Mustafa Çalık: Bir Neslin Vasiyetnamesi

Mustafa Çalık, taşradan gelip ülkenin başkentinde keskin bilinciyle -asla- taviz vermediği izzetinefsine düşkünlüğüyle, kendini var kılan fikir istikametini Türk kültürünün imkânları ölçüsünde inşa eden bir şahsiyetti.

mustafa çalık

Mustafa Çalık hem eylem hem de söylem adamıdır, daha gençlik yıllarının başındayken fıtraten kendine uygun ve içinde yetiştiği kültürel kodların ışığında yönünü tayin ederek 1972 yılında Türk Ülkücüler Teşkilatı Gümüşhane Şubesi’nde görev alır. Okumak için taşradan gelip ülkenin başkentinde yükseköğrenim hayatına başladığında da aynı istikamette 1977’de Ülkü Ocakları Genel Merkez yönetimine seçilir. 1978’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (Mülkiye) mezun olan Çalık, bir dönem Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) uzman olarak çalışsa da daha sonra bürokrasiden ayrılmıştır. Fakat Mülkiye rozetini yakasından hiç çıkartmayacak, “Devletin sahibi biziz” hissini çevresine aktaracaktır. Mustafa Çalık, taşradan gelip ülkenin başkentinde keskin bilinciyle -asla- taviz vermediği izzetinefsine düşkünlüğüyle, kendini var kılan fikir istikametini Türk kültürünün imkânları ölçüsünde inşa eden bir şahsiyetti. Bu nevi şahsına münhasır özelliklerinden dolayı merhum Çalık’ın her hangi bir iş kolunda pek rahat edeceği söylenemezdi. Belki de onun için en rahat edebileceği alan akademiydi. Belki de bu yüzdendir ki kendi müstakil akademisini, dergisini kurdu. 

 

“Türkiye Günlüğü”

 

Mustafa Çalık bürokrasi başta olmak üzere birçok alanda kendisine ikbal yolları açık olduğu halde en meşakkatli olanı seçmiştir. 1986 yılında DPT’deki görevinden istifa ettikten sonra birçok yerde yazılar yazmıştır. Nihayet gönlündeki sevdiği işi/hizmeti(!) yapmak için 1989 yılında, Adakale Sok No:28 Kızılay Ankara adresinde, Türkiye Günlüğü dergisini Cedit Yayınları bünyesinde matbuat hayatına başlatmıştır. Türkiye Günlüğü dergisi, üç ayda bir, gündemli olarak yayınlanan, akademik, hakemli bir dergidir. Buraya gönderilen yazılar üç kişilik kurulun incelemesinden geçtikten sonra yazı kurulunda oybirliği temin edilerek yayınlanır. Türkiye Günlüğü dergisi, bir nevi “Türk Sağı”nda tıkanan fikir/kültür hayatında yeni açılımlar yapmak, bu alanda üretmek, ülkenin önünü ve geleceğini tıkayan sorunlar hakkında tespitler yapmak, kült halindeki yerleşik “anlamların” yarılması ve yeniden yorumlanmasını kendine misyon edinmiştir. Örneğin 1993’te Güz dönemi 24’üncü sayısının giriş yazısında Mustafa Çalık Türkiye’de olan durumu, “Yaşadığı değişimi, bırakın toplumsal fayda ve ilerlemeye dönük biçimde yönlendirmeyi neredeyse ‘gayri meşru’ sayarak reddetmeye kalkan Türkiye, bu ‘görme’ ve ‘anlama’ zaafının bedelini, kültürel-toplumsal gövdesini zalim belirsiz ‘anafor’lara kaptırmakla ödüyor” diyerek yaşanan yarılma hususunda önemli bir uyarı bulunacaktır.

 

Türkiye Günlüğü dergisi, “Türk Sağı”nın saygın entelektüellerini bünyesinde toplamayı başarmış; Türk fikir hayatında yapısal sorunlara yenileşme (cedit) yaklaşımıyla nesiller için bir okul haline gelmiştir. Bunun yanında diğer muhalif kesimler -özellikle sol ve liberaller- burada ne olup/bitiyor yaklaşımıyla Türkiye Günlüğü dergisi çevresinde yer almışlardır. Türkiye Günlüğü dergisi çeşitli çevrelerden dünya görüşleri birbirine benzemeyen aynı zamanda tarz-ı hayatları birbirinden çok farklı insanları birbirine yaklaştırarak dostluklar inşa etmiştir. Bu konuyla ilgili müşahhas bir örnek kendisi sosyalist/anarşist düşüncenin önde gelen temsilcilerinden olan sosyolog merhum Kadir Cangızbay’dır. Cangızbay, ölmeden önceki son dönemlerinde bizlere sık sık Mustafa Çalık ve sağlığı hakkında sorular yöneltmiştir. Çok farklı çevrelerden gelen Nur Vergin, İlber Ortaylı, Nabi Avcı, Orhan Türkdoğan, Nilüfer Göle, Mehmet Ali Kılıçbay, Kadir Cangızbay, Süleyman Seyfi Öğün, Hüseyin Çelik, Mustafa Erdoğan, Levent Köker gibi entelektüeller bu dergiye yazılarıyla katkı vermişlerdir. Yine yazı kurulundan Vedat Bilgin, Mümtaz’er Türköne, Naci Bostancı gibi Türkiye’nin önde gelen aydınları dergiye emek verip mesai harcamışlardır. Entelektüel çevrelerin ilgisine mazhar olan ve bu manada muhkem bir merkez haline gelen Türkiye Günlüğü, üniversitelerde araştırma/tez konusu olmuş, hakkında birçok yayın yapılmıştır.

 

Türkiye Günlüğü dergisi Türkiye’nin kültürel ve fikri sorunlarıyla ilgili olduğu kadar “reel politik”le de ilgilidir. Hatta o derece ilgilidir ki “dergi” 1996 yılının Ocak-Şubat döneminde yayınlanan 38’inci sayısında iki ay gecikmeli yayınından dolayı okurlara özür beyanında bulunur. Sebep ise, 1995 Aralık ayında yapılan genel seçimlerin tafsilatlı bir şekilde yorum ve analizlerinin hazırlanma süresinin uzamasıdır. Türkiye Günlüğü dergisinin reel politikle sürekli meşgul olması, bunun yanında bu dergiye katkı verenlerin birçoğunun bir zaman sonra güç merkezlerinin bir parçası haline gelmeleri derginin misyonunu aşındıracaktır. 

 

Mustafa Çalık’ın doğasında meydan okuyan bir yanı vardı: Hayatın zorluklarına, çilesine, hasmının husumetine, onunla yerli yersiz polemiğe girenlere karşı hep cevvaldi. Bilgili, namuslu, entelektüel insanlarla -hangi görüşten olursa olsun- samimi insanlarla duygudaşlığı vardı. Cuma günleri büroda meşhur kuru fasulye-pilav günleri yapılır (bilen bilir kuru fasulye-pilav sofrası bir İttihatçı geleneğidir), oraya, onlarca eski/yeni politikacı, sanat dünyasından insanlar, bürokrasinin en tepesindeki yöneticiler gelirdi. Yemekten sonra bir bahis açılır; Mustafa Çalık anlattığı konuları, büyük bir tutkuyla ve heyecanla oradaki insanlarla paylaşırdı. 

 

“Dergi, Bir Neslin Vasiyetnamesidir”

 

Mustafa Çalık 9 Aralık 2021 yılında, beş gün önce yaptırdığı COVID testinin pozitif çıkmasıyla birlikte entübe edileceği endişesiyle, Facebook hesabında vasiyet tarzında bir beyanda bulunur. Kimlere ve hangi türden insanlara hakkının helal veya haram olduğunu tanımladıktan sonra “Türkiye Günlüğü, Cedit Neşriyat ve oraların 30 yıllık mu’temedi olarak Vedat Erden evlâdımı da başta Tuna Koç, Özcan Civan, Halûk Pirimoğlu, Ali Uludoğan, Hayrettin Tekin, Hasan, Kadakal, Yusuf Sarınay, M. Öz, Ali Fuat Atmaca, İhsan Ayâl, Yavuz Han, Sıddık Çalık, Murat Yılmaz, F. Akın, Ali Şîr Y. Cem Özinal, M. Uğur Parlak, İ. Etem Cinisli, Yusuf Ziya Ç. Hamûrcu Zade, Hulûsi Arat, Necip Çakmak. M. G. Zengin, H. Emiroğlu, F. Dilekcan, M. Selçuklu, H.Türkay, N. Mercimek, Haydar Çiftçi, Ferruh ve vefakâr temsilci ve okurlarımız olmak üzere câmiâ ve muhitimizin hakîkatlılarına emânet ediyorum. Unuttuklarım var haklarını helâl etsinler” diye yazar. Görevi yukarıda saydığı isimlere tevdi eder. Cemil Meriç: “Dergi, bir neslin vasiyetnamesidir” der. Bu açıdan baktığımızda merhum vasiyetnamesini Türkiye Günlüğü dergisi aracılığıyla nesillere aktaracak, sadaka-i cariye hükmünce fikirleri, idealleri, hizmeti sürüp gidecektir.

 

Mustafa Çalık İttihatçılara, bilhassa Enver Paşa kültüne hayrandır. Cedit Neşriyat Bürosu’nun Adakale Sokak’tan Mülkiyeliler Birliği’nin yanındaki binaya taşınmasında da, oradan Tunus Caddesi’ne ve son olarak Yüzüncü Yıl Mahallesi’ne taşınmasında da Enver Paşa’nın çerçeveli resmi Mustafa Bey’in çalışma masasının arkasındaki duvara -yüksekçe bir yere- asılmıştır. Erkek çocuklarına isim olarak İttihatçıların ismini vermiştir. 

 

Kanser tedavisinin tamamlandığı zamanlarda bir gün bürosunda sohbet ederken bana aynı yazarın iki kitabını vererek “şunları oku” dedi. Sonra anlatmaya başladı: 

 

“İyi bir zeytinyağı arıyordum sipariş verdim; gelmesini bekliyorum! O esnada büroda solcu sendikacı bir beyefendi var. ‘Mustafa Bey! Benim ağabeyim taş baskı usulü zeytinyağı üretiyor. Ben telefon edeyim de size göndersin!’ dedi. ‘Kimdir senin ağabeyin’ soruma ‘Yalçın Koç’ diye cevap verdi. Telaşlandım ‘Derhal arayın efendim!” dedim. Lâkin maksadım başkaydı. Bahsettiği insan çok özel bir şahsiyetti ve ben o şahsın öz ağabeyi olduğunu bilmiyordum. Yalçın Koç dediği şahsiyet dünya çapında tanınmış bir fizikçi ve sistematik felsefe profesörüydü. Platon, Kant, Frege, Freud uzmanlık alanlarıydı. Princeton Üniversitesi Felsefe Bölümü, Boston Üniversitesi, Trieste Uluslararası Teorik Fizik Bölümü’nde çalışmalarda bulunmuş; tecessüsü fevkalade geniş; teoloji, fenomonoloji, nazari musiki, felsefe, fizik alanlarında eserler vermiş birisi idi. Şimdi emekli olmuş, zeytinyağı üretiyordu. Çok ısrar ettim; uzun uğraşlardan sonra rızasını alarak Cedit Neşriyat adına Anadolu Mayası ve Şuur ve Nazariyat adlı iki kitabını yayınladım.” 

 

Mustafa Çalık, anlatmaya devam etti: 

 

“Nuri Bilge Ceylan, hani şu uluslararası Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü alırken, ‘Ben bu ödülü güzel ve yalnız ülkeme adıyorum’ diyen adam… Nuri Bilge Ceylan, bir gün gece yarısı evine gelir, koltuğuna oturup ayaklarını uzatmış yorgun ve canı çok sıkkın düşünmeye başlar. Zira başladığı film bir türlü ilerlemiyor, kafasında adını koyamadığı, içine sinmediği bir durum vardır, soruna bir türlü teşhis koyamamaktadır. Birden televizyon sehpasında duran bir kitaba gözü takılır. Kitabin ismi Anadolu Mayası’dır; alıp karıştırmaya başlar. Birden kendi kendine söylenir: İşte buldum!” 

 

Mustafa Çalık bana dönüp bir sigara yaktıktan sonra; bir nefes çekmiş dumanı yavaş yavaş odaya yayılırken, “Biliyor musun Le Monde’un sanat ve sinema ekinde Cedit Neşriyat’tan bahsedilmiş” diyecektir.

 

Mustafa Çalık siyasi hayata atılsa da başarılı olamamıştır. O, başkalarının kaptan olduğu gemide tayfa olacak biri değildi. Her şeyden önce ilkeleri doğrultusunda hareket eden biri olarak inandığı değerleri, ikbâl uğruna takas edecek insan da değildi. Turgut Özal ile kurduğu politik ilişki de Özal’ın vefatı ile akamete uğrayacaktı. Kısa bir dönem Büyük Birlik Partisi’nde (BBP) siyaset yapacak ve bu tecrübesini “Başkalarıyla kazanmaktansa Muhsin Bey’le kaybetmeyi yeğlerim” diyerek açıklayacaktı.  Onun içtimai mezhebi Türkçülüktü, bununla beraber itikadı tam, inanmış, cevval bir Müslümandı. Resmî tarih tezlerinin karşısında vaziyet almış, İttihatçı olması bakımından İslamcılardan ayrılırdı. Kendi camiasını da kıyasıya eleştirmesinden dolayı tek başınaydı, bundan da şikâyetçi değildi. Mustafa Çalık’ın yaklaşımına göre milliyetçilik bir partiyi tanımlamamalıydı. Bir partinin tanımladığı milliyetçiliğin anlamı başka yöne evirilirdi. Kendi dünya görüşü dâhilinde sağ kesimden her çevreyle anlaşır, kalıcı dostluklar kurardı. O şimdi çok sevdiği, Enver ve Talât Paşalar, Mümtaz Bey, Bahattin Şakir, Süleyman Askerî ve diğer İttihatçıların yanındadır. Ruhu şâd olsun!

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.