Lukaşenko İçin Oyun Bitti

Kremlin, Lukaşenko’dan bıktı ama Belarus’un Ukrayna’nın yolunu takip edip, bir başka Rusya karşıtı ülke olarak NATO’ya meyletmesine izin veremez.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
belarus

Belarus’ta şu anda gerçekleşmekte olanlar, aylar öncesinden öngörülmüştü. Seçimlerden önce, Cumhurbaşkanı Alexander Lukaşenko herhangi bir ciddi meydan okumayı ortadan kaldıracak ve yalnızca çok fazla sorun yaşamadan yenebileceği kişilere izin verecekti, yoksa seçim hileli olurdu. Seçimlerdeki galibiyeti protestolara yol açar, Lukaşenko da protestoları kaba kuvvet kullanarak bastırırdı. Sonra da dışarıdan gelen eleştirileri Belarus’un iç işlerine müdahale olarak başından savar ve iktidarda kalırdı. Her şey tam da böyle oldu. Bir başka deyişle yaşananlar, 2010 seçimi tablosunun sil baştan tekrarlanmasıdır.

 

Fakat tahminlerin aksine, birçok unsur büyük ölçüde ve hatta hayati bir şekilde fotoğrafı değiştirdi. Bunlardan bir tanesi tuhaf bir operasyon olan Wagner hadisesidir. Belarus KGB’si seçimlerden 11 gün önce 33 şüpheli Rus paralı askerini tutukladı ve onları seçimlerde sorun çıkarmak için Minsk’e gelmekle suçladı. Tutuklamalar Lukaşenko’ya kendisinin anti-Rus retoriğini desteklemesine izin verdi. Şaşkınlık içindeki Kremlin, bunu Belaruslu liderin Batı’dan egemenlik yanlısı, Rus karşıtı bir biletle tekrardan seçilmesi için rıza kazanma girişimi olarak gördü. Lukaşenko adına Moskova’da kalan güven de böylelikle tamamen yok oldu.

 

İkincisi ise, polis tarafından tartaklanmalarına ve çoğu kez vahşice dövülmelerine rağmen gösterilerin birkaç gününden sonra da pes etmeyen, başta Minsk’te ve Belarus boyunca gelişen, protestocuların azmidir. Lukaşenko’nun daha önce olduğu gibi protestoları başlangıçta engelleyeceğini umduğu gaddarlık, aksine geniş çapta kızgınlık ve öfkeye yol açtı. Bu da dolayısıyla üçüncü beklenmeyen sonuca sebep oldu. Protestoların, genç Avrupa yönelimli şehirli kalabalığın ötesinde, yaşlıları hatta birkaç gün önce seçimlerde Lukaşenko’ya oy vermiş olanları bile içerecek şekilde yayılmasıdır.

 

Durum süratle gelişiyor ve gelecekte daha çok sürprizler olacak. Yine de birkaç sonuç daha şimdiden tahmin edilebilir. Lukaşenko’nun yönetimi kesinlikle ülkeyi kaybetti. Ancak güce bir süre daha tutunabilir. İtinayla seçilmiş ve Lukaşenko tarafından dönüşümlü olarak yerleri değiştirilen bürokratlardan oluşan yönetici grubunda görünür bir çatlak ortaya çıkmadı. Polis ve güvenlik servisinin sadakati seçim sonrası yaşanan baskılarda yeniden tasdik edildi. Dolayısıyla renk devriminin klasik senaryosu bu sefer Belarus’ta vuku bulamayacak.

 

Ancak, Cumhurbaşkanı seçimin müdahale olmadan gerçekleşmesine izin vermiş olsaydı, ilk turda bile kazanmış olabilirdi. Şimdi ise halkın desteğini kaybetti. Lukaşenko için sayılmış olan yüzde 80 oya rağmen, sokak protestolarına karşı diğer kesimlerden bir tepki yoktu. Bu, Belaruslu’ların asıl diyeceklerini seçim günü değil ama takip eden günlerde söyleyeceklerini gösteriyor olabilir.

 

Görünürde Belarus’u tek başına inşa eden otokrat Lukaşenko -bu yılın başlarında- istifa edip ve halefini yetiştirmeyi seçseydi, tarihe modern Belarus’un babası olarak geçebilirdi. Şimdi ise Lukaşenko kaçınılmaz ve onurlu olmayan bir yolda. Bu haftalar veya daha uzun sürebilir, ama Lukaşenko için hepsi bu kadar; meşruiyeti sonsuza dek gitti. Bu da son gelişmelerin en önemli sonucudur. Bu sonuç, Belarus halkının yanı sıra diğer aktörleri de sahneye getiriyor ve dramanın yeni sahnesi başlıyor.

 

Belarus’un Avrupa Birliği ve Rusya arasında bulunduğu merkez eksende yer aldığı stratejik konum, ülkeyi 26 yıldır demir yumrukla yöneten kişinin halefini hem Moskova ve hem de Batı için fazlasıyla önemli kılıyor. Kremlin Lukaşenko’ya bağlanmış değil, ondan usandı. Bununla birlikte, Belarus’un Ukrayna’nın yolunu takip ederek kendi sınırlarında, Moskova’ya çok daha yakın bir başka Rusya karşıtı  ve NATO’ya meyilli bir siper haline gelmesine izin veremez. Ancak isyanın kanlı bir katliama dönüşmesine de izin veremez.

 

Peki ne yapılmalı? Ortada dört ana seçenek var:

 

Birincisi, müttefikini dengede tutmak için Belarus’a Rus askeri müdahalesi. Kaçınılmaz feci sonuçları sebebiyle bundan her ne pahasına olursa olsun kaçınılmalıdır.

 

İkinci seçenek hiç birşey yapmamak ve Lukaşenko’nun protestolar sonucunda düşmesine izin vermektir. Ondan sonra kim gelirse gelsin ekonomik alan da dahil olmak üzere Belarus’un Rusya ile olan sıkı ilişkilerini dikkate alacak biri olmasını umut etmek ki bu da çok risklidir. Çünkü ayaklanma bir kıyıma dönüşebilir ve bu da Moskova’yı ilk seçeneği uygulamaya zorlayabilir.

 

Üçüncüsü, Lukaşenko’nun Batı ile parçalara ayrılmış ilişkisinden faydalanmak ve onu sıkı bir şekilde kuşatmaktır ki bu da ters tepki verebilir. Rusya’yı yönetimin suç ortağı haline getirebilir ve Moskova’nın parasını kullanarak Rusya karşıtı nefrete sebep olabilir.

 

Dördüncü seçenek ise Lukaşenko’nun ötesine bakmak ve Minsk’te yeni bir güç transferinin yolunu bulmak. Bu seçenek, mevcut koşullarda Lukaşenko’yu emekliliğini sürgünde geçirmenin en az kötü yol olduğu yönünde ikna ederek Belarus’un siyasal dönüşümünü kolaylaştırmak anlamına gelmektedir. Bu aynı anda Belarus’taki geniş halk figürleri spektrumunu meşgul etmek ve zamanı geldiğinde seçimlerin yapılabilmesi için yeni saygın bir koruyucu liderliğin ortaya çıkmasına yardım etmek anlamına gelir. Ayrıca bu Belaruslu’ların Rusya ile ikili ilişkiler konusunda ağızlarını aramak anlamına da gelmektedir. Buna iki ülke arasında gelecekteki ekonomi ve güvenlik ilişkilerinin parametreleri de dahildir. Görüşmeler samimi olmalı ve karşılıklı taahhütler tekrar teyit edilmeli ya da düzeltilmelidir.

 

Belarus’taki kriz bu ülkeyi Rusya için iyi bir komşu ve güvenilir bir ortak olarak yönetmek, uzun süredir devam eden bir “union state” – (Rusya ve Belarus Birlik Devleti) vizyonuna kıyasla kulağa çok mütevazi gelebilir. Fakat yakın bir akrabanın amansız bir düşmana dönüşmesine izin vermektense illüzyonlardan vazgeçip hayat ve para kurtarmak daha iyidir. Hemen yandaki örnek -Ukrayna- bir daha tekrarlanmamalıdır.

__

Bu yazı 20 Ağustos 2020 tarihinde The Moscow Times sitesinde yayınlanmış olup Elif Beyza Karaalioğlu tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.