Nasrallah İsrail’e Ne Kadar ‘Sert’ Bir Cevap Vermeli?
7 Ekim’den bu yana kendisinden beklentileri karşılamadığı düşünülen Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın, Fuad Şükr ve İsmail Haniye suikastlarının ardından İsrail’e nasıl bir yanıt vereceği merak ediliyor. Hizbullah’ın vereceği “yanıtın” sertliğini belirleyecek iki faktör var.
İsrail’in Gazze’ye yönelik işgali 10. ayına girerken, süreç içinde bölgesel aktörlerin ve hiç şüphesiz Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın İsrail’le mücadelede takip ettiği strateji çok sayıda tartışmanın odağına oturdu. İsrail’in Gazze işgaline dair ilk konuşmasını 3 Kasım 2023 tarihinde yapan Nasrallah’ın, geçen 10 ay boyunca yaptığı konuşma sayısı arttıkça kendisinden beklentileri karşılamadığına dair yapılan yorumların sayısı da artmaya başladı. Ancak son bir haftada önce Mecdel-i Şems’de Dürzilere yapılan saldırılar, daha sonra Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükr’ün ve Hamas’ın siyasi kanadının lideri İsmail Haniye’nin peş peşe öldürülmesi, İran ve Hizbullah cephesinden gelebilecek misillemenin şiddetine dair sorgulamaları da beraberinde getirdi. Bu doğrultuda Haniye suikastından iki gün sonra tekrar ekrana çıkan Nasrallah’ın İsrail’e karşı verilecek olan cevaba dair daha somut ifadelerde bulunması, formaliteden değil gerçek bir cevabın verileceğini söylemesi bölgede ateşin yayılacağının ve 10 ayın sonunda “Direniş Ekseni” tarafından çok daha somut adımların atılacağının işaretlerini de sunmaya başladı. Halihazırda Hizbullah’ın daha önce koordinat göstererek belirlediği İsrail hedeflerini mi vuracağı, yoksa çok farklı bir yol izleyerek sivil yerleşimleri mi hedef alacağı tartışılırken, İsrail’in Lübnan’da nasıl bir tahribata yol açacağına dair sorular ise gündemin arka planında kaldı.
Bunlarla birlikte Nasrallah’ın İsrail’in mesajını çok net bir şekilde aldığı konuşmalarının seyrinden belli olmaktadır. Dolayısıyla Gazze’yi kurtarmak isterken Lübnan’ı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Nasrallah’ın yakın geçmişte nasıl bir yol izlediğinin ve yakın gelecekte takip edeceği stratejinin önemi de ortaya çıkmaktadır.
Hizbullah’ın Kayıpları Kim İçin Ne Anlama Geliyor ?
Önümüzdeki günlerde Hizbullah’ın İsrail’e çok sert bir cevap vereceği beklentisi esasen bu zamana kadar nasıl bir süreçten geçildiğini de anlamayı gerektiren hususlardan biri olarak dikkat çekiyor. Bu noktada her ne kadar Nasrallah’ın Gazze savaşında İsrail’e karşı mücadelesi kamuoyunda yeteri kadar yankı bulmamış olsa da Hizbullah cephesinden daha farklı bir fotoğrafın sergilendiğini belirtmekte fayda var. Ekim ayından bugüne Bekaa bölgesinde de zaman zaman patlamalar yaşansa da yoğunlukla Lübnan’ın güneyinde devam eden çatışmalarda 400’den fazla Hizbullah askerinin öldürülmüş olması öncelikle Hizbullah’ın Hamas’a olan desteğinin ve Lübnan’ı İsrail’e karşı savunduğunun ispatı olarak sunulmaktadır. Ocak ayında Hizbullah’ın üst düzey saha komutanlarından Wisam et-Tavil, Haziran ayında yine Hizbullah’ın kıdemli komutanlardan Talib Abdullah ve son olarak Temmuz ayında Fuad Şükr, Dahiye’de İsrail’in faili olduğu suikastlara kurban gitmişti. Bu suikastlar sonucu kilit isimlerini kaybetmesi, Hizbullah için göz ardı edilemeyecek kadar önemli bedeller olarak görülmektedir.
Bu çerçeveden bakıldığında Hamas’ın önemli liderlerinden Salih el Aruri’nin Beyrut’ta, İsmail Haniye’nin Tahran’da öldürülmesinin dünya gündeminde “güvenlik zafiyeti” olarak görülmesine karşılık olarak Nasrallah’ın Gazze için yapılan fedakarlıkları öne çıkararak bu eksikliği kapatmak isteği öne çıkmaktadır.
Nasrallah’ın konuşmaları ve Hizbullah’ın pozisyonuna bakıldığında açığa çıkan bir diğer vurgu ise, önümüzdeki günlerde İsrail’e nasıl bir cevap verilirse verilsin Hizbullah için zaten yeterince “sert” olacağının anlatılmak istenmesidir. Nasrallah’ın İsrail’e karşı olan savaşında kendi açısından herhangi bir meşruiyet sorunu yaşamıyor olması da Lübnan’ı daha rahat öncelemesini sağlamaktadır.
İsrail’e Meydan Okurken Lübnan’ı Düşünmek
İsrail – Hizbullah krizinde Lübnan’ı arka plana atmayan Nasrallah’ın İsrail’e meydan okurken savaş sonrası Lübnan’da Hizbullah’ın siyasi pozisyonunu koruma çabalarını da görmek mümkün. Nitekim olası bir savaşta Lübnanlı Şiiler dışında Sünni ve Dürziler tarafından da Hizbullah’a destek oluşacaksa da bu uzun ömürlü olmayacak ve Hizbullah’ın Lübnan’daki siyasi pozisyonu sorgulanmaya devam edecektir. İsrail işgaline karşı Sünni toplumun dini değerlerle hareket edecek olması Hizbullah’ın savaş süresince kontrolü elinde tutmasını sağlayacak olsa da Lübnan’daki mezhebi bölünmüşlük iç siyasette güç mücadelesinin ana faktörü olmaya devam edecektir. Daha ötesi, her bir grup savaş sonrası kendi meşruiyetini güçlendirmek adına siyasi rekabeti daha da kızıştıracaktır. Dolayısıyla Sünnilerden, Dürzilerden ve hatta Hristiyanlardan Hizbullah’a gelecek olan destek, savaş sonrasında siyasi arenada bir anlam ifade etmeyecektir. Nasrallah’ın İran merkezli politik anlayışı, Suriye ile olan askeri dayanışması Lübnan toplumu için halen büyük huzursuzluk kaynağıdır. Bir diğer huzursuzluk kaynağı ise Lübnan’ın İsrail’le olan uzun soluklu mücadelesinin şiddetini artırarak devam edecek olması düşüncesidir. 2006’daki savaşın izleri dahi henüz silinememişken yeni bir savaşı tecrübe edecek olan Lübnan’ın harap olması kaçınılmaz bir hâl alacaktır. Tel Aviv’e veya Hayfa’ya yapılacak her saldırı, sadece güneydeki Şii bölgelerinden veya başkent Beyrut’tan değil, Ehden, Zgharta gibi kuzeydeki Hristiyan bölgelerinden de karşılık görecektir.
Tüm bu bileşenler dikkate alındığında Nasrallah’ın İsrail’e vermesi gereken cevabın ölçüsünde iki faktörü göz önünde bulunduruyor olması muhtemeldir. Öncelikle Nasrallah İsrail’le bir savaşa girip, savaşı kazansa dahi savaş sonrasında harap olmuş bir Lübnan’la karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle de Nasrallah, İsmail Haniye’nin intikamını alırken öncelikle askeri zaiyatının daha fazla artmamasını sağlamak -ki doğrudan savaş başladığında Hizbullah askeri olarak ciddi bir zarar görecek ve kapasitesi zayıflayacak- ve İsrail’in tehdit ettiği gibi Lübnan’ın “Taş Devri’ne” dönmemesi için çaba sarf etmek durumundadır.
Dolayısıyla İsrail’e verilecek olan “sert” cevabın Hizbullah’ın aleyhine dönmemesine yönelik atılan adımların dikkatle incelenmesi gerekmektedir.
TUBA YILDIZ