle bu grup, sivil alanın önemli bir aktörüne dönüştü.

 

Her ne kadar Mustazaflar Derneği bir STK olarak çalışmalarına devam etme kararı almışsa da 2010’daki Anayasa referandumuna kadar bu çevrenin sempatizanlarını seçimlere katılmaya teşvik edecek bir çağrıda bulunmadığını, yer yer oy kullanmanın tağuti olarak nitelendirildiğini biliyoruz. Mustazaflar Derneği’nin 2010’da “Yetmez Ama Evet” çağrısına benzer bir tutumla taraftarlarına sandık çağrısı yapması hem bu kesimin demokratik alanla teması adına ciddi bir kırılma oldu hem de sandıkta görünürlüklerinin ilk adımı oldu.

 

Parti kurmaylarının ifadelerine göre 2010 yılında Suriye’de Hamas liderlerinden Halid Meşal’le yaptıkları bir görüşmede partileşmeleri gündeme gelmiş. Meşal, bu görüşmede kendilerine partileşmeyi tavsiye etmişti.  Bu görüşmeden iki yıl sonra AYM tarafından “Hizbullah ile bağlantılı olmak” iddiasıyla kapatılan Mustazaflar Derneği, Hüda-Par adıyla partileşme kararı aldığını duyurmuştu. Bunu takip eden dönem içerisinde kendi adı, logosu ve ismiyle, büyük umut ve beklentilerle, seçime iddialı bir şekilde giren Hüda-Par, bu seçim sürecinde BDP/HDP ile yaşanan gerilimli olaylarla da gündeme gelmişti.

 

Hüda-Par, 2014 yerel seçimlerinde, Korkut (Muş) ve Çınar (Diyarbakır) gibi birkaç ilçe dışında yüzde 10’u geçememiş, Türkiye genelinde yaklaşık 90 bin oy almış ancak seçime girdiği hiçbir yerde kazanamamıştı.

 

Kurulduğu kısa süre içerisinde aldığı oydan çok daha fazla ses getiren, HDP’nin bölgedeki rakibi olarak lanse edilen ve zaman zaman kendilerine “Kürt Hamas’ı” benzetmesi yapan/yapılan Hüda-Par, bu durumda “Kürt FKÖ’sü” diye tabir edilebilecek BDP’nin de muhafazakar Kürt oylarını yer yer konsolide eden AK Parti’nin de gerisinde kalmıştı. Bir nevi 90’ların, ismi sokakta korkuyla karışık dolaşan “efsanesi” ilk perdede büyük kaybetmişti.

 

2014 yerel seçimleriyle yaşadığı yenilgiye rağmen Kürt toplumunun büyük çoğunluğu tarafından seçimler yoluyla tanınmış ve yeni Kürt kuşağı tarafından 90’ların hafızasından kopuk şekilde, Hizbullah’tan öte Hüda-Par olarak tanınmıştı. 6-8 Ekim olaylarında Kürt sokağında yaşanan şiddet olayları sebebiyle iki taraftan onlarca kişinin ölümü, seçimler sonrası Hüda-Par’ı yeniden Kürt sokağının iki numaralı aktörü haline getirmiş ve Hüda-Par, yeni tanıştığı genç Kürt kuşağı için de gerilimle bilinir olmuştu.

 

7 Haziran 2015 genel seçimlerine giderken, HDP’nin Newroz mitinglerinin benzeri niteliğindeki Mevlid mitinglerini ilçe ilçe başarıyla yayan Hüda-Par, bu kez de HDP’nin daha önce baraj engeline takılmamak adına uyguladığı bağımsız adaylarla seçime girme formülünü uygulayacaktı. HDP’nin o seçimlerde Kürt illerinin tamamındaki tarihi başarısı ve o dönem yakaladığı rüzgar Hüda-Par’ın hem seçim döneminde yeterince konuşulmasını hem de vekil çıkarmasını engellemişti.

7 Haziran Sonrası Hüda-Par

 

Hüda-Par, 7 Haziran seçimlerinden sonra tekrarlanan 1 Kasım seçimlerinde aday çıkarmamış ve seçmenini serbest bıraktığını ifade etmişti. Yine bu dönemde Hüda-Par gibi dışa kapalı olan “yarı cemaat” bir partinin TV kanallarında AK Parti reklamlarının çıkması esasen bahsedilen “serbestiyetin” ne yöne evirildiğinin mahcup bir ifadesiydi. Yine 15 Temmuz’da darbeye karşı sokağa çıkan Hüda-Par üye ve gönüllülerinin AK Parti’ye daha önce sandıkla başlayan yakınlaşmaları, sokaktaki duygusal boyutunu tamamlamış oldu.

 

Bütün bunlarla birlikte; darbeden sonra AK Parti ile MHP ile arasında kurulan ittifaka ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yapılan bağımsızlık referandumu karşısında hükümetin gösterdiği tutuma, Hüda-Par’ın her ne kadar düşük tonda da olsa cepheden tavır alması, onun Kürt mahallesindeki itibarını yeni bir zemine çekmişti. Aynı süreçte HDP’nin sahada güç ve cazibesinin zayıflaması da Hüda-Par için görünürlüğü arttıran bir faktör olmuştu.

 

2017’de sert eleştiriler getirdiği hükümetin başkanlık yasasını BBP-MHP gibi partilerle beraber destekleyen tek parti olması, devamında 24 Haziran 2018 seçimlerinde Başkanlık için Erdoğan’a oy verilmesi çağrısında bulunması ve son yerel seçimlerde aday çıkarmayarak AK Parti’ye yakın adayları perde arkasında desteklediği kanaatinin güçlü olması Hüda-Par’ın çıkış iddiası olan “bölgede üçüncü bir yol açacağız” söylemini zedeledi. Ayrıca, sahadan elde edilen veriler, özellikle çoğunluğunu Hüda-Parlı kadınların oluşturduğu tabanının taktiksel olarak AK Parti’ye oy verme durumunun orta vadede bir ideolojik değişime sebebiyet verdiğini gösteriyor.

 

Hüda-Par bu durumu ya ıskalıyor ya da görmezden geliyor. 24 Haziran 2018 seçimlerinde bölge illerinde geçmiş seçim performanslarının da gerisine düşen Hüda-Par’ın kan kaybı devam ediyor. Öte yandan, kan kaybına rağmen iddiasının olmadığı bir seçimde de çoğunluğu Kürt illerinde olmak üzere Türkiye genelinde 206 bin oy alan Hüda-Par’ın zayıf da olsa varlığını koruyabildiğini gösteriyor.

 

Kürt Hamas’ı Tartışmalarına Ek: Komel Örneği

 

2010’lardan bu yana sıklıkla Kürt Hamas’ı yakıştırması yapılan Hüda-Par’ın yalnızca parti programındaki Kürt meselesine dönük taleplerle bu hüviyeti kazanamayacağı aşikar. Türkiye için zaten yeteri kadar tartışmalı olan Kürt İslamcı tanımının buraya oturup oturmayacağını Hüda-Par’ın performansı belirleyecek. Hüda-Par’ın mevcut politikalarıyla, yeni seçmen tabanı bulmayı bir tarafa bırakalım dönüşen kendi seçmenini nasıl tutacağı da muamma. Seksenlerin İslamcı jargonundan kurtulamayan, Kürt meselesini sahiplenmekten çekinen, şehre ve orta sınıfa temas edemeyen Hüda-Par belki de ortaya çıkacak yeni bir oluşuma alan açacaktır.

 

Bu çerçevede, Hüda-Par’ı Kürt siyasetinde Hamas benzetmesiyle konuşmak yerine, IKBY’de silahlı gelenekten gelip siyasal parti kuran Kürdistan İslami Topluluğu (Komel) (Irak işgali sırasında ABD ve YNK’ye karşı savaşmış Kürt El Kaidesi olarak tanınan Ensarul Islamin öncülerinin kurduğu parti) üzerinden konuşmak daha faydalı olacaktır.

 

Neden Yenildi?

 

Hizbullah geleneğinden gelen Hüda-Par’ın yenilgisinin birkaç nedeni olduğu söylenebilir. Hem Hizbullah olarak yayınladıkları manifesto üzerinden kendilerini tanıtmada kullandıkları ifadeler vasıtasıyla hem de kendilerini Kürdistan merkezli bir örgüt olarak görüp, İslami mücadeleyi, İslami hakimiyeti ilk buradan başlattıklarını ifade etmeleri ile kendilerini Kürt İslamcı bir yapı olarak gördükleri anlaşılıyor. Bu tanım dışarıdan yapılan tanımlarla da uyumlu. Aynı şekilde Hüda-Par da parti programında Kürt meselesine yer vermiş ve Kürt yönlerini direkt ve dolaylı yollardan belli ederek, siyasetini de bölge üzerinden kurmuştur.

 

Bütün bunlara rağmen partinin, Kürtlerin hislerini ve isteklerini doğru okuyamadığını ve buna yönelik politika ya da strateji üretmekten hala uzak olduğu görülüyor. Bugün Hüda-Par’a yakın yayın organlarına bakıldığında (Rehber TV, Doğru Haber Gazetesi) Kürt meselesi ve Kürtlere yönelik ne tatmin edici kültürel bir çalışma ne de siyasi bir yayınla karşılaşılabiliyor. Siyasi gündemi tartışan yayınlarda Kürt coğrafyası ve Kürtlerin problemlerine verilen yer, diğer İslam coğrafyalarına verilenden fazla değil; hatta daha az olduğu bile söylenebilir.

 

Müslüman bir Kürt Hüda-Par’ın Genel Kongresinde kendi problemlerine dair bir şeyler duymak isterken, Genel Başkanın en büyük sorun olarak Filistin ve Kudüs davasından bahsetmesi ve kongrede buna dair duygusal bir konuşma yapması, partinin önceliğinin Kürt meselesi olmadığına yönelik bir mesaj olarak algılanıyor.

 

Türkiye’de özellikle bölgede siyaset yapan bir partiden beklenen bu ülkenin siyaseti, sorunları ve partileridir. Bu partinin siyaseten rakibi batı ve İsrail değil, birlikte siyaset yaptığı diğer partiler olmalıdır. Tam burada yenilginin diğer bir nedeni gibi görünen, cemaat ve örgüt yapısından çıkılamamasını konu edebiliriz. Hüda-Par’ın artık siyasi bir parti gibi rol oynaması ve siyasetin kurallarına göre hareket etmesi gerekir. Siyaset arenasında rol almak istiyorsanız, bu arenaya uygun zemini oluşturmanız gerekir. Kutlu Doğum havasında geçen siyasi mitingler ve kongreler ile bunu sağlamak çok olası görünmüyor.

 

Bölgede PKK ile giriştiği çatışmaya ve hatta 2000 yılında örgütün liderlerinin öldürülmesi ve yakalanmasına rağmen ayakta kalmayı başaran ve sivil alanın da önemli bir aktörü olan bir yapının bugün gelinen noktada, birçokları tarafından bölgede iktidar partisinin “distribütörü” gibi görülmesi, üzerine düşünülmeyi hak ediyor. Hüda-Par’ın, Kürt meselesinde en azından parti programına göre AK Parti’den farklı bir bakış açısına ve çözüm stratejisine sahip olmasına, İslami ve insani anlamda da bazı yönlerden farklı bakış açıları benimsemesine rağmen AK Parti’ye ciddi bir muhalefetinin olmadığı yönünde yoğun eleştirilere maruz kalması ve seçimlerde AK Parti’yi desteklemesinin nedenleri daha derinlikli bir okumayla irdelenmeyi gerektiriyor.

 

Hüda-Par’ın siyasi bir parti olarak kimliği ve merkezi açısından güçlü bir potansiyele sahip olmasına rağmen siyasi bir mücadele yürütmek yerine birçok konuda kendisinin de ters düştüğü AK Parti’yi desteklemesi bazı yönleriyle anlaşılabilir. Bunların, iktidarın bölgedeki ideolojik müttefiki olmanın Türkiye sathında sağlayacağı meşruiyet, siyasi gücün bazı talepler için bir tür avantaj olarak kullanılması, bölgedeki PKK hegemonyasına karşı bir tür güvenlik yatırımı olabileceği var sayılabilir. Ancak bu veya başka gerekçeler, sebebi ne olursa olsun Hüda-Par’ın bu tutumu reel-politik açıdan orta ve uzun vadede bir hesap hatasına işaret etmektedir. Bu hesap hatasının bir tür tamamlayanı olarak, şimdiye kadar katıldığı seçimlerin sonuçlarına bakıldığında Hüda-Par’ın bir siyasi parti ve aktör olduğunu kendi kitlesine de yeterince anlatamadığı görülüyor. Seçimler ve makro siyasi endişe söz konusu olduğunda kendi kitleleri de Hüda-Par’a oy vermek yerine AK Parti’yi destekliyor görünmektedir.

 

Bugün AK Parti’nin en mutsuz ve memnuniyetsiz seçmenlerinin Kürtler olduğu biliniyor. Bu atmosfer, Hüda-Par’ın tekrar atağa geçmesi ve Kürt siyasetinde aktör olma çabası içerisine girmesi için oldukça elverişli görünüyor. HDP’nin nispeten sindirilmiş ve siyaset yapamaz hale geldiği ve Kürtler tarafından iktidara yöneltilen eleştiri-itirazların yoğun olduğu bu dönemde bölge insanının kültürüne, kimliğine ve sorunlarına hitap eden bir siyaset ile Hüda-Par’ın dengeleri kendi lehine değiştirmesi geçtiğimiz birkaç yıla nazaran daha kolay görünmektedir. Bu zemini nasıl kullanacağı Hüda-Par’ın önünde ciddi bir soru olarak durmaktadır.

___________________________

[1] KDP özellikle 90’lar sonrasında daha milliyetçi ve sağ bir pozisyon üzerinden tanımlanmaya başlanmış olsa bile kuruluşundan 90’lara kadar kendisini sol çizgide tanımlamıştır.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.