Moskova’dan Kaçış

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ilk haftalarında, ülke içindeki baskı giderek artarken yüz binlerce Rus’un ülkeyi terk ettiği düşünülüyor. Ülkeden ayrılanlar pek çok farklı meslek grubu ve farklı sosyal çevrelerden kişiler. Gidenlerin büyük çoğunluğu daha önce göç etmeyi düşünmemiş. Neredeyse hepsinin üç ortak özelliği var: Eğitim düzeyleri yüksek, Rusya’nın büyük kentlerinden geliyorlar ve liberal görüşe sahipler.

Moskova’dan Kaçış

Rusyalılar büyük kalabalıklar halinde ülkelerini terk ediyor. Ermenistan, Gürcistan, Özbekistan, Estonya, Letonya ve Karadağ’a gidiyorlar. Sadece savaşın ilk iki haftasında Gürcistan 25 bin , Ermenistan ise günde yaklaşık 6.000 Rusya vatandaşını kabul etti. Mart ayı sonu itibarıyla Rusya’dan Kazakistan’a 60 bin  kişi giriş yaptı. Çok daha fazla sayıda kişi de farklı Doğu Avrupa ülkelerine sığındı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna işgalinin başlamasından bu yana, imkânı olan Rusya vatandaşları sınırlara koşuyor. Bu Bolşevik Devrimi’nden beri görülen en büyük toplu göç. 

 

Çarpıcı rakamlara varan bu göç, Putin’in savaşının etkilerinin nereye kadar uzanabildiğini de gözler önüne seriyor. 1990’larda yetişkinliğe adım atan Ruslar açısından, siyasi nedenlerle ülkenin terk edildiği zamanlar sona ermiş görünüyordu. Ülkeden ekonomik nedenlerle ayrılanlar olabilirdi; ama zulüm korkusu geçmişte kalmıştı, kişisel özgürlüklerin kısıtlanması söz konusu değildi. Putin rejiminin son yıllarda giderek otoriterleşmesiyle bu durum tamamen değişti. Rejimin otoriterleşmesinden etkilenen ilk büyük grup, 2013’ten sonra Avrupa ve ABD’ye kaçmaya başlayan muhalif siyasetçiler, bağımsız gazeteciler ve siyasi aktivistler oldu. (Putin, 2000 gibi erken bir zamanda siyasi göçün yeniden başlamasına neden olduysa da, o yıllarda göç edenler neredeyse sadece Kremlin ile arası açılan oligarklardı). Ülke dışına gidiş, 2020’de, Putin’in sivil topluma yönelik baskısını artırmasının ve anayasayı kendisinin en az 2036’ya kadar iktidarda kalmasını garantileyecek şekilde değiştirmesinin ardından hız kazandı.

 

Bu eğilimi dev bir dalgaya dönüştürense Ukrayna saldırısı oldu. İşgalin ilk haftalarında, ülke içindeki baskı giderek artarken yüz binlerce Rus’un ülkeyi terk ettiği düşünülüyor. Ülkeden ayrılanlar pek çok farklı meslek grubu ve farklı sosyal çevrelerden kişiler. Gidenlerin büyük çoğunluğu daha önce göç etmeyi düşünmemiş. Neredeyse hepsinin üç ortak özelliği var: Eğitim düzeyleri yüksek, Rusya’nın büyük kentlerinden geliyorlar ve liberal görüşe sahipler.

 

Rusya açısından, pek çok eğitimli uzmanın, akademisyenin ve iş insanının ülkeden ayrılması ülkenin gelecekteki yapısına dair önemli soruları beraberinde getiriyor. Büyük ölçekte bir siyasi değişim arayışında olanların karşılarındaki yeni sorunsa şu: Ülkedeki muhaliflerin büyük bir kısmı tutukluyken veya ayrılmışken, ülke dışından rejime etkili bir biçimde baskı yapmak mümkün olur mu? Geride kalanlar içinse, sivil toplumun içinin boşaltılması, kültürel olarak çoraklaşmış, paranoyak ve yobaz bir ülkeye saplanıp kalabilecekleri anlamına geliyor. (…)

 

Berlin Değil Budva

 

Rusya’dan yeni göç, önceki dalgalardan birçok bakımdan farklılaşıyor. Rus göçmenler, 1917 Devrimi’nden sonra Prag, İstanbul ve Şangay’a, bilhassa da Paris ve Berlin’e gitmişlerdi. Bu kentlerde hareketli Rus toplulukları gelişti. Bu topluluklar kendi dergi, gazete ve kitaplarını yayımladılar ve Batı’da önemli Rusya bağlantıları oluşturdular. Bugün, vize kısıtlaması ve yaşam pahalılığı nedeniyle çok az sayıda Rus Berlin’e gidiyor. Londra’ya giden çok daha az sayıda göçmen var. Paris ise neredeyse konunun dışında.

 

Bugünün sürgünleri başka yerlere gidiyorlar. ABD yazılım devlerinden bazıları Rusya’daki personelini İrlanda’ya taşıdı. Kendi başına kıta Avrupası’na göç etmeye çalışan IT çalışanlarıysa vize almakla ve banka hesabı açtırmakla cebelleşiyor. IT uzmanlarının büyük bir kısmının Avrupa yerine Gürcistan, Ermenistan, Kazakistan ve Türkiye’ye sığınmasının nedeni bu. Göç edenlerin en çok tercih ettikleri iki yerde, Tiflis’te ya da İstanbul’da, geçinmek Baltık devletlerinde geçinmekten çok daha kolay (İstanbul, Rusya’dan gelen sürgünlerin yanı sıra yeni sansürler çalışmalarını olanaksız hale getirmeden önce Moskova’da çalışan, Rusya hakkında haber yapan pek çok muhabire de ev sahipliği yapıyor.)

 

IT uzmanları açısından manzara, savaş sürdükçe değişmeye devam ediyor. Ermenistan, gelenleri kayıt altına alarak şirketlere girmelerine ve ülkede banka hesabı açmalarına yardımcı olmaya çalışıyor. ABD 3 Mayıs’ta, Rusya’dan göç eden IT çalışanlarının ülkeye geçişini kolaylaştırmayı planladığını duyurdu. Rusya pasaportu olanları buyur eden ve makul fiyatlarda mülk edinmenin mümkün olduğu Karadağ’da da küçük bir Rus aydınlar kolonisi ortaya çıkmaya başladı. (…)

 

20’nci yüzyıl başlarında genellikle Batı Avrupa’ya ve Soğuk Savaş’ın son yıllarında da ABD’ye gidenlerin oluşturduğu önceki Rusya sürgün dalgalarının aksine, hâlihazırdaki göç dalgasının yönü önemli ölçüde Orta ve Doğu Avrupa’ya doğru.  

 

Enformasyonun Direnişi

 

Her ne kadar kendilerini Sovyet öncüllerinden farklı ülkelerde bulmuş da olsalar, hâlihazırdaki sürgünler ülkelerinde değişim yaratma konusunda birçok benzer engelle karşı karşıya. Örneğin son 10 yıldır Rus göçmenler Batı’da, New York’ta sürgünde bulunan dünya satranç şampiyonu ve siyasi aktivist Garry Kasparov tarafından kurulan Free Russia Forum (Özgür Rusya Forumu) gibi bazı siyasi örgütlenmeler başlattılar. Tahmin edilebileceği gibi, kendilerinden önce gelenlerin Soğuk Savaş döneminde düştüğü tuzağa düşerek uyumlu veya birleşik bir cephe oluşturamadılar.

 

Ancak yeni Rusya sürgünleri, dünyaya (ve Rusların kendisine) Putin yönetiminde olan bitenin tam bir resmini vermede çok daha başarılılar. Savaş başladığında, tanınmış bağımsız 100 kadar Rus gazetecinin, önceden ayrılmış olan meslektaşlarına katılarak ülkeyi terk ettiğini dikkate almak gerek. Giden gazetecilerin çoğu ülke dışında işlerini yapmayı sürdürüyor; Rusya’daki sorunlara ilişkin bağımsız haber yapıyor, YouTube, Telegram ve diğer sosyal medya kanallarında özgün içerikler üretiyorlar. 

 

Sürgündeki Rusların oluşturduğu siyasi örgütlerden bazıları, savaştan önce bile Rus halkına yönelik dış kaynaklı haberlerin ve bilginin gücünün farkına varmıştı. Savaşın başlamasından bu yana tutuklu muhalefet lideri Alexei Navalny ve sürgündeki oligark Mikhail Khodorkovski’nin destekçileri tümden çevrimiçi gazeteciliğe geçerek YouTube’da ve diğer kanallarda sürekli bir içerik akışı sağlıyor ve bu sayede milyonlarca Rus’a ulaşıyorlar.

 

Bunu sağlayan kısmen, Rus hükümeti denetçilerinin Rusya’da tam bir bilgi tekeli oluşturamamış olması. Bağımsız haber sitelerini yasaklama ya da kapatma ve Twitter, Facebook, Instagram gibi küresel platformlara erişimi engelleme çabaları son zamanlarda artsa da, Rusya’da çoğu kişi özel ağlardan (vpn) bağlanarak, internet aracılığıyla dünya ile iletişimde kalmayı sürdürüyor. Bunun yanı sıra Rusya, bilinmeyen nedenlerle YouTube ve Telegram’a erişimi engellemiyor. Bu sayede, toplumun eğitimli ve bağımsız fikirli bir kesimi (muhtemelen nüfusun yüzde 15’i ya da fazlası) savaş hakkında (genellikle de işgalden önce takip ettikleri bağımsız Rus gazetecilerden) ülke dışından güvenilir bilgi almayı sürdürüyor. 

 

Bu tür içeriklere ilgi bugünlerde yoğun: Ukrayna’daki savaşın seyriyle ilgili YouTube videoları rutin olarak birkaç milyon kez görüntüleniyor ve sürgündeki Rus gazetecilerin kişisel Telegram kanallarının bazılarının on binlerce abonesi var. (…)

 

Rusya’yı Yeniden Düşünmek

 

Uzun süren Soğuk Savaş süresince Rusya sürgünlerine yönelik stratejisi olan tek ülke ABD’ydi. ABD, 1950’lerin başında diplomat George Kennan’ın girişimleriyle, siyasi mültecileri Demir Perde’nin gerisindeki direnişi yaymak için kullanan Rusya Halklarının Kurtuluşu için Amerikan Komitesi’ni (American Committee for the Liberation of the Peoples of Russia) ve Özgür Avrupa Komitesi’ni (Free Europe Committee) kurmuştu. Bu komiteler de Doğu Bloku’ndaki dinleyici kitlesine önemli bilgiler sağlayan Özgür Avrupa Radyosu (Radio Free Europe) ve Özgürlük Radyosu’nu (Radio Liberty) kurdu. Avrupa ülkeleri bu girişimleri büyük ölçüde dışarıdan izledi. Örneğin, Batı Almanya’da çok sayıda Rusya muhalifi bulunmaktaydı ve ABD destekli SSCB Çalışma Enstitüsü (Institute for the Study of the USSR), Radio Liberty ve Radio Free Europe’un merkezleri Münih’teydi. Ancak Alman hükümeti bu kuruluşların faaliyetlerine karışmadı. 

 

Artık bu eylemsizliğin değişmesi gerekiyor. Avrupa kıtasında yüz binlerce Rus varken, Avrupa hükümetlerinin sürgündeki bu nüfusu çok daha stratejik bir biçimde gözetmeye başlamasının zamanı geldi. Moskova’nın Batı’ya yönelik dezenformasyon ve siber savaş kampanyalarının yönünü değiştirmeye çalışarak savunmada kalmak yerine, bu önemli kaynağı Kremlin’e karşı yeni bir tür bilgi savaşı başlatmaya kullanmalılar. Ukraynalı mülteciler haklı olarak Batı medyasında daha çok vurgulanıyor olsa da, Avrupa hükümetleri Putin rejimine karşı çabalarında sürgündeki Rusları müttefikten ziyade düşman olarak görme tuzağına düşmemeye gayret etmeli.

 

Avrupa hükümetleri, Avrupa merkezli Rus medya, eğitim ve araştırma projelerine fon sağlayarak ve bu projeleri destekleyerek liberal fikirleri ve Rusya hakkındaki bağımsız haberleri Rusların kendilerine götürmeye yardımcı olabilir ve Putin rejimine karşı propagandaya destek verebilir. Bu sayede zamanla Rusya hakkında ve ülkeyi nasıl bir gelecek beklediğine dair yeni bir anlatının ortaya çıkmasına da yardımcı olabilirler. Batılı hükümetler bu ani sürgün dalgasını desteklemeyi beceremezse Rus otokrasisine karşı oldukça etkili bir yumuşak güç formu oluşturabilecek şeyi heba etmiş olacak.

 

Bu yazı Foreign Affairs sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

ANDREI SOLDATOV

ANDREI SOLDATOV

Araştırmacı gazeteci, Rusya istihbarat servislerinin faaliyetlerini gözlemleyen Agentura.ru’nun editörü ve kurucularındandır.

IRINA BOROGAN

IRINA BOROGAN

Araştırmacı gazeteci, Agentura.ru’nun editör yardımcısı ve kurucularındandır.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.