PKK Neden Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası Öncesine Referans Verdi?
PKK’nın referans yapmasında etkili olan hususlardan biri 1921 Anayasası’nda “Türk Devleti” kavramı değil “Türkiye Devleti” kavramının kullanılmış olmasıdır. 1921 Anayasası’nı kabul edildiği tarih ve dönem itibarıyla özgün kılan ve PKK’nın referans alınması gerektiği önerisine sebep olan ikinci husus ise 11 ila 21’inci maddeleri arasında, neredeyse bağımsız denilecek kadar özerk bir yapıdaki yerel yönetim düzenlemeleri olsa gerektir.
“Terörsüz Türkiye” projesi olarak adlandırılan süreç MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi 28’inci Dönem 3’üncü Yasama Yılı açılışında, 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurul salonunda DEM Parti grubuyla tokalaşması; sonrasında ısrarlı ve kararlı bir şekilde önce 15 Ekim 2024 tarihli Grup Toplantısı’nda “Türkiye’ye getirilirken, ‘her türlü hizmete hazırım’ diyen teröristbaşı, buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin”¹; daha sonra 22 Ekim 2024 tarihli MHP Grup Toplantısı’nda “Birinci hüküm cümlem şudur: TBMM’de her meselenin ele alınıp milli ve müşterek akılla çözümü mümkün ve hatta mecburidir. Eğer terörsüz bir siyaset, terörsüz bir ülke, terörsüz bir gelecek hususunda herkes ittifak halindeyse o halde değil elimizi taşın altına koymaya, gövdemizi koymaya varız ve buradayız. Geçen haftaki grup konuşmamda demiştim ki; ‘Türkiye’ye getirilirken, “her türlü hizmete hazırım” diyen teröristbaşı, buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin’. Bu çağrımın içyüzünü henüz anlamayan, anlasa bile işine gelmediğinden saptırmaya çalışanlar çok sayıdadır. Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda terörü sıfırlamak, milli birlik ve beraberliği çelikleştirmek amacına matuf ikinci hüküm cümlem şöyledir: Teröristbaşı işin içinde olmazsa bir şey çıkmaz diyenlere de sesleniyorum; şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, “Umut Hakkı”nın kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. Ne Kandil ne de Edirne; adres İmralı’dan DEM’e uzansın, bu ağır ve tarihi terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın”²; bundan sonra ise 5 Kasım 2024 tarihli MHP Grup Toplantısı’nda “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan teröristbaşı, terörün bittiğini, PKK’nın lağvedildiğini, ihanet ve bölücülüğün çıkmaz sokak olduğunu söyleyecekse, haydi DEM grubuna gelsin, bunları teker teker söylesin, ak koyun kara koyun ortaya çıksın, umut hakkından da istifade etsin. Sözümün arkasındayım ve teklifimde ısrarlıyım”³ çağrılarıyla başlamıştır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu tarihten sonra da muhtelif tarihlerde sürece ilişkin açıklamaları, çağrıları ve önerileri olmuştur.⁴
Bu çağrılardan sonra DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı iken 4 Kasım 2024 tarihinde İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılarak yerine kayyım atanan Ahmet Türk’ten oluşan heyet (İmralı Heyeti) İmralı’da Abdullah Öcalan’la ve muhtelif tarihlerde TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle ve nihayet Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmeler yapmışlardır.
İmralı Heyeti 27 Şubat 2025 tarihinde Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mektubunu İstanbul’da bir basın toplantısında hem Türkçe hem de Kürtçe olarak okumuşlardır. Abdullah Öcalan bu çağrısında çeşitli gerekçeler sıraladıktan sonra çağrısını “Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” sözleriyle sonlandırmıştır.
PKK 5-7 Mayıs 2025 tarihlerinde 12’nci kongresini toplayarak fesih ve silahsızlanma kararı almış ve bunu da 12 Mayıs 2025 tarihinde duyurmuştur. Ancak bu karar metninde iki yerde ifade edilen “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” ve “Önder Apo Kürt-Türk ilişkilerinin sorunsallaştığı Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesini referans alarak, Ortak Vatan ve Kürt-Türk halklarının kurucu öğe olduğu Demokratik Türkiye Cumhuriyeti perspektifini ve Demokratik Ulus anlayışını Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak benimsedi” ifadeleri ile yeni bir tartışmanın da kapısını aralamış oldu. Açıklamaya göre “Kürt inkâr ve imha siyaseti” Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan kaynaklanmaktadır ve “Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak” “Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesi referans” alınmalıdır.
PKK tarafından “Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak” “Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın öncesinin referans alınması” gerektiği ifadesi doğal olarak iki hususu gündeme getirmektedir. Bu yazının içeriği bakımından bahsi diğer olan birinci husus, bilindiği gibi 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Hatay hariç bugünkü Türkiye’nin sınırları çizilmiş, Osmanlı İmparatorluğu resmen tasfiye edilmiş, Türkiye için azınlık kabul edilenler (gayr-i müslimler) ve bu azınlıkların hakları hükme bağlanmıştır. Antlaşmadan yaklaşık üç ay sonra da Cumhuriyet ilan edilmiştir (29 Ekim 1923).⁵ Dolayısıyla Lozan Antlaşması’ndan önce iki durumdan söz edilebilir: Osmanlı Meclis-i Mebusan’ın kabul ettiği Misak-ı Millî sınırları veya Sevr Anlaşması ile galip devletler (İtilaf Devletleri) tarafından paylaşılan Osmanlı Anadolu ve Ortadoğu coğrafyası.⁶
Bu yazının konusu olan ikinci husus ise 1924 Anayasası’ndan önce yürürlükte olan 1921 Anayasası (resmî adıyla Teşkilâtı Esasiye Kanunu). Bu nedenle bu yazıda 1921 Anayasası’nın hangi hükümlerinin “Kürt sorununun çözüm çerçevesi olarak” referans alınabileceği hususu değerlendirilecektir.
23 Aralık 1876 tarihinde ilan edilen1876 Kânûn-ı Esâsî başlangıç noktası olarak alındığında 20 Ocak 1337 (1921) tarihinde Büyük Millet Meclisi (Birinci Meclis) tarafından kabul edilen 1921 Anayasası bu topraklardaki ikinci anayasasıdır. Bu anayasa Cumhuriyet’in ilanından sonra 20 Nisan 1340 (1924) tarihinde kabul edilen 1924 Anayasası’na kadar yaklaşık 3 yıl 3 ay yürürlükte kalmıştır. Ne var ki 1921 Anayasası 1876 Kânûn-ı Esâsîyi yürürlükten kaldırmadığından aynı tarihlerde bu topraklarda iki anayasa varlığını koruyordu.⁷
Öncelikle 1921 Anayasası ile ilgili bazı genel kabulleri belirttikten sonra bu anayasanın PKK tarafından neden referans alınması gerektiği önerisine kaynaklık edecek hükümleri üzerinde durulacaktır.⁸
Esasen bir anayasa olup olmadığı tartışmalı olan 20/1/1337 (1921) tarihli ve 85 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası), 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi (Birinci Meclis) bir yandan Millî Mücadele’yi yönetirken diğer taraftan ise 20 Ocak 1921 tarihinde 23 madde ve bir Maddei Münferideden oluşan Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nu kabul ederek yürürlüğe koymuştur.
Anayasa devletin kuruluşunu, niteliğini, yapısını, hükümet şeklini, organlarını (yasama, yürütme, yargı), bu organlar arasındaki ilişkileri ve kişilerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu tanım çerçevesinde 1921 Anayasası’na bakıldığında ne yargı organına ilişkin ne de kamu hürriyetlerine ilişkin herhangi bir hüküm, düzenleme bulunmaktadır. Anayasa esas itibarıyla Kurtuluş Savaşı’nı yönetecek, yürütecek olan Büyük Millet Meclisi’nin oluşumu ve yetkileri ile bu meclisin içinden çıkarılacak olan hükümete ilişkin hususları düzenliyordu.
Diğer taraftan, belki de PKK’nın referans yapmasında etkili olan hususlardan biri 1921 Anayasası’nda “Türk Devleti” kavramı değil “Türkiye Devleti” kavramının kullanılmış olmasıdır.⁹
“Madde 3.- Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur …”
Hatta Cumhuriyet’i ilan etmek üzere bu anayasada 29 Ekim 1923 tarihli ve 364 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklerde de yine “Türkiye Devleti” kavramı kullanılmıştır.
“Madde 1.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 s. Kanun) … Türkiye Devletinin şekli Hükümeti, Cumhuriyettir.”
“Madde 2.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 s. Kanun) Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır. Resmi lisanı Türkçedir.”
“Madde 4.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 s. Kanun) Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. …”
Ayrıca 1921 Anayasası’nda etnik bir kavram olarak “Türk” kavramı hiçbir maddede kullanılmamıştır. Buna karşılık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk anayasası olan 1924 Anayasası ise hem “Türkiye Devleti” hem “Türk Devleti” hem de “Türk Milleti” kavramlarını kullanmış, ayrıca etnik bir kavram olarak artık “Türk” kavramını kullanmaya başlayan ilk anayasa olmuştur.
1924 Anayasası’nda mebus (milletvekili) seçme ve seçilme hakkı “Türk”lere tanınmış; 88’ inci maddesinde “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur” şeklinde etnik kökenli bir vatandaşlık tanımı yapılmış; “Türklüğü ihtiyar eden”lerin veya “Türklüğe kabul olunan herkesin Türk” olduğu kabul edilmiş; beşinci faslına “Türklerin hukuku âmmesi” (Türklerin kamu hakları) başlığı konulduktan sonra izleyen maddelerde düzenlenmiş bulunan hak ve hürriyetler “Türk”lere özgülenmiştir.¹⁰
27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nden sonra yürürlüğe konulan 1961 Anayasası’nda temel hak ve hürriyetler “herkes”e veya “vatandaş”a tanınmışken, 1924 Anayasası’nda “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur” şeklindeki vatandaşlık tanımı tam bir etnik tanımlamaya dönüştürülmüştür. 54’üncü maddede “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür”, “Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür” ve “Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmıyan bir eylemde bulunmadıkça, vatandaşlıktan çıkarılamaz” şeklinde yine etnik temelli kavram kullanılarak tanımlanmıştır. Ayrıca bazı kamu hakları “Türk” olanlara tanınmıştır. Kamu hizmetine girme hakkı “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir” (m. 58) şeklinde düzenlenmiş; “Milli savunma hak ve ödevi” başlıklı 60’ıncı maddenin özgün hâli “Yurt savunmasına katılma, her Türkün hakkı ve ödevidir” şeklinde düzenlenmişken daha sonra maddenin başlığı “Vatan hizmeti” şeklinde, içeriği ise “Vatan hizmeti, her Türk’ün hakkı ve ödevidir” şeklinde değiştirilmiştir. Milletvekili seçilme hakkı “Otuz yaşını dolduran her Türk”e tanınmış (m. 68), Millet Meclisi seçimlerinde seçmen olan “her Türk”ün Cumhuriyet Senatosu seçimlerinde de oy kullanabileceği (m 71); kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış bulunan ve milletvekili seçilmeye engel bir durumu olmayan “her Türk”ün Cumhuriyet Senatosu’na üye seçilebileceği (m. 72) hükme bağlanmıştır. Benzer şekilde “Türk” kavramının kullanıldığı hükümleri artırmak mümkündür. Ancak vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes “Türk” kabul edilince yukarıda zikredilen maddelerde yer alan “Türk” kavramlarının doğal olarak “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı” olarak anlaşılması gerektiği bir itiraz olarak öne sürülmektedir.
Benzer bir yaklaşım ve tercih yine bir darbe anayasası olan; ilk hâliyle (özgün hâliyle) benzeşmeyecek şekilde çok sayıda değişiklik yapılan ve hâlen yürürlükte olan 1982 Anayasası’nda da tercih edilmiş bulunmaktadır. Anayasa’nın Başlangıç bölümü “Türk Vatanı”, “Türk Devleti”, “Türk Milleti”, “Türk millî menfaatleri”, “Türk varlığı”, “Türk evlatları” kavramlarıyla başlamakta ve maddelerde de çokça bu kavramlar kullanılmakta, buna karşılık “Türkiye Devleti”nden söz edilmektedir (m. 1, m. 3); temel hak ve hürriyetler genelde “herkes”e tanınmakta; ancak vatandaşlık tanımı 1961 Anayasası’nda olduğu gibi düzenlenmektedir: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz” (m. 66). 1961 Anayasası’nda “Türk”lere tanınmış olan siyasi haklar 1982 Anayasası’nda çoğunlukla “Türk vatandaşları”na tanınmakta; ama mesela kamu hizmetine girme hakkı, vatan hizmeti, milletvekili seçilme hakkı 1961 Anayasası’nda olduğu gibi yine “her Türk”e tanınmaktadır (m. 70).
1921 Anayasası’nı kabul edildiği tarih ve dönem itibarıyla özgün kılan ve PKK’nın referans alınması gerektiği önerisine sebep olan ikinci husus, 11 ila 21’inci maddeleri arasında, neredeyse bağımsız denilecek kadar özerk bir yapıdaki yerel yönetim düzenlemeleri olsa gerektir.
1921 Anayasası’nın ilk dokuz maddesi egemenliği (m. 1), yürütme ve yasama yetkisini (m. 2), hükümet şeklini (m. 3), Büyük Millet Meclisi’nin oluşumunu, seçimini, toplanmasını, kanun çıkarma yetkisini ve Meclis Başkanı’nın seçimini (m. 4, 5, 6, 7, 8, 9) düzenlemektedir. 10’uncu maddesinde Türkiye’nin coğrafi durum ve ekonomik ilişki açısından illere, illerin ilçelere ayrıldığını, ilçelerin de nahiyelerden oluştuğunu düzenlemektedir. (Türkiye coğrafi vaziyet ve iktisadi münasebet noktai nazaran vilâyetlere; vilâyetler kazalara münkasem olup kazalar da nahiyelerden terekküp eder.)
PKK’nın almış olduğu fesih ve silahsızlanma kararında referans alınması gerektiği söylenen 1924 Anayasası öncesi duruma ilişkin 1921 Anayasası’nın esas olarak 11 ila 21’inci maddeleri kastedilmiş olmalıdır. Çünkü genel olarak ifade edilecek olursa yerel yönetimlerin neredeyse bağımsız denilecek kadar özerk bir yapıda bir anayasada düzenlenmesi ilk ve tek olarak 1921 Anayasası’nda söz konusu olmuştur. Özellikle “Vilayet” başlığını taşıyan 11 ila 14’üncü maddeler ile “Nahiye” başlığını taşıyan 16 ila 21’inci maddeler 1921 Anayasası’ndan sonra kabul edilen anayasalarda (1924, 1961 ve yürürlükteki 1982) ve bu anayasalara dayanılarak çıkarılan kanunlarda bir daha görülmeyecek kadar özerk bir yapıda tanımlanmış ve yetkileri düzenlemiştir.
Toplam 24 maddeden oluşan 1921 Anayasası’nın yarısından daha fazla maddesi (11 ila 23’üncü maddeler) ile il (vilayet-kaza-nahiye) yönetimi düzenlemiştir. 1921 Anayasası kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde yerinden yönetim sistemini ve bu sistemde de iç ve dış siyaset, şeri, adli ve askerî işler, uluslararası ekonomik ilişkiler ve hükümetin genel politikasıyla kamu yararının birden fazla vilayeti içine aldığı (kapsadığı) hususlar dışındaki işlerin tüzel kişiliği ve özerkliği (muhtariyeti) haiz (m. 11, özgün hâli), il (vilayet) halkı tarafından seçilen üyelerden oluşan bir meclis (m. 12, özgün hâli) ve il meclisi tarafından icrai yetkilere haiz seçilecek bir reis ve idare heyeti (m. 13) tarafından yönetilen il (vilayet) yönetimi tarafından yerine getirilmesi esasını benimsemiştir. Ancak bu il yönetimi yine de vesayet dışında bırakılmamış ve Büyük Millet Meclisi’nin vekili ve temsilcisi sıfatıyla devletin ortak ve genel görevlerini görmek üzere Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından atanan bir valinin ilde bulunacağını ve bu valinin yalnız devletin genel görevleri ile mahallî (yerel) görevler arasında çatışma olması (birbirine ters düşme) hâlinde müdahale edeceğini hükme bağlamıştır (m. 14).
Benzer şekilde özel işlerinde özerkliği haiz bir tüzel kişilik olarak kabul edilen nahiyenin (m. 16) nahiye halkı tarafından doğrudan seçilen üyelerden oluşan bir meclisi (m. 18), bu meclis tarafından seçilen idare heyeti ve nahiye müdürü (m. 19) olduğu, nahiye meclisinin ve idare heyetinin yargısal, ekonomik ve mali yetkileri haiz olup bunların özel kanunlarla belirleneceğini (m. 20) hükme bağlamıştır.¹¹
__
¹https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5353/index.html%20ET:%2021/05/2025
²https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5353/index.html%20ET:%2021/05/2025
³https://www.mhp.org.tr/htmldocs/genel_baskan/konusma/5353/index.html%20ET:%2021/05/2025
⁴1 Ekim 2024 tarihinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Genel Kurul salonunda DEM Parti grubuyla tokalaşmasıyla başlayan sürecin Devlet Bahçeli’nin açıklamaları çerçevesinde kronolojik olarak değerlendirmesi için bkz. Mehmet Emin Ekmen; Bahçeli’nin Tutumu İkinci Yüzyılın Anahtarı Olabilir mi?, https://www.perspektif.online/bahcelinin-tutumu-ikinci-yuzyilin-anahtari-olabilir-mi/
⁵Lozan Antlaşması hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. AKYOL, Taha; Bilinmeyen Lozan, Doğan Kitap, 2017.
⁶Belki buna üçüncü bir durum olarak yanlış bir şekilde Ortadoğu’daki ulus devletlerin sınırlarını çizdiği belirtilen, oysa gerçekte 1916 yılında Birleşik Krallık ve Fransa arasında imzalanan, Rusya ve İtalya tarafından onaylanan, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması durumunda karşılıklı olarak kabul edilen Birleşik Krallık ve Fransa’nın doğrudan veya dolaylı olarak etki ve kontrol alanlarını (beş alan) tanımlayan ve 1917 Bolşevik İhtilali’nden sonra yeni Bolşevik Hükümeti tarafından açıklanan gizli bir anlaşma olan Sykes-Picot Anlaşması eklenebilir. Sykes-Picot Anlaşması ve Ortadoğu’daki ulus devletlerin sınırlarının nasıl çizildiği hususunda geniş bilgi için bkz. HÜR, Ayşe; 1916 Sykes-Picot Anlaşması: Suçlu mu, Günah Keçisi mi? https://www.avrupademokrat8.com/1916-sykes-picot-anlasmasi-suclu-mu-gunah-kecisi-mi-ayse-hur/
⁷Osmanlı İmparatorluğu ve yapılan seçimler sonucunda 17 Aralık 1908 tarihinde yeniden oluşan Meclis-i Mebusan hukuki ve siyasi varlığını devam ettirmekte iken 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanan Büyük Millet Meclisi (Birinci Meclis) doğal olarak 1876 Kânûn-ı Esâsîyi yürürlükten kaldıramazdı.
⁸1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu (Anayasası) hakkında çok sayıda kitap ve makale bulunmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda verilmektedir.
ÖZBUDUN, Ergun; 1921 Anayasası, Ankara 1992, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi;
Kemal Gözler’in Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s. 45-55’ten alarak www.anayasa.gen.tr web sitesinde yayınladığı yazısı, GÖZLER, Kemal; “Bölüm 2, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu” https://www.anayasa.gen.tr/1921ay.htm, ET: 25/05/2025;
PARLAK, Murat Alper (Haz.); 1921 Anayasası’nın Kabul Edilişinin 100. Yılına Armağan: 1921 Teşkîlât-ı Esâsîye Kanunu ve Makaleler, Ankara 2022, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları. Bu yayına elektronik ortamda erişim mümkündür: https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2023/06/1921-TESKILAT-I-ESASIYE-KANUNU-VE-MAKALELER-1.pdf, ET: 25/05/2025;
TBMM; 1921 Anayasası’nın Kabul Edilişinin 100. Yılı Ulusal Sempozyumu, (Eds: Ömer Anayurt, Yusuf Tekin), Aralık 2022. Bu yayına elektronik ortamda erişim mümkündür: https://cdn.tbmm.gov.tr/TbmmWeb/Yayinlar/Dosya/8c0fe478-acbc-4233-a8bd-f43b20baf119.pdf, ET: 25/05/2025
CAN, Osman; 1921 Anayasası’nın 100. Yılı: Bir İstisnai Başarı ve Dramatik Başarısızlık Hikâyesi, Anayasa Yargısı, Cilt: 38, Sayı: 1, (2021), s. 127–170. Bu yayına elektronik ortamda erişim mümkündür: https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6532/04_osman_can.pdf, ET: 25/05/2025
⁹Kemal Gözler’in, Türk Anayasa Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, 2000, s. 45-55’ten alarak www.anayasa.gen.tr web sitesinde yayınladığı yazısı için bkz. Kemal Gözler; “Bölüm 2, 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu” https://www.anayasa.gen.tr/1921ay.htm, ET: 25/05/2025
¹⁰1924 Anayasası hakkında geniş bilgi için bkz. ÖZBUDUN, Ergun; 1924 Anayasası, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2012; AKYOL, Taha; Atatürk’ün Anayasası 1924: Tek Partiden Cumhurbaşkanlığı Sistemine, Doğan Kitap, 2024.
¹¹VİLAYET
Madde 11.- (Özgün hali) Vilâyet, mahallî umurda mânevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer’i, adlî ve askerî umur, beynelmilel iktisadî münasebat ve hükümetin umumi tekâlifi ve menafii birden ziyade vilâyata şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vazedilecek kavanin mucibınce Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafıa ve Muaveneti İçtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi vilâyet şûralarının salâhiyeti dâhilindedir.
Madde 11.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 s. Kanun) Türkiye Reisicumhuru Devletin Reisidir. Bu sıfatla lüzum gördükçe Meclise ve Heyeti Vekileye riyaset eder.
Madde 12.- (Özgün hali) Vilâyet şûraları vilâyetler halkınca müntahap âzadan mürekkeptir. Vilâyet şûralarının içtima devresi iki senedir. İçtima müddeti senede iki aydır.
Madde 12.- (Değişik: 29.10.1339 (1923) – 364 s. Kanun) Başvekil Reisicumhur tarafından ve Meclis âzası meyanından intihap olunur. Diğer vekiller Başvekil tarafından gene Meclis âzası arasından intihap olunduktan sonra heyeti umumiyesi Reisicumhur tarafından Meclisin tasvibine arzolunur. Meclis hali içtimada değil ise keyfiyeti tasvip Meclisin içtimaına talik olunur.
Madde 13.- Vilâyet şûrası, azâsı meyanında icrâ âmiri olacak bir reis ile muhtelif şuabatı idareye memur azadan teşekkül etmek üzere bir idare heyeti intihap eder. İcra selâhiyeti daimi olan bu heyete aittir.
Madde 14.- Vilâyete Büyük Millet Meclisinin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından tâyin olunup vazifesi devletin umumi ve müşterek vazaifini rüyet etmektir. Vali yalnız devletin umumi vazaifiyle mahallî vazaif arasında tearuz vukuunda müdahale eder.
KAZA
Madde 15.- Kaza, yalnız idari ve inzıbati cüz’ü olup mânevi şahsiyeti haiz değildir. İdaresi Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından mansup ve valinin emri altında bir kaymakama mevdudur.
NAHİYE
Madde 16.- Nahiye, hususi hayatında muhtariyeti haiz bir mânevi şahsiyettir.
Madde 17.- Nahiyenin bir şûrası, bir idare heyeti ve bir de müdürü vardır.
Madde 18.- Nahiye şûrası, nahiye halkınca doğrudan doğruya müntahap âzadan terekküp eder.
Madde 19.- İdare heyeti ve nahiye müdürü, nahiye şûrası tarafından intihap olunur.
Madde 20.- Nahiye şûrası ve idare heyeti kazaî, iktisadi ve malî salâhiyeti haiz olup bunların derecatı kavanini mahsusa ile tâyin olunur.
Madde 21.- Nahiye bir veya birkaç köyden mürekkep olduğu gibi bir kasaba da bir nahiyedir.
1921 Anayasası’nın metni için bkz. https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/onceki-anayasalar/1921-anayasasi/
M. EMİN ZARARSIZ