Laiklik Nerede İslamla Ters Düşer?

Macron’un mevcut önerisinin laiklik ile etkileyeceği insanlar arasında doğru dengeyi aynı anda bulması gerekecek. Ne yazık ki tartışma, Fransızlığın özü olan laiklik kavramı üzerine konuşmaya odaklanmak yerine şiddet olayları tarafından gasp edildi ve karikatürler ve kutsala küfretme hakkı üzerinden zıvanadan çıkmış bir söylemle birleşti.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Geçtiğimiz ay Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İslami kurumları devletin himayesine katmayı, böylelikle kurumlara dışarıdan etkiyi azaltmayı, “İslamcı ayrılıkçılık” olarak adlandırdığı şeyi sonlandırmayı ve Cumhuriyet’te “aydınlanmış bir İslam” üretmeyi amaçlayan tedbirleri ortaya attı.

 

Macron, Paris’in yoksul ve ağırlıklı olarak Kuzey Afrika kökenlilerin yaşadığı Les Mureaux banliyösüne yaptığı ziyarette “Sorun, kendi kanunlarının Cumhuriyet’inkilerden daha üstün olması gerektiğini iddia eden bir ideolojidir” dedi. Bu ayrılıkçılık, “genellikle çocukların evde eğitim gördüğü, kendi spor ve kültürel derneklerinin olduğu bir karşı-toplumu teşvik ediyor” diye de ekledi.

 

Aralık ayında sunulacak kanun tasarısına göre hükümet, dinin pratiği ile dinin teşvikini veya dinî kültürü birbirinden ayıran katı kurallar dayatarak ilk kez Müslüman dinî dernekleri sıkıca denetleyecek. Tüm camiler, kilise-devlet ayrılığını ve Fransa’da gururla laiklik olarak göklere çıkarılan devlet laikliği kavramını kutsallaştıran bir dönüm noktası olan 1905 kanunu kapsamında kayıt yaptırmak zorunda kalacak. Bu kanuna tâbi olmak, yerel yetkililere seyahat, piknik ve futbol gibi kültürel faaliyetler eşliğinde İslam’ın tebliğ edildiği herhangi bir örgütü feshetme yetkisi verecek. Ayrıca devlet, yurtdışından gelenler de dahil olmak üzere Fransa’daki imamları özel olarak eğitmek ve sertifika vermek üzere Müslüman İnancı Fransız Konseyi (CFCM) adlı bir merciyi çoktan görevlendirdi.

 

Teklif, gerek Fransa’daki Müslüman azınlık arasında gerekse Müslüman Dünya’nın dört bir yanında tartışmaların kıvılcımını ateşleyerek Fransız ürünlerine boykotları ve sosyal medyada gürültü kopmasını tetikledi. Bu teklifin, İslam Peygamberi Muhammed’i hicveden karikatürler üzerine yeniden başlayan tartışmalar ve akabinde “misilleme” iddiasıyla iki saldırı -biri bir öğretmenin başının kesilmesi, diğeri bir kiliseye yapılan saldırı- sonrasında gelmesi, onu sadece ve sadece çok daha ihtilaflı hale getirdi.

 

Ancak şiddetin ve hararetli retoriğin ötesinde, devam edegelen tartışmaya çok daha az yansıyan şey, Fransa’nın laiklik tarihi ve Macron’un önerisinin Cumhuriyet ve Müslüman azınlık için ne anlama geldiğine dair ikna edici bir konuşmadır.

 

 

Macron “Diğer dinler mahiyetleri sayesinde adapte oldular, ancak aynı zamanda 1905 kanunu oylandığında İslam Fransa’da önemli bir din değildi” dedi. “Bu dinin örgütlenmesine yardım etmeliyiz ki Cumhuriyet’in ortak oyuncusu olabilsin.” diye devam etti.

 

Fransa’ya görece yeni gelen İslami kurumlar, 1901’de çıkarılan daha az katı ve daha müphem bir kanun altında faaliyet gösteregeldi. 1901 kanunu, 19. yüzyıl Fransız diplomatı Alexis de Tocqueville’in Amerika’dan döndükten sonra Fransız düşüncesine tanıttığı demokratik ideallerin temel ilkelerinden biri olan örgütlenme hürriyetini korumakta. Bu kanun, sendikalar ve siyasi örgütler gibi seküler derneklerin oluşumunu korumayı hedeflerken, aynı zamanda dinî örgütleri de kapsayacak şekilde gevşekçe yorumlanabilir durumda ki Fransa’nın İslami kurumları şimdiye kadar bu kanun altında faaliyet gösteregeldi.

 

Devlet sübvansiyonlarına ve az miktarda özel bağışlara izin veren kanun, dinin “teşvik”ine girişmedikleri müddetçe inanç temelli gruplara uygulanmaktadır; teşvik terimi Fransız hukukunda muğlak değildir, ama İslami bir örgüt her ne zaman gençlik faaliyetleri organize etmek veya Arapça dil sınıfı olarak ilan edilen dersler sırasında İslam’ın ilkelerini tartışmak gibi bir şey yapsa kolaylıkla reddedilebilmektedir. İşte bu farklılaşma, Fransa’nın laikliği ile Fransa’daki muhtelif azınlığın, İslam’a kültürel olarak organik yaklaşımı arasında, bilhassa imamların tedrisatının homojen hale getirilmesi söz konusu olduğunda bir çatışmaya yol açmaktadır.

 

Paris banliyölerindeki 20 camiyi yöneten Saint-Denis Müslüman Dernekleri Birliği Başkanı Mohamed Henniche bu hassasiyeti yakalamış. Henniche’in görevinin bir kısmı, kendi deyimiyle Fransa doğumlu imam eksikliği nedeniyle, çoğunlukla yabancı olan imamları işe almak. “İslam çok çeşitlilik arz eden bir dindir. Pakistan’daki uygulama Cezayir’dekinden farklılaşır. Peki ya bir imamın gelenekleri Müslüman İnancı Fransız Konseyi’nin istediğinden farklıysa ne olacak?” diyor.

 

Halihazırda Fransa’da yaklaşık 300 yabancı imam görev yapıyor ve bunlar Türkiye, Fas, Cezayir, Tunus ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde din eğitimlerini almışlar.

 

Bir de yeni kanuna uyma meselesi var. Henniche’in camileri, “daha esnek” olduğu için 1901 kanununa göre kayıtlı. Mevcut kurumları 1905 kanunu uyarınca yeniden kayıt altına alınmaya zorlamanın toplum için zahmetli ve yıkıcı olacağını savunuyor.

 

“1905 kanunu uyarınca bir dernek kurmak için bir sicil kontrolünden geçmeniz gerekiyor. Cami açmak için polis karakoluna herkes gitmek istemiyor!” diyor. Yeniden sertifika almak da “çok fazla baş ağrısı” yaratacak; zira 1901 kanununun gerektirdiği 2 kişi yerine 25 kişinin kurulda olması gerekecek.

 

Fransızlar için laiklik, 1870’ten itibaren Üçüncü Cumhuriyet döneminde gerçek bir kavram haline geldi. Okula gitmek bütün çocuklar için zorunlu kılındı ve laik öğretmenler tarafından öğretilen laik bir müfredat getirildi. Bu, “Cumhuriyet anı” olarak bilinir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Ancak laikliği dinî bir kitleye zorla kabul ettirmek beraberinde geri tepmeyi de getirdi. Bu, Hıristiyan gazetesi La Croix öncülüğünde, haksız yere hainlikle suçlanan genç bir Yahudi subay olan Alfred Dreyfus’a karşı yürütülen meşhur anti-Semitik kampanyayla sonuçlandı.

 

Fransa’yı din ile ilişkisini yeni baştan kurmaya iten daha önce de krizler vardı. Belki de laiklik, en eski biçimiyle, 24 Ağustos 1572 gecesi binlerce kişinin öldürüldüğü ülkenin Protestanlarına karşı gerçekleştirilen Saint Bartholomew katliamının ardından ortaya çıktı. Bu korkunç olay, Protestan filozof Pierre Bayle’in hoşgörü ilkesine dair fikirlerini geliştirmesine ilham kaynağı oldu; ancak o dönem Kral IV. Henri tarafından temsil edilen devletin Fransa’nın Protestanlarını krallığa kabul eden Nantes Fermanı’nı (1598) yayınlaması için 20 küsur yıl daha gerekti.

 

İki yüzyıl sonra Voltaire, 72 yaşındayken Fransa’yı “soğukkanlılıkla işlenen barbarca suçların körkütük vahşileri bile korkutacağı bir ülke” olarak topa tuttuğu öfke dolu bir mektup yayınladığında, bu fikrin gelişmesinde tamamlayıcı bir rol oynayacaktı. Bu sert sözler, Kral XV. Louis’nin Katolik bir şövalyeyi dine küfrettiği gerekçesiyle boynunu vurdurmasına bir cevaptı. De la Barre isimli 20 yaşındaki şövalye, bir haça bıçakla zarar vermek ve rahiplerin geçit törenine şapka çıkararak selam durmayı reddetmekle suçlandı. İdamdan sonra kral, ilaveten cesedin Voltaire’in Ansiklopedisi’nin bir kopyasıyla birlikte yakılmasını emretti.

 

Fransa ve ruhban sınıfının kilise ile devletin ayrılmasını destekleyenler ve desteklemeyenler olarak iki kampta kutuplaştığı Devrim’e hızlıca gelelim. Bu çalkantılı dönemde devlet, henüz filizlenen ibadet özgürlüğü fikri altında rahiplerinin korunmasını sağlamaya karar verdi. Fransa’daki Yahudi ve Hristiyan kurumlarının çalışma statüsünü yöneten, dönüm noktası niteliğindeki 1905 kanununun çıkmasına yol açan şey işte buydu. O zamandan beri teste tabi tutulan kanun, çoğu zaman kavga veya şiddet olaylarının ardından en az 30 defa değiştirildi. Böyle bir olay, 1907’de küçük Saint-Hilaire-la-Croix köyünde belediye başkanının bir papazı, Cumhuriyet’in kilise-devlet ayrımına daha uyumlu görülen bir başkasıyla değiştirmesinden sonra baş gösterdi. Ancak insanlar sinirlendi ve rahipler ile kilise cemaatleri vaazın verilmesi konusunda kavgaya tutuştu. Belediye başkanı kiliseyi kapattı ve olay Fransız Yüksek Mahkemesine kadar gitti; mahkeme, belediyenin hukuken daha uygun görse bile kendi rahibini seçme hakkı olmadığına karar verdi.

 

Macron’un mevcut önerisinin laiklik ile etkileyeceği insanlar arasında doğru dengeyi aynı anda bulması gerekecek. Ne yazık ki tartışma, Fransızlığın özü olan laiklik kavramı üzerine konuşmaya odaklanmak yerine şiddet olayları tarafından gasp edildi ve karikatürler ve kutsala küfretme hakkı üzerinden zıvanadan çıkmış bir söylemle birleşti.

 

Bu yazı 8 Kasım 2020 tarihinde Newlines Magazine sitesinde yayınlanmış olup, Zahide Tuba Kor tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orjinal linki için burayı tıklayınız.

 

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.