Ortadoğu’nun Sorunları Gazze’yi Aşıyor
Ortadoğu’daki sistematik sorunlar, bir Filistin devleti kurulduğunda sihirli bir şekilde çözülmeyecek. Ama aynı ölçüde, modern zamanların en uzun süreli işgali ele alınmadan daha geniş bir bölgede sürdürülebilir bir ilerleme de sağlanamayacak. Şam’dan Gazze’ye, Beyrut’tan Ramallah’a uzanan sonsuz bir döngüde, adaletsizlik ve cezasızlık birbirini besliyor.
Şu aralar Ortadoğu’ya ilişkin tüm haberlerde ağırlıklı olarak Filistin ve İsrail ile ilgili konulara yer veriliyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’nde yaptığı tartışmalı konuşmadan Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in Filistin topraklarını işgal etmeye devam etmesinin uluslararası hukukun ihlali olduğuna karar vermesine kadar, tartışılan tek konu neredeyse bu (arada potansiyel bir Suudi-ABD savunma anlaşmasına ilgi duyulduğu da oluyor).
Hamas’ın 7 Ekim’deki üzücü saldırısının ardından Gazze’deki dokuz aylık yıkıcı savaşın bu kadar dikkat çekmesinde bir sorun yok. Ancak bu durum, süreci Arap dünyasında özgürlükleri daha da aşındırma fırsatına çeviren Ortadoğu’daki otoriter liderlerin işine yarayacak bir sis perdesi işlevi de görüyor.
Mayıs ayında Kuveyt Emiri, Ortadoğu’da ender görülen ve muhalefetin çoğunlukta olduğu parlamentoyu dört yıla kadar süreyle feshetti. Bu olay pek ses getirmedi. Aynı ay Tunus polisi, muhalefete yönelik sürdürdüğü baskıların bir parçası olarak avukatlara saldırdı, tutukladı ve barolar birliği bürolarını bastı. Bunlara uluslararası ilgi yok denecek kadar az oldu. Temmuz ayında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), yaklaşık 80 siyasi muhalif ve aktivisti topluca yargıladı ve terör suçu işledikleri iddiasıyla 43 müebbet hapis cezası verdi. Davanın ayrıntıları büyük ölçüde gizli tutuldu.
Bu arada Suudi Arabistan’da, Netflix ile beş yıllık bir sözleşmesi olan tanınmış animasyon yapımcısı Abdulaziz Almuzaini, 13 yıl hapis cezasına çarptırıldığını, ancak ev hapsinde tutulduğunu açıkladı. Animasyonlarından birinin İslam Devleti’ni desteklediği şeklinde yanlış anlaşıldığı ortaya çıkmış ve aşırılık yanlısı ideolojiyi desteklemekle suçlanmıştı. Bu hafta da Mısır’da elektrik kesintilerini eleştiren karikatürist Ashraf Omar şafak vakti evinden gözleri bağlanarak alındı ve tutuklandı.
Liste uzayıp gidiyor. Suriye ve Sudan’dan bahsetmedim bile. Bunun Ortadoğu’da sıradan bir gün olduğunu iddia edilebilir, bölgedeki iç politika ve baskının Gazze ve Filistin sorunuyla hiçbir ilgisi olmadığını öne sürebilirsiniz. Yine de her şey tam da bununla ilgili.
Arap rejimleri onlarca yıl boyunca muhalifleri ezdi, reformları dondurdu, çocukların beyinlerini yıkadı ve sosyal ilerlemeyi bir yana bırakarak savunma bütçelerini şişirdi, bunların hepsi Filistin adına yapıldı. Savaş zamanlarında safları sıklaştırmaya yönelik popüler Arap atasözü kabaca şu anlama geliyor: Hiçbir ses savaşın sesinin üzerine çıkmamalıdır (ki bu savaş İsrail’e karşı olan). İlk olarak Mısır’ın Cemal Abdünnâsır’ı tarafından popülerleştirilen bu slogan, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından gelen eleştirileri susturmak için kullanılmıştı.
Onlarca yıl sonra, 2011’de gerçekleşen Arap isyanları bu boğuculuğa karşı çıktı. Milyonlarca insan özgürlük, adalet ve daha iyi yaşam standartları talebiyle sokaklara döküldü. Bu, Filistin davasının Arapların kalbindeki öneminin reddedilmesi anlamına gelmiyordu. Ancak insanlar, diğer her şey pahasına buna odaklanmanın bölgeyi geri bıraktığını fark etmeye başlamıştı.
Karşı devrim, Mısır’dan Suriye’ye protestocuların umutlarını yerle bir etti. Şimdi ise Gazze’deki savaş dikkatleri yeniden Filistin’e, Kahire’den New York’a oradan Kuala Lumpur’a kadar her yerde insanlara dokunan ve Arap hükümetlerini hâlâ vatandaşlarıyla ihtilafa düşüren, kanayan bir yaraya ve son derece duygusal bir meseleye çevirdi.
Körfez ülkelerindeki yöneticiler rejimin istikrarı ve İsrail’le olan bağları arasında sıkışıp kalırken, Gazze’ye yönelik destek açıklamaları susturuldu. Ürdün, hükümet karşıtlığına dönüşme tehlikesi taşıyan Filistin yanlısı öfkeli protestoları kontrol altına almakta zorlanıyor. Mısır Cumhurbaşkanı, kısa bir süreliğine Gazze yanlısı protestolara izin verdi ancak bazı kalabalıkların şu sloganları attığı görüldü: “Ekmek, Özgürlük, Sosyal Adalet”. Filistin dayanışmasına yönelik baskılar İsrail’e de sıçradı ve hükümet hem İsrailli Yahudileri hem de Filistinli İsrail vatandaşlarını hedef aldı.
Çatışma şu anda düşünebildiğim en kötü “peki buna ne diyeceksin” vakalarından birinde de kullanılıyor. Bazıları, geleneksel İsrail karşıtı tutumu nedeniyle Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın halkına karşı sürdürdüğü savaşı tartışmanın kabul edilemez olduğunu savunuyor: “İsrail’in ne yaptığını gördünüz mü?” Diğerleri ise tam tersini savunuyor: “İsrail Filistinlileri mi öldürüyor? Peki ya Beşar’ın öldürdüğü yüz binlerce kişi?”
Ortadoğu’daki sistematik sorunlar, bir Filistin devleti kurulduğunda sihirli bir şekilde çözülmeyecek. Ama aynı ölçüde, modern zamanların en uzun süreli işgali ele alınmadan daha geniş bir bölgede sürdürülebilir bir ilerleme de sağlanamayacak. Şam’dan Gazze’ye, Beyrut’tan Ramallah’a uzanan sonsuz bir döngüde, adaletsizlik ve cezasızlık birbirini besliyor.
Bu yazı Financial Times sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.
KIM GHATTAS