Libya’da Süreçten Sonuca Doğru Mu?

Libya krizinin çözümü ancak kapsayıcı ve bütüncül bir çözümün ortaya konması ile mümkün. Öte yandan Libya’daki krize taraf olan diğer ülkeler arasında da bir uzlaşının sağlanması çözüm için gerekli. Çözümsüzlüğü ve Libya’da iç savaşı döngüsel olarak besleyen iç rekabet ve bölgesel/küresel rekabetin savaşı yeniden alevlendirmesi ya da mevcut sorunları dondurarak bir soğuk barışın ortaya çıkması gibi olasılıkları barındırdığını görmek gerekiyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Haziran ayında Sirte cephesinde yaşanan son çatışmaların ardından fiili ateşkesin başladığı Libya’da Ağustos ayında çatışan tarafların resmi ateşkes açıklaması ile kırılgan bir denge oluştu. Diplomasi trafiği ile yeni bölgesel ve küresel jeopolitik hizalanmanın yaşandığı bir diğer cephe haline gelen Libya’daki iktidar mücadelesinin bu perdesinde neler yaşandığı ise yeni çatışma risklerinin yükseldiği Doğu Akdeniz ve Kafkasya gölgesinde kalıyor. Peki, haziran ayından itibaren Libya’da neler oluyor? Bölgesel aktörlerin Libya politikası bu değişimlerle birlikte nasıl yeniden şekilleniyor? Ve Libya’daki gelişmeler Türkiye adına ne anlam ifade ediyor?

 

Libya’da Kırılgan Ateşkes

 

Libya’da çatışmalar fiili olarak Haziran ayında durdu. Trablus kuşatmasının kırılmasının ardından, 6 Haziran’da Sirte’nin Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kontrolüne alınması hedefiyle Zafer Yolları Operasyonu başlamış ve 7 Haziran’da UMH’ye bağlı Libya silahlı kuvvetleri Sirte merkezine ulaşmıştı. Ancak kente giren askeri destek konvoylarının MiG-29 savaş uçakları tarafından bombalanması sonrası ağır kayıplar nedeniyle birlikler Sirte’nin uç mahallelerine geri çekilmişti. Ocak 2020 sonrasında Türkiye’den UMH’ye sağlanan hava savunma ve saldırı sistemleri, hava üstünlüğünün UMH’ye geçmesini sağlamış ve drone savaşlarında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından kullanılan Çin yapımı dronelar (Wing Loong II SİHA filosu) ve Rusya yapımı Pantsir’ler etkisiz kalmıştı. Ancak UMH’nin sahip olduğu mevcut hava savunma sistemlerinin MiG-26’lar karşısında yeterli olmayışı, hava üstünlüğünün Doğu Libya ittifakı lehine değişmesi anlamına geliyor. Bu durumun sahaya doğrudan yansıması ise filli ateşkes oldu.

 

Geçtiğimiz süreçte bu fiili ateşkesin bazı istisnaları da yaşandı. Bu istisnaların ilki 5 Temmuz’da Trablus’un batısındaki Vatiyye Askeri Hava Üssü’ne kimliği belirsiz savaş uçakları ile düzenlenen saldırıydı. Ağustos sonu ve Eylül başında Halife Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusunun (LUO) Sirte’de UMH kuvvetlerine yönelik gerçekleştirdiği füze saldırıları da ateşkesin diğer önemli istisnası oldu.

 

Bu istisnaların dışında Haziran sonrası sahada ortaya çıkan fiili ateşkes büyük oranda korundu. Ağustos ayında ise UMH Başbakanı Fayiz es Serrac ile Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih aynı gün yaptıkları açıklamalar ile resmi ateşkesi ilan ettiler. Öte yandan Türkiye ve Rusya arasında daha önce gerçeklesen Libya konulu teknik görüşmelerde iki ülkenin farklı yaklaşımları nedeniyle sonuç alınamamıştı. Yapılan resmi açıklamalara göre iki ülkenin özellikle Sirte ve Cufra’nın kimin kontrolünde olacağı ve bölgenin silahsızlandırılması hususları basta olmak üzere ateşkese yönelik farklı yaklaşımlara sahip oldukları ortaya çıkmıştı. Rusya Libya’da önkoşulsuz ateşkesten yana iken Türkiye ise Libya’da ateşkesi kalıcı bir anlaşmanın parçası olarak müzakere masasına getirmekteydi. Türkiye-Rusya görüşmelerinde ilerleme kaydedilmezken, ABD ve Almanya’nın yoğun diplomasi trafiği ile ateşkes ilanı Mısır, BAE, Suudi Arabistan ve Fransa tarafından memnuniyetle karşılandı.

 

Ateşkes müzakerelerinin, fiili ateşkesi sağlamaktan ziyade, Libyalı taraflar ile bu aktörlere destek veren bölgesel ve küresel aktörlerin müzakere öncesi şartları ve diplomasi kanallarını belirlemek adına yapıldığı tespitini yapmak gerekiyor. Her şeyden önce Libya’da Haziran itibari ile ateşkesi mümkün kılan, hatta zorunlu hale getiren siyasi uzlaşı olmaktan çok, savaş sahasında dönüşen dinamiklerdi. Hava üstünlüğünün Rusya yardımıyla doğu Libya ittifakına geçmiş olması ile birlikte Libya’da çatışmaların maliyeti arttı. Türkiye’den alınan hava savunma sistemleri, başkent Trablus’a bir güvenlik kalkanı sağlasa da, UMH’ye bağlı Libya Silahlı Kuvvetlerinin ilerlemesini sağlayacak yeterlilikte değil, bu nedenle de savaşa 3. nesil savaş uçaklarının dahil olması yeni bir eşiğe geçilmesine neden oldu. Türkiye, Rusya ile birlikte Libya konusunda AFRICOM’un müdahil olması ile birlikte benzer bir eşik jeopolitik düzlemde de aşıldı. Tüm bunlara ek olarak çatışmaların petrol altyapısının bulunduğu petrol hilali bölgesine taşınma riski de savaşın maliyeti tablosunda önemli bir kaygı unsuru.

 

Libya’da fiili ateşkesi sağlayan bu caydırıcı unsurlar, kalıcı ateşkes için elbette yeterli değil. Ancak şimdilik diplomasi masasına dönülmesi konusunda aktörleri motive ettiğini görüyoruz. Öte yandan “hava koridorları” üzerinden Libya’ya askeri ikmal yapılmaya devam ediyor. Sosyal medyaya yansıyan uydu görüntülerinden, özellikle Sirte-Cufra hattı üzerinde, askeri yapılaşmanın ve savunma hattının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların devam ettiği de anlaşılıyor. Ayrıca Rusya’dan tedarik edilen yeni savaş uçaklarının yoğun uluslararası baskı nedeniyle Mısır’a yönlendirildiği ve Mısır’da Libyalı pilotların eğitildiği de haberlere yansımakta. Benzer şekilde Türkiye de UMH’ye bağlı silahlı kuvvetler personeline eğitim vermeye devam ediyor. Buradan hareketle Libya krizine müdahil aktörlerin Libya’da sert güç seçeneğinin tamamen seçenek dışı bırakmadığını görüyoruz.

 

Bu noktada ateşkesi sona ermesine neden olabilecek riskleri de değerlendirmek gerekli. Libya’da ateşkesin kırılgan olmasına neden olan en belirleyici unsur, Libya’nın jeopolitik rekabetin ve yeni ittifak hizalanmasının sahalarından birine dönüşmesidir. Bu nedenle de bölgedeki yeni ittifakların kapsayıcı olmadığından hareketle, denklemin dışına itilen aktörlerin sahada çatışmadan daha fazla çıkar elde etmesi daha olası görünmekte. Şimdilik diplomasi trafiği hız kazanmış olsa da, mevcut kazanımlarının tehdit edildiği olası bir düzlemde çatışmaların yeniden alevlenmesi henüz olasılık dışı değil. Sahadaki gelişmeler de bunu teyit ediyor. Benzer bir mantığın Libyalı aktörler için de geçerli olduğunu söylemek mümkün. Bugün Libya’da hem doğuda hem de batıda Libyalı aktörler arasında çetin bir güç rekabeti yaşanıyor. Hem her iki tarafın vekilliği adına, hem savaş sonrası kurulan rant ağları ile ilişkiler adına hem de muhtemel yeni Libya yönetimi adına yaşanan bu rekabette, askeri ve sivil aktörlerin kazanımlarını koruma/maksimize etme yarışını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

BM’nin Kurduğu Müzakere Masası Ne Vadediyor?

 

Devam eden diplomasi trafiğinin en güçlü kanalı mevcut tabloda BM himayesinde devam eden görüşmeler. Ocak ayında Berlin’de Almanya öncülüğünde gerçekleşen zirve sonrasında ortaya konan sonuç bildirgesi de mevcut sürecin bel kemiğini oluşturuyor. Esas itibari ile 2015 yılında Fas’ta imzalanan Suheyrat –Libya Siyasi- Anlaşmasının temel mantığı koruyan Berlin metninde hedef, daha öncesinde olduğu gibi ülkedeki rakip kurum ve aktörleri tek çatı altında toplayıp Libya’da normalleşmeyi başlatmak.

 

Bu çerçevede görüşmeler 6-10 Eylül tarihleri arasında Fas’ın Buznika kentinde Libya Diyalog Toplantısı gerçekleştirildi ve üst düzey kurumların tek çatı altında toplanabilmesi adına yeni atama kriterleri üzerinde tarafların uzlaştığı açıklandı. Öncesinde Berlin’den çıkan 55 maddelik sonuç bildirgesinde de Libya’da ihtilafların çözülmesi adına Libya Merkez Bankası, Libya Yatırım Ajansı (LIA), Ulusal Petrol Şirketi (NOC) ve Finansal İnceleme Otoritesi gibi kurumların kapsayıcı hale getirilmesi ile yeni bir hükümetin kurulması gibi konularda uzlaşılmıştı. Cenevre’de Berlin sonrası başlayan ancak askeri komisyon görüşmeleri sırasında yarıda kalan 5+5 komisyon görüşmeleri de bu hususlar üzerinde ilerleme kaydetme hedefini taşıyordu. Buznika’daki ilk tur görüşmelerinin ardından önce 27, sonra 29 Eylül’e ve son olarak Eylül ilk haftasına, en son olarak da belirsiz bir tarihe ertelenen ikinci tur görüşmelerde en azından tarafların bazı kurumlara atanacak yeni isimler üzerinde uzlaşması bekleniyor. Bu noktada en çarpıcı gelişme ise Mısır’ın 5+5 askeri komisyon görüşmelerine ev sahipliği yapması oldu. Almanya ve BM öncülüğünde 5 Ekim’de yapılması planlanan Libya zirvesi öncesinde Mısır’ın ev sahipliğinde Hurgada kentinde gerçekleşen iki günlük görüşmelerde Ekim ayı bitmeden tarafların çatışmalar sırasında ele geçirdiği esirleri salıvermesi, karşılıklı sert söylemlerin sona erdirilmesi ve askeri teknik görüşmelerin devam ettirilmesi ile sivil hava taşımacılığın yeniden başlaması gibi konularda anlaşıldığı açıklandı. Ancak Hafter’e bağlı bazı askeri birliklerin Trablus’tan Sebha’ya inmeye çalışan bir uçağı engellemesi müzakere masasında uzlaşılan hususların sahada uygulanmasının zorluklarını gösteriyor.

 

Libya’da Uzlaşı Mümkün mü?

 

Libya’da ihtilafların çözümü önündeki tek engel Libyalı aktörlerin olası tırmandırma politikaları değil. Libya 2019 yılına, Paris ve Palermo Zirvelerinin gölgesinde girdi. BM Libya eski Özel Temsilcisi Gassam Salame, Trablus Yüksek Devlet Konseyi ile Tobruk Temsilciler Meclisi’nin Süheyrat Anlaşması’nı yeniden gözden geçirmesi, tarafların bazı başlıkları görüşmek üzere ulusal diyalog konferansında bir araya gelmesi ve ülkede seçimlerin gerçekleştirilmesinden oluşan 3 aşamalı çözüm planını sunmuştu. Bu gelişmenin ardından 2018 yılı boyunca, Fransa ve İtalya, ülkenin geleceğinde etkin olmak adına ayrı ayrı zirvelerle Libya krizini çözen taraf olmaya çalıştılar. Ancak Fransa ve İtalya’nın diğerini dışarda bırakmayı hedefleyen bu girişimleri, krizi çözmediği gibi BM sürecini de sekteye uğrattı.

 

Bugün de geçmiş hataların tekrar etme riski hala devam ediyor. Libya krizinin çözümü ancak kapsayıcı ve bütüncül bir çözümün ortaya konması ile mümkün. Öte yandan Libya’daki krize taraf olan diğer ülkeler arasında da bir uzlaşının sağlanması çözüm için gerekli. Çözümsüzlüğü ve Libya’da iç savaşı döngüsel olarak besleyen iç rekabet ve bölgesel/küresel rekabetin savaşı yeniden alevlendirmesi ya da mevcut sorunları dondurarak bir soğuk barışın ortaya çıkması gibi olasılıkları barındırdığını görmek gerekiyor.

 

Özellikle Sirte-Cufra hattı üzerinden sert güç kullanımını içeren gerilim sırasında risk analizlerinin ekseriyeti olası bir silahlı çatışmaya odaklanırken, Libya’da rakip aktörleri destekleyen devletlerin mevcut gerilime cevabı diplomasi cephesinden geldi. Rusya Soçi’de Halife Hafter’in oğlu Halid ile Libya UMH Başbakan Yardımcısı Ahmed Muaytik’ı bir araya getirerek Ocak ayından beri devam eden petrol ambargosunu sona erdiren bir anlaşmaya mimarlık etti. Her ne kadar ABD, Rusya’nın bu hamlesini Libyalı taraflar arasında bir uzlaşı olarak gördüklerini açıklasa da, uzun bir süredir Ulusal Petrol Şirketi (NOC) üzerinden müzakereler gerçekleştiren ABD’nin Libya politikasına büyük bir darbe.

 

Hafter’in son anda terk etmesi nedeniyle sonuçsuz kalan Moskova zirvesinden itibaren Rusya’nın Libya’da Hafter’e alternatif isimleri, özellikle Temsilciler Meclisi Sözcüsü Akile Salih’i desteklemeye başlaması, Hafter’i Rusya gözünde denklem dışına itmişti. Benzer şekilde Libya’da desteğini Doğu Libyalı aktörlerden yana kullanan pek çok devlet için de Hafter bir yüke dönüşmüş ve kademeli olarak desteğin çekildiği bir süreç başlamıştı. Ancak Hafter-Muaytık anlaşması, Hafter’in kenara itilse de denklemden tamamen çıkarılmasının çok da kolay olmadığını, dahası sahadaki kazanımlarını korumak/maksimize etmek isteyen devletler için de oldukça elverişli bir aktöre dönüştüğünü gösterdi.

 

Libya’daki Gelişmeler Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?

 

Müzakere masalarının kurulması ile birlikte Türkiye açısından yaz aylarında bahsi geçen çatışma riski bugün gelinen noktada büyük oranda azaldı. Şimdilik ihtilaf çözümünde ortak anlayışa varmaktan ziyade, olası çatışmaların maliyetinin yükselmiş olması bir caydırıcı unsur olarak sahada çatışmasızlığı devam ettirmekte. Türkiye’nin kalıcı ateşkes, yeni bölgesel ittifaklar ve Libya ile kurumsal ilişkilerin ve işbirliğinin arttırılması/derinleştirmesi şeklinde özetlenebilecek üçayaklı Libya politikasının uygulanması için de Libya’da çatışmasızlık durumunun korunması büyük bir önem taşıyor.

 

Bu politikanın ayaklarından biri olan Libya ile kurumsal ilişkilerin ve işbirliğinin arttırılması/derinleştirmesi başlığı altında siyasi, ekonomik ve askeri alanda önemli girişimler gerçekleşiyor. Özellikle askeri alanda, Ankara ve Trablus arasında gerçekleşen görüşmelerden anlaşıldığı üzere, milislerin Silahsızlandırılması, Demobilizasyonu ve Yeniden Entegrasyonu (DDR) ve Güvenlik Sektörü Reformu (SSR) konularında Türkiye somut adımlar atmayı hedeflemekte. Buradan hareketle Libyalı aktörler ile kurulan ilişkinin, Türkiye’nin nüfuzunun uzun vadeli şekilde kurumsallaştırmak maksadıyla büyük oranda çatışma-sonrası devlet inşası süreçleri üzerine yapılandırmayı hedeflediği tespitini not etmek gerekiyor.

 

Bugüne kadar Libya’da güvenlik sektörü reformunda karşılaşılan engel ve zorlukların, önümüzdeki süreçte nasıl aşılacağı konusu önemli bir gündem maddesi iken, Trablus için kamu hizmetlerinde ve ekonomide normalleşebilmesi büyük oranda bu alandaki başarıya bağlı. Dahası, Türkiye’nin, Rusya’nın hızla devam eden ve hava üstünlüğünü UMH ve dolayısıyla Türkiye aleyhine değiştiren askeri tahkimlerini dengeleyecek desteği sağlayabilmek adına istikrara yönelik adımlar atması gerekiyor. Türkiye’nin bu karşı dengelemeyi gerçekleştirmesini gerekli kılan sahadaki gelişme, 4. Nesil Mig-29 ve Su-24’lerin yansıra Su-35 tipi uçaklarını Libya’daki çeşitli askeri üslere konuşlandırmasının sahada olası savaşın kapsamını ve dolayısı ile beraberinde getireceği riskleri arttırdığını bir önceki yazıda ele almıştım. Bu riskler de dikkate alındığında Türkiye’nin Rusya’nın bu hamlesinden sonra karşı dengelemek adına sahip olduğu politika seçeneklerinden biri Türkiye’nin gerek operasyonel riskleri gerekse savunma ekonomisine getireceği yükleri göze alarak Libya’da insanlı savaş uçağı konuşlandırması iken bir diğer seçeneği ise diplomatik etkinliğini arttırarak Libya’da desteğini alabileceği müttefiklerinin sayısını arttırmak. Libya’da savaş denklemini tersine çevirerek düzen kurucu aktör olmayı arzulayan Türkiye’nin çatışma-sonrası devlet inşası süreçlerinde aktif rol oynamak istediğini gösteren ve diplomatik kabiliyetlerini önceleyen yoğun bir diplomasi trafiğine girdiğini de görüyoruz.

 

Öte yandan Libya sahasında savaşın değişen dinamikleri ve güç dengesi, hem Libyalı aktörler arasında hem de bölgesel ve küresel aktörler arasında yeni güç ve ittifak oluşumlarını zorunlu hale getirmekte. Bu yeni bağlam ise Libya krizini, 2020’nin ilk yarısında şahit olduğumuz iç savaşın cephe kazanımlarının ve kayıpların, diplomatik kazanımlara veya telafilere dönüştürülmesini de beraberinde getiriyor. Rusya’nın ve Mısır’ın devam eden müzakere süreçlerine kendilerini dahil edecek adımlar atmaları, bu alandaki rekabetin de hızlanarak devam edeceğini gösteriyor. Öte yandan, bu yazıda da bahsedildiği üzere, özellikle Libya iç savaşına müdahil aktörlerin rakip aktörleri çevreleme/dengeleme/denklem dışına itme şeklinde formüle edebileceğimiz yaklaşımları daha önce iç savaşın derinleşerek devam etmesine neden olmuştu. Bugün de aktörlerin, özellikle Doğu Libya ile müttefik devletlerin Batı Libyalı aktörlere uzanarak, Türkiye başta olmak üzere rakip gördükleri aktörlerin etki alanlarını küçültmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu nedenle de hem BM himayesindeki müzakereler süreci hem de Haftar-Muaytık anlaşmasında görüldüğü üzere diğer ülkeler tarafından yürütülen müzakereler nedeniyle, Türkiye’nin desteklediği Batı Libyalı aktörler arasında çatışma ve bölünme önemli bir risk faktörü. Bu nedenle de Türkiye’nin önümüzdeki süreçte karşılaşacağı iki önemli zorluk, müzakere süreçlerinin dışında kalmamak ve desteklediği Batı Libyalı grupların bölünmesini engellemek olacaktır.

 

Şuanda BM himayesinde gerçekleşen ve Libya’da çatışan tarafları bir araya getirerek önümüzdeki dönemde Libya siyasetinin kurucu yapılarını teşkil edecek yeni siyasi ittifakları oluşturmaya çalışan görüşmelere şimdilik Fas, Mısır ve Avrupa kentleri ev sahipliği yapıyor. Türkiye’nin Libya’da artan askeri ve siyasi nüfuzunu dengelemek isteyen ve çatışma sonrası kurulacak yeni siyasi ve askeri dengede etki alanlarını korumak isteyen Fransa, Rusya, Mısır gibi aktörlerin müzakereler çerçevesinde hem Doğu Libya hem de Batı Libya’daki askeri ve siyasi aktörlere ulaşarak manevra alanlarını genişlettiği bir süreç yaşanıyor. Özellikle Mısır’ın 5+5 Askeri komisyon görüşmeleri ile sürece dahil olması, Soçi’de petrol üretimi ve ihracatının yeniden başlamasını sağlayan Muaytık-Hafter anlaşmasını sağlayan Rusya hamlesi, Türkiye’nin çatışma sonrası müzakere süreçlerinde etkin ve aktif bir aktör olma konusundaki zorluklarını bir kez daha gündeme getiriyor.

 

Öte yandan, İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın, Başbakan Fayiz es Serrac tarafından tedbir amaçlı görevden alınmasının ardından Batı Libyalı askeri aktörler arasında çatışma riskinin yükselmesine neden olmuştu. Gerilim her ne kadar Başaga’nın görevine iade edilmesi ile şimdilik bertaraf edilse de, Batı Libyalı gruplar arasında ciddi bir askeri ve siyasi rekabetin yaşandığı ve bu nedenle Hafter’in Trablus ablukası ile bir araya gelen siyasi-askeri ittifakın içinde çatlakların büyüdüğü gözlemleniyor. Türkiye’nin bahsi geçen bu iki alanda ortaya çıkan riskleri minimize etmesi gerekiyor.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.