Libya’da Sırada Ne var?

Libya’daki siyasi mücadeleye taraf olan bölgesel ve küresel aktörlerin savaşa doğrudan katılımı bugüne kadar devam eden vekalet savaşının ve hibrit harbin, konvansiyonel savaşa dönüşmesi riskini de içeriyor. Böylesi bir savaşın, kısa erimli bile olsa, yaratacağı psikolojik etkinin sonuçlarını da şimdiden kestirmek zor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Mısır’ın, Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti(UMH) güçlerinin Sirte ve Cufra hattının ilerisine ilerleyişini askeri müdahale ile engelleyeceğini ilan etmesi ve ardından geçtiğimiz hafta başında Libya’ya asker gönderilmesine izin veren tezkerenin Mısır Parlamentosu’nda onaylanması Libya’daki bölgesel ve uluslararası rekabet düzeyini bir kez daha gösterdi.

 

Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve Fransa gibi ülkelerin desteklediği ve bir yıldan uzun bir süredir başkent Trablus’u ele geçirmeye çalışan Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçlerinin Trablus cephesindeki başarısızlıklarının ardından çekildiği Sirte ve Cufra hattı, iki aydan fazla bir süredir yoğun askeri ikmallere sahne oluyor.

 

Rusya’nın Libya’da Mig-29 avcı/önleme ve Su-24 taarruz/bombardıman uçaklarını Cufra Üssünde konuşlandırması, Libya’da 2011 sonrası dönemde benzeri görülmemiş çatışma potansiyeline işaret eden bir başka faktör. Libya’da olası senaryoların neler olduğunu ortaya koyabilmek için bugün Libya’da teşekkül eden ittifakların haritasını çıkarmak ve bu aktörlerin siyasi ve askeri hedefleri ve faaliyetlerine yakından bakmak gerekiyor.

 

Doğu Libya’da Neler Oluyor?

 

Rusya, BAE, Mısır ve Fransa’nın “zorunlu” işbirliğinin yaşandığı Libya’nın doğusunda denklem görünenden daha karmaşık. Türkiye’nin dengelenmesi konusunda uzlaşmalarına rağmen, tüm bu aktörlerin ortak çıkarlarının uyumlu olmasından ziyade “rekabetçi bir birliktelik” içinde olduklarını söylemek mümkün. Doğu Libya’da teşekkül etmekte olan bu rekabetçi ittifakın temel fay hattını, Rusya’nın 2019 Eylül’ünde Wagner savaşçıları vasıtasıyla sahaya inmesinin ardından Libya iç savaşı ve iktidar mücadelesine uzun süredir destek veren diğer bölgesel aktörlerin nüfuz alanı pahasına Libya’da hızlı bir şekilde artan etkinliği oluşturuyor.

 

2014 sonrası ülkenin doğusunda Hafter ve Tobruk Temsilciler Meclisi etrafından teşekkül eden siyasi ve askeri ittifakın o dönemde en önemli bölgesel müttefikleri BAE ve Mısır idi. 2014 yılında, önce Hafter’in, ardından BAE’nin verdiği hava desteğine rağmen başkent Trablus’un kontrolünü ele geçiremeyen Temsilciler Meclisi’nin ülkenin doğusuna, yani Barka bölgesine çekilmesinin ardından Mısır ve BAE’nin desteği ile bir askeri ve siyasi ittifak inşa edildi. Halife Hafter, LUO çatısı altında Kaddafi dönemindeki Libya ordusundan dağılan askeri unsurları ve başta doğu Libya olmak üzere kendisiyle ittifaka yanaşan aşiretlere bağlı milis güçleri bir araya getirerek bu ittifakın askeri kanadını oluşturdu.

 

Tobruk Temsilciler Meclisi ise BM’nin yürüttüğü siyasi sürecin de kabul ettiği üzere bu ittifaka siyasi meşruiyeti sağlaması düşünülen yasama organıydı, ancak geçen zaman içinde hem Halife Hafter’in Libya’nın siyasi gelecek vizyonunun askeri bir rejim üzerine kurulu oluşu hem de bu vizyona BAE, Mısır ve Fransa’nın da destek vermesi ile Tobruk Temsilciler Meclisi siyasi aktör olarak eridi. Bu dönemde çok sayıda vekil, Hafter’e muhalefet etmenin yüksek maliyeti nedeniyle Tobruk’u terk etti, bazı vekiller ise siyasi suikast kurbanı oldular.

 

Halife Hafter’in Tobruk Temsilciler Meclisi pahasına artan nüfuzu ve zamanla meclisten devraldığı siyasi ve finansal yetkiler, Libya’da güvenlik ekseninde şekillenecek sert güce dayalı bir rejimin çıkarlarına uygun olacağına karar veren bölgesel ve küresel aktörlerin de onayını ve desteğini aldı. Ancak bir yılı aşkın süre boyunca Trablus’u almayı başaramaması ve Türkiye’nin UMH’ye sağladığı destek sonrası aldığı askeri yenilginin ardından Hafter, desteğini aldığı bütün aktörler nazarında makbul lider vasfını büyük oranda yitirdi.

 

Zaten, Rusya, Ocak ayında Türkiye ile birlikte Moskova’da ateşkes için tarafları bir araya getirdiği zirveyi Hafter’in terk etmesi nedeniyle Hafter’e verdiği desteği gözden geçirmeye başlamıştı. 2015 yılından itibaren Tobruk Temsilciler Meclisi ile Halife Hafter’e bağlı LUO güçlerine finans ve askeri mühimmat desteği veren Rusya, aynı zamanda, özellikle ülkenin doğusundaki aşiretler ile de yakın ilişkiler geliştirmeye öncelik veriyordu.

 

Ocak 2020 itibari ile de Hafter’e alternatif yeni bir lider ve siyasi-askeri ittifak arayışına giren Rusya, Akile Salih’le yakınlaşarak Akile Salih’in BM ile görüşerek önerdiği ateşkes ve siyasi müzakere önerisine destek verdi. Akile Salih’in kendisi yerine namzet bir figür olarak yükselme ihtimaline de Hafter, meclisi feshettiğini ve yetkileri devraldığını açıklayarak cevap vermişti. Ancak bugün gelinen noktada Hafter, Libya’nın doğusundaki siyasi-askeri ittifaka destek veren tüm bölgesel aktörler için kısa vadede kurtulması da oldukça zor bir külfete dönüşmüş durumda.

 

Bu çıkmazın ilk nedeni yukarıda da bahsedildiği üzere, Hafter’in, dış müttefiklerinin de desteği ile Doğu Libya’daki askeri ve siyasi tüm alternatiflerini elimine etmeye ve güçsüzleştirmeye yönelik sistematik siyasetidir. Tobruk Temsilciler Meclisi’nin siyasi erozyonuna ek olarak, askeri kanadın çatı yapısı LUO içinde de benzer bir sorun bulunuyor. Özellikle 2018’de geçirdiği ciddi sağlık sorunun ardından oğulları Saddam ve Halid’in siyasi geleceklerini garanti etmek adına siyasi ve askeri nüfuzlarını arttırmaya çalışan Hafter, gene LUO içinde üst düzey komuta kademelerinde de üyesi olduğu Firjan aşiretinden isimlerin sayısını arttırdı.

 

Bu noktada en temel sorun Firjan aşiretinin doğu Libya aşiretlerinden olmayışı ve olası Hafter sonrası süreçte LUO içinde sorunlara neden olup olmayacağı. Öte yandan Hafter’e askeri kanat içinde rakip olabilecek tek adayın Abdurrezzak el-Nazuri olduğu ifade ediliyordu. 2014 yılından itibaren LUO’nun Genel Kurmay Başkanı olan, Ben Cevad’dan Derne’ye doğu bölgesinin askeri valiliği görevini de üstlenen Nazuri, 2016 yılında çok sayıda valiyi görevden alıp yerlerine askeri isimleri atamış ve bugün Hafter’in merkezinde durduğu askeri ittifakın önemli isimlerinden biri.

 

Ancak 2018 sonrasında Hafter ile ilişkilerine dair çeşitli iddialar basına yansıdı. Nisan 2018’de önce Hafter tarafından görevlerinden alındığı iddialarını reddetmiş kısa bir süre sonra da bir suikastten kurtulmuştu. 2018’ın sonlarına doğru, Hafter’in askeri eğitimleri ve deneyimleri olmamasına rağmen oğulları Saddam ve Halid’i LUO içinde önemli pozisyonlara atamasının ardından, Nazuri de kendi oğlu Abdul Fatah’ı LUO içinde terfi ettirmişti. 2018 sonrası ilişkilerinde gerilimin yüksek olduğu Hafter-Nazuri ikilisi birbirini tasfiye etmeye muvaffak olamadılar, ancak Nazuri için Trablus yenilgisi sonrasında önemli bir fırsatın doğmuş olduğu açık.

 

Mayıs 2020’de, Trablus cephelerinden LUO çekilmelerinin yaşandığı sırada Akile Salih ile Abdurrezzak el-Nazuri’nin Hafter’in katılımı ve bilgisi olmadan bir araya gelmesi, Hafter’in tasfiyesine işaret ediyordu. Geçtiğimiz hafta Hafter’in kontrolünde bulunan önemli askeri birlikleri (Karama Operasyonu Ana Komutası, tüm askeri bölgeler, tüm güvenlik odaları, eğitim direktörlüğü gibi) Nazuri’ye devretmesi, Trablus yenilgisinin ardından Hafter’in tasfiyesi adına askeri kanatta atılan en somut adım.

 

Libya’nın doğusunda dış müttefiklerin yoğun bir çaba ile yeni askeri-siyasi ittifakı şekillendirmeye çalıştığı bu dönemde Rusya’nın, sahada artan askeri varlığı ile Mısır ve BAE’nin önüne geçtiği tespiti yerinde olacaktır. Akile Salih’in giderek daha ön plana çıktığı bu ittifakta, Rusya’nın verdiği destek BAE ve Mısır’ın sağladığı destekten daha hayati konuma yükselirken, Rusya’nın Libyalı askeri ve siyasi aktörler üzerindeki nüfuzu da doğal olarak artmakta. Bu nedenle Mısır’ın askeri müdahale kararını sadece Türkiye tehdidine yönelik atılmış bir adım olarak okumak resme eksik bir bakışı beraberinde getirmektedir. Özellikle tezkere öncesi ve sonrasında yapılan, Mısır tarafından gelen açıklamalar, Libyalı aşiretlerin eğit-donat faaliyetlerine yönelecek olması ve Libya’da desteklenen Doğu ittifakına hava desteği sunabileceği tahminlerini beraberinde getirirken, aynı zamanda Rusya’nın artan bu nüfuzunun da dengelenmek istendiğini göstermektedir.

 

Benzer saiklerin BAE için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Rusya’nın sahaya indiği 2019 Eylül’üne kadar Hafter’in askeri gücü, büyük oranda BAE’nin sağladığı hava desteğine ve bölgedeki çeşitli ülkelerden getirilen yabancı savaşçılara dayanmaktaydı. Wagner savaşçılarının desteği bu anlamda oyun değiştirici bir etkiye neden oldu. Ayrıca Rusya’nın Cufra hava üssünde konuşlandırdığı 4. Nesil savaş uçakları, 2014 sonrası BAE’nin Hafter’e sağladığı hava desteğine rakip konumunda.

 

Bugün gelinen noktada Rusya, Türkiye’ye karşı Sirte-Cufra hattını koruyan başat aktör olarak BAE’nin Libya’nın doğusundaki siyasi-askeri ittifak nezdinde sahip olduğu biricik konumunda büyük bir aşınmaya neden oldu. BAE nüfuz alanını kaybetmese de artık Libya’nın doğusunda başat oyun kurucu değil.

 

Ancak bu rekabet hala hem Libya sahasında hem de Akdeniz’de şekillenmeye devam eden yeni jeopolitik güç dengesinde Türkiye’nin sınırlandırılması çabalarının gölgesinde kalmakta. BAE ve Mısır’ın bu nedenle hem Rusya’yı hem de Türkiye’yi dengelemeye çalıştığı ancak Rusya’nın nüfuz alanını genişletmesi nedeniyle de Libya sahnesinde eskisi kadar geniş bir manevra alanına sahip olamadığı bir denklem mevcut.

 

Sonuç itibari ile BAE ve Mısır sahadaki yeni meydan okumaları da göz önünde bulundurarak Libya’daki nüfuz alanlarını, Rusya ile karşı karşıya gelmeden arttırmanın yollarını arıyor. Bir yandan lojistik destek koridorunu aktif tutarak Doğu Libya ittifakını besleyen aktörler olma statülerini korumaya çalışırken, diğer yandan yeni hava üstünlüğü yarışında kendi rollerini de hem Türkiye’ye hem Rusya’ya hem de Libya’daki müttefiklerine hatırlatmaya çalışıyorlar.

 

Müzakere Masası Neden Kurulamıyor?

 

İki ayı aşan bir süredir Libya’da kalıcı ateşkes ve siyasi çözüm için müzakere masası kurulması önündeki engeller olarak Sirte-Cufra hattının kimin kontrolünde olacağı, Hafter’in UMH ve Türkiye tarafından istenmemesi, Türkiye’nin Libya’da artan askeri varlığı gibi başlıklar sıklıkla analizlere konu olmaktadır. Ancak önce Rusya’nın ve ardından Türkiye’nin Libya’daki denkleme dahil olmasının ardından jeopolitik bağlamı dönüşen Libya iç savaşında müzakere masasının kimler arasında kurulacağının netleşmediğini görüyoruz.

 

Libya’da kalıcı ateşkes ve siyasi müzakere kuralları ile bunların genel çerçevesini oluşturmak adına masaya oturacak muhataplara ihtiyaç duyulduğu oldukça açıktır. Ancak Trablus tarafında denklem görece daha açık iken, özellikle Doğu Libya’da yukarda da bahsettiğimiz üzere hem Libyalı aktörler arasında hem de bu aktörlere destek veren bölgesel ve küresel aktörler arasında nüfuz alanını koruma/genişletme hedefleri çerçevesinde rekabetçi bir işbirliği süreci devam etmekte. Bu nedenle de UMH ve Türkiye, ABD ve Rusya ile diplomasi trafiğine devam ediyor ancak şimdilik sahada bir güç dengesi oluşmadığı için müzakere masası da kurulamıyor.

 

AFRICOM’un 26 Mayıs’ta yaptığı basın açıklamasında Rusya’nın, Libya’ya 4. Nesil savaş uçakları konuşlandırarak Afrika’daki askeri etkisini güçlendirmeye çalıştığını açıklaması ile birlikte ABD’nin, Rusya’nın askeri nüfuzunu engellemek adına, uzun süredir öncelikli bir politikasının olmadığı Libya’ya yönelik daha somut adımlar atacağı beklentisi doğdu. ABD Avrupa ve Afrika Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Jeff Harrigian’ın Libya’da Rusya’nın Geçişe Kapatma ve Alan Hakimiyeti (A2AD) silahlarını (hava savunma sistemleri) yerleştirmesi ihtimalinin Avrupa’nın güney kanadı için büyük bir güvenlik kaygısı yaratacağını açıklaması ve AFRICOM’un da benzer kaygıları dile getirmeye devam etmesi Libya’da, ABD’nin Rusya’yı dengelemeye çalışacağını gösteriyor.

 

Ancak ABD’nin Libya politikasındaki sorun, ABD’nin bir Libya politikasının olmayışı, ancak Rusya’nın NATO’nun güney kanadına tehdit oluşturacak şekilde Libya’da askeri varlığını derinleştirmesi ile Libya dosyasının büyük güçler rekabeti dosyasına atılmasıdır. Yani, ABD’nin Libya’da ortaya koyduğu yeni adımların bel kemiğini, Rusya’nın bu ülkede de askeri nüfuz elde etmesini engellemek ya da kısıtlamak oluşturuyor. Bu hedefine de, bölgede çok sayıda konu üzerinde anlaşmaları şimdiye kadar mümkün olmayan müttefiklerini bir araya getirmek üzerine kurulu bir siyasi uzlaşı üzerinden gitmeye çalışıyor. Bu stratejinin bir ayağının, Türkiye’nin Batı Libya’daki pozisyonunu güçlendirecek birtakım adımları içermesi kuvvetle muhtemel, çünkü Libya’da Rusya’nın karşısına oturacak tarafın güçlü olması oldukça elzem görünüyor.

 

Öte yandan Doğu Libya’da etkin tek aktörün Rusya olmadığı gerçeğinden hareketle, ABD’nin BAE ve özellikle Mısır’ın pozisyonunu da güçlendirerek Rusya’nın hareket alanını kısıtlamaya çalışması mevcut tabloda makul senaryolardan biri olarak karşımıza çıkıyor. ABD’nin Libya Petrol Şirketi ve şirketin başkanı Mustafa Sanalla üzerinden yürüttüğü ve Libya’da petrol gelirlerinin Trablus’ta bulunan Merkez Bankası yerine bir süreliğine Libya Petrol Şirketi’nin hesabına aktarılmasını öngören müzakere süreci de bunu gösteriyordu.

 

Tüm bu dizaynın orta yerinde ise bu iki kutupta yer alan ülkelerin, özellikle Türkiye ve Mısır’ın en azından Libya konusunda uzlaşması meselesi var. Meselenin uzandığı Doğu Akdeniz sorunu ise şimdilik ABD’nin gündeminde değil. Ancak ABD’nin Libya Petrol Şirketi üzerinden dizayn etmeye çalıştığı bu süreç, LUO güçlerinin petrol üretimini durdurması ve süreci bloke etmesi ile çıkmaza girdi. Ayrıca Haziran sonunda Wagner savaşçılarının Şarara petrol tesislerine girdiği, Temmuz ayında ise Halife Hafter’e bağlı “Petrol Tesisleri Muhafızları”nın Sidra Petrol Limanında petrol sevkiyatına engel olduğu basına yansıdı.

 

Bu gelişmeye paralel olarak Türkiye ve Rusya arasında tıkanan Libya görüşmelerinde ilerleme kaydedildiği açıklandı. Mutabakat Muhtıralarının imzalanmasının ardından Rusya ile başlayan diplomasi trafiği de Astana sürecine benzer bir alternatif diplomasi kanalını açma çabasına işaret ediyordu. Ancak Ocak ayındaki Moskova’da yapılan görüşmelerden sonuç çıkmaması sonrasında Rusya’nın Hafter üzerindeki etkisinin sınırlı olduğu ve Libya’daki mevcut nüfuz gücünün de bu Doğu Libya ittifakının diğer uluslararası müttefikleri olan Mısır, BAE ve Fransa tarafından kısıtlandığı ortaya çıktı. Aynı zamanda Sirte ve Cufra konusu başta olmak üzere Rusya’nın Libya’da nüfuz alanını genişletmek adına askeri varlığını derinleştirmeyi öncelemiş olması Türkiye-Rusya işbirliğini zora soktu. 10 Şubattan Haziran ayına kadar geçen sürede büyük çoğunluğu Suriye, Lazkiye’den günlük ortalaması sekiz olmak üzere toplam 473 Rusya hava kuvvetleri uçuşu tespit edildi.

 

Türkiye ve Rusya arasında savuma, dışişleri ve istihbarattan teknik heyetler arasında görüşmeler devam etse de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ve Milli Savunma Bakanı Akar’ın, Rus mevkidaşları Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile İstanbul’da yapacakları görüşme son anda ertelenmişti. Daha sonra Çavuşoğlu’nun yaptığı açıklamada ateşkesten yana olunduğu ancak ateşkesin kalıcı olması için atılacak adımlar konusunda henüz uzlaşma sağlanmadığı ifade edilmişti. Sirte ve Cufra’ya Rusya’nın yoğun bir askeri tahkimat yapması da sürecin önünde ciddi fikir ayrılıkları olduğunu gösteriyordu. Türkiye ve Rusya delegasyonlarının ortak açıklamasına göre Libya’da kalıcı ve sürdürülebilir bir ateşkes için taraflar yakında Moskova’da bir araya gelecekler. Ancak Rusya ile devam eden süreçte BAE ve Mısır’ın nerede durduğuna dair net bir fikrimiz yok.

 

ABD, petrol gelirlerinin rakip aktörler arasında yeniden paylaşımı için NOC üzerinden sürdürdüğü süreçle, Türkiye ile Mısır arasında tansiyonu düşürerek Libya’da bir müzakere masası kurmayı hedefliyor. Türkiye, Mısır, Fransa ve BAE ile doğrudan görüşmeler gerçekleştiren Trump, çatışma riskinin düşürülmesine öncelik veriyor. Ancak petrol bölgelerine Wagner savaşçılarının girmesi ve petrol sevkiyatına engel olunması, NOC üzerinden devam eden sürecin Rusya engeline takıldığını göstermekte.

 

ABD’nin Libya’da denklemi petrol gelirleri üzerinden yeniden dizayn etmeye çalışan ve müzakere masasını hedefleyen bu politikası şu ana kadar ne tansiyonun düşmesine yardımcı olabildi ne de müzakere masası etrafında tarafları biraraya getirebildi. Buna karşılık Rusya, ABD’nin aksine Libya’daki varlığını genişletmeye devam ediyor. hem Türkiye’nin Sirte-Cufra hattının gerisinde tutularak petrol bölgelerinden UMH ve Türkiye’nin erişimini engellenmesi hem de doğu Libya’da Rusya’ya kaptırdıkları nüfuz alanlarının geri kazanılması adına, Mısır ve BAE’nin sahada askeri varlığın arttırılması gün geçtikçe daha fazla özem kazanmakta.

 

Dolayısıyla Libya’da bugün savaşın arzulanmadığı, ancak bu yöndeki riskin daha da arttığı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Ayrıca hava üstünlüğünün Rusya, Mısır ve BAE hava kuvvetlerinin desteği ile LUO’ya geçtiği yeni bir bağlam söz konusu. Bu yeni güç dengesine, Türkiye’nin F-16’ların kullanıldığı kapsamlı hava operasyonları ile cevap vermesinin de ciddi riskleri olduğu öngörülüyor.

 

4. Nesil savaş uçaklarının dahil olduğu ve savaşa Libya’daki siyasi mücadeleye taraf olan bölgesel ve küresel aktörlerin doğrudan katılımı bugüne kadar devam eden vekalet savaşının ve hibrit harbin, konvansiyonel savaşa dönüşmesi riskini de içeriyor. Böylesi bir savaşın, kısa erimli bile olsa, yaratacağı psikolojik etkinin sonuçlarını da şimdiden kestirmek zor. Tüm aktörler açısından istenmeyen sonuçlar doğurabileceğinden şu ana kadar sıcak savaş ihtimalini tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte diplomasi trafiğine, sahada nüfuz alanının ve askeri varlıkların güçlendirilmesine öncelik verildi. Ancak müzakere masasının kurulamayışı, askeri tırmanma ve sıcak çatışma risklerini de her geçen gün arttırmakta.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.