Okullar Açılıyor!

Toplumun tüm kesimleri gerekli sorumlulukları yerine getirir ve daha sorumlu davranırsa okulları açık tutmayı başarabiliriz. Ancak okulları açık tutmayı başarırsak, pandemi döneminde çocukların yaşadıkları sorunları ve bu sorunları aşmak için yapacaklarımızı (öğrenme kayıplarını, psikososyal durumları, telafi eğitimleri, okul terk durumları vb.) konuşabiliriz.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Perspektif.online’da bir buçuk yıldır yazdığım yazılarda pandemi dönemindeki tüm zorluklara rağmen okulların açılmasının en önemli politik öncelik olması gerektiğini, bu konuda gerekli tüm önlemler alınarak okulların ilk olarak açılan ve en son kapatılan kurumlar olmaları gerektiğini vurgulamıştım. Ancak pandemi sürecinde Millî Eğitim Bakanlığı, karar almaktan imtina etmiş, sorumluluğu ve kararları bilim kuruluna, Sağlık ve hatta İçişleri Bakanlığına bırakmıştı. Temmuz ayında yazdığım son yazıda Bakanlığın okulları açma konusunda kararlı olmadığı ‘amalı’, ‘dikkatli olmalı’ açıklamaları ile okulları açmama eğiliminin güçlü olduğunu ifade etmiştim. Bu süreçte de kamuoyunda okulların açılmayacağı yönünde kaygılar dile getirilmeye başlandı, okulların açılması gerektiği ise yüksek sesle küçük bir kesim tarafından ifade edilmişti. Bayram tatili sonrası vaka sayılarının tırmanışa geçmesi ile birlikte okulların açılması konusundaki endişe daha da büyümüştü.

 

Millî Eğitim Bakanı’nın değişmesi ve yeni bakan Mahmut Özer’in göreve ilk geldiği andan itibaren okulları açmanın en önemli öncelik olduğunu vurgulaması ile okulların açılması konusunda umutlar arttı. Görünen o ki Bakan Özer, göreve geldiği ilk andan itibaren okulları açma konusunu gündemde tutmuş, bu konuda yoğun bir çalışma yürüterek, Sağlık Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde okulların açılmasının en önemli politik öncelik olduğu söyleminin benimsenmesini sağlamıştır. Bunun sonucu olarak 1 Eylül itibarıyla ana sınıfları ve birinci sınıf çocukları için, 6 Eylül itibarıyla da tüm kademelerde okulların tam zamanlı olarak açılması kararı alınmıştır. Bugün (6 Eylül) itibarıyla Türkiye’deki tüm çocuklar bir buçuk yıl sonra ilk kez tam zamanlı olarak okulları ve akranları ile buluşmuş olacaklar. Pandeminin başından beri, bu sayfada ve farklı platformlarda kamuya açık ya da kapalı birçok makale, rapor, kitap bölümü vb. yazan ve konuşmalar yapan ve tüm bu çalışmalarda okulların açılmasının en öncelikli politika olması gerektiğini vurgulayan biri olarak, ilaveten, bir ebeveyn olarak, okulların açılmasını en öncelikli politika olarak tanımlayan ve bu konuda çaba gösteren ve politik söylemi dönüştüren Bakan Özer’e müteşekkirim.

 

Pandemi devam ediyor, hatta tüm dünyada dördüncü dalga yaşanıyor, Türkiye’de ise vaka sayıları yüksek bir düzeyde seyrediyor. Okulları bu süreçte açmak bir risk değil mi? Bu soruya verilecek cevap çok basit. Evet. Okulları açıldığında çocukların, öğretmenlerin, biz ebeveynlerin hastalığa yakalanma riski var. Ancak, okulları açmamanın neden olduğu olumsuz etkiler çok daha büyük.

 

Daha açık ifade edeyim, okullar açıldığında çocukların ya da öğretmenlerin hastalığa yakalanma ihtimali var. Gerekli önlemlerin alındığında bu ihtimal çok daha düşük. Ancak okulların kapalı kalmasının neden olduğu ve olacağı zihinsel, ruhsal ve bedensel sorunlar, çocuklar için bir ihtimal değil, bir olgu ve gerçekliktir, dahası kaçınılmazdır. Çocukların bedensel, zihinsel, kültürel ve ruhsal olarak daha sağlıklı bir şekilde gelişimleri için okulları açık tutmak alınması gereken bir risktir. Çocukların mutlulukları, refahları ve gelecekleri için bu adımın atılması bir zorunluluktur.

 

Dünyada çocuklarını en uzun süre okuldan uzak tutan ülke olarak Türkiye’nin çocuklarını artık okulun dışında tutmak gibi bir lüksü kalmamıştır. Buna ilaveten, yapılan araştırmalara göre, hastalığa yakalanma riski, okullarda çok daha düşüktür. Hastalığa yakalanma riski, kontrolün çok daha düşük olduğu düğünlerde, plajlarda, farklı kutlama ortamlarında ve kalabalık eş-dost ziyaretlerinde çok daha yüksektir.

 

Dünya ve Türkiye’deki Okullarda Covid-19 Tedbirleri

 

Bir çocuğun, ebeveynin ve öğretmenin okulların açılması için alınan önlemlerin yeterli olup olmadığını sorması son derece meşrudur. Vaka sayılarının çok düşük olmaması, sürekli olarak Covid-19 varyantları ile ilgili kamuoyunda bilgi kirliğinin bulunması bu soruyu ve kaygıları haklı kılmaktadır. Alınan önlemler, hastalığın yayılımının bulunduğu aşama, hastalığın kontrol altında tutulması için okullarda yapılan çalışmalar hakkında kamuoyunun sıklıkla bilgilendirilmesi bu süreçte oldukça önemli olacaktır.

 

Türkiye’de okulların açılması için alınan önemleri, farklı ülke örnekleri ile kıyaslamak bize tartışma için önemli bir başlangıç imkânı sunacaktır. Genel olarak Türkiye’de uygulanan politikaları özelde de pandemi sürecindeki önlemlerin yeterliliğini anlamak için içinde bulunduğumuz durumu OECD ülkeleri ya da gelişmiş Batı ülkeleri ile kıyaslamak bize önemli veriler sunar. Bu çerçevede, Türkiye’deki okul açma politikalarını daha yakından incelediğim Birleşik Krallık, ABD-Kaliforniya, Kanada-Alberta, Almanya-Berlin ve Brandenburg eyaletlerindeki okulları açma politikaları ile kıyaslayacağım.

 

Genel olarak Türkiye’deki alınan önlemler ile yukarıda sayılan bu ülkelerde alınan önlemler benzerdir. Almanya’da Berlin ve Brandenburg’da okullar ağustos başında açıldı. Bu yazının yayınlandığı tarihlerde bahsedilen tüm ülke/bölgelerde okullar açılmış olacak. Covid-19 güncel vaka sayısına göre Büyük Britanya ve ABD’de vaka sayıları Türkiye’den çok daha yüksek, Kanada ve Almanya’da ise çok daha düşüktür. Okulları açmada takip edilen temel ilkeler şu şekildedir:

 

  1. Türkiye’de çocukların ve öğretmenlerin okula maske ile gelmesi ve sınıflarda maske ile bulunması gerekmektedir. Birleşik Krallık hariç incelenen tüm ülke/bölgelerde sınıflarda ve kapalı alanlarda Türkiye’deki gibi öğrenci ve çalışanlar maske takmalıdır. Birleşik Krallık’ta ise sınıflarda ve kapalı alanlarda maske takılması önerilmemektedir.

  2. Türkiye’de aşı olmayan öğretmenlerin haftada iki gün test yaptırması gerekmektedir. Bu testler devlet hastanelerinde ücretsiz yapılacaktır. İncelenen ülkelerde aşı olmayanlardan düzenli test istenmektedir. Örneğin Almanya Berlin ve Brandenburg’da öğrenci ve çalışan herkesin ilk üç haftada 3 kez sonraki süreçte haftada 2 kez test olması gerekmektedir.

  3. Türkiye’de sınıflarda sosyal mesafenin düzenlenmesinde okulun imkanları ve öğrenci sayısı dikkate alınarak bir çalışma yapılması gerektiği belirtilmiştir. İncelenen ülkelerde somut olarak sınıflarda sosyal mesafeye ilişkin ifadeler bulunmamaktadır. Fakat, ABD Hastalık Önleme Merkezi (CDC) pandeminin başlarında sınıflarda 6 feet (1,82 metre) mesafe önermişti. CDC yapılan çalışmalarda mesafe konusunda bir sorun olmadığını ifade ederek, sosyal mesafe önerisini 3 feet’e (91 cm) indirmiştir. Okulların bu mesafeyi sağlayamadığı durumda, diğer önlemlere daha fazla önem verilmesini önermiştir. Çünkü CDC okulların açık kalmasının ve yüz yüze eğitimin temel öncelik olduğunu ifade etmiştir.

  4. Türkiye’de sınıfların havalandırılmasına özen gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Diğer tüm ülkelerde de mekanik bir şekilde havalandırma sağlanmayan yerlerde sınıfların sürekli havalandırılması ve pencerelerin açılması önerilmektedir.

  5. Türkiye’de hem kişisel hem de okulların temizliğine ve hijyenine özen gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bunun için okullara ek hijyen ve temizlik malzemesi sağlandığı ve ek temizlik personeli görevlendirildiği Bakanlık tarafından ifade edilmiştir. Diğer ülkelerde de temizlik ve hijyene dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

  6. İncelenen ülkelerde risk değerlendirmesi yapılması gerektiği belirtilmektedir. Daha açık ifade ile çocukların okula geldiğinde ateş vb. gibi belirtilerinin olup olmadığının kontrolünün yapılması, rahatsızlığı olanların okula alınmaması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye’de benzer bir uygulama önerilmektedir.

 

Kısacası Türkiye’de alınan önlemler dünya örnekleri ile benzerdir. Aslında alınan önlemler pandeminin başından beri öğrendiğimiz maske, mesafe ve hijyen bileşenlerinden oluşmaktadır.

 

Daha Fazla Sorumlu Davranılmalı!

 

Okulların açılması konusundaki riskleri daha iyi bir şekilde yönetmek için tüm toplum çok daha sorumlu davranmalıdır. Yeni ve geleneksel medya, doktorlar ve özellikle eğitimciler, öğretmenlerin temsilcisi olan sendikalar ve ebeveynler bu süreçte çok daha dikkatli davranmalıdır.   

 

Özellikle geleneksel ve yeni medya habercilik yaparken, haberler konusunda çok daha titiz davranmalı, dedikoduları ya da yeterli kanıtı olmayan ve bilimsel temeli olmayan açıklamaları yaymaktan kaçınmalıdır. Haber yaparken, haberi ve kaynağını iyi incelemelidir. Hastalık ile ilgili açıklamalarda bilimsel olarak güçlü kaynaklara atıf yapılmalıdır. Ayrıca, hastalık konusunda görüş alınacağı zaman alanın uzmanı olan, doğrudan bu konuları çalışan meslek profesyonellerinden görüş alınmalıdır. Daha somut ifade edersek, hastalık konusunda, ortopedist ya da kardiyologdan değil, doğrudan virüsler üzerine çalışanlardan görüş alınmalıdır. İkinci olarak daha sorumlu davranarak, bir okulda bir öğrencide ya da bir öğretmende bir vaka görüldüğünde bunu büyük bir kriz olarak sunmamalıdır. Nasıl ki yemek yediğimiz bir restoranda, çalıştığımız işyerinde, ziyaret ettiğimiz evlerde, düğünlerde, otellerde, bir vaka görüldüğü zaman, tüm ülkede restoranların kapanmasını, ev ziyaretlerinin, düğünlerin vb. yasaklanması istenmiyorsa, okulların da kapanmasını talep eden bir politika benimsenmemelidir.   Tüm bu önlemlere rağmen, hiç vaka yaşanmasını istemeyiz ama salgının mevcut yayılım eğilimi dikkate alındığında vakalarla karşılaşabiliriz. Bir ya da birkaç vaka üzerinden tüm ülkedeki çocukları etkileyecek bir karar alınmamalıdır. Nasıl ki bir AVM’de, bir otelde olan vaka dolayısıyla tüm oteli/leri ya da AVM’yi/leri kapatmıyorsak benzer şekilde okulları kapatmamalıyız.

 

 

Bu süreçte alan uzmanlığı olmayan doktorların Covid-19’un yayılımı, özelliği vb. konularında açıklama yapmamaya özen göstermelidir. Covid-19 ile hiç ilgilenmeyen ya da hastalığın yayılımı, varyantları vb. konularda dünyadaki yayınları ve çalışmaları takip etmeyen doktorların sadece kendi hastaları üzerinde bir genelleme yaparak konuşması uygun değildir. Bundan dolayı, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu şimdiye kadar yapmadığı şeyi yaparak ellerindeki verileri araştırmacılarla paylaşmalı, kamuoyuna daha ayrıntılı bilgi sunmalıdır. Eğer ulusal verileri elde edemiyorsa, ilgili uzmanların CDC, ECDC gibi kuruluşların rapor ve verilerini, Lancet, Nature gibi dergilerdeki güncel çalışmaları dikkate alarak açıklama yapmalıdır. Açıkçası ülkedeki 20 milyon çocuğun eğitim kaderi, bir çocuk doktorunun muayenesinde karşılaştığı birkaç vaka üzerinden belirlenmemelidir.

 

Öğretmenler ve onların temsilcileri sendikaların öğretmen sağlığı konusunda endişe etmeleri normaldir. Ancak mesleki sorumluluk gereği sorumlu oldukları çocukların sağlıklarını, gelişimlerini, eğitimlerini ve refahlarını da düşünmeliler. Okulları kapatmak için uğraşmak yerine hem öğretmenler hem de çocuklar için okulların en güvenli bir şekilde nasıl açık tutulacağı konusunda uğraş vermeliler. Bakanlığı ya da iktidarı eleştireceklerse okulları kapatmadığı için değil, okulları açma konusunda yeterince etkili bir şekilde çalışmadığı, gerekli önlemleri almadığı için eleştirmeliler. Buna ilaveten, hükümetin ve bakanlığın gerekli önlemleri almasını sağlamak için baskı oluşturmalılar.

 

En önemli sorumluluk ebeveynlere düşmektedir. Veliler iş ve özel hayatlarında kurallara sıkı bir şekilde uymalılar. Hastalığa yakalanan bir velinin, çocuğuna virüsü bulaştırdığında tüm sınıfın iki haftalığına okuldan uzak kalacağını dikkate alması gerekir. Bunun için hastalık yayılım oranları azalıncaya kadar, kalabalık ortamlardan uzak durmalı, katılmak gerektiğinde maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymalıdır. Kendimizde ya da çocuğumuzda bir belirti gördüğümüzde okula kesinlikle göndermemeliyiz. 

 

Kurallara sıkı sıkıya uyduğumuzda vakalarla çok az sayıda karşılaşacağız ve inşallah bu öğretim yılını okulları kapatmadan tamamlayacağız.

 

Okulları Açık Tutmayı Başarmalıyız

 

Türkiye’de artık okulların açık kalması gerektiği, okulların en erken açılması ve en son kapatılması gereken kurumlar olduğu gerçeği artık politik söylemin merkezi haline gelmiştir. Çocukların akranlarıyla birlikte okulda buluşmalarını sağlamak; onların bedensel, ruhsal, duygusal, sosyal ve kültürel olarak sağlıklı bir şekilde gelişimlerini temin etmek için okullar açık kalmalıdır. Okulları açmak oldukça önemli bir adım iken daha önemlisi okulların açık kalmasını sağlamaktır. Okulların açık kalmasını sağlamak tek başına Bakanlığın, okulların ve öğretmenlerin yapabileceği bir şey değildir. Tüm toplumun bu konuda bir sorumluluk duygusuna sahip olması ve çocukların refahı ve mutluluğu için bazı fedakarlıklarda bulunması gerekmektedir. Başta ebeveynler, çocuklar ve öğretmenler olmak üzere herkes gerekli kurallara okul dışındaki özel hayatlarında da uymalıdır. Medya vaka haberlerini aşırı trajikleştirmeden kanıt ve olgu temelli sunmalı, uzmanlığı olmayan doktor ya da araştırmacılar hastalık hakkında konuşmamalılar.

 

Toplumun tüm kesimleri gerekli sorumlulukları yerine getirir ve daha sorumlu davranırsa okulları açık tutmayı başarabiliriz. Ancak okulları açık tutmayı başarırsak, pandemi döneminde çocukların yaşadıkları sorunları ve bu sorunları aşmak için yapacaklarımızı (öğrenme kayıplarını, psikososyal durumları, telafi eğitimleri, okul terk durumları vb.) konuşabiliriz. Umarım, en kısa sürede okulları açmanın önemini değil, çocukların yaşadıkları olumsuzlukları aşmak için bundan sonra yapılması gerekenleri konuşuruz.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.