Simurg: Apartheid Duvarları Sanatı

Suriye ve Filistin’den Mısır’a ve ABD’ye kadar her yerde, sanatçılar bizi ayıran duvarlara meydan okuyarak, duvarları direnişin fiilî galerilerine dönüştürüyorlar.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email
Suriyeli sanatçılar Aziz Asmar ve Anis Hamdoun Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinin Binniş kasabasında George Floyd’u tasvir eden bir duvar resmini tamamlıyor, (1 Haziran 2020)

Sanatçılar Suriye’den, Filistin’den Mısır’a ve ABD’ye kadar bizi ayıran duvarlara meydan okuyarak onları adaletsizlik, zulüm ve şiddete karşı direnişin galerilerine dönüştürüyor; onlara hükmeden tiranlara ve katillere gözlerin üzerlerinde olduğunu ve yaptıklarının hesabının bir gün sorulacağını hatırlatıyor.

 

Ayna Ayna Söyle Bana

 

ABD’de bu yıl ortaya çıkan Siyahların Hayatı Değerlidir (Black Lives Matter) isyanları ve bu isyanların dünyanın farklı köşelerindeki insanlarda uyandırdığı yankı protest sanatın yenilenmiş bir ilgiyle karşılanmasına yol açtı. Oysa, sosyal hareketleri ve devrimleri ifade eden ve onların şekillenmesine yardımcı olan karakteristik sanat formları, kesinlikle Siyahların Hayatı Değerlidir hareketini de içine alan ama bununla da sınırlı olmayan çok daha geniş bir referans çerçevesinde var oluyor.

 

Asya ve Afrika’dan Latin Amerika’ya kadar, adalet çağrısında bulunan, çatışmalarda hayatını kaybedenleri onore eden ve zalimleri kınayan duvar resimleri ve grafitiler, üzerine çizildikleri ve boyandıkları o duvarların imkânsız kıldığı müşterek bir kurtuluşu arzulayan kırık ve parçalanmış bir insan ruhunu yansıtan aynalar gibi.

 

Kenya’nın başkenti Nairobi’de Detail Seven tarafından çizilmiş George Floyd’un duvar resmi.

 

Bu sanat eserleri hep birlikte, ulusları ve onların kolektif düşlerini birbirinden ayıran kurgusal koloniyel sınırlarla şekillenmiş olan bu halinden farklı bir dünya haritası çiziyor. Son yüzyılda Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki ulusal özgürlük hareketleri süresince çizilen ve yapılan duvar resimleri ve grafitilerden, Keşmir, Filistin, Hong Kong ve yakın geçmişte ABD’de süregelen özgürlük ve adalet mücadelesinde yapılanlara kadar bu sanat eserleri uydurma sınırın üstesinden gelmenin ve küresel başkaldırının haritasını açığa vuruyor.

 

 

Hayalden Gerçeğe, Aynanın Arkasına

 

İranlı tanınmış şair Ferîdûddin Attâr 1177 tarihli başyapıtı Mantıku’t-Tayr’da (Kuşların Diliyle) kralların mitolojik kuşu, Simurg’u, bulmak için Kaf Dağı’na doğru yolculuğa çıkan bir kuş sürüsünün hikâyesini okuruz. Şiirde Attâr bize bu kutsal kuşun bir keresinde Çin’in üzerinden geçerken kanatlarından bir tüyü Çin’e düşürdüğünü ve tüm dünyayı karmaşaya attığını söyler:

 

O tüy şimdi Çin’de bir müzededir –
Bu Peygamberin “İlmi Çin’de bile olsa arayınız!” derken kastettiğidir.
Eğer Simurg’un o tüyü ayan olmasaydı
Dünyadaki tüm bu karmaşa olmayacaktı…

 

Attar’ın mitik süblime alegorisi bu sıkıntılı zamanlarımızda yenilenmiş anlamlar bulmuştur. Sanki tüm dünyada çok sayıda özverili, çoğunlukla isimsiz sanatçılar Simurg’un dayanışma tüyünün tasavvurunu görmüş ve insanlığın kolektif olarak özgürlüğe duyduğu ihtiyacı etraflarını saran duvarlara yazmalarını esinlemiş gibidir.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Simurg’un tüyü her zaman şairlerin ve filozofların güzel ve adil olanı yapma ve söylemelerine esin kaynağı olarak güzel ve doğrunun bir sembolü olagelmiştir. Çağımızın amansızlığını, bu korkutucu duvarlara tasvir eden bu isimsiz sanatçılar zamanımızın sufileri, Simurg’un çocuklarıdır.

 

Ayna Olarak Duvar Resimleri

 

Devrimler ve sosyal hareketler, söz konusu anda başarılı görünebilirse de, genellikle pervasız askeri güçlerce bastırılır veya zamanın akışıyla birlikte farklı bir baskı biçimine zemin hazırlarlar. Ama esinledikleri sanat eserleri, en başında onların gerçekleşmesine neden olan cesur ruhların hayallerini ve özlemlerini canlı tutar.

 

Bir örnek vereyim: 1978-1979 İran Devrimi’nden kısa bir süre sonra meslektaşım Peter Chelkowski ile birlikte duvar resimleri, posterler, grafitiler ve ilgili diğer materyalleri içeren tam bir devrimci sanat arşivi toplamış ve bu tarihi olayın görsel hatıraları konusunda ilk kitabımızı yayınlamıştık. Kitabımız Bir Devrimi Sahnelemek: İran İslam Cumhuriyeti’nde Propaganda Sanatı (Staging a Revolution: The Art of Persuasion in the Islamic Republic of Iran, 1995) devrimci isyanın bütün ikonografisinin derinlemesine bir incelemesi olarak değerlendirildi ve İran Devrimi’ni Fransız Devrimi, Küba Devrimi ve Rus Devrimi gibi çığır açan benzer olayların ve onların üretmiş olduğu kamu sanatı ve politik sanatın anıtsal bütünün yanına yerleştirdi.

 

Humeyni’nin Tahran sokaklarına çizilmiş bir resmi.

 

Onlarca yıl sonra, 1979 Devrimi’ni önceleyen 1950’ler ve 1960’lardan devrim öncesi posterlerin nadide bir koleksiyonuna tesadüfen ulaştım. Bu koleksiyonu Kuzey Carolina’da Ashville’de bir sanat sergisinin kuratörlüğüne yardımcı olmak için kullandım ve daha sonra da bu posterler hakkında Kayıp Nedenlerin Peşinde: İran Devrimi’nin Parçalanmış Alegorileri (In Search of Lost Causes: Fragmented Allegories of an Iranian Revolution) adlı bir kitabım yayımlandı. Bu süreçte Filistin halkının mücadelesi ve düşlerini belgeleyen nadide bir sanat birikimini muhafaza etme çabasıyla Filistin sinema arşivi üzerinde de çalışıyordum.

 

Bu çabalarımla eş zamanlı olarak, İran ve Suriye’den Mısır’a ve ABD’ye kadar dünyanın her yerinde binlerce başka kişi de sıradan halkın orduları yenmesine, işgallerin son bulmasına, diktatörlerin devrilmesine ve en temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkmalarına yardım etmiş olan ve yardım etmeyi sürdüren politik sanatı üretmek, korumak ve desteklemek için çalışıyordu.

 

Yarı Mübarek, Yarı Tantavi. Ömer Fethi tarafından Kahire’nin Tahrir Meydanı’na çizilmiş bir duvar resmi. (Mart 2012)

 

İran devrimi yozlaşarak bir teokrasiye dönüştü. Onlarca yıl sonra gerçekleşen Mısır Devrimi askeri bir darbenin merhametsizliğine uğradı. Suriye Devrimi; Beşar Esad, irticacı Arap liderlerinin birleşik gücü ve onların iyiliğini düşünen Batılı yardımseverlerinin attığı iftiralarla kayboldu. Filistin ulusal özgürlüğü doymak bilmez ABD – İsrail askeri düzeneği ile karşı karşıya. ABD’deki “Siyahların Hayatı Değerlidir” isyanı, ülkenin ilk siyah başkanının “finansal desteğe son verilmesini istememeliyiz” dediği ırkçı ve militarize bir polis kuvvetiyle mücadele ediyor. Ancak tüm bu hayallerin ve mücadelelerin iniş ve çıkışlarında sabit kalan esinledikleri görsel sanat ve performans sanatlarıdır.

 

Ayna Olarak Duvarlar

 

Şimdi bir başka örneğe dönelim: 2004 Şubat’ında, organize edilmesine yardımcı olduğum bir film festivaline katılmak üzere çok sayıda tanınmış Filistinli film yapımcısı ile birlikte Filistin’e gitmiştim. Kudüs ve Ramallah arasındaki apartheid duvarının yanındaki kontrol noktasını geçerken, efsanevi Şili-Filistinli film yapımcısı Miguel Littin uzun metrajlı filmini apartheid duvarına nasıl yansıtabileceğine ilişkin spekülasyonlar yapmaya başladı. Bu duvarın her iki tarafında yaşamakta olan mihmandarlarımız, tetiği çekmeye hazır İsrail keskin nişancılarının filmini izlemek için duvarın yanına gelen herhangi birine ateş edeceğine ve öldüreceğine ilişkin korkularını ifade ederek, hızlıca Littin’i bu düşünceden vazgeçirdiler.

 

Filistinli bir film yapımcısının özgürlük tasvirini İsrail’in apertheid duvarına yansıtamamıştık. Ama kısa bir süre sonra sayısız, çoğunlukla isimsiz, Filistinli sanatçı söz konusu duvarları mücadelelerini yansıtan bir galeriye dönüştürdüler.

 

Duvarlar sadece Trump ya da Netanyahu gibi tehlikeli faşistlerin dağılan imparatorlukları ve kolonilerini yoklamak ve korumak için yükselttikleri yapay siyasal sınırlar değil. Duvarlar aynı zamanda üzerine resim yapmaya, düşlemeye, meydan okumaya ve temsil ettiğini bozmaya bir davet.

 

Attar’ın Kuşların Diliyle’sinin sonunda – sözcük anlamı “30 kuş” olan “Simurg” sözcüğüne ilişkin bir söz oyunuyla – Kaf Dağı’na yapılan çetin yolculukta sadece 30 kuş hayatta kalmıştır. Gitmek istedikleri yere yaklaştıklarında bu kuşlar efsanevi kuşla değil kendi yansımalarından başka hiçbir şey göremedikleri bir ayna ile karşı karşıya gelirler. Anlarlar ki “Simurg,” tüm engellere rağmen kendi kaderlerini kendilerinin çizdiğini görmeye cesaret etmiş olan kendi 30 cesur ve meydan okuyan yüreklerinden başkası değildir. Onların krala ihtiyacı yoktu, tüm krallar onlardı.

 

İsrail ile Batı Şeria’yı ayıran duvarın üzerine çizilmiş bir resim.

 

Bizi ayıran duvarları, duvarlara meydan okuyarak bir umut ve birliktelik mesajı vermek için kullanan sanatçılar bu kuşlar gibiler: Onlar kendi özgürlüklerinin tasvirini güzelce boyadıkları ve cesurca yüzleştikleri duvarların yansımasında gören hükümdarlar.

 

Bu yazı, 31 Aralık 2020 tarihinde Al-Jazeera  sitesinde yayımlanmış olup, Evrim Yaban-Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.