­mRNA Aşıları Bugün Covid’i, Yarın Kanseri Alt Edebilir

BioNTech ve Moderna’nın mRNA aşılarına ilişkin en iyi haber, bu aşılarda kullanılan teknikle diğer pek çok hastalığı da yenebilecek olmamız.



Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Gecenin en karanlık anı, günün ağarmasına en yakın andır derler. Tam da şu an karanlık zaman. SARS-CoV-2’nin Britanya ve Güney Afrika’da ortaya çıkan daha bulaşıcı varyantları, seri aşılamayla salgını kontrol altına alınmadan önce pandemiyi daha da kötü bir hale getirecek.

 

Ama biz bu yeni aşıların bazılarını tekrar gözden geçirelim, sonra da yaklaşmakta olan şafağı düşünelim. Sadece önümüzdeki aylarda vuracak COVID-19 aşılarını değil, gelecek yılların ve on yıllarda COVID-19’u yenmek için kullanacağımız silahların, yılda neredeyse 10 milyon kişinin ölümüne yol açan kanser de dahil olmak üzere, çok daha amansız ölümcül illetleri dahi alt edebilecek olması giderek daha da olası görünüyor.

 

Covid aşıların en umut verici olanları, mesajcı RNA ya da mRNA (mesajcı ribonükleik asit) olarak adlandırılan nükleik asitleri kullanıyor. Aşılardan biri Alman BioNTech SE firması ve ABD’deki partneri Pfizer Inc.’in. Bir diğeri ise ABD’li bir şirket olan Moderna Inc.’in (Moderna aslında ModeRNA olarak yazılıyor, öne çıkarılan kısım MRNA). Almanya merkezli CureVac Nv’nin ürettiği başka bir aşı da yolda.

 

 

Alışılageldiğimiz aşıların çoğunluğu, vücuda enjekte edildiğinde canlı patajonlere karşı daha sonra koruma sağlayabilecek immün bir yanıtı sitimüle eden etkisizleştirilmiş ya da zayıflatılmış virüsler içerir. Ancak bu tür aşıların yapım yöntemi çeşitli kimyasallar ve hücre kültürleri gerektirir. Bu da zaman alır ve bulaşmaya fırsat verir.

 

mRNA aşılarında bu tür sorunlar yoktur. Bu aşılar vücuda kendi savunma proteinlerini  -bu örnekte SARS-CoV-2’nin viral RNA’sını saran proteinleri- oluşturma için talimat verir. Bağışıklık sistemi çok geçmeden bu antijenlere doğru yönelir, koronavirüsün bağlı olduğu proteinlerin aynısı ortaya çıkana kadar çalışır.

 

 

 

mRNA’nın büyük umutlar vaat etmesinin asıl sebebi hücrelerimize hangi proteini istiyorsak onu yapmasını söyleyebilmesidir. Covid-19’un yanında diğer pek çok hastalığın antijenleri de buna dahildir.

 

mRNA günlük işlevini yerine getirirken, moleküler kuzeninden, hücre çekirdeğimizde bulunan DNA’dan talimat alır. Genom iplikçikleri kopyalanır, mRNA bunları sitoplazmaya taşır, sitoplazmada da ribozomlar olarak adlandırılan, küçük hücresel fabrikalar bolca protein üretmek için bu bilgiyi kullanır.

 

BioNTech ve Moderna, bu işleyiş için, DNA’yla çekirdek içindeki tüm önemsiz işleri atlayan bir kestirme yol yaptı. Bunun yerine önce hangi proteini istediklerini hesaplayıp buradan mRNA’nın vermesi gereken tam talimatları çıkarırlar.


Bu süreç görece hızlı olabilir. Aşıların daha önce hayal bile edilemeyen bir zamanda, bir yıldan az bir sürede, hazır olmasının sebebi de budur. Bu genetik olarak da güvenlidir. mRNA çekirdeğe geri dönemez ve DNA’nıza kazara genler yerleştiremez.

 

1970’lerden bu yana araştırmacılar her tür hastalıkla savaşmak için bu tekniğin kullanılabileceğini tahmin ediyorlardı. Ancak bilimde, alışıldık olduğu gibi, tüm ara sorunları çözmek için çok fazla paraya, zamana ve sabra ihtiyacınız olur. On yıllık bir gayretin ardından, 1990’larda mRNA’ya akademik olarak rağbet edilmedi. Bu konuda ilerleme durmuş gibiydi. En önemli engel mRNA’nın hayvanlara enjekte edilmesinin sıklıkla ölümcül inflamasyona neden olmasıydı.

 

1980’lerde ABD’ye göç etmiş olan Macar bilim insanı Katalin Kariko, tüm kariyerini mRNA’ya adamıştı. 1990’larda fonunu kaybetti, derecesi düşürüldü, maaşı kesildi ve başka aksaklıklar yaşadı. Ama pes etmedi ve daha sonra kanserle mücadelesinin (kanser olmuştu) ardından çok önemli bir buluş yaptı.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

2000’lerde Kariko ve araştırma ortağı, mRNA “harflerinden” biri olan üridinin temizlenmesinin koddan başka taviz vermeden inflamasyona neden olmayı önlediğinin farkına vardılar. Fareler hayatta kaldı.

 

Kariko’nun çalışması Stanford Üniversitesi’nde bir bilim insanı, Derrick Rossi tarafından okunmuştu. Rossi daha sonra Moderna’nın kurucu ortaklarından biri oldu. Bu çalışma birbiriyle evli iki onkolog olan ve BioNTech’i birlikte kuran Uğur Şahin ve Özlem Türeci’nin de dikkatini çekmişti. Kariko’nun teknolojisini patentlediler ve Kariko da aralarına katıldı. Başından itibaren en çok ilgili oldukları alan kanser tedavisiydi.

 

Bugünün kansere karşı silahları bir gün bir ameliyathanede balta olması fikri kadar ilkel gelecek. Kötü huylu bir tümörü öldürmek için genellikle bu tümörü radyasyon ya da kimyasallarla ortadan kaldırırsınız ve bu süreçte diğer dokuların çoğuna zarar verirsiniz.

 

Kanserle savaşmanın daha iyi yolu, Şahin ve Türeci’nin fark etmiş olduğu gibi, her bir tümörü genetik olarak yegane olarak ele almak ve her hastanın bağışıklık sistemini bu özel düşmana karşı eğitmektir. Tam da mRNA’ya göre bir iş. Antijeni bulursunuz, parmak izini alırsınız, tersine mühendislikle hücresel talimatları suçluyu hedeflemeye kitlersiniz ve gerisini vücudunuzun yapmasına izin verirsiniz.

 

Moderna ve BioNTech’in hatlarına bir bakın. Bu hatta meme, prostat, cilt, pankreas, beyin, akciğer ve diğer dokulardaki kanserleri tedavi etmeye yönelik ilaç denemeleri ve aynı zamanda gripten (influenza) Zika’ya ve kuduza kadar her şeye karşı aşılar yer alıyor.

 

İlerleme, kabul edilmeli ki, yavaş. Şahin ve Türeci’nin yaptığı açıklamaların bir bölümü bu sektördeki yatırımcıların çok fazla sermaye koymak zorunda olduğuna ve on yıldan daha uzun bir süre, önce ilk denemeler için daha sonra da ilgili makamlardan onay almak için beklemeleri gerektiğine yer veriyor. Geçmişte, yok denecek kadar az kişi bunu yapmaya hazırdı.

 

COVID-19 tüm bu süreci hızlandırabilir. Pandemi, mRNA aşılarının görkemli bir biçimde sahneye çıkmasına yol açtı. Şimdiden Kariko’ya bir Nobel Ödülü verileceğine dair söylentiler var. Bundan böyle mRNA’nın yatırımcıların, yetkililerin ve politikacıların dikkat ya da ilgisini çekmekle ilgili sorunları olmayacak. Bu, son bölümün kolay olacağı anlamına gelmiyor. Ama bu karanlık saatlerde, doğmakta olan güneşin ilk ışıklarının tadını çıkarabiliriz.

 

Bu yazı Bloomberg sitesinde yayınlanmış olup Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.