Modi’nin Müslümanlara Karşı Cihadı

Hindistan’da son yedi yılda Müslümanlara yönelik zulüm kademeli olarak normalleştirildi ve Hindistanlılar bunu giderek kanıksamaya başladılar. Bunun bütün sorumlusu Başbakan Narendra Modi ve mensubu olduğu Hindistan Halk Partisi (BJP).

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Bir süre önce Kriket T20 Dünya Kupasında Hindistan’ın kriket takımı Pakistan’a mağlup olmuş, ardından Hindistanlı oyuncu Muhammed Sami sosyal medyada kötü niyetli trollerin saldırılarına maruz kalmıştı. Bu hadise Başbakan Narendra Modi’nin partisi BJP yönetiminde Hindistan toplumunu yiyip bitiren İslamofobi bağnazlığının sergilendiği olayların en yakın tarihlisiydi.

 

Sami maçta kötü bir performans sergiledi. Ama Pakistan karşısındaki bu bozgunda Hindistanlı diğer on oyuncunun performansının da payı vardı. Sami Müslüman olduğu için ayrı tutuldu. Başarısızlığı sadece sporla ilgili bir mesele olarak görülmedi, kendisiyle aynı dine mensup oyunculardan oluşan rakip bir takıma karşı elinden gelenin en iyisini yapmamak olarak da değerlendirildi.

 

Sami olayı ne kadar çirkin olsa da Hindistan’daki İslamofobiyi açığa vuran diğer olaylarla karşılaştırıldığında sönük kalıyor. Kuzeydoğu eyaleti Assam’ın Darrang bölgesinde, eyaletin idaresinden sorumlu BJP yönetimi kamu arazisinde “yasa dışı yerleşimci” olduğuna karar verdiği Müslümanlara yönelik bir tahliye kampanyasına girişti. Tahliyelere karşı yapılan gösterilerden birinde polis, köylülerden birini vurdu ve darp etti. Resmi olarak yıkımı belgelemekte olan bir fotoğrafçıysa kameraların önünde zalimane bir biçimde bu köylünün üzerinde debelendi, bedeninde hayat belirtisi kalmadığında dahi bunu yapmayı sürdürdü.

 

Bu cinai saldırının video görüntüleri sosyal medyada viral oldu. Bu da BJP iktidarında Müslüman azınlığa yönelik giderek artan şiddet içerikli nefret suçları hikâyeleriyle ilk kez karşılaşan kesimler arasında suçluluğa ve kaygılara neden oldu. Son yıllarda Müslüman karşıtı kışkırtıcı pek çok miting kimi zaman şiddete yol açtı. 2020 yılı Şubat ayında başkent Yeni Delhi’yi kuşatan ayaklanmalarda 53’ten fazla kişi öldü. Ölenlerin büyük çoğunluğu Müslümandı.

 

Müslümanlara linç girişimlerinde de ciddi oranda bir artış var; özellikle de inek, sığır, dana, öküz eti nakliyesi ya da tüketilmesi “suç”u konusunda (İnek Hinduizm’de kutsal kabul ediliyor). Pek çok eyalet, inek kesimini yasaklayan kanunları yürürlüğe koydu. Hem polis hem de kendini bu konuda yetkili sanan güruhlar yargıya gitmektense kanunların zorla uygulanmasını istiyor. İnek konusundaki “yasaları kendi görüşlerine göre yorumlayıp icraata geçenlerin” Müslümanları darp ettiği ve onları Hindu dininin sloganlarını söylemeye zorladığı biliniyor. Bu gibi nefret suçları cezasız bırakılıyor.

 

Bu arada da polis Müslüman öğrencilere, Pakistanlı kriket oyuncularına tezahüratta bulunma gibi anlamsız bir “suç” nedeniyle çok acımasız bir şekilde terör ve isyana teşvik kanunlarını uyguluyor. Indore kentinde dört Müslüman bir okulun yılda bir düzenlediği ve “sadece Hindular”la sınırlı olduğu ilan edilen oldukça popüler bir dans gecesine katıldıkları için gözaltına alındılar. Müslüman bir gazeteci olan Sıddık Kappan isyana teşvik, terör ve tahrik suçlarından bir yıldan uzun süredir tutuklu bulunuyor. Tek suçuysa işini yapmak.

 

Bu eğilimler oldukça rahatsız edici olsa da üst düzey siyasi figürlerin bağnazlıklarını açık bir biçimde ifade ettikleri göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı gelmemeli. Bir keresinde Modi hükümet aleyhinde gösteri yapanların kimliklerinin giysilerinden (ki burada Müslümanların geleneksel giysilerinden bahsediliyordu) tespit edilebileceğini açıklamıştı. 2019 genel seçimi öncesi de BJP Genel Başkanı Amit Shah, Bangladeşli Müslüman göçmenleri “termit” olarak nitelemiş ve bir BJP hükümetinin “gizlice girenleri teker teker toplayıp Bengal Körfezine atacağı” vaadinde bulunmuştu. İslamofobik duygular sosyal medya aracılığıyla, genellikle geçmişteki -hem gerçek hem de hayali- Müslüman işgalcilerin ve yöneticilerin günahlarının tüm Müslüman topluluğa atfedilmesiyle, BJP’nin şekil verdiği WhatsApp gruplarında daha da körüklenmektedir.

 

Daha önceki yönetimler komünal hırsları yumuşatma, uyumu teşvik etme ve Hindistan’ın çoğulculuğunu ve çeşitliliğini teşvik etme çabalarına resmi destek sağlama (vergi teşvikleri dahil) arayışındayken, BJP hiç pişmanlık duymadan hoşgörüsüz çoğunluk yönetimini destekleyen bir Hindutva ideolojisini benimsiyor. İktidarın nizamına yakın olanlar Müslüman azınlığı -ve önceki hükümetlerin iddia edilen teskin politikalarını-  rutin bir şekilde Hindistan’ın Hindu kimliğine yönelik bir tehdit olmakla suçluyorlar.

 

BJP iktidarında farklı dinlere mensup kişiler arasındaki ilişkiye (Müslüman erkeklerin Hindu kadınları kandırmak için “aşk cihadı” yürütmekle suçlanmasıyla), din değiştirmeye (Hindistan anayasasında buna izin verilmesine rağmen) ve Müslümanların (kadın haklarıyla bağdaşmaz olarak görülen) evlilik, boşanma ve nafaka pratiklerine karşı kampanyalar yürütüldü. Fanatikler popüler bir giyim markasının Hindu Diwali Festivaline Müslüman unsurlar soktuğunu öne sürerek bir reklam kampanyasını geri çekmeye zorladılar. Müslümanların dini toplantılarından biri COVID-19 yayan bir olay olarak kabul edilirken, çok daha büyük kalabalıkların katıldığı Hindu Kumbh Mela Festivalinin devam etmesine izin verildi -hatta teşvik bile edildi.

 

BJP hükümeti ayrıca çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu çevre ülkelerden gelen mültecilere -Müslüman olmamaları koşuluyla- hızlıca vatandaşlık veren bir yasa çıkardı. Aile planlaması kampanyaları da Müslümanların yüksek doğum oranlarına karşı Hindistan’ın “demografik dengesini” (Hindistan’ın yüzde 80 Hindu’dur) koruma çabası olarak tanımlandı.

 

Benim gibi liberalleri umutsuzluğa düşürense Hindistan’ın anayasal sekülerizm cilasının ne kadar inceldiği. Sadece yedi yıllık BJP iktidarında Hindistan’ın onlarca yıldır övündüğü kültürel çoğulculuk ve Hindu-Müslüman dostluğu yok edildi.

 

Bir zamanlar hükümet yetkilileri Hindistan’ın Pakistan ile ayrılmasının acı mirasının üstesinden gelme yeteneğinin kanıtı olarak, gururla, önemli konumlarda bulunan Müslümanları işaret ediyordu. Bugünse Müslümanlar polis güçlerinde ve merkezi idari hizmetlerde çarpıcı bir biçimde yetersiz, cezaevlerindeyse aşırı fazla temsil ediliyorlar. Bir nesil önce ifade edilmesi kabalık sayılacak duygular şimdilerde siyasi platformlarda dile getiriliyor. Polis Müslümanlara yapılan işkenceye engel olmaktan ziyade çoğu zaman buna imkân veriyor.

 

Güney Hindistan henüz yenik düşmediyse de İslamofobi artık kuzey Hindistan toplumunun önemli bir kesimine nüfuz etmiş gibi görünüyor. Hindistan’ın o çok övülen özgür basını uzun süreli sinkretik kültürel geleneklerinin silinmesinde bir suç ortağı ve hatta aktif bir katılımcı.

 

BJP iktidarında Müslümanlara yönelik ayrımcılık ve güçsüzleştirme -Hindistan toplumunun “biz” ve “onlar” olarak ikiye ayrılması- kademe kademe normalleşiyor ve Hindistanlılar Müslüman karşıtlığının gündelik dilde ifade edilmesine ve uygulanmasına duyarsızlaşıyor. Buna dikkat çeken bir Müslümana “Pakistan’a git” denecektir. Benim gibi Hindularla da “ulusalcılık karşıtı” diye alay ediliyor.

 

Ben de böyle anıldım. 2015’te Parlamento’da konuşurken bir dostumun gözlemini aktarmıştım: BJP yönetimindeki Hindistan’da bir inek olmak Müslüman olmaktan daha güvenli. Ne yazık ki bu söz bugün kulağa daha mantıklı geliyor.

 

Bu yazı The Project Syndicate sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.