‘Merkez Sağ’ın Alternatifsizliği

Merkez sağın alternatifsiz bir durum teşkil etmesindeki temel nedenlerden birisi; siyasi yelpazenin en baskın kanatlarından birini oluşturan muhafazakâr seçmenin kendisine yakın göreceği, milliyetçiliği de içerisinde barındıran, temsil edilmesi istenen ilke ve değerleri koruyacak, sağ oyları motive edecek güçlü bir seçeneğin var olmamasıdır. Dolayısıyla muhafazakâr kesim üzerinde güçlü bir etki oluşturan “AKP tekeli” bu alandaki boşluğu büyük bir avantaja çevirmektedir.

merkez sağ

Çok partili yaşamın başladığı günlerden günümüze uzanan süreçte Türkiye’deki siyasi arenanın önemli alanlarından birini teşkil ederek bugüne kadar çeşitli siyasi partiye iktidar olma kapısını aralayan merkez sağ siyaseti; bireysel rolü, sürdürülebilir dinamikleri ve gelecek perspektifleriyle 2023 seçimlerinin ardından AKP iktidarı ile devam eden yeni sürecin de en önemli siyasi menzillerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye siyasetinde demokrat, milliyetçi ve muhafazakâr kimlikleri tek bir potada eriten merkez sağ anlayışı; muhafazakâr değerlerin ön planda tutulduğu bir yaşam tarzıyla birlikte toplumsal modernleşme ve serbest piyasa ekonomisini savunan bir siyasi görüşü temsil etmektedir. Radikalizmden uzak, ılımlı bir siyasi görüşe sahip olan Türkiye siyasetindeki merkez sağ anlayışı; Cumhuriyet’in kurucu iradesi ve inkılaplara saygılı bir tavır takınırken bu inkılapların tamamlandığını düşünerek kendisine hızlı bir kalkınma modeli inşa etmiştir. 

 

Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi (ANAP) ve Doğru Yol Partisi (DYP), Türk siyasal hayatının merkez sağ iktidarlarını örneklendirirken, kuruluşunda kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan AKP’nin zamanla merkez sağda 1990’lı yıllar sonrası tezahür eden güçlü bir siyasi parti boşluğunda kendisini konsolide etmesi, merkez sağın ivmesini değiştirmiştir. AKP, Millî Görüş çizgisinin gelenekçileriyle yenilikçileri arasındaki çatışmadan doğan bir siyasi parti olarak tezahür etse de esasında siyasal İslam’ın merkez sağ ile kurduğu ittifak neticesinde vücut bulmuş bir dönüşümün iktidarını temsil etmiştir. 1980-1990’lı yıllarda merkez sağı iktidarda temsil eden ANAP ve DYP gibi siyasi partilerin istikrarsız hükümet krizleri sonrasında 2000’li yılların başında seçim barajının altında kalması, merkez sağda tezahür eden boşluğun AKP tarafından doldurulmasına neden olmuştur. Merkez sağda doğan boşluğu doldurmak adına çeşitli politik girişimlerde bulunan AKP, Erkan Mumcu gibi isimleri pasifize edip Süleyman Soylu gibi aktörleri bünyesine katarak merkez sağda kendisine ait alternatifsiz bir özkütle yaratmıştır.

 

Seçmenin Güven Kaybı

 

Merkez siyasetinin günümüzde küresel dünyayla uyumlu bir süreç içerisinde oluşu, ekonomi politikte dışa açık ve dış politikada sorunsuz komşuluk ilişkilerini içermesi, konjonktüre entegre yeni bir politik eksen çizerken; Türkiye’de merkez sağda siyaset yapan partilerin yaşadığı bölünmeler ve liderlik sorunları, seçmen nazarında bir güven kaybına yol açmaktadır. Bu durum, seçmenlerin AKP’nin dışında bir çözüm bulma arayışındaki umutlarını azaltırken 2017 referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki 50+1 oranının matematiksel şartı ve AKP’nin; milliyetçilerin umumi, muhafazakârların ise kızgın, küskün ya da çaresiz kaldıklarında dönem dönem yeşil ışık yaktığı Türkiye sağının şahsına münhasır siyasi partisi MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı, sağdaki oy potansiyelinin tek bir potada eritme kinetiğini taşımıştır. 

 

AKP’nin Tansu Çiller gibi merkez sağın hatırı sayılır isimleriyle zaman zaman aynı sahnede boy göstermesi, Adnan Menderes’in hatırasına sahip çıkma düsturunu belirgin bir tavırla kimseye kaptırmaması ve isminde dahi kullandığı kalkınma odaklı siyaset ağırlığı, merkez sağda yaratmış olduğu “alan daraltma” stratejisinin temelini oluştururken; kuruluş felsefesinde rota oluşturan ekonomik istikrar, sınırlı devlet müdahalesi, demokratikleşme çabaları ve dış politikada denge arayışı gibi unsurların yanında son zamanlarda bir savunma mekanizması olarak kullanılan devletin bekası söyleminin iktidarın kaybıyla özdeşleştirilmesi, partinin merkez sağdaki konumunu güçlendirmektedir. Bilhassa son seçimde baskın bir görünüm kazanan savunma sanayi alanında atılan adımların “Yerli ve Milli” mefhumuyla birlikte seçmen nazarında nakşedilmesi bu durumu daha da pekiştirmiştir.

 

2010’ların sonlarına doğru artan ekonomik sıkıntılar, siyasi gerilimler ve demokratikleşme konusundaki tartışmalar, seçmeni AKP’nin siyasi duruşunu sorgulamaya yöneltmiş olsa da AKP, kötü giden politik performansına karşın kitlesel kopuşları geri döndürerek telafi mahiyetindeki alternatif icralarla merkezdeki gücünü konsolide edebilme deşarjını taşırken; lider odaklı siyaset anlayışından beslenen gücünü, kadrolarındaki değişkenlikle sürdürebilme dinamiğine sahip olmuştur. Bu dinamiğe karşı 2023 seçimlerinde merkez sağda AKP karşısında bir alternatif olması beklenen İYİ Parti, DEVA, Demokrat Parti ve sağın diğer muhalefet partilerinin “alanda” yaratamadığı etki, AKP’ye merkez sağdaki bol alternatifli düzleme rağmen “alternatifsiz” hükmünü güçlendiren bir konum sağlamıştır.

 

2023 seçimlerinde AKP’den kopan oyların Cumhur İttifakı dışına çıkmayıp MHP’de konsolide olmasının en önemli sebebi, seçmenin AKP’nin alternatifi olarak MHP’yi tercih etmesinden ziyade merkez sağda tercih edebileceği başka bir alternatif bulamamasından kaynaklanmıştır. Dolayısıyla AKP’nin en önemli iktidar ortağı, Cumhur İttifakı ve MHP’den ziyade merkez sağdaki alternatifsizlik durumu olmuştur. 2023 seçimlerinde kurulan 6’lı Masa/Millet İttifakı’nın merkez sağdaki alternatifsizliği güçlendirip güçlendirmediği ya da merkez sağdaki alternatifleri homojenleştirerek seçmen nazarında soyutlaştırdığı tartışmaya açık bir konuyken; seçmen nazarında tek başına alternatif olamayan, bir araya geldiğinde ise kazanamayan muhalefetin, 2023 seçimleri sonrasında dağınık bir görüntü sergilemesinin en önemli nedenlerinden birini oluşturmuştur.

 

Merkez sağın alternatifsiz bir durum teşkil etmesindeki temel nedenlerden birisi; siyasi yelpazenin en baskın kanatlarından birini oluşturan muhafazakâr seçmenin kendisine yakın göreceği, milliyetçiliği de içerisinde barındıran, temsil edilmesi istenen ilke ve değerleri koruyacak, sağ oyları motive edecek güçlü bir seçeneğin var olmamasıdır. Dolayısıyla muhafazakâr kesim üzerinde güçlü bir etki oluşturan “AKP tekeli” bu alandaki boşluğu büyük bir avantaja çevirmektedir. Merkez sağdaki mirasını devam ettirme iddiasından çok uzak bir görüntü sergileyen Demokrat Parti’nin etkisiz siyaseti, DEVA ve Gelecek Partisi’nin merkez ile uyuşmayan dokusu, merkez sağ için bir alternatif olması beklenen İYİ Parti’nin tabansız milliyetçiliği ve merkez için kendisini konumlandıramadığı pozisyonu ise AKP lehine merkezde devam eden stabiliteyi sürdürmektedir.

 

Merkez sağın yeri doldurulamayan bir başka eksikliği ise aktörsüzlük durumudur. Türkiye siyasetinin önemli isimlerini oluşturan Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal gibi liderlerle anılan merkez sağ, bugün aynı kalibreyi taşıyan ve kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir aktöre sahip değildir. Lider odaklı bir siyasi anlayışa sahip olan Türkiye siyasetindeki bu aktörsüzlük durumu, 20 yılı aşkın bir devlet başkanlığı tecrübesine sahip Recep Tayyip Erdoğan karşısındaki diğer rakip liderleri, rahat bir şekilde egale etmektedir. 

 

Alternatifsizliğin Yarattığı Kısır Döngü

 

Tüm bunların dışında merkez solun zayıf ve dağınık görüntüsü seçmen tercihi nazarında merkez sağın taşıdığı değeri artırırken, merkez sağdaki mevcut alternatifsizlik durumu ise doğrudan AKP iktidarını güçlendiren bir pozisyon yaratmaktadır. Merkezlerden birinin yaşadığı özkütle kaybı, diğerinin kendi içinde yaşadığı sığlığı dışarıdan beslemektedir. Yani Türkiye siyasetinin merkezleri çeperinde; birinin alternatif bulamadığı alana diğeri de alternatif olamadığı için bir kısır döngü tezahür etmektedir.

 

Sonuç olarak siyasi alanın alternatifsizliği, demokratik rejimlerin geleceği adına en büyük tehditlerden birini oluşturmaktadır. Demokrasinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, çeşitli siyasi görüşlerin ve alternatiflerin varlığıyla eşdeğerdir. Farklı görüşlere sahip olan kesimlerin, siyasi farklılıkların dağılımıyla birlikte kendi görüşleri dışında dar bir alanda sıkıştırılması, toplumsal gerilimleri artırmaktadır. Dolayısıyla siyasi alternatifsizlik, otoriter rejimlerin inşasına zemin hazırladığı gibi toplum içindeki kutuplaşmayı da yükseltmektedir.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.