Rapor Yayınlandı, Şimdi Sıra Siyasette
Meclis’in “Terörsüz Türkiye” hedefiyle hazırladığı kritik rapor, siyasetin sınırlarını, devlet aklının reflekslerini ve toplumun beklentilerini aynı metinde buluşturuyor. Altan Tan ve Mustafa Ekici, “Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu” raporunu değerlendirdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulan ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki zeminini hazırlama amacıyla yürüttüğü çalışmalarını tamamlayan komisyonun raporu tamamlandı.
Metin, Türkiye’nin güvenlik politikaları ile demokratikleşme tartışmaları arasındaki hassas dengeyi yansıtan bir “referans metin” olarak da algılandı. Rapor, yalnızca mevcut durumu analiz eden bir çalışma değil, aynı zamanda önümüzdeki dönemde Meclis gündemini ve siyasal tartışmaları şekillendirebilecek bir yol haritası olarak görülüyor.
Siyasetçi Altan Tan ve gazeteci-yazar Mustafa Ekici, TBMM komisyonunu raporunu kendi perspektiflerinden yorumladı.
Altan Tan: Artık Geriye Dönüş Zor
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki komisyon en nihayetinde raporunu tamamladı. Bu raporun büyük çoğunlukla, yayınlanması olumlu. İlk önce bunu vurgulamak gerekir. Ciddi bir tartışma veya muhalefet yok. İkincisi, bazı partiler şerh koyacaklarını söylüyorlar. Bu da anlaşılır. Bunlar, komisyon raporunu kökünden anlamsız kılacak veya boşa çıkaracak şerhler değil. Biraz da tribünlere, yani kendi seçmenlerine dönük şerhler olacak.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, içindeki genel madde ve öneriler açısından da olumlu bir rapordur. Çünkü bir şeyi eleştirmek istediğiniz zaman eleştirecek çok şey mutlaka bulursunuz ama bardağın içindeki doluluk oranına bakmak lazım. Bu olumlu şeylere geçmeden önce bir şeyin de altını çizmek lazım. Bu komisyon, başından bu yana kendisini tanımlarken önüne “Terörsüz Türkiye” diye bir hedef koydu, PKK’nin silahlarının susturulmasını koydu, sürecin takip ve yönetimini koydu. Hiçbir zaman “Bu komisyon yeni bir anayasa komisyonudur, demokratik bir Türkiye’nin inşası komisyonudur.” demedi. Genel eleştirilen önemli bir kısmı, raporda bu konuların eksik bırakılmış üzerine kuruluyor. Zaten, komisyon başından bu yana kendisini böyle tanımlamamıştı. Kendisini kuş olarak tanımlayan bir komisyondan devenin taşıyacağı yükü taşımasını beklemek veya deve olarak tanımlayan bir yapıdan kuş gibi uçmasını beklemek işin özüne aykırı. Dolayısıyla komisyon, kendisini tanımladığı çerçeve içerisinde bir sonuç bildirgesi ortaya koydu.
Önce yeni bir anayasa yapılması gerektiğini tavsiye etmesi önemli. Peki, nasıl bir anayasa? Herkesin söylediği “demokratik bir anayasa yapılmalı.” Ama demokratik bir anayasa olgusundan partilerin anladıkları da farklı şeyler. Bu nedenle bunun içine neler konulacak, yeni anayasadan kastedilen nedir, önümüzdeki dönemde mecliste siyasi partilerin tartışmalarıyla ortaya çıkar.
Terörle mücadele, infaz ve türk ceza kanunlarının değişmesi gerektiği belirtiliyor. İki mesele için de aynı sorular sorulabilir. Değişecek ama nasıl? Artık meclisteki tartışmalarda açıklık kazanacak. Komisyon kendisini tümden meclisin yerine koymadığı için sadece tavsiye komisyonu olduğu için altını çizmesi önemlidir. Bunları genel, içi boş ifadeler olarak tanımlanması doğru değil.
TBMM üzerinde seçimlere kadar, yaklaşık 1.5 senelik zaman var. Bu süre içinde meclisin üzerinde bu maddelerle ilgili bir baskı oluşturulacak. Genel hatlarıyla olumludur.
Meclis bunu artık erteleyemez. Savsaklarsa, ki burada muhatap iktidardır, bunlar için eksi yazar.
Bu saatten sonra geriye dönüş zor olur. Az olur çok olur talepleri ne kadar karşılar bilemiyorum ama sonuçta bu saatten sonra kim geriye dönerse ya da yerinde sayarsa, kulağının üzerine yatarsa onlar için eksi yazar. Sayın Recep Tayyip Erdoğan tekrar aday olmak istiyor, böyle bir süreçte bu amacına ulaşamaz. Her halükarda bu dört maddeyle ilgili bazı düzenlemelerin olacağını düşünüyorum.
Mustafa Ekici: Devlet Aklı, Tarihsel Yük ve Yeni Model Arayışı
5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmalarına başlayan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Türkiye tarihinin en kritik siyasi komisyonu olarak vasıflandırılsa yeridir. Çünkü sadece Türkiye’nin değil bölgedeki deve dişi devletlerin de sorun haline getirdiği muazzam büyüklükteki bir etnik yapıya dönük ezber bozan bir girişim Komisyonun yüklendiği. 51 üyeli komisyonun, Meclisteki temsil tablosu dikkate alındığında, (TBMM Başkanına göre %90) oldukça geniş bir toplumsal temsili haiz olduğu aşikâr. Çalışma süresince gerçekleştirdiği 20 toplantıda istihbaratçılardan askerlere, siyasilerden akademisyenlere, her çevreden dernek, vakıf ve örgütlere yüzlerce temsilci ile görüşen Komisyonun yayınladığı rapor, eblehçe batırılan bir işin içinden çıkmak için yol arayan samimi bir çabanın özeti olarak okunabilir. Ancak anayasanın ve yasaların çizdiği çerçeve, Meclis eliyle kurulan bir komisyonu bile endişelendirmiş olmalı ki Komisyon raporundaki başlıklardan biri komisyon üyelerini ve komisyona katılanları adliyenin elinden korumaya ayrılmış. Gerçekte konu tam olarak budur. Bu kadar daraltılmış, özgürlüklere, sosyolojik gerçeklere zinhar güvenlik gözlüğünden bakma konforundan asla sapmayan bürokratik oligarşinin gölgesi, geçen onca zamana, yaşanmışlığa rağmen hala tepemizde sallanmaya, bırakın vatandaşı, meclisi bile ürkütmeye devam etmektedir. Bundan mütevellit olsa gerek raporun ruhuna yansıyan en net mesaj yeni bir anayasa ihtiyacıdır.
Raporun başa çıkmaya çalıştığı temel sorunlar, Cumhuriyet tarihi boyunca inşa edilmiş olan kurgusal heyulalardır dense yeridir. Öncelikle birbirini besleyen etnik milliyetçi dil, bu dilin yarattığı acılı tarih, bu acılarla sahicilik kazanmış ve dikkate alınması lazım gelen kayda değer toplumsal kesim, bu kesimlerin varoluşsal addettiği duyarlılıklar. Esasında Devlet nezdinde bütün bu ürkütücü kurguların hükmü Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla faş olduğu üzere diğerkam bir put kırıcı söylemdir. Bu sürecin tasarımında MİT Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın’ın yetkinliği hem rapora hem de her aşamada sürecin ruhuna sinmiştir. Rapor bu söylemin siyasetin kaygan dengelerini gözeten ama devlet ciddiyetini de elden bırakmayan bir dille yeniden ifadesi, en temelde söz konusu dengeleri de gözeterek bir meşruiyet arayışı, bir meşruiyet inşası çabasındadır.
Devlet belki de ilk kez siyasetin önündedir. TBMM’de Kürtçe için hala “bilinmeyen dil” ifadelerinin kullanılabildiği, Meclis Başkanının bile kullandığı iki Kürtçe kelime üzerinden ilzam edildiği bir vetirede siyasetten daha cesur, daha kurucu çıkışlar elzem hale gelmiştir. Raporun ruhuna sinmiş olan; “Sürecin merkezine Gazi Meclisi” koymak yaklaşımı, siyaseti daha cesur, Bahçeli’nin şahsında somutlaşan ezber bozan ve ufuk açan yaklaşımın bütün siyasi partiler için örneklik teşkil etmesi gerektiğini imlemektedir. Kimse kolaylıkla provoke edilebilir sosyal kesimlere, ideolojik kompartmanlara yalakalık kolaycılığını siyaset diye sunamaz artık. Gazi meclisin temsil ettiği millet iradesi, raporun ruhuna sindiği gibi daha da berkitilmelidir.
Raporda öne çıkan önemli bir gerçeklik, tarihsel arka plana yapılan esaslı vurgularla siyasi özne olarak Kürdün varlığına dair ifadelerdir. Türk-Kürt kardeşliği, Selçuklu, Osmanlı, Millî Mücadele, TBMM’nin kuruluşuna kadar getirilen kesintisiz süreç, yine kader ortaklığına yapılan vurgu, Selahaddin ve Zengi, Alparslan gibi önemli tarihsel şahsiyetlerle kurulan bağ, hep bu siyasi çizginin devamlılığına yapılan önemli vurgulardır. Rapor açıkça şunu söylemektedir: Kürt dün ortaya çıkmadı, Kürt, Türk ve Arap’la birlikte bu topraklardaki din u devlet davasının temel bileşeni olarak hep vardı, hep var olmaya devam edecektir.
Emperyalizmin terkisinde tuttuğu can yakıcı bir “sorun” olarak Kürt, akla ziyan bir kurgudur. Şimdi devlet ve TBMM şahsında millet, Kürdü bir sorun alanı olarak değil, bir ortaklık, bir kardeşlik, bir iş birliği ve sinerji alanı olarak, olması gerektiği gibi yeniden tanımlamaktadır. Hiçbir maddi karşılıkla ödenmesi mümkün olmayan binlerce evladımızın kaybı ve yıllık 240 milyar dolarlık bir maliyetle Devlete ve millete dayatılan bu rezaletin sona erdirilmesi için hem uluslararası konjonktür hem de iç siyasi dengeler en doğru oranda birleşmiş durumdadır.
Yürüyen süreç, Gazi Meclisin denetiminde, sosyolojik gerçeklere ve siyasi dengelere uygun biçimde, geçmişte başka ülke ve güçlerin de elinin içinde olduğu süreçlerden farklı olarak, tamamen yerli, orijinal bir ‘model’ olarak kurgulanmıştır. Meselenin odağında ‘örgüt’ varmış gibi bir algı olmasına karşın, Türkiye’nin çizdiği ve raporun ruhuna da sinen vizyon daha kapsayıcı, bölgesel düzeyde bir ‘hamilik’ vizyonudur. Raporda rikkatle ele alınan ‘Türkün gururu ve Kürdün onuru’ kavramları sosyolojik anlamda önemlidir. Burada ayrıca çıkarılacak ‘özel yasaların’ cezasızlık ve af algısına yol açmamasına dikkat edilmesi de sosyal ve siyasi dengeler adına önem arz etmektedir.
Özetle: Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunda ifade edilen hususlar, sosyolojik gerçekliğe ve entegrasyona odaklanmakta, sürecin tasarımında ve tatbikinde uluslararası konjonktürün yarattığı risk ve fırsatların dikkate alındığına, devlet kapasitesine dayalı milli bir çözüm modeli olduğuna dikkat çekmektedir. Bundan sonrası, hukuku ve adaleti temel alarak süreci ilerletmektir. Devletin kılcallarına sinmiş bürokratik vesayet zihniyetinin, jakoben yasa, tüzük ve uygulamaların tek tek ayıklanması, demokratik değer ve katılıma dayalı entegrasyonu derinleştirmektir. Yaşanması muhtemel iletişim kazalarına, provokasyonlara, acul ve ebleh müdahalelere mahal verilmemelidir. Devlet, herkesin devletidir ve hukuk, herkesin tek bağlayıcı ortak misakıdır. Eksikler çoktur ama sürecin mantığı zaten zamana yayılmış irade değil midir? Ferda bütün ışıltısıyla önümüzdedir.
En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.