Kürtlerle Barışmış Bir Türkiye’ye İhtiyacımız Var

Türkiye yeniden kurulacaksa, mevcut otoriter rejimden bir büyük uzlaşma ile çıkılacaksa Kürtlerin dahli içinden çıkıp geçeceğimiz durumun meşruiyetinin geniş olmasına katkı sunacaktır. Öbür türlü meşruiyeti dar bir yeni duruma geçilmiş olacaktır. … Erdoğan’ı ikame etmiş yeni bir Erdoğan’a ya da Cumhur İttifakı’nı ikame etmiş bir Millet İttifakı’na Türkiye’nin ihtiyacı yok. Kürtlerle barışmış, Batı ile yeniden bir senaryoda uzlaşmış bir Türkiye’ye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Ali Bayramoğlu Karar TV’deki Hal ve Gidiş Programına Mesut Yeğen’i konuk aldı. Kürt meselesinin gidişi, HDP’nin kapatılma davası, HDP ve ittifaklar ilişkisinin konuşulduğu bu programı Perspektif’te söyleşi halinde yayınlıyoruz.[1]

 

Ali Bayramoğlu- Gündem malum. HDP’nin kapatılma davası konuşuluyor. Anlamı nedir bu davanın?  Kapatılırsa ne olur kapatılmazsa ne olur?  Sonuç ittifaklar üzerine nasıl yansır? Durumu sembolik ve fiili açılardan ele alabiliriz.

 

Mesut Yeğen– Birkaç gün önce Vahap Coşkun varken bu mevzu açıldı, onun aktardığı kapatma davalarının uzun sürebileceği idi. Bugünden yarına bir kapatma olmayabilir. Kapatma kararı alınırsa bile bu bir zaman sonra gerçekleşebilir.  Öte yandan Anayasa Mahkemesi’nin işleyişi de değişmiş olabilir ya da bu davaya özgü olarak değişebilir, daha hızlandırılmış bir süreç de yaşayabiliriz. Anladığım; 1 yıllık süre zarfında bu işlem gerçekleşecek gibi görünüyor. Davanın muhtemel sonuçları iki farklı düzeyde ele alınabilir. Bir; ittifaklar siyaseti açısından Türkiye’de siyasi gidişatı nasıl etkileyebilir diye bakılabilir. Genel olarak bir seçim yapılacak olsa ortaya çıkacak tabloyu nasıl şekillendirebilir ya da etkileyebilir? İkincisi; daha sembolik düzeyde bakılabilir. Genel olarak Kürt meselesinin gidişatı üzerinde bunun nasıl bir etkisi olabilir?

 

İkincisinden başlayacak olursak; şöyle bir atmosferdeyiz, kapatma davası yürürken: 2015’ten beri yürüyen bir siyaset var, o siyasetin neticesi olarak şiddet, PKK neredeyse hayatımızdan çıkmış durumda. Kürt meselesini şiddetle ilişkilendirecek bir zemin çok zayıflamış durumda. Böyle olmasına rağmen bir kapatma davası yürütülüyor. En azından Türkiye sınırları dahilinde konuşacak olursak, PKK’nin olmadığı, PKK’nin Türkiye siyaseti üzerinde etkili olmadığı bir zamanda HDP’nin kapatılması işini konuşuyoruz. Böyle bir zamanda HDP kapatılırsa, ‘Kürt meselesinin HDP gibi bir parti tarafından bu biçimiyle meşru alanda temsil edilmesine, Kürt meselesinin meşru alanda temsil edilmesine tahammülümüz yok’ diye anlaşılacaktır. Kürt vatandaşların önemli bir kısmı, Türk siyasetinde başka aktörler de bu biçimde anlayacaktır.

 

Siyasi düzlemde daha önemli neticeleri olabilir. Bugünden bakıp HDP kapatılırsa seçim sonucunu etkileme babında etkileri şu ya da bu olur diyebilecek noktada değiliz. Farklı etkileri olabilir. HDP’nin kapatılması Cumhur ittifakı harici aktörler ve Cumhur ittifakı açısından farklı anlamlara geliyor.

 

MHP açısından HDP’yi kapatmak ‘Kürt meselesinin herhangi bir düzeyde temsiline izin vermiyorum’ demek, Cumhur ittifakı olarak iktidarda kalmayı temin etmek demek. Çünkü MHP’nin, hepimizin hep konuştuğu, Cumhur ittifakı ile beraber gerçek gücünün çok ötesinde bir etkileme kapasitesi oluşmuş durumda Türkiye siyaseti üzerinde. Bunu kaptırmak, yitirmek istemiyor. Bunu yitirmemenin yollarından biri Cumhur ittifakını devam ettirmek.  Kapatma davası bunu sağlamaya yönelik bir müdahale gibi görünüyor.

 

AK Parti cenahından bakarsak; Bahçeli’nin, MHP’nin HDP’nin kapatılmasına yönelik iştahını AK Partililer paylaşmış görünmüyor; ne Erdoğan ne de AK Parti’nin diğer seviyelerindeki kadroları. Bu bize bir şey anlatıyor; Kürt meselesinin bu biçimde temsilinden rahatsız olmak açısından belki AK Parti-MHP arasında, Erdoğan-Bahçeli arasında fark yok, ancak HDP kapatılırsa bunun siyasi sonuçları hem Cumhur ittifakı hem de Erdoğan ve AK Parti’nin akıbeti açısından ne olur meselesinde Erdoğan’ın Bahçeli’den farklı fikirleri var belli ki.

 

Orada kısaca gördüğüm şu; HDP kapatılırsa, Erdoğan’ın kazanması yeniden mümkün hale gelir mi? Bu bir soru işareti Erdoğan açısından. Daha önemlisi, siyasetin genel gidişatından ve kamuoyu yoklamalarından hepimiz görüyoruz ki, Cumhur ittifakı veya mevcut rejimin bu şekilde gitmesi zor.

 

Başka ihtimaller ortaya çıkabilir. AK Parti ve Erdoğan o zorluğa hazırlanıyor, hazırlanması da gerekiyor. Bugünkü Cumhur ittifakı haricinde başka kompozisyon ile iktidarda kalmanın önünü açar mı? Eğer HDP’yi kapatmak ve bu şekilde ittifakı devam ettirmek Erdoğan’ı iktidardan edecekse, etme ihtimali yüksekse, Erdoğan burada Bahçeli ile paralel bir tutum geliştirmeyebilir. Cumhur ittifakının akıbeti açısından HDP’nin kapatılması ya da kapatılmaması önemli sonuçlar üretebilir. Millet ittifakı açısından da aynı şeyleri söylemek mümkün mü ayrıca konuşuruz.

 

KÜRT SEÇMENLER ÜZERİNE YÜRÜTÜLEN MÜHENDİSLİKLER BUGÜNDEN ÖNGÖRÜLMESİ ZOR PEKÇOK SONUÇ DOĞURABİLİR

 

Ali Bayramoğlu– Katılıyorum. Ben de AK Parti’nin ikircikli olduğu, birden çok senaryo ile masa başında düşündüğü kanaatindeyim. Bunlardan bir tanesi, HDP’nin kapatılması halinde, seçime HDP’siz, yeni siyasi partiye de izin vermeden girilecek düzenlemeler yapılması, hatta, bağımsız adayların engellenmesi olabilir.  Diğeri, kapatma davasından HDP’nin kolu kanadı kırık çıkması, örneğin pek çok yöneticisine yasak gelmesi olabilir. Bu durumlarda HDP seçmeninin reaksiyonu ne olur? Ne öngörüyorsun? Mithat Sancar bir araştırmadan bahsetmişti, HDP’ye oy vermeyecek olsa bile Güneydoğulu seçmen, oy verirken HDP’ye alınan siyasi tavırları dikkate alarak hareket edecek görünüyor bulgusu çıkıyordu. Bunu da ekleyerek sorumu sorayım…

 

Mesut Yeğen– HDP’ye oy vermekte olan yüzde 10, bu bölgede yüzde 40-60 arasında değişiyor, bunların çok büyük kısmının blok olarak hareket ettiğini düşünüyorum. Böyle bir senaryo gerçekleşirse, HDP seçmeni siyasi partinin, liderliğin, kadroların aldığı karara paralel olarak hareket eder. Burada büyük bir kaçma, sızma, farklı tavır geliştirileceğini düşünmüyorum.

 

HDP’ye oy vermeyen Kürt seçmenler ne yapar konusuna gelince, orada gerçekten farklı ihtimallerin ortaya çıkması mümkün. En büyük ihtimal, bir süredir ne HDP ne AK Parti diyen bir kesim var, Kürt şehirlerinde. Bunların yüzleri, sırasıyla konuşursak DEVA, CHP ve biraz da Gelecek Partisi’ne dönmüş durumda. Bu seçmenlerin 3 partiye yöneliminde daha bir kararlılık ortaya çıkması çok mümkün bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda. Yapılan araştırmaların hepsi bölgede 2011’deki iki partili olma halinin çoktan sona erdiğini gösteriyor. Neredeyse iki partiye dağılan oylar 80 altına, 70’e doğru gidiyor. 2011’de yüzde 90 civarındaydı.

 

Bunun kadar önemlisi; AK Parti’ye oy vermeye devam eden Kürt seçmen ne yapar sorusu. Onların da çok memnun olmayacağını tahmin etmek zor değil. Erdoğan’ın 2017’deki Kürdistan referandumunda aldığı tutum, Kürt seçmeninde büyük hayal kırıklığı yarattı. Bu türden bir tutum bu kesimlerin DEVA ve Gelecek gibi alternatiflere yönelmesini daha da hızlandırabilir. Bunun olması çok sürpriz olmaz. Mehmet Kaya’nın açıklaması vardı, kapatma gerçekleşirse, AK Parti bölgede 3. veya 4. parti olmaya doğru ilerler. AK Parti’nin oyları yüzde 20’lere çekilmiş durumda. Eskiden yüzde 40’ların üzerindeydi. Eğer o senaryo gerçekleşirse, yüzde 10’ların altına çekilme olur. Hızlı bir erime yaşaması sürpriz olmaz. Bu da gerçekten Erdoğan’ın aldığı bir risk mi, emin değilim.

 

HDP’yi kapatsanız alternatif bırakmasanız, Kürt seçmen zorunlu olarak gider AK Parti’ye oy verir diyebilecek bir manzara yok ortada. Aksine o öfkeyle, o hayal kırıklığı ile insanlar, başka alternatiflere yönelebilirler ya da HDP’nin gösterdiği aday ve partilere kanalize olabilirler.

 

Ali Bayramoğlu- Cumhurbaşkanlığı seçimi açısından bakalım. HDP, muhalefetin temsil edeceği ya da çıkaracağı adayda dikkate alınmaz, oyun dışı bırakılırsa burada AK Parti, HDP seçmeninden medet umar mı? Böyle bir hesap olabilir mi?

 

Mesut Yeğen– Çok zor bir soru. Bir kere hesaba katmamız gereken değişken şu: HDP’nin kapatma davasına paralel, yürüyen bir siyasi partiler ve seçim kanunu değişikliği projesi var malum.  Orada da HDP’yi dışlamaya ya da Kürt seçmen iradesinin şekillenmesini engellemeye matuf girişimler var mesela. Örneğin, bugün, 20’nin üzerinde vekilin bir partiye geçip grup oluşturması ve o partinin seçimlere girmesini mümkün kılması gibi bir imkan var. MHP’nin teklifi bunu da engellemeye yönelik.

 

Aktardığın senaryo benim anladığım Akşener’in senaryosu. Söylenen şu: Parlamento seçimlerinde HDP’yi barındıran bir ittifak olmasın. HDP, zaten, “biz bir ittifak olma niyetinde değiliz” diyerek tutumunu açıkladı. Orada muhalefetin eli rahatlamış olmakla birlikte Akşener öneriyi derinleştirdi. Diyor ki, “HDP cumhurbaşkanlığı seçimlerine kendi adayı ile girsin. Dolayısıyla bunun üzerinden seçimler ikinci tura kalsın. Ortak adayın kim olacağı konusunda da söz hakkı olmasın. İkinci turda da HDP seçmeni 2015’ten beri yaşadıklarına bakarak muhalefetin ortak adayına destek versin.”

 

Akşener de olabilir, Mansur Yavaş da olabilir, Kılıçdaroğlu da olabilir. Her kim olursa olsun, HDP’nin bir kere onun kim olacağında rolü olmasın, sözü olmasın. Bu ne demek? Akşener’in önerdiği senaryo, devlet açısından ya da aslında Türkiye devletini yönetmeye ehil olduğu farz edilen aktörler, kendisini böyle gören aktörler açısından kazan-kazan senaryosu. Akşener’in dediği senaryo çalışır da HDP’nin söz sahibi olmadığı bir aday kazanırsa bu devlet aklı açısından kazan-kazan senaryosu.

 

Bu senaryonun hem muhaliflerinin hem de müelliflerinin iyi düşünmesi gerekiyor. Kürtler dışarıda bırakılırsa, boykot tutumu geliştirirler ve bir kısmı Erdoğan’a oy verir ve Erdoğan kazanır; dolayısıyla muhalefetin ve Akşener’in beklentisi gerçekleşmez demiyorum. Öte yandan, Kürtler destek vermezse muhalefetin adayı kesinkes kazanamaz da demiyorum. Bunlar masaya konulmalı ve muhtemel sonuçları neler olabileceği iyi hesaplanmalı, tüm aktörler tarafından. CHP ve İYİ Parti atacakları adımların neticelerini iyi hesaplamalılar. Bu senaryo, rejim değişikliğini engellemenin, Erdoğan’ın 5 yıl daha iktidarda kalmasının, dolayısıyla Türkiye’nin 5 yıl daha otoriter bir rejimde kalmasının adımı olabilir.

 

Öbür tarafta HDP ya da Kürtler açısından, diyelim ki, Kürt siyasetinin tutumu boykot oldu ve Erdoğan ya da muhalefetin ortak adayı kazandı. Bu durumda, Erdoğan da Erdoğan’ın yerine geçecek yeni cumhurbaşkanı da dönüp HDP’ye ve Kürtlere şunu diyebilir: ‘Seçimlere bile katılmadınız, dolayısıyla gelecek üzerinde söz söyleme ehliyetini yitirdiniz.’

 

TÜRKİYE DEVLETİ, TÜRKİYE İÇİNDE DE DIŞINDA DA KÜRT İRADESİNİ ENGELLEME KUDRETİNE SAHİP

 

Ali Bayramoğlu– Söylediklerin HDP seçmeninin ve dolayısıyla onun üzerinden HDP’nin ne denli kilit parti olduğunu gösteriyor. 2015’e kadar siyasi karar süreçlerinde Kürt meselesi önemli bir yer işgal ediyordu. Bugün durum tam tersi. Kürt sorunu siyasette bu düzeyde yok. Temsili siyaset bakımından da böyle bir durum hedefleniyor olabilir. Sen bunu ima ediyorsun zaten yazılarında. Kürt aktörlerinin hiç temsil edilmediği ya da çok az temsil edildiği seçenek arayışı diyelim. Böyle tablo karşımıza şu soruyu çıkarır: Kürt meselesi nasıl bir seyir izler?  Kürt toplumsal ve siyasal alanında ne tür bir reaksiyon olabilir? Bu, sadece Türkiye ile ilgili değil bölgeye de yayılır. Buna bugünden yanıt verebilmek çok kolay değil, günü gününe oluşan şeyler bunlar, farkındayım, ama bu, akla gelen bir soru.

 

Mesut Yeğen– Uzun zamandır hepimizin kafasını kurcalayan önemli sorular bunlar ama şöyle çıplak bir cevapla başlayayım, sonra detaylandırmaya ve bu çıplak cevabımın sıkıntılarını kendimce izah etmeye çalışayım. Türkiye devleti sadece Türkiye sınırları içinde değil, Irak ve Suriye’de bile Kürt iradesinin kendi aleyhine çalışmasını engelleme kudretine sahip. Irak’ta Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlaşmasını, Suriye’de Türkiye sınırında Suriye Demokratik Güçleri’nin bir şerit oluşturmasını askeri ve siyasi kapasite ile engelleme kudretine sahip.

 

Geride kalan 5 yıl şunu gösteriyor: Bugün Türkiye Kürtlerle ilişkimi İsrail-Filistin ilişkisine çevirebiliyorum diyebilir. Türkiye’de, Irak’ta ve Suriye’de Kürtlerin şu anda sahip olduklarından fazlasını engellemek üzere Kürtlerle ilişkisinin rızayla ilgili kısmından tümüyle vazgeçip bu ilişkiyi tümüyle bir zor ilişkisine çevirebilir. Bunu yapmak kudretine sahip görünüyor devlet.

 

 

Nedir bu çıplak önermeyi zayıf kılan ya da arızalı kılan değişkenler? Birincisi, bunu askeri politik aparat açısından söylüyorum, karşısında bir uluslararası güçler dediğimiz en başta ABD olmak üzere uluslararası aktörler var. Suriye’de yapmak istediklerine sınır koyan, Irak Kürdistan’ında yapmak istediklerine sınır koyan aktörler bunlar.  

 

İkincisi; bunu Türkiye özelinde özellikle yaptığında buna eşlik eden otoriterleşme, rejimin çürümesi gibi haller var. Bunu yapmanın Türkiye’deki maliyeti de bu. Bu maliyet dolayısıyla CHP’si, İYİ Parti’si, DEVA’sıyla, Gelecek Partisi’yle muhalefet aktörlerini çok derinden etkiliyor. Kürt meselesinin bu biçimde bastırılmasına normalde cevaz verecek İYİ Parti ve CHP gibi aktörler bile otoriterleşmenin ucu kendilerine dokunduğu için, Türkiye onların görmek istediğinden çok daha fazla muhafazakâr olmaya gittiği için buna itiraz ediyorlar ya da etmek zorundalar.

 

Üçüncü değişkene gelince: Kürtleri Irak’ta, Suriye’de dizginlemenin şöyle büyük bir maliyeti var: Bugün bunu yapabilirsiniz ama 10 sene sonra devletle Türkiye Kürtleri, Irak ve Suriye Kürtleri arasındaki ilişkinin ne olacağını bilemezsiniz. Türkiye bunu da göğüslemek zorunda. Bugün, evet, 2015’ten beri gördüğümüz üzere kayyım da atayabiliyorsunuz, siyasi parti genel başkanını içeri atabiliyorsunuz, bundan daha fazlasını da yapabilirsiniz, bu mahkemeler ve bu kolluk kuvvetleriyle. Öte yandan seçim sonuçlarının bize gösterdiği üzere Kürt siyasetinde bir geri çekilme, Kürt vatandaşlarında da ‘bu yolu denedik olmadı hadi başka yola gidelim’; ‘hadi AK Parti’ye, devlete yanaşalım’ gibi bir sonuç hasıl olmuyor. Aksine hepimizin gördüğü ya HDP’nin yanında durma ya bekleme hali oluşuyor Kürt seçmende.

 

Bu durum, asgari demokratik prensiplere sadık olma niyetinde bir siyasi entite için, Türkiye’nin bir an için öyle olduğunu varsayalım, en azından uzunca bir zaman böyleydi, alınabilecek bir risk değil. Kürt nüfusu Türkiye’nin yüzde 20’si, bunun yarısı 10’u PKK’nin yamacında olduğu düşünüldüğü iddia edilen bir siyasi partiye oy veriyor, epey kabullenilemez tutum alıyor. Bu dediğim çizgiden ötürü kalan yarısı da şimdikinden farklı pozisyonlar almaya başlarsa, bu cumhuriyet açısından çok önemli bir meseleye dönüşür. Kürt meselesinin giderek Filistin-İsrail çatışmasına dönmesi Türkiye’yi yönetenlerin çok istemeyeceği bir şeydir. Bunu yapabilir ama yapmaması gerekir, yapmayacağını düşünüyorum; demin söylediğim 3 değişkenden ötürü.

 

TÜRKİYE’DE SİYASİ AKTÖRLER ARASINDA KÜRTLERE BİR ŞEY VERMEYELİM ORTAKLIĞI VAR

 

Ali Bayramoğlu- Dışlama ve sertleşme Türkiye’yi büyük riske doğru götürür diyorsun. Bununla birlikte sular kuvvetli bir şekilde Kürtlerin dışlandığı bir yapıya aktığı tespitin de var. Peki bir ara nokta var mı?  Örneğin seçimlerde yürütmeyi bir cephe, yasamayı diğer cephe kazanırsa, sistem kilitlenebilir, böyle bir kaos ortamında Kürtlerin kurucu bir rol oynamaları mümkün olabilir. Muhalefetin dışlama eğilimine rağmen blokajda ve kilitlenmede HDP veya muadiliyle ilişki kurmak zorunda kalacağını ve buradan kaçınmanın zor olacağını düşünüyorum. Ne dersin?

 

Mesut Yeğen– Benzer şeyler düşünüyorum. Öncelikle muhalefet ile ilgili çizdiğin tabloya 1-2 küçük ekleme yapayım. Muhalefetin Kürt meselesine ilişkin pozisyonuna dair orada gördüğümüz, DEVA ve Gelecek sanki Kürt meselesinde Kürt yurttaşların temel haklarının tanınmasına yönelik görece liberal bir tutum almış durumdalar ve kararlı da görünüyorlar. Programdan söz etmiyorum sadece, şu ana kadar ki tutumlarını da hesaba katıyorum. Bu türden bir tutumun CHP içinde de zayıf da olsa yansıması var.

 

Ama bunları bir tarafa bırakacak olursak, büyük gövde CHP yüzde 25, İYİ Parti yüzde 10-15 dersek, yüzde 40. Bunun dörtte üçü Kürtleri ezmeyelim, tepelemeyelim ama bir hak falan da vermeyelim pozisyonunda. Seçmeni de siyasetçisi de aşağı yukarı bu halde. Türkiye siyasetinin aşağı yukarı yüzde 70’i ve onları temsil edenler, Kürtlere bir şey vermeden bu işten çıkalım haleti ruhiyesinde.  O itibarla zor bir oyun hakikaten.

 

Öte yandan DEVA ve Gelecek Partisi’nin bu tutumu, buna Saadet’i de biraz ekleyebiliriz, CHP içindeki liberal tutum üzerinden düşündüğümüzde, mevcut otoriter rejimden çıkmak için Kürtlerin desteğine duyulan ihtiyacın temel bir gerçek haline gelmesi, CHP’yi de İYİ Parti’yi de Kürtlere kulak vermeye zorluyor.

 

Bu dediğimiz durum, önümüzdeki dönemde rejim krize girdiğinde Kürtlerin daha fazla dikkate alınmasının önünü açabilir. Hele buna şunu da eklersek; kazan-kazan senaryosunun çalışması halinde Kürtlerin HDP’ye desteği yüzde 10’un da üzerine çıkarsa o zaman mecburen kaale alınmak zorunda. Evet Kürtlere bir şey vermeyelim konusunda bir ortaklık var, Türkiye siyasetinin aktörleri arasında. Bu aktörlerin kendi arasında da Türkiye daha seküler daha batıya yakın daha demokratik bir yer olsun mu olmasın mı üzerinden bir gerilim var. Bu gerilimin giderilmesi Türkiye böyle bir toplum oldukça pek mümkün görünmüyor. Kürtlerin yardımına ihtiyaç duyma hali de orada durmaya devam edecek.

 

KÜRT SİYASETİNDE YENİ SÖZE İHTİYAÇ VAR

 

Ali Bayramoğlu- Yine yazılarında söylediğin benim de katıldığım bir husus var. Kürt alanı ve hareketinde sosyolojik-politik gelişme çoğulculaşma ve meşru siyaset istikametinde yol alıyor. Şiddete karşı siyasetin alanı büyüyor, örneğin HDP, siyasi parti daha öne çıkıyor. HDP seçmeni de 10 yılda yüzde 6-7’lerden yüzde 12, 13’lere geldi. Bu seçmene baktığımız zaman, orada ne görüyorsun? Bu nasıl bir sosyolojik yapı? Düne oranla farklı mı?

 

Mesut Yeğen– 2014’te büyük bir saha çalışması yaptık. Kitap olarak da yayımladık. Oradan biraz bildiklerim var. Mesele üzerine uzun zamandır çalışıyor olmaktan dolayı kulağım da gelen verilere açık. Araştırma kuruluşlarının sahadan tedarik ettiği son veriler yoluyla gördüğümüz şey şu: Büyük tablo halen çok değişmiş değil.

 

Büyük tablo dediğim de şu: Kürt seçmenin büyük kısmı hali vakti yerinde olmayanlardan oluşuyor, onların da büyük kısmı HDP etrafında durmaya devam ediyor. 2014’ten sonra, yerel seçimlerden sonra, yavaş yavaş Kürt orta sınıflarının HDP’ye yaklaşması, Kürt muhafazakarların HDP’ye yaklaşması söz konusuydu. Bu eğilim durmuş durumda değil, ama en azından artarak devam etmiyor. 2015, 2016 sonrasında gördüğümüz şey bu. HDP Kürt orta sınıflarını kapsamakta bir dönem başarılı oldu. Aynı başarıyı devam ettirmesi herhalde söz konusu değil, son gelen verilerden anladığımız. O türden seçmen CHP’ye, DEVA’ya biraz da kararsızlar bölgesine çekilmiş gibi görünüyor.

 

Keza gördüğümüz önemli bir veri de şu: MHP ve HDP son 10-15 yılda hep şöyle bir karakteristik çizdi, her ikisi de Türkiye ortalamalarının üzerinde seçmen desteğine sahipti, ilk kez oy kullanacaklarda ya da 18-30 yaş arasındaki genç seçmenlerde; durum her iki parti için de değişmiş görünüyor. MHP için çok dramatik durumda değişmiş. MHP ortalaması yüzde 8 ise genç seçmenlerde oran bunun da altına düşmüş durumda. HDP’de ise oy ortalamasının üzerinde olma hali durmuş durumda. İlk kez oy kullanacaklar ve genç seçmenlerden gelen oy HDP’nin ortalamasına yaklaşmış durumda. Bu da şu demek, yeni seçmenlere hitap etmekte eski parlak günlerinde değil HDP. Bunun tabi 2015’ten sonrası süreç ile ilgisi var.

 

Bu şunu anlatıyor. HDP’nin eğer mevcuttan daha kuvvetli seçmen desteği alması isteniyorsa Kürt siyasetinde bir şekilde bir yenilenmeye, yeni söz söylenmesine, yeni imajların devreye sokulmasına ihtiyacı var. Hegemonik bir aktör olmaya devam etmek istiyorsa HDP; orta sınıf muhafazakârlar ve gençler ile olan muhabbetini derinleştirmek zorunda.

 

Bu dediğim sürecin geliştirilmesini kolaylaştıracak bir zemin var uzun süredir. O da şiddetin sıfıra inmiş olması. Yani Kürt meselesi kaynaklı şiddetin; devletin şiddetinden söz etmiyorum, PKK’den söz ediyorum; sıfıra inmiş olması. Muhalefet partilerinin özellikle kullanması gereken, uzun vadede de kaçınılmaz olarak kullanacakları zemin ya da veri de o; ortada şiddet yok. Şiddet kullanımına yönelik bir eğilim de yok. PKK’ye katılımlar durmuş, sınırlı hale gelmiş durumda. Bu süreç böyle devam ederse HDP’ye demin söylediğim sebeplerden ötürü kısmen uzaklaşmış kesimlerin, -sözünü ettiğim söylemler, siyasetler, figürler, imajlar devreye alınırsa- yeniden dönme ihtimali de ortaya çıkabilir. Ama bunlar bir sürü koşula bağlı.

 

Ali Bayramoğlu- Peki bu hususlarla HDP’nin son dönem siyasi dilini nasıl değerlendiriyorsun? Mithat Sancar’ın dile getirdiği bazı görüşler var, nasıl bakıyorsun, bence uyumlu gözüküyor.

 

Mesut Yeğen- Bir kısmıyla uyumlu ama bir kısmıyla değil, şundan; HDP çok fazla kendi derdine yoğunlaşmış durumda. Üzerindeki baskıları bir şekilde nötrleştirme işinin peşine düşmüş durumda, çok fazla kendisi ile meşgul. Kendi ile meşgul olması da devletin bir taktiği belli ki. İşte sürekli mahkemeler, sürekli baskı. Sokağa çıkılmasına izin verilmeyen bir parti, kadrolar, vekiller vesaire bunlar ile karşı karşıya böyle bir ortamda demin söylediğim ihtimaller üzerine büyük siyasetler geliştirmek falan zor.

 

Ama dediğin üzere; en azından muhalefet partileri ile başka muhalif odaklarla kurdukları serinkanlı, biraz geniş ilişki, bu dediğimiz ihtimali biraz kuvvetli kılıyor fakat bu ne kadar devam eder, bunu açıkçası çok bilemiyorum. Bu yönde böyle bir derin bir ‘özdüşünümsellik’ geliştirilmiş mi ondan çok emin değilim açıkçası.

 

TÜRKİYE’NİN ERDOĞAN’I İKAME EDEN YENİ BİR ERDOĞAN’A İHTİYACI YOK

 

Ali Bayramoğlu- Şimdi son tema. Kürt meselesinde ve HDP’yle ilişkilerde ibre terse dönse… En azından cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde masada olsa, ortak aday kazandığı takdirde, restorasyon programının bir tarafında bulunsa. Bu tabi gerçekleri zorlayan bir öneri ama bana çok anlamlı geliyor. Kürt sorununda çok önemli bir hamle, bir ilerleme, bir çözüme ramak kalma hali olabilir. Ne düşünüyorsun?

 

Mesut Yeğen– Olması gerektiğini düşünüyorum ama olup olmayacağı sorusuna cevabım kolay bir evet değil. Daha çok olamayacağı gibi bir hissiyat içerisindeyim doğrusu. Hakikaten olması gerekir mi? Kuvvetle isterim. Dediğin çok önemli. Türkiye yeniden kurulacaksa, mevcut otoriter rejimden bir büyük uzlaşma ile çıkılacaksa Kürtlerin dahli içinden çıkıp geçeceğimiz durumun meşruiyetinin geniş olmasına katkı sunacaktır. Öbür türlü meşruiyeti dar bir yeni duruma geçilmiş olacaktır.

 

Bu bakımdan bakınca özellikle İYİ Parti ve CHP’nin daha fazla uyarılmaya ihtiyacı var. Evet AK Parti’den, Erdoğan’dan kurtulabilirsiniz; ama kurtarıp getirdiğiniz Türkiye çok işimize yarar bir Türkiye olmayabilir, ülkenin büyük sorunlarını düşününce. Hazır ortada böyle hepimizi meşgul eden şiddet ortamı yokken, hazır HDP yeni Türkiye’yi kurmak ve o Türkiye’nin meşru bir bileşeni olmak türünden irade göstermişken, kolaylaştırıcı bir irade göstermişken, bunu kullanması gerekiyor muhalefet aktörlerinin.

 

Gerçekten de öbür türlü Erdoğan’ı ikame etmiş yeni bir Erdoğan’a ya da Cumhur İttifakı’nı ikame etmiş bir Millet İttifakı’na Türkiye’nin ihtiyacı yok. Kürtlerle barışmış, Batı ile yeniden bir senaryoda uzlaşmış bir Türkiye’ye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Buna cevap verebilmenin yolu da HDP’lilere gerçekten kulak vermek. Cumhurbaşkanlığı seçimi, ortak adayın belirlenmesi, kazanması halinde bu ortak aday ileride ne yapacak veya bu ortak aday ile ne yapılacak konusunda bir uzlaşmaya, HDP’nin iradesi tanınarak yapılacak bir uzlaşmaya ihtiyaç var.

 

[1] Perspektif’te yayınlanan bu mülakat Karartv programının gözden geçirilmiş ve yazılı metin için düzenlenmiş halidir.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.