Seçim Hazırlığı mı?

Erdoğan ve Bahçeli; bildikleri, becerebildikleri ve her zaman bir diğerine uyumlu olmayan araçlar vasıtasıyla “meselelerimizin kaynağında cumhurbaşkanlığı sistemi var” fikrinin güçlenmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Bahçeli’nin HDP’nin kapatılması için kurduğu baskı ve Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’nı genişletmek üzere yaptığı hamle ve çağrılar neye işaret ediyor? Bir erken seçim, daha doğrusu seçimlerin yenilenmesi hazırlığına mı? Olabilir, ama sanmıyorum.

 

Ortada erken seçim hazırlığı olduğu şeklinde yorumlanalabilecek bir siyasi hareketlilik olduğu açık. Son birkaç haftada iktidarın, bir yandan muhalefet partileri arasındaki muhtemel bir ortaklaşmayı engellemeye diğer yandan da Cumhur İttifakı’nı genişletmeye yönelik hamleleri oldu. Bu tabloya bakıp erken seçim geliyor demek zor değil gerçekten. Nitekim diyen de var, hem de tarih vererek.

 

Akşener’e göre seçimler 21 Haziran’da yenilenebilir. Siyasetin bu kadar merkezindeki bir isimden geldiğine göre erken seçim olabilir tespitini ciddiye almak gerekir; siyasetçilerin, rakiplerinin dengesini bozmak, diğer aktörleri kendi tespitleri etrafında tartıştırarak gündem oluşturmak gibi amaçlarla bu türden mevzuları açmak isteyebileceklerini unutmadan tabi ki.

 

Seçimlerin yenilenebileceğine dair işaretlerin çoğalmasına ve siyasetin merkezindeki isimlerin tarih vererek “seçimler yenileniyor” demesine rağmen erken seçim ihtimali için “olabilir, ama sanmıyorum” dediğime göre cevaplamam gereken iki soru var: Seçimlerin yenilenme ihtimali niye zayıf? Erken seçimlerin habercisi olduğuna hükmedilen adımlar niye atılıyor?

 

Erken Seçim İhtimali Neden Zayıf?

 

Hepsi çokça konuşuldu, yazıldı ama seçimlerin yenilenme ihtimalini zayıf kılan birkaç sebep birden var. Evvela, meclis aritmetiğinden dolayı Cumhur İttifakı’nın neredeyse garanti görünen 2,5 senelik bir iktidar zamanı var. Böyle bir zaman varken, hangi hamle yapılırsa yapılsın, ucunda hem cumhurbaşkanlığını hem de meclis çoğunluğunu kaybetme ihtimali de olan bir seçime gitmek iktidar açısından çok makul görünmüyor.

 

İkinci sebep tabii ki kamuoyu yoklamalarının gösterdikleri. Güvenilir anketler Cumhur İttifakı’nın desteğinin yüzde 50’nin altında olduğunu gösteriyor. Seçimlerin yenileceğinin işareti olarak yorumlanan hamleler de bu durumu değiştirebilecek yaratıcılıkta değil; çünkü Saadet Partisi’nin desteğinin bir kısmını almak Cumhur İttifakı’nı yüzde 50’ye çıkarmaya yetecek gibi görünmediği gibi, HDP’yi kapatmak ittifaka yaramak bir yana aksi tesir üretebilir.

 

 

Dolayısıyla, bugüne kadar atılanlardan daha yaratıcı ya da daha yıkıcı adımlar atılmadıkça, seçimleri yenilemek yine iktidar açısından pek akılcı görünmüyor. Atılacak yaratıcı/yıkıcı adımlardan biri seçim yasasını ve siyasi partiler kanununu yenilemek olabilir ama orada da hem AK Parti ve MHP’nin ikisinin birden işine yarayacak bir denge bulmak zor hem de seçim yasasında yapılacak değişiklikler ancak bir sene sonra yapılacak bir seçimde geçerli olabiliyor malum.

 

Ama bütün bunlardan daha önemli sebep pandeminin ağırlaştırdığı ekonomik sıkıntılar yüzünden giderek daha çok seçmenin bir alternatif arayışına girmesi ve partiler arası gri bölgeye konumlanmış olması. Çokça seçmenin gri bölgeye geçmiş olması şunu gösteriyor: Bugün yapılacak bir seçimde Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan’ın kaybetme ihtimali kamuoyu yoklamalarında görünenden fazla bile olabilir. Hülasa, pandeminin ve ekonomik sıkıntıların bugünden yarına ortadan kalkmayacak oluşu da seçimlerin yakın bir zamanda yenilenmesinin iktidar açısından cazip olmadığını gösteriyor.

 

Öte yandan, bütün bunlara rağmen seçimlerin yenilenmesi ihtimali sıfır değil elbette. Seçmen desteği açısından önümüzdeki iki senelik zaman zarfında bugünkünden daha iyi bir duruma ulaşılamayacağına kani olunmuşsa seçimleri yakın bir zamanda yenilemek Erdoğan ve Cumhur İttifakı açısından makul olabilir.

 

ABD ve Batı’yla ilişkilerde yapılabilecekler ve yapılamayacaklardan ötürü mevcuttakinden daha kötü bir ekonomik tablo oluşacağı biliniyorsa, seçmen desteğini daha da zayıflatacak böylesi bir durum oluşmadan seçimleri yenilemek akla yatkın görünüyor. Muhalefet partileri arasındaki yakınlaşmanın henüz bir ortaklaşmaya dönüşmemiş oluşu da seçimleri yenileme kararını almada teşvik edici olabilir.

 

Ancak, seçimleri yenilemeyi cazip hale getiren bu bir iki faktörün seçimleri yenilemeyi akılcı kılmayan faktörler kadar kuvvetli olmadığı kanaatindeyim. Hele de kaybetme ihtimali ve kullanılmamış 2,5 senelik bir iktidar zamanı mevcutken.

 

Peki durum bu olmasına rağmen erken seçimin işareti olduğuna hükmedilen, Saadet ve diğer partilerle görüşmek ve HDP’nin kapatılması için baskı kurmak gibi adımlar neden atılıyor?

 

Siyasi Hareketliliğin Sebebi

 

Söz konusu siyasi hareketliliğin iki kök sebebinin olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin mantıkları ayrışmış durumda. Seçmenin kayda değer bir kısmı kötüleşen ekonomik tablonun başat sebebinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğuna ikna olmuş görünüyor.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Bu iki faktörün birlikte çalışması, erken ya da değil, önümüzdeki seçimlerin Cumhur İttifakı’nca kazanılmasını zorlaştırdığından, Erdoğan ve Bahçeli üzerine konuştuğumuz ve devamı gelmesi muhtemel adımları atıyorlar. İzah etmeye çalışayım.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak yüzde 50 artı 1’i bulmayı gerektiriyor ve 2018 seçimlerinin de gösterdiği üzere, bu bir siyasi partinin harcı değil. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için birden fazla partinin, kendilerini aşacak bir fikir ya da imgeye tekabül eden bir isim etrafında ortaklaşması gerekiyor.

 

Parlamento seçimleri için, baraj meselesinin zorladığı bir araya gelme mecburiyetleri bir tarafa bırakılacak olursa, partiler seviyesinde yarışmak halen anlamlıyken, cumhurbaşkanlığı seçimleri için yüzde 50 artı 1’i toparlayacak bir fikre, bir imgeye ve bu fikir ve imgeye denk düşen bir isme ihtiyaç var. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin mantıkları ayrışmış durumda derken kast ettiğim bu.

 

Diğer taraftan ise 2015-2016’da başlayan otoriterleşmeyi ve adaletsizlik halini katmerlendirmiş olmasına rağmen pek de itiraz edilmeyip, “bir deneyelim bakalım” denilen, dahası Libya ve Suriye’deki ‘zaferlerin’ anahtarı olduğuna hükmedildiği için alkışlanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine dair hâkim algı değişmiş durumda.

 

Çok kişinin canını yaksa da “dünyanın içine düştüğü durumda Türkiye için gereken bu türden bir rejimdir” fikri birkaç sene boyunca yüzde 50’den fazla seçmene cazip görünmüşken, kamuoyu yoklamaları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine dair algının değiştiğini, giderek daha çok seçmenin ekonomik sıkıntıların katmerlenmesiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş arasında bağ kurduğunu gösteriyor. Anketler “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bugünkü haliyle devam etsin” diyenlerin “parlamenter sisteme dönülsün” diyenlerden kayda değer bir oranda daha az olduğunu gösteriyor.

 

Bu iki gelişmeyi birlikte düşündüğümüzde durum şu: Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için gereken yüzde 50 artı 1’lik seçmen desteğini bir araya getirebilecek fikir ya da imaj muhalefet partilerini aşan bir biçimde, kendiliğinden oluşmuş durumda. Diğer bir deyişle, yüzde 50 artı 1’lik seçmen desteğini bir araya getirmek için genel bir ortaklaşma zemin kendiliğinden oluşmuş durumda, dolayısıyla da ince dokunmuş, iradi bir ortaklaşmaya ayrıca ihtiyaç var görünmüyor.

 

Muhalefet partileri, bir kısmıyla kendiliğinden oluşmuş bu genel imaja, diğer bir deyişle, “kötüleşen gidişin esas sebebi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir” fikrine sadık kalıp, bu fikri temsil edecek bir isimde ortaklaşma becerisini gösterirse önümüzdeki seçimlerin cumh urbaşkanlığı ayağını kazanma ihtimali görünüyor.

 

Saadet ve benzeri partilerle görüşmek türünden arkası geleceği anlaşılan hamlelerin arkasında tasvir etmeye çalıştığım bu yeni atmosferin olduğunu düşünüyorum. Erdoğan ve Bahçeli, bildikleri ve becerebildikleri ve her zaman bir diğerine uyumlu olmayan araçlar vasıtasıyla “sorunlarımızın kaynağında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi var” fikrinin güçlenmesinin önüne geçmeye çalışıyorlar.

 

Önümüzdeki seçimleri 2018’de olduğu gibi milli ve yerli rejim isteyenlerle istemeyenler arasında bir yarış olarak kabul ettirmenin giderek güçleştiğinin farkında olduklarından ilave bir şey yapmaya, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin devamından yana görünen partileri ve isimleri yanlarına alıp sistemin meşruiyet açığını gidermeye çalışıyorlar. Olan bu…

 

Erdoğan ve Bahçeli’nin yapmaya çalıştığı ve bir süre daha yapacakları hamlelerin ardında bu yeni durum var görünüyor. İşe yararsa, seçimlerden önce “kötü gidişatın sorumlusu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir” fikrinde olanların sayısını azaltırsa ne ala. İşe yaramazsa “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini revize edelim” mevziine çekilmek için yığınak yapılmış olunur.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.