Seçimlere Giderken Türkiye Ekonomisi

2021 ve 2022 yılında (iyimser bir yaklaşımla) Türkiye ekonomisi COVID-19’un etkilerini hâlen üzerinde hissedecek gibi görünüyor. Diğer taraftan, ekonomi politikalarındaki belirsizlik ve yüksek kırılganlık durumu yapısal hâle gelmiş durumda. Özellikle mart ayında yaşanan kırılma ile Türkiye, enflasyonu azaltmaya yönelik politika geliştirme imkanını hayli yitirdi.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

Kötü ekonomik gidişat, Türkiye’de gerçekleşen iktidar değişikliklerinde rol oynayan en önemli etkenlerden biri. Elli yıl siyasetin içinde yer almış Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.” sözü bu durumu ifade ediyor.

 

18 Haziran 2023 tarihinde gerçekleşmesi beklenen bir sonraki Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde kimin kazanacağı konusunda en kritik belirleyicilerinden biri Türkiye’nin seçim dönemindeki ekonomik durumu olacak gibi görünüyor.

 

Türkiye Ekonomisi Ne Durumda?

 

2020 yılında Türkiye yüzde 1,8 büyüyerek G20 ülkeleri arasında Çin’den sonra en hızlı büyümeyi gerçekleştiren ekonomi oldu. (1)

 

Pandeminin ilk dalgasının ardından haziran ve temmuz aylarında insan hareketliliğine ve ticari işletme faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların gevşetilmesi ile destek programlarının hayata geçirilmesi ve kredi genişlemesi büyümeyi olumlu yönde etkiledi.

 

Lakin gerçekleşen büyüme, artan ekonomik eşitsizliği ve yoksulluğu engelleyemedi. Ekonomik büyümenin toplumun büyük kesiminin alım gücüne olumlu bir etkisi olmadı. Artan enflasyon karşısında ücretlere getirilen zamlar yetersiz kaldı.

 

Bu dönemde Türkiye COVID-19’un ekonomik etkilerine karşı özellikle bankacılık sektörünü kullanarak bir destek programı geliştirdi. Bu programda devlet bütçesi üzerinde maliyet oluşmadı. Vatandaşlara doğrudan mali destek yapmak yerine işletmelere, şirketlere ve bankalara çeşitli kolaylıklar sağlamak tercih edildi.  

 

Uygulanan kredi teşvikleri, gevşek para politikası ve kredi genişlemesini teşvik eden önlemler neticesinde 2020 yılının sonlarında Türkiye’de dünyadaki en büyük kredi genişlemelerinden biri gerçekleşti. (2)

 

Kaynak: Dünya Bankası

2020 yılı boyunca uygulanan ekonomi politikaları yıl sonunda yüksek enflasyon, TL’nin aşırı değer kaybı ve Merkez Bankası rezervlerinin çarpıcı şekilde azalması ile sonuçlandı.

 

Bunun üzerine 2021 yılının başında Merkez Bankasının enflasyonda kalıcı bir düşüş gerçekleşinceye kadar sıkı para politikasını uygulayacağını ifade etmesiyle TL değer kazanmaya başlamış ve az da olsa yabancı sermaye girişiyle ekonomide nispeten riskler azalmaya, olumlu bir hava esmeye başlamıştı.

 

Ancak, 2021’in mart ayında Merkez Bankası Başkanı’nın beklenmedik değişikliğinin ardından -böylelikle 4 ay içinde TCMB başkanı ikinci kez değişmiş oldu- piyasalar ve döviz kurları sert bir şekilde sarsıldı. Türk Lirası sadece bir günde yüzde 9,3 değer kaybetti.

 

Bu Durum “Evdeki Tencereyi” Nasıl Etkiledi?

 

2020 yılında işten çıkarma yasağına rağmen Türkiye’de milyonlarca iş kaybı yaşandı. Kısıtlamaların kalkmasıyla başlayan toparlanma dönemi ise herkes için eşit şartlar sunmadı. Yaşlılar, engelliler, kadınlar, düzensiz göçmenler ve dezavantajlı gruplar yaşanan iş kayıplarından daha fazla etkilendi.

 

İş kayıplarıyla yoksulluk da ciddi şekilde arttı. Günlük 5.5 ABD doları harcama tutarına göre yapılan araştırmaya göre 2018’de yüzde 8,5 olan yoksulluk oranı 2020’de yüzde 12,2’ye ulaştı. (3)

 

Kaynak: Dünya Bankası

 

Türkiye’de günümüzde asgari ücret miktarı yoksulluk sınırının yüzde 30’u ediyor. (4) Asgari ücret civarında ücret alan işçilerin sayısı 9,7 milyon. (5) Hanehalkının tamamı hesaba katıldığında on milyonlarca insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı görülüyor.

 

Diğer taraftan, aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücret düzeyine geriliyor.  2006 yılında aylık ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin yaklaşık 2 katı iken, 2019’da asgari ücretin 1,41 katına geriledi. (6) Günümüzde ise ortalama ücretin asgari ücreti 2019 yılına kıyasla daha da yakınsadığı öngörülüyor.

 

 

2021 yılı ağustos ayında bir önceki aya göre %1,12, bir önceki yılın aralık ayına göre %11,65, bir önceki yılın aynı ayına göre %19,25 ve on iki aylık ortalamalara göre %15,78 fiyat artışı gerçekleştiği görülüyor. (7) Bu durum yoksul sayısını arttırırken yoksulluk şiddetinin de artmasına sebebiyet veriyor.

 

Kaynak: TÜİK

Türkiye Ekonomisini Yakın Gelecekte Ne Bekliyor?

 

2021 ve 2022 yılında (iyimser bir yaklaşımla) Türkiye ekonomisi COVID-19’un etkilerini hâlen üzerinde hissedecek gibi görünüyor. Diğer taraftan, ekonomi politikalarındaki belirsizlik ve yüksek kırılganlık durumu yapısal hâle gelmiş durumda. Özellikle mart ayında yaşanan kırılma ile Türkiye, enflasyonu azaltmaya yönelik politika geliştirme imkanını hayli yitirdi.

 

Bunlara rağmen, büyüme oranlarında bir önceki yıl baz alındığı ve 2020’de büyüme oranlarının düşük olması sebebiyle Türkiye ekonomisinin büyüme oranı 2021 yılında yüzde 5 olarak bekleniyor. Baz etkisi ve TL’nin aşırı değer kaybetmesiyle genişleyen ihracat potansiyelinin doğru kullanmasıyla Türkiye ekonomisi büyüme hızını daha da arttırabilir.

 

Bu sebeple iktidar, seçim döneminde ortaya çıkan kayda değer büyüme oranlarını merkeze alan siyasi söylem üreterek ekonomik çözümün yine kendinde olduğunu geniş halk kitlelerine göstermeye çalışabilir.

 

Türkiye ekonomisini bekleyen en önemli risklerden ilki COVID-19 salgınının yeniden canlanması. İkincisi ise gelişmiş ülkelerdeki yüksek enflasyon ve çok gevşek para politikasının biteceğine dair beklentilerin artması. Bu durum gerçekleşirse, halihazırda Türkiye’ye geçmiş yıllara kıyasla hayli azalmış olan küresel sermaye girişi daha da azalabilir.

 

Bu durum, yaşanacak olası dalgalanmanın -her geçen yıl daha da artan kırılganlığın da etkisiyle- Türkiye ekonomisini derinden etkilemesine sebep olabilir.

 

Bu dönemde Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi tarafından başlatılan “Staj Seferberliği”, Hazine ve Maliye Bakanlığı öncülüğünde oluşturulan “1 Milyon Yazılımcı Projesi”, İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan “Vefa Sosyal Destek Grupları” benzeri ulusal boyutlu birçok program ile genç, yaşlı, kadın, engelli vb. kırılgan gruplara temas etme düzeyi arttırılabilir.

 

Özellikle son 3 yılda artış gösteren işsizliği azaltmak için özellikle emek yoğun sektörlerde (tekstil, ayakkabı, deri vb.) geniş kapsamlı projeler hayata geçirilerek alt sınıfların maruz kaldıkları yoksulluk şiddetini azaltmaya yönelik çalışmalar yapılabilir.

 

Bu politikalar Türkiye’de birçok kesimin, öncelikli sorunlarının ekonomi olması sebebiyle, yaşanacak görece refah ile iktidarla bağını sürdürmesine vesile olabilir.

 

Diğer taraftan, muhalefetin olası iktidar değişikliğinde ekonomiyi nasıl yöneteceği konusunda net bir mesaj verememesi ve ekonomik aktörlerin yeni bir ekonomik krize mahal vermemek adına nispeten daha güvenli gördükleri limanda kalma eğilimleri iktidarın elini güçlendirebilir.

 

Ekonomik büyüme gerçekleşse dahi artan yoksulluk ve eşitsizlik iktidara karşı öfke birikimine sebebiyet veriyor. Zayıflayan sosyal adalet, belli gruplara getirilen imtiyazlar, COVID-19’un da etkisiyle artan toplumsal katmanlar arasındaki eşitsizliğin görünürlüğü muhalefetin elini güçlendiriyor. Her halükârda seçim dönemindeki Türkiye ekonomisinin durumu sandık zamanı AK Parti’nin önündeki sınav kağıdının en zor sorusu olacak gibi görünüyor.

__

1 https://www.worldbank.org/en/country/turkey

2 https://www.worldbank.org/en/country/turkey

3 https://www.worldbank.org/en/country/turkey

4 http://www.turkis.org.tr/Aclik-Yoksulluk-k91
5 http://arastirma.disk.org.tr/?p=4466

6 http://arastirma.disk.org.tr/?p=4466

7 https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Tuketici-Fiyat-Endeksi-Agustos-2021-37386

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.