Milliyetçilik Ekseninde MHP ve İYİ Parti-3

milliyetcilik röportajı 3

Perspektif, milliyetçilik ekseninde MHP ve İYİ Parti’yi analiz ettiği ve geçtiğimiz günlerde ikinci bölümü yayınlanan soruşturmanın üçüncü bölümü için; Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Tanel Demirel, Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fuat Keyman ve Seçmen Bilimci Dr. Ulaş Tol’un görüşlerine başvurdu.

“LİBERAL DEMOKRATLARIN, OTORİTER MİLLİYETÇİ HAREKETLERİ KÜÇÜMSEMEK YERİNE DAHA YARATICI POLİTİKALAR ÜRETEBİLMELERİ, BU HAREKETLERİN KADERİNİ BELİRLEYECEK EN ÖNEMLİ FAKTÖR”

tanel demirel röportaj

Prof. Dr. Tanel Demirel-Siyaset Bilimci

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçilik yükselen mi yükseltilen bir olgu mu? Milliyetçiliğin yüksel(t)iyor olmasını sağlayan hangi toplumsal, siyasal, jeopolitik ve ekonomik koşullar olduğunu düşünüyorsunuz? Kısa ve orta vadede milliyetçiliğin nasıl şekilleneceğini öngörüyorsunuz? Toplumsal, siyasal, iktisadi ve jeopolitik parametreler açısından milliyetçiliğin getirileri ve götürüleri ne olur?

 

Hem dünyada hem de Türkiye’de yıllardır dile getirilen ‘milliyetçilik yükseliyor’ tespitlerinin arka planında milliyetçiliğin gölgede kalması gereken bir olgu olduğuna dair zımni bir varsayım var. Hem liberalizm, sosyalizm ve İslamcılık gibi evrenselci ideolojiler hem de modernist sosyal teori, milliyetçiliği insanın kabileci duygularına hitap eden ve zaman içinde zayıflaması kaçınılmaz geçici bir olgu gibi görme eğiliminde. Bu tespit en azından kısa ve orta vade için doğru değil. Siyaset öncelikle milli-devletler içinde yapılıyor. Her şeyden önce milli devlet sınırları içinde bir şeyleri değiştirmeye çalışıyoruz siyaset yaparken. Milliyetçilik siyasetin, tabiri caizse, ortak zeminini oluşturuyor. Farklı siyasi eğilimler bu zemin üzerinde siyaset yapıyorlar. Önce bunu netleştirelim.

 

Bu tespitten sonra söylemeliyiz ki, iktisadi içe kapanmacılık; göçmen, mülteci, sığınmacı ve yabancı düşmanlığının artışı, özellikle Ukrayna’nın işgalinden sonra silahlanma yarışı ve ulusal güvenlik kaygılarının artması, dünyada “yükselen” milliyetçiliğin tezahürlerinden birkaçı. Batı dünyasında refah devletleri ciddi sıkıntılar yaşıyor. Büyüyen sosyo-ekonomik eşitsizlikler, nüfusun yaşlanması, otomasyon, dijitalleşme ve ucuz iş gücüne dayalı Batı-dışı dünyanın iktisadi yükselişi refah devletlerinin finansmanını çok zorlaştırdı, zorlaştırıyor. 

 

Ayrıca Batı dünyası çok büyük bir göçmen dalgası ile karşı karşıya. Geleneksel siyasi partiler umut verici olmaktan uzaklar. Böyle bir atmosferde, yerleşik siyasal sistemi sorgulama iddiasıyla ortaya çıkan dışlayıcı milliyetçi iddiaları dile getiren otoriter popülist hareketlerin yükselişi sürpriz değil. Bu hareketlerin yükselişini sebep değil bir sonuç olarak görmek gerekli. Liberal demokratların, otoriter milliyetçi hareketleri küçümsemek yerine bu hareketlerin dile getirdiği meselelere dair yaratıcı politikalar üretebilme kapasiteleri, bu hareketlerin kaderini belirleyecek en önemli faktör. 

 

MİLLİYETÇİ HASSASİYETLERİ TETİKLEYEN MESELELER YOKMUŞ GİBİ DAVRANILMAMALI, ÇÖZÜMLER ÜRETİRKEN DE HAMASETTEN UZAK VE DAHA ELEŞTİREL BİR PERSPEKTİFE SAHİP OLUNMALI

 

Türkiye’ye gelince, bizde siyasetteki milliyetçilik dozu genellikle hep yüksek oldu. Özellikle de AK Parti’nin 2015 sonrasında dış destekli PKK terörü ve Gülencileri işaret ederek “beka” kaygısını öne çıkarması, zaten güçlü olan milliyetçi hassasiyetleri daha da artırdı. ABD ve AB çizgisini sorgulamaya çalışan aktif dış politika arayışları öne çıkarken, Türkiye’nin başta İslam dünyası olmak üzere tüm mazlumların sözcülüğüne soyunduğu söylendi. Yerli kaynaklara yöneliş ve yerli savunma sanayii konusundaki çabalar öne çıktı. Muhalefetin yerli ve milli olmadığına dair tezler hükümete yakın medya tarafından bıktırırcasına vurgulandı. İslamiyet vurgulu bu milliyetçiliğin yanında, resmî rakamlara göre 5 milyona yaklaşan Suriyeli göçmenler meselesi, muhalif cephede de Türkçü seküler milliyetçiliğin yükselişini tetikledi. 

 

Milliyetçiliği kategorik olarak reddetmenin ne mümkün ne de doğru olduğunu düşünenlerdenim. Lakin milliyetçiliğin hamaset boyutu da var. Eğer hamasete kapılırsanız toplumunuza eleştirel bir gözle bakamaz, sorunlarınızı konuşamaz, gerçekçi teşhisler koyup yine gerçekçi çözüm önerileri bulamazsınız. Milliyetçi hassasiyetleri tetikleyen meseleler yokmuş gibi davranmak çözüm değil, burası kesin. Ancak çözümler ararken milliyetçi hamasetten uzak, daha hoşgörülü, daha eleştirel ve daha az dışlayıcı, daha liberal bir perspektife duyduğumuz ihtiyaç da çok açık.

 

İYİ PARTİ NE OLDUĞU VE NE OLMADIĞINA DAİR NET GÖRÜNTÜ VERMEZKEN, MHP NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ BİLEN VE BUNLARI GERÇEKLEŞTİREBİLEN BİR PARTİ GÖRÜNÜMÜ VERİYOR

 

MHP ve İYİ Parti’yi içerecek şekilde sormak gerekirse; her iki partiyi milliyetçiliğin hangi türü içinde değerlendirmeye tabi tutuyorsunuz? Karakteristik yönleri nedir? Güncel siyasette kullandıkları dil, retorik, siyaset tarzı/anlayışı, yürüttükleri strateji ile iktidara yönelik hamlelerini, işbirliğini ve çağrılarını nasıl yorumluyorsunuz? Her iki parti için de bir başarı öyküsünden bahsetmek mümkün mü? Kısa ve orta vadede MHP ve İYİ Parti için nasıl bir senaryo-gelecek öngörüyorsunuz?

 

İYİ Parti ne olduğu ve olmadığına dair net bir görüntü verebilmiş gibi görünmüyor. Bir yanda partinin MHP’den ayrılanlar tarafından kurulduğu ve hakiki ülkücü geleneği sürdürdüğü iddiası var. Öte yanda ise, daha seküler, daha az ideolojik, hizmet siyasetini önemseyen merkez sağ seçmene hitap edebilme arzusu söz konusu. Bu iki hedef zaman zaman çelişkili bir görünüm alabiliyor. Beka vurgusuyla öne çıkan, muhaliflere yönelik çok sert bir siyasi söylemi benimseyen MHP ise ne yapmak istediğini bilen ve istediklerini büyük ölçüde gerçekleştirebilen bir parti görünümü veriyor. MHP özellikle 2015 yılından sonra, açılım sürecinin bitmesi, PKK ve Gülencilerle mücadele ve Suriye’de PKK kontrolünde bir devlet oluşumunun önlenmesini en acil hedefler olarak gösterdi. Güçlü başkanlık sistemi arzusu da partililer tarafından dile getirilmekteydi. AK Parti ile işbirliği yapan MHP’nin bahsedilen konularda önemli mesafeler aldığı inkâr edilemez. AK Parti-MHP işbirliği pürüzsüz değil, ancak bu işbirliğinin en azından 2028’e kadar bozulacağını düşünmek için de bir sebep yok gibi görünüyor.

 

İYİ Parti’ye gelince, parti kimliğine dair belirsizliğin yanında İYİ Parti’nin 6’lı Masa’dan önce kalkması daha sonra Masa’ya yeniden oturması, CHP ve diğerleriyle yaklaşan yerel seçimlerde olası bir seçim ittifakının önünü kapatacak şekilde konuşması, partiye yönelik teveccühün artmasına hizmet etmemiş gibi görünüyor. Parti yönetiminin duygusal tepkilerle hareket ettiğine dair bir algının giderek arttığını söylemek de mümkün. Kanaatimce İYİ Parti’nin geleceği, parti yönetiminin yapacakları kadar, CHP ve AK Parti’de -özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan sonrasında- ne gibi değişiklikler olacağına bağlı.

 

MHP, İYİ PARTİ VE ZAFER PARTİSİ’NİN BELLİ KONULARDA İŞBİRLİĞİ YAPMALARI SÜRPRİZ OLMAZ

 

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişte olduğu varsayımı, kendisini milliyetçilik üzerinden tanımlayan bütün partileri aynı eksende buluşturmak için yeterli olur mu? Türkiye’de her biri farklı sosyo-politik dinamiklerden beslenen, MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi gibi kendisini milliyetçilikle ilişkilendiren partilerin birleşmelerini veya belli başlıklarda ortaklaşmalarını, belli hassasiyetler karşısında ortak bir tutum takınmalarını mümkün görüyor musunuz?

 

MHP, İYİ Parti ve Zafer Partisi’nin belli konularda işbirliği yapmaları sürpriz olmaz. Siyaset sürekli değişen ittifaklar kurma sanatıdır. Her ne kadar göçmen, sığınmacı ve mülteciler söz konusu olduğunda MHP daha ılımlı bir çizgide görünüyorsa da, bu durum işbirliğini imkânsız hale getirecek bir şey değil. Çıkarlar söz konusu olduğunda partilerin ideolojik çizgilerini nasıl kolayca bir yana itebildiklerini biliyoruz.

“MİLLİYETÇİLİĞİN GÜCÜ, İDEOLOJİ OLMASINDAN ÇOK, STRATEJİ VE TERCİH OLARAK İKTİDARLAR VE LİDERLER TARAFINDAN KULLANILMASINDAN GELİR”

fuat keyman röportaj

Prof. Dr. Fuat Keyman-Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçilik yükselen mi yükseltilen bir olgu mu? Milliyetçiliğin yüksel(t)iyor olmasını sağlayan hangi toplumsal, siyasal, jeopolitik ve ekonomik koşullar olduğunu düşünüyorsunuz? Kısa ve orta vadede milliyetçiliğin nasıl şekilleneceğini öngörüyorsunuz? Toplumsal, siyasal, iktisadi ve jeopolitik parametreler açısından milliyetçiliğin getirileri ve götürüleri ne olur?

 

16’ncı yüzyıldan bugüne modernitenin, gerek siyaset gerek uluslararası ilişkiler alanında tanımlayıcı unsurlarından biri ulus ve devletin eklemlenmesi olmuştur. Milliyetçilik bu eklemlenmeden beslenen önemli ve etkili bir “ideoloji”dir. Buna karşın, Aydınlanma felsefesi ve modernite arasındaki kesişim noktalarından birinin, “birey” kavramının ve bireysel kimliğin ortaya çıkması temelinde de milliyetçilik, bireysel hak ve özgürlüklere ve çoğulculuğa karşı bir “sorun” olarak görülür. Milliyetçilik, modern zamanların hem ulus ve devlet ekseninde kurucu ideolojilerinden biri hem de birey ve çoğulculuğa karşı “biz”, “biz-öteki ayrımı” ve “içerisi-dışarısı”na dayanması nedeniyle, savaşlardan etnik-dinsel temizliğe ve soykırıma kadar geniş bir alanda en sorunlu ve yıkıcı ideolojilerinden biri olmuştur. 

 

Örneğin ünlü felsefeci İsaiah Berlin’e göre, “İkinci Dünya Savaşı’nın çıkışının ve yaşanan büyük trajedi ve yıkımın temel nedeni milliyetçilik”tir. Buna karşın, Batı emperyalizmine karşı verilen savaştan sonra 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız bir ulus devlet olarak ilan edilmesinin bir boyutu da “sömürgeciliğe karşı mücadele ve milliyetçilik” olarak görülmüştür. Sömürgeciliğe karşı bağımsız ulus ve devlet kurmak mücadelesi, hem Türkiye’de hem de küresel dünyada milliyetçi ideolojinin başarısı olarak kabul edilmiştir. 

 

Milliyetçiliğin bu ikili yapısı, kendisinin modern zamanların en tartışılan kavramlarından biri olmasına da neden olmuştur. 

 

Benedict Anderson ise milliyetçiliği “Hayali Cemaatler” olarak tanımlar. Bu önemli tanım, bugün yaşadığımız Rusya’nın hayali bir cemaat anlayışıyla Ukrayna’yı işgal etmesinden, biz-öteki ayrımı temelinde dünyanın farklı yerlerinde yaşayan farklı kimliklere sahip kesimleri korkular, endişeler ve düşmanlıklar içinde ötekileştirmek ve dışlama eylemlerine kadar geniş bir yelpazede milliyetçiliğin yaygınlaşma, yeniden üretim, etki ve egemen ideoloji olma potansiyelini yaratır. Ülkemizde başta Kürt ve Alevi sorunları olmak üzere farklı kimliğe sahip olan grupların ötekileştirilmesinin ve dışlanmasının tekçi ulusal kimlik anlayışına dayalı cemaat yaratma ve egemen kılma işlevini de görmesi, milliyetçilikle mümkün olur. 

 

Her hayali cemaat bir taraftan bireyselliğe ve çoğulculuğa karşı, diğer taraftan da farklı olanı ötekileştirici bir hareket tarzına sahiptir. 

 

Modern zamanların değişimi, post-modern eğilimleri ortaya çıkartması ya da küreselleşmesi, milliyetçiliğin gücünü ve yaygınlığını azaltmıyor, tam tersine artırıyor. 16’ncı yüzyıldan bugüne, milliyetçiliğin sadece bir ideoloji olarak değil, aynı zamanda ve daha da önemlisi iktidarların “temel ideolojisi” olarak hareket ettiğini ve toplumları bölen ve ötekini yok eden bir sorun olarak kendini değiştirerek etkisini devam ettirdiğini görüyoruz.

 

MİLLİYETÇİLİĞİN YÜKSELTİLMESİ, BELLİ AKTÖRLERİN GÜCÜNÜ ARTIRAN, AMA ÜLKENİN İYİLİĞİ VE ADİLLİĞİ İÇİN OLUMSUZ OLAN BİR GELİŞMEDİR

 

Modern zamanlar aynı zamanda milliyetçiliğin kendini zamanın şartlarına göre yeniden üretme ve etkisini devam ettirme serüvenidir de. 

 

Bu serüven içinde milliyetçilik bir “ideoloji” hatta “egemen ideoloji” olarak hareket etmekle birlikte, genellikle iktidarlar ama aynı zamanda bir ulus olmak için mücadele eden gruplar ya da aktörler için de bir “strateji”, bir “tercih” olarak kullanılmaktadır. Hatta, bir ideoloji olmaktan daha çok milliyetçiliğin gücü, onun iktidarlar, liderler, aktörler tarafından kendi amaçlarına ulaşmak için yapılan bir “tercih”, bir “strateji” olarak kullanılmasından gelmektedir. 

 

Milliyetçilik ve milliyetçi referanslar, bu anlamda, tarihsel gelişmeler, krizler ve risklerin sonucu yükselirler, siyasi ve kamusal tartışmayı şekillendirirler. Ama vurgulayalım, bu yükselme, aslında milliyetçilik strateji ve tercihinin aktörler tarafından yükseltilmesi ve kullanılmasıdır. Bu anlamda, milliyetçiliğin gücü, ideoloji olmasından daha çok, bir strateji ve tercih olarak iktidarlar, liderler ve aktörler tarafından kullanılmasından gelir. 

 

Milliyetçiliğin yükseltilmesi; demokrasi ve çoğulculuk alanının daraltılması, müzakere ve tartışmanın bitirilmesi ve siyasetin otoriterliğe kayması içindir. 

 

Modern zamanlarda milliyetçiliğin tarihi ve serüveni, onu bir sorun olarak görmenin ve ona başta iktidarın ve aktörlerin “tercihi-stratejisi” olarak yaklaşmanın daha anlamlı olduğunu bize gösteriyor. 

 

Milliyetçilik tercihinin, demokrasiye, çoğulculuğa, müzakereye, hak temelinde birlikte yaşamaya ve eşit vatandaşlığa karşı bir tercih olduğunu vurgulamalıyız. Milliyetçiliğin yükseltilmesi, bu anlamda belli aktörlerin gücünü ve etkisini artıran, ama ülkenin iyiliği ve adilliği için olumsuz olan bir gelişmedir. 

 

MHP, TÜRKİYE SİYASİ TARİHİ İÇİNDE, MİLLİYETÇİ “İDEOLOJİ”NİN, “TERCİH”İN VE “STRATEJİ”NİN EŞZAMANLI KULLANIMININ EN ÖNEMLİ AKTÖRÜDÜR

 

MHP ve İYİ Parti’yi içerecek şekilde sormak gerekirse; her iki partiyi milliyetçiliğin hangi türü içinde değerlendirmeye tabi tutuyorsunuz? Karakteristik yönleri nedir? Güncel siyasette kullandıkları dil, retorik, siyaset tarzı/anlayışı, yürüttükleri strateji ile iktidara yönelik hamlelerini, işbirliğini ve çağrılarını nasıl yorumluyorsunuz? Her iki parti için de bir başarı öyküsünden bahsetmek mümkün mü? Kısa ve orta vadede MHP ve İYİ Parti için nasıl bir senaryo-gelecek öngörüyorsunuz?

 

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişte olduğu varsayımı, kendisini milliyetçilik üzerinden tanımlayan bütün partileri aynı eksende buluşturmak için yeterli olur mu? Türkiye’de her biri farklı sosyo-politik dinamiklerden beslenen, MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi gibi kendisini milliyetçilikle ilişkilendiren partilerin birleşmelerini veya belli başlıklarda ortaklaşmalarını, belli hassasiyetler karşısında ortak bir tutum takınmalarını mümkün görüyor musunuz?

 

İkinci ve üçüncü sorunuzu birlikte cevaplandırmak isterim.

 

MHP, Türkiye siyasi tarihi içinde, milliyetçi “ideoloji”nin, “tercih”in ve “strateji”nin eşzamanlı kullanımının en önemli aktörüdür. 

 

Bir taraftan, Türk milliyetçiliğinin ana referansı olarak kendini koyarken, tarihsel bağlam ve zamanın ruhuna göre, bazen ideoloji ayağını, bazen de tercih ayağını ön plana çıkartmakta ve tutarsız görünen eylemleri ya da kararları aynı anda yürütebilmektedir. 

 

MHP, Ziya Gökalp’e de sahip çıkabilmekte, aynı anda AK Parti ile Türk-İslam sentezini birlikte uygulamaya sokmakta ve bunu yaparken Suriyeli mültecileri diğer milliyetçi partilerden -örneğin İYİ Parti gibi- farklı olarak bir sorun gibi görmemektedir. 

 

MHP tarihi, milliyetçi tercihin ve stratejinin nasıl yükseltildiğinin ve uygulamaya sokulduğunun aydınlatıcı örneğidir de. 

 

Dört ayaklı bir strateji ile MHP, (a) Seçim kazanmak ve ülkeyi tek başına yönetmek yerine fikirlerinin iktidarda olmasını ister; (b) Yürütme organında yer almaktan daha çok devlet bürokrasisinin üst yönetim kadrolarında olmayı tercih eder; (c) Biz-öteki, içerisi-dışarısı ayrımı içinde korku iklimini körüklerken, “Türk”, “Kurt”, “Kızıl Elma” gibi referanslarla üstün ve güçlü olma duygusunu toplum içinde yaygınlaştırma çabasına girer ve (d) Güvenlik, devlet ve lidere mutlak sadakati haklar ve özgürlüklerin önüne koyan bir dili kullanır. 

 

Bu dörtlü, son dönemde, Cumhur İttifakı içinde ve Türk-İslam sentezini güçlü dille savunan MHP’nin söylem ve eylemini şekillendirmektedir. Aynı zamanda, milliyetçiliğin nasıl yükseltildiğini de bize göstermektedir. 

 

İYİ PARTİ, MİLLİYETÇİLİKLE İLİŞKİSİNDE YAŞADIĞI MUĞLAKLIK VE BELİRSİZLİKLERLE, TUTARLI BİR EYLEM-SÖYLEM BİRLİĞİNİ SAĞLAYAMAMIŞTIR

 

Popüler kültür dizileriyle, Ertuğrul, Osman, Abdülhamit Han ve Alpaslan dizileri, hem tarihin yeniden yazımına hem de Türk-İslam sentezinin Cumhur İttifakı’nın resmî ideolojisi olarak uygulamaya sokulmasına katkı vermektedirler. Buradan kazançlı olan, 2018 ve 2023 seçimlerinin gösterdiği gibi MHP olmuştur. 

 

MHP lideri Devlet Bahçeli, yürütmede yer almamaktadır ama en önemli kararlarda belirleyici rol oynamıştır. 

 

İYİ Parti ise, MHP’nin aksine, bu dörtlü stratejiyi götürememekte ve milliyetçiliğin ideoloji, tercih ve strateji olma boyutlarını başarıyla birleştirememektedir. 

 

Hem milliyetçi hem merkez sağ parti olma iddiasını taşırken, ne milliyetçilik alanında MHP’nin yerini alabilmekte ne de seçim başarısıyla merkez sağ parti olabilmektedir. 

 

Seküler ve kapsayıcı milliyetçiliği benimsiyoruz derken, İYİ Parti bu alanda da tabanını yaygınlaştırma başarısını gösterememiş gözükmektedir. 

 

Başta ekonomi olmak üzere çok değerli kadrolara sahip olmasına rağmen İYİ Parti, milliyetçilikle ilişkisinde yaşadığı muğlaklıklar ve belirsizliklerle, tutarlı bir eylem-söylem birliğini sağlayamamış gözükmektedir. 

 

ZAFER PARTİSİ’NİN ETKİSİ, CHP’NİN İYİ YÖNETİLEMEMESİNDEN VE SEÇİM SONRASI YAŞADIĞI MÜTHİŞ SAVRULMADAN DA KAYNAKLANMAKTADIR

 

Zafer Partisi ise, liderinin MHP ve İYİ Parti geçmişi olsa bile ve kendisini milliyetçi ideolojiyle bütünleşmiş bir kimlikte tanımlasa da, sadece Suriyeli mültecilere odaklanan tepkici tavrıyla, Avrupa’da göçmen karşıtlığı temelinde güçlenen Yeni ve Kültürel Irkçı Sağ akımın Türkiye’deki ilk temsilcisi görüntüsü vermektedir. Zafer Partisi’nin bugünkü etkisi, CHP’nin ana muhalefet partisi olarak iyi yönetilememesinden ve seçimler sonrası yaşadığı müthiş savrulmadan da kaynaklanmaktadır. 

 

Bugünkü dünyanın ve Türkiye’nin ruhunun, belirsizliğin, güvensizliğin, endişenin ve korkunun şekillendirdiği ve herkesin “güvenceli sığınak” aradığı bir nitelik taşıması, milliyetçiliğin yükseltilmesine elverişli bir iklim yaratmaktadır. Ama unutmayalım, son kertede milliyetçilik, dışlayıcı ve ötekileştirici olduğu sürece, demokrasinin tersine birlikte yaşama kültürünü değil, hem devlet-toplum/birey ilişkilerinde hem de toplum içi farklı kimlikler arası ilişkilerde zedeleyici, hatta yıkıcı sonuçlar yaratma potansiyeli taşıyan bir ideoloji, tercih ve stratejidir.

“MİLLİYETÇİLİĞİN YÜKSELİŞTE OLDUĞU ALGISI, MİLLİYETÇİ SÖYLEMLERİN ETKİSİNİN HİSSEDİLEN DÜZEYİNİN YÜKSEKLİĞİNDEN KAYNAKLANIYOR”

ulaş tol röportaj

Dr. Ulaş Tol-Seçmen Bilimci

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçilik yükselen mi yükseltilen bir olgu mu? Milliyetçiliğin yüksel(t)iyor olmasını sağlayan hangi toplumsal, siyasal, jeopolitik ve ekonomik koşullar olduğunu düşünüyorsunuz? Kısa ve orta vadede milliyetçiliğin nasıl şekilleneceğini öngörüyorsunuz? Toplumsal, siyasal, iktisadi ve jeopolitik parametreler açısından milliyetçiliğin getirileri ve götürüleri ne olur?

 

Tam tersine, ben milliyetçiliğin gerilediğini düşünüyorum. Ama tabii ki dönem dönem “milliyetçilik yükseliyor” başlıklı bir gündemimiz olmasının kendisi dahi manidar. Sürekli yükseldiğine kanaat getirilen milliyetçilik ya kimi zaman düşüyor ya da gerçekten yükselmiyor olmalı. Aksi takdirde milliyetçiliğe yatırım yapan partilerin daha güçlü olmasını beklerdik. Bana göre milliyetçiliğin yükselişte olduğu algısı, milliyetçi söylemlerin etkisinin hissedilen düzeyinin yüksekliğinden kaynaklanıyor. Milliyetçi söylemler ise, temel meselelere çözümler üretemeyen, sorun alanlarında kaçak dövüşen siyasi partilerin siyasetsizliği sayesinde güçleniyor. 

 

Peki, milliyetçiliğin gerilediğini gösteren işaretler neler? En başta milliyetçilik geçmişe göre çok daha fazla itibarsızlaşmış durumda. Amasız, fakatsız, bir açıklaması olmadan sahiplenilemeyen bir pozisyon milliyetçilik. Hele bir ırkın üstünlüğüne dayanan milliyetçilik türü iyice marjinalleşmiş durumda. Milliyetçilik gözlemlediğim kadarıyla diğer türleriyle de birlikte gelecekte daha da değer kaybedecek. Ancak tam da bu itibarsızlaşma ve değersizleşme karşısında iki tepki meydana geliyor ki bu da milliyetçiliğin gerilemesini durduruyor, ömrünü uzatıyor. Birincisi, kaybolan değerleri muhafaza etme refleksi, ikincisi de bir boş gezen göstergeye dönüşmekte olan içeriğini yeniden doldurma çabaları. Bu dinamizm milliyetçiliği gündemde tutuyor ve yükseliş görüntüsüne neden oluyor. 

 

Milliyetçilik birbirine benzeyen, benzeştirilen toplulukların iç tutunumlarını artırmak suretiyle, güçlü bir devlet inşası için oldukça elverişli bir enstrüman olagelmiştir. İşe daha çok yaradığı dönemlerde gücünü, topluluğun kapalılığından ve yerleşikliğinden, bir anlamda dışarısıyla etkleşimsizliğinden, sınırlardan, komünite bağlarının gücünden, muhtevasının homojenliğinden, üyelerinin birbirine benzerliğinden alan bir enstrüman. Bunlar kimliğin kuruluşundaki pozitif unsurlar. Bu unsurlarla uyumsuz özellikleri törpülemek için ise iç düşmanlar, sürdürülebilirliği için de dış düşmanlarla mücadele inşa etmek de negatif kimliklenme unsurları. 

 

Küreselleşmenin ekonomik sonuçları itibarıyla gündelik deneyimlerin benzeşmesi, beraberinde kültürel alanın da küreselleşmesi, bunların yanı sıra mobilitenin artışı, yerleşikliğin aşınması ve yeni kalabalıkların oluşmuş olması gibi birçok nedenle milliyetçiliği var eden, sürdüren unsurlar, zayıflamaya başladı. Günümüzde sınırlar silikleşti, topluluklarda kapanmak değil, niyetli ya da niyetsiz açılmalar ana eğilim haline geldi. Sadece göçmenlik düzeyinde değil, çalışma, eğitim, kültür, turizm vb. nedenlerle yoğun bir hareketlilik söz konusu oldu. Topluluklar arası alışveriş, etkileşim ve geçişlilikler arttığı gibi, topluluk içi çeşitlenmeler de arttı. Hal böyle iken milliyetçilikler pozitif olarak ayakta kalmakta zorlanmaya başladı, geriye negatif kimliklenme unsurları kaldı. Bu yüzden günümüzde milliyetçiliğin ana besinini tepkisel düzeyde söylemler oluşturuyor. 

 

Öte yandan birbirine benzeşen/benzeştirilen, kontrolü kolay topluluklara dayanan ulus-devlet düzenlerinin, sorunlara yönelik çözücülük birikimi karşısında, karmaşıklaşan toplumsal sistemleri kavrayacak, çoğulcu yapılar ve kültürler inşa edebilen alternatifler geliştirilemedi. Buna yönetimlerin otoriteryanlaşması da eklenince aslında zemin kaybeden milliyetçilikler yeniden güç topladılar. Değişime direnç, itirazını milliyetçi reflekslerde gösterdi. Kaybolan homojenlik karşısındaki çeşitlenme, topluluk içi tutunumların ve benzeşmenin aşınması, kaygıları artırdı. 

 

Gelenekler, alışkanlıklar, kültürel yapılar, bilinirliğin ve tanınırlığın getirdiği konfor alanı karşısında farklılıklar, farklı kültürel dokular, bilinmezlikler, tanımadıkları varoluşlar tehdit unsurlarına dönüştü. Buna, değişimi ve farklılıkları kadim iç ve dış düşman unsurlarına eklemleme sanatıyla birlikte hayat bulan söylemler ve komplo anlatıları da eşlik edince değişime tepkisellik, milliyetçilik refleksleri olarak sahne alıyor. Bu tepkiselliğin karşılık bulması, sorun alanlarına yönelik alternatif siyasetlerin başarısızlığı ile de ilgili. Dolayısıyla milliyetçiliğin, egemenler için getirisi bol olan bir enstrüman olduğunu, sorunların çoğulcu ve demokratik çözümlerinin peşinde olanlar için ise başat bir engel konumda ve tuzaklarla dolu bir pozisyon olduğunu düşünüyorum. Geçici ve araçsal olarak bu enstrümanı kullanmak isteyenler de genellikle gerçek sorunlarla yüzleşmekten kaçınanlar oluyor. 

 

AK PARTİ GÜÇLENDİKÇE MHP’NİN MUHAFAZAKÂR MİLLİYETÇİ SEÇMENİ AK PARTİ’YE KAYARKEN, MHP DAHA AZ DİNDAR OLAN VE/VEYA DAHA ATATÜRKÇÜ MİLLİYETÇİLERDEN GÜÇ DEVŞİRDİ

 

MHP ve İYİ Parti’yi içerecek şekilde sormak gerekirse; her iki partiyi milliyetçiliğin hangi türü içinde değerlendirmeye tabi tutuyorsunuz? Karakteristik yönleri nedir? Güncel siyasette kullandıkları dil, retorik, siyaset tarzı/anlayışı, yürüttükleri strateji ile iktidara yönelik hamlelerini, işbirliğini ve çağrılarını nasıl yorumluyorsunuz? Her iki parti için de bir başarı öyküsünden bahsetmek mümkün mü? Kısa ve orta vadede MHP ve İYİ Parti için nasıl bir senaryo-gelecek öngörüyorsunuz?

 

MHP ve İYİ Parti arasındaki kopuş ve farklılaşmayı üç momentte değerlendirmekte fayda var. 2018 seçimleri ve öncesinde İYİ Parti’nin kuruluş dönemi, 2020-2022 İYİ Parti’nin yükseliş dönemi ve 2023 seçim döneminde ve bu dönemdeki masa krizindeki güç kaybı. Farklı nedenlerle aynı dönemlerde MHP’de de dönüşümler olduğu söylenebilir. 

 

Öncelikle, MHP, AK Parti’den önce, İç Anadolu’da ve Doğu Anadolu’da merkez sağ partilerle, aynı zamanda batıda ve özellikle de kıyılarda CHP ile rekabet eden bir parti idi. AK Parti güçlendikçe MHP’nin muhafazakâr milliyetçi seçmeni AK Parti’ye kayarken, MHP daha az dindar olan ve/veya daha Atatürkçü milliyetçilerden güç devşirdi. MHP’nin AK Parti ile işbirliğinin başlaması ve İYİ Parti’nin kuruluşu ile birlikte tekrar yer değiştirmelere tanık olduk. Daha seküler ve kentli milliyetçiler arasında İYİ Parti’ye bir yönelim olurken, MHP oluşan açığı AK Parti’den rahatsız muhafazakâr milliyetçilerle kapadı. 

 

Dolayısıyla MHP, çekirdek ülkücü tabanının yanı sıra AK Parti ile geçişli, ikisi arasında çok fark gözetmeyen, tepkisellik durumuna göre bir git-geli olan seçmen kitlesine sahip. Ek olarak MHP, 2018’den bu yana zaten var olduğu bir alanda oldukça güç biriktirdi: İktidarın bürokraside kadrolaşma imkânlarından faydalanarak (muhtemelen anketlere de yansımayan, gizlenmiş ama hacimli bir güç olarak) geniş bir memur kesime de nüfuz etmiş durumda. 

 

İYİ PARTİ, EN GÜÇLÜ OLDUĞU DÖNEMDE DAHİ KAMUOYU GÜNDEMİNDE RASTLADIĞIMIZ YÜKSEK ORANLARI HİÇ GÖRMEDİ

 

İYİ Parti ise MHP’den ayrılarak ve bu etkiyle de CHP’den devşirdiği, temel özelliği İslamcı siyasete tepkili olan, bir anlamda İslamcılığın milliyetçiliğin öne geçmesinden rahatsız, Atatürkçü özellikleri daha ön planda ve gittikçe de Erdoğan karşıtlığının öncülüğünü yapan milliyetçi kesimlerin ilgisinin yöneldiği bir parti olarak yola çıktı. Arada Ömer’in Yolu kampanyası örneğinde ya da kimi zaman eski MHP’li kadroların demeçlerinde kendini gösteren sendelemeler dışında milliyetçiliğin amaç olduğu ideolojik parti hüviyetini geride bırakıp, milliyetçiliğin ana tonlardan biri olduğu, iktidarı hedefleyen merkez sağ bir kitle partisine dönüşmeye çabaladı. Akşener’in etkili muhalefeti ile yükselişe geçti. 

 

Öte yandan şunu belirtmekte fayda var: İYİ Parti, en güçlü olduğu dönemde dahi kamuoyu gündeminde rastladığımız yüksek oranları hiç görmedi. 2018’deki yüzde10 olan oy oranının 2-3 puanı zaten CHP’den kopmamış olan, İYİ Parti’ye bir çıkış desteği vermek isteyen seçmen grubu idi ve onlar sonrasında CHP’li olmaya devam ettiler. Dolayısıyla İYİ Parti aslında 2018 seçimi sonrası döneme 7-8 puan bandında başlamış oldu. Buna iyi olduğu dönemlerde 4-5 puan ekledi ki bu önemli bir başarı olarak görülmeli. Ancak birincisi, ittifak süreci ile birlikte CHP’den ayrışan değil benzeşen yanlarının öne çıkması bu çıkışı durdurdu. Masa krizi ile de seçim sonrası tescillenen oranlara geriledi. Masa krizinde masadan kalktığında CHP ve TİP’e yönelen bir seçmen kaybı oldu. Ancak tersine iktidardan huzurlu çıkış kapısı arayan seçmen için ise bir anda bir alternatif olarak belirdi. Nitekim bu kesime yakın seçmenler ve bu kesimle etkileşimi kuvvetli İYİ Parti seçmeni masadan kalkışa heyecanla yaklaştı. Muhtemelen masaya geri dönmese kaybından daha fazlasını kazanma ihtimali vardı; AK Parti’den uzaklaşma enerjisi yüksek seçmen guruplarını ve Zafer Partisi’ne ve/veya Memleket Partisi’ne kaçan kendi seçmen havuzundaki seçmenleri kazanması muhtemeldi. 

 

Başta Memleket Partisi olmak üzere olası işbirlikleri ile daha da perçinlenme ihtimali olan bu pozisyon, “bu, adaylık kampanyasına zarar verir ve bunun müsebbibi İYİ Parti olarak görülür” kaygılarıyla olsa gerek, çok istenen bir rota olmadı. Muhalefetten de masa krizine etkili ve reddedilmesi zor bir çözüm gelince, masaya Akşener gönülsüzlüğü açıkça gözlemlenen bir şekilde geri geldi. Bu gelgitli hareketlilik İYİ Parti’ye yönelen akıntıyı tersine çevirdi. O kesimler MHP, Zafer Partisi, YRP gibi partilere yöneldi, hatta gelişmeler evdeki benzer seçmen gruplarını da olumsuz etkiledi. Üstelik masadan kalkışa tepkili sol-milliyetçiler de geri gelmeyince, İYİ Parti seçimlerde hayal kırıklığı ile neticelenen tabloyla karşı karşıya kaldı. 

 

MHP VE İYİ PARTİ’Yİ DE AŞAN BİR MERKEZ SAĞ PARTİ OLMADIKÇA, MEVCUT İKİ TABANIN BİR ARAYA GELMESİ ZOR

 

Dünyada ve Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişte olduğu varsayımı, kendisini milliyetçilik üzerinden tanımlayan bütün partileri aynı eksende buluşturmak için yeterli olur mu? Türkiye’de her biri farklı sosyo-politik dinamiklerden beslenen, MHP, İYİ Parti, Zafer Partisi gibi kendisini milliyetçilikle ilişkilendiren partilerin birleşmelerini veya belli başlıklarda ortaklaşmalarını, belli hassasiyetler karşısında ortak bir tutum takınmalarını mümkün görüyor musunuz?

 

Başta da ifade ettiğim üzere milliyetçiliğin mutlak bir yükseliş içinde olduğunu düşünmüyorum. Ancak rakip ya da alternatif pozisyonların zayıflığı, milliyetçiliği besleyen sorun alanlarında etkisizliği ve çoğulcu bir toplum inşası için varlıklar gösterememiş olması gibi nedenlerle milliyetçilik görece bir yükseliş görünümü sergiliyor. Yani zayıf ve etkisiz bir oyunla, rakipleri daha da zayıf olduğu için kazanan bir takım gibi. Destekçileri ise gönüldaş olarak değil, tepkisel olarak orada oluyor. Bir başka deyişle tepki verdikleri sorun alanlarında onlarla empati kurabilen ve mevcut pozisyonlardan farklı bir çözüm işaret eden bir siyaset olmadığı için. Örneğin Türkiye’ye bakacak olursak, milliyetçi tepkiselliğe neden olan şu başlıklar oldu seçim döneminde: Kürt Sorunu (bu seçimde HDP karşıtlığı kulvarında somutlaştı), Suriyeliler sorunu, milli ekonomi (İHA’lar, SİHA’lar, yerli otomobil, doğalgaz vb.) ve LGBTİ görünürlüğü. 

 

Muhalefet (tabii ki başta CHP) bu alanlardaki tepkileri birincisi tali gördü, esas olan “boş tencere”nin hepsinin önüne geçeceğini varsaydı. İkincisi, bu sahalara girmeyi riskli buldu ve mümkün olduğunca bu konulardan kaçarak sahada kalmaya çalıştı. Üçüncüsü de konulara girdiğinde de hâkim pozisyonları taklit ederek, onlardan farklılaşmayarak, hatta “biz daha fazla milliyetçiyiz bu konuda” diyerek davrandı. Bu siyasetsizlik refleksi, birincisi milliyetçiliği güçlendirdi ve bu da Millet İttifakı dışındaki milliyetçiliğe oynayan partilere yaradı, ikincisi de bundan rahatsız olan kesimleri irite etti. Oysa toplumda çoğunluk milliyetçi refleksli olsa da önemli oranda bundan rahatsız kesimler de var, hatta milliyetçi çoğunluğun da önemli bir bölümü alternatif politikalara iknaya açık. 

 

Bu tepkisel milliyetçilikten bir “voltran” çıkar mı sorusuna gelecek olursak: Bugünkü MHP ile İYİ Parti tabanı arasında belirgin farklar var. Bu iki kesimin bu iki partiden birinde toplaşması çok mümkün görünmüyor. İkisini de aşan bir merkez sağ parti olmadıkça mevcut iki tabanın bir araya gelmesi zor. Zira iki tarafın “kurucu ötekileri” birbirine zıt özellikler barındırıyor. Bir tarafın kurucu ötekisi, yani varlığını sağlayan ve sürdüren karşıtlığı, başta yaşam tarzı olmak üzere, seküler olan ve gelenekselliği tehdit eden unsurlar. Diğer tarafta ise başta Erdoğan-karşıtlığında simgeleşen, kamusal yaşamın İslamcılaşması, negatif kimliklenmenin hâkim unsurunu oluşturuyor. Bu iki duyguyu, beklentiyi aynı anda beslemek oldukça zor. Ama elbette, özellikle MHP’nin iktidar rahatsızlıkları ile yön ve siyaset değiştirmesi, bir anlamda 2015 öncesine dönmesi ile birlikte ortak paydalar inşa edebilirler. O zaman durum değişir. Ama o durumda bile işbirlikleri 2+2’nin 4 ettiği bir sonuç doğurmayacak ve toplamdan fireler olacaktır, tabii siyasette büyük boşluklar olmaması kaydıyla.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

TANEL DEMİREL

TANEL DEMİREL

Türk demokrasisinin sorunları, sağ siyaset geleneği ve liberal siyaset kuramı üzerine çalışan Demirel, Çankaya Üniversitesi’nde öğretim üyesi ve Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Adalet Partisi- İdeoloji ve Politika, Türkiye’nin Uzun On Yılı: Demokrat Parti İktidarı, 27 Mayıs Darbesi ve Türk Siyasetini Anlamak- Yaklaşımlar Hakkında Bir Deneme isimlerinde yayımlanmış üç kitabı bulunmaktadır.

FUAT KEYMAN

FUAT KEYMAN

Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve öğretim üyesidir. Aynı zamanda İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) direktörü ve Türkiye Bilim akademisi üyesidir. Çok sayıda uluslararası düşünce kuruluşunun ve akademik derginin danışma kurulunda bulunan ve 2013 yılında başlayan Çözüm Süreci’nde Akil İnsanlar Komisyonu üyesi olarak da görev yapan Keyman; demokratikleşme, küreselleşme, uluslararası ilişkiler, sivil toplum ve Türkiye’de devlet-toplum ilişkileri üzerine çalışmalar yürütmektedir. Yayınlamış çok sayıda makalesi ve kitabı bulunmaktadır.

ULAŞ TOL

ULAŞ TOL

Ortadoğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünden lisans (1998), Ankara Üniversitesi Siyaset Biliminden yüksek lisans (2001) ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Siyaset Biliminden doktora (2009) derecelerini aldı. 20 yılı aşkın bir süredir akademi dışında araştırmacı olarak çalışıyor.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.