Odadaki File Karşı Geçici Görüş Birliği

Türkiye; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’la, Arap ayaklanmaları sonrasında yaşadığı siyasi gerginlikleri adım adım yumuşatmaya başladığı bir sürece girdi.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin 2021 Ocak ayında Körfez Krizi’ne son veren Al-Ula anlaşmasıyla tekrar masaya oturmaları, Türkiye’nin Katar’a verdiği destek üzerinden Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’la olan siyasi gerginliği için bir manevra alanı açtı. Geçtiğimiz hafta, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman el-Sani, Türkiye-Katar Yüksek Stratejik Komitesi’nin 7’nci toplantısından sonra ortak basın toplantısı düzenledi. Çavuşoğlu, Türkiye’nin bölgede yaşadığı yumuşama sürecinde Katar’ın destek olduğunu ve bu nedenle teşekkür ettiklerini iletti. Benzer şekilde mevkidaşı El Sani de Türkiye’nin Katar’ın kardeşçe ilişkiler kurduğu bütün ülkelerle bağlarının kuvvetli olmasını desteklediklerini söyledi. Diğer bir deyişle, Türkiye’nin BAE ve Suudi Arabistan’la yürüttüğü uzlaşı sürecinin Katar tarafından desteklendiği ve Türkiye’nin iki blok arasında bir seçim yapmadığı, siyasilerin diliyle vurgulanmış oldu.

 

Aslında ne Türkiye’nin Ortadoğu’da yapıcı ve orta yolu bulmayı hedefleyen adımlar atması ne de Katar’ın bir arabuluculuk mekanizmasıyla bunu destekleyici unsurlar kullanması şaşırtıcı ya da yeni bir durum. Katar, dış politikasını ve uluslararası arenadaki tanınırlığını Lübnan, Sudan, Yemen gibi çatışma bölgelerindeki arabulucu rolü ile kurdu. Türkiye ise Arap ayaklanmaları sonrası Müslüman Kardeşlere Suriye, Libya ve Mısır’da destek verdi. Bunun yanı sıra bölgede statükoyu destekleyen politikaların aksine, değişim çağrılarını tanıdı ve bahsi geçen ülkelerin muhalif hareketlerine ev sahipliği yaptı. Bu nedenle 2011’den sonra Türkiye’nin Arap dünyası için bir rol model olarak anıldığı ve pek çok farklı taraflarla masaya oturmasına alan açan kritik bir stratejik gücü vardı. Değişim dalgalarına verdiği destek ve Mısır, Libya, Suriye gibi ülkelere doğrudan muamelesi, Suudi Arabistan ve Mısır’la arasını açana kadar Türkiye’nin bu yumuşak güç politikasını destekler nitelikteydi.

 

Uzlaşı Süreci Ne Anlama Geliyor?

 

Türkiye’nin Ortadoğu’daki statükoyu destekleyen ülkelerle ilişkilerinin gerilmesi hem ülkelerin iç politikalarıyla hem de bölgesel atmosferle yakından ilgili. Gelinen noktada Ortadoğu’daki hemen her ülkenin benzer kopuşlar ve ardından yakınlıklar yaşadığı bir sürece giriliyor. Arap Baharı sonrası artan tansiyonlar ve yaşanan bölgesel krizler, bölge genelinde devam eden bir yumuşama süreciyle hafifliyor. Bu noktada iki önemli soru yanıtlanmayı bekliyor. İlki, uzlaşı sürecinin tam olarak ne anlama geldiği. Aslında uluslararası ilişkiler literatüründe geçen uzlaşma ifadesi Türkiye’nin bahsi geçen ülkelerle yaşadığı süreçten daha etkin ve kapsamlı bir arabuluculuk ve müzakere sürecine işaret ediyor. Nitekim Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’la temelde çatışmaya neden olan unsurlar en azından basına bildirildiği kadarıyla bir çözüme kavuşturulmadı, fakat onların göz önünde olmadığı bir ekonomik iyileştirme sürecine girildi. Sonrasında siyasi adımları getirmesi açısından ekonomik iş birlikleri de elbette önemli ama örneğin Suudi Arabistan’la devam eden Cemal Kaşıkçı davası, BAE ile Libya’da ve Doğu Akdeniz’de devam eden çatışma aslında Türkiye’nin milli çıkarları açısından oldukça hassas noktalar. Aynı şekilde BAE’nin Suriye rejimiyle ilişkilerini yürütmesi de Türkiye’nin ana güvenlik tehditlerinden birine denk geliyor. Bu nedenle sürecin uzlaşı için bir giriş olduğunu ve henüz çatışma noktalarının kapsamlıca ele alınmadığını söylemek mümkün.

 

Türkiye’nin Elinde Neler Var?

 

Diğer bir önemli soru ise uzlaşı sürecinde Türkiye’nin elini nelerin güçlendirdiği. Bu noktada, Türkiye’nin stratejik derinliğinin olduğu alanların öne çıkması bir adım olabilir ve İran bu manada çatışan taraflar arasındaki ilk ortak unsur. Çavuşoğlu Kasım ayında İran’a yaptığı ziyaret esnasında İran’ın uluslararası arenada maruz bırakıldığı yalnızlığı eleştirerek Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) tekrar gündemde olmasını desteklediklerini belirtti. Suudi Arabistanlı yetkililer de benzer şekilde İran’la belli aralıklarla masaya oturduklarını ve aracısız şekilde müzakere ettiklerini açıklayarak nükleer anlaşmada yeni bir adım beklentisinde olduklarını ifade etti. BAE ise KİK ülkeleri arasında İran’a ve bölgede İran üzerinden oluşan güvenlik tehditlerine karşı açıklamalarda bulunsa ve Yemen’de karşı kutuplarda savaşsalar da en çok İran vatandaşına ev sahipliği yapan ve İran’la ticaret hacmi en yüksek olan KİK ülkesi. Bu nedenle, söylemsel tansiyonun aksine İran’la BAE arasında bir iletişim mekanizması olduğunu söylemek mümkün. Yine de KİK genelinde İran’a yönelik ortak tavırlar BAE için de geçeli. Geçtiğimiz haftalarda BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan, İran’da temaslarda bulundu ve Devlet Başkanlığı Diplomasi Danışmanı Anwar Gargash twitter üzerinden açıklama yaparak İran’la gerilimin azaltılması için adımlar attıklarını ve İran ziyaretinin de bunun bir parçası olduğunu söyledi. Gargash benzer şekilde geçtiğimiz aylarda Türkiye’nin Mısır, Müslüman Kardeşler, Suudi Arabistan ve diğer ülkelerle olan ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini memnuniyetle karşıladıklarını ve BAE’nin de adım atmasıyla ortak bir noktada buluşmalarının önemli olduğunu söyledi. BAE’nin Kasım’da Türkiye ziyaretiyle şartlarının belirlendiği BAE-İran-Türkiye ticaret yolunun alternatif bir koridor olarak açılması bu üç ülkenin ekonomik bağlantılar üzerinden bir uzlaşı adımında olduğunu gösteriyor. Bir diğer deyişle BAE ve Türkiye’nin iki farklı bölgesel anlayışa sürüklenmesine neden olan siyasi uzlaşmazlıklar devam ederken, İran-BAE ve Türkiye eksenli bir ekonomik planla, ikili ilişkilerdeki tansiyon aniden düşürüldü.

 

Gargashın BAE’nin İran ve Türkiye ile rekabeti yönetmesinin zamanının geldiğini söylemesi de fikir ayrılıkları ve rekabetinin kabul edildiğini fakat önceliklerin değiştiğini gösteriyor. Körfez monarşileri, İslam devriminden bu yana İran’ı üçüncü güçlerle dengelemeye çalışıyor. Türkiye ise KİK nezdinde İran’ı dengeleyen bir -Arap olmayan bölgesel güç- konumunda. Bu nedenle Türkiye’nin bu güvenlik denkleminde hem ticari ilişkiler hem nükleer anlaşmayı destekleme noktasında muhtemel bir stratejik rolü var.

 

KİK’in bölgesel olarak kendi iç rekabeti ise Türkiye’nin hem İran’ı dengelerken hem de Al- Ula sonrası süreçte petrol monarşileriyle ekonomik ilişkilerini güçlendirirken göz önünde bulundurması gereken bir husus. Kuveyt ve Umman, Körfez Krizi’nde arabulucu pozisyonda yer almış ve Türkiye ile askeri mühimmat ticareti ve ekonomik bağları güçlendirmeye sıcak bakan ülkeler. Bu nedenle, Türkiye’ye Suudi Arabistan ve BAE’nin olumlu bir alan açması bu ülkelerle de ilişkilerinin geliştirmesine ortam hazırlayabilir. Diğer yandan Katar ve Türkiye, Amerika sonrası Afganistan’da ortak bir politika izleyerek hem insani yardımları güçlendirme ve barışı koruma hedefinde olduklarını hem de havalimanının idaresine talip olduklarını söylediler. BAE de daha önce Afganistan’da NATO bünyesinde bulunmuş tek Arap ülkesi olarak havalimanı idaresinden sorumlu olmak istediğini ifade etti. Suudi Arabistan ise Amerika’nın ülkeden çekilmesinin ardından tekrar Afganistan’daki bağlantılarını yenilemek ve geçiş sürecinde söz sahibi olmak için harekete geçti. 1980’lerden bu yana ülkeye aşina olan Krallık, tecrübe ve Afganistan’daki gruplarla iş birliği manasında KİK’teki en güçlü adaylardan biri. Ekonomik olarak değil fakat siyasi olarak oldukça prestijli olan bu koruma gücünün, Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Türkiye’yi -ve Afganistan’da söz sahibi olmak isteyen İran ve Pakistan gibi diğer güçleri- yeni bir rekabet çıkmazına sokmaması için bu süreçte atılacak adımlar oldukça hassas. Aksi takdirde henüz BAE ile Libya, Suriye, Filistin, Mısır ve Doğu Akdeniz gibi anlaşmazlıklar çözülmemişken yeni dosyaların açılması uzun ömürlü bir uzlaşıya engel olabilir.

 

Bu nedenle, Türkiye’nin Ortadoğu’da henüz başlayan uzlaşı sürecindeki rolü, özellikle KİK ülkeleri ile bağlantısı üzerinden ele alındığında, İran’la olan ilişkileri ve KİK-İran gerginliğinde potansiyel aracı konumu ön plana çıkıyor. Ekonomik ilişkilerin siyasi çatışmaları perdelediği bu süreçte, dış politikada pragmatist hamleler görmek mümkün. Türkiye’nin İran’ı dengeleyici stratejik gücü ve Afganistan’da Katar’la beraber yürütmesi planlanan rolü, yeni dönemde KİK le ilişkilerinde siyasi çatışmaların bir süre rafa kalktığı bir geçici görüş birliği, modus vivendi, doğurabilir.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.