Sınırlı Sorumlu Avrupa İzlenimleri
10. Uluslararası Çalışmalar Konferansı’na katılmak üzere Lizbon’a gidişim bir aile hareketliliğine dönüşürken; aktarmalı yolculukla Cenevre, Lizbon ve Lyon’u gezme fırsatı bularak mini bir Avrupa turu yapmış olduk.
12-15 Eylül 2023 tarihlerinde Portekiz’in başkenti Lizbon’da CESRAN International ve Universidade Autónoma de Lisboa’ya bağlı (UAL) Observartory for Foreign Relations (OBSERVARE) tarafından UAL’nin ev sahipliğinde düzenlenen 10. Uluslararası Çalışmalar Konferansı’na katıldım. 10’uncu yılına erişen bu konferans serisinin ilki yine CESRAN International tarafından Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ortaklığı ve ev sahipliğinde, Avrasya Ekonomi-Politik Konferansı olarak gerçekleştirilmişti. Bu ilk konferansa Ahmet Yesevi Türk-Kazak Uluslararası Üniversitesi’ne bağlı Avrasya Araştırma Enstitüsü’nün Kurucu Müdürü olarak açılış konuşmasını yapmak üzere davet edilmiştim. Daha kuruluş aşamasındaki bir enstitü olarak iki uzman araştırmacımızla bu konferansa katılmıştık. İlk konferansın başarısında, Özgür Tüfekçi, Rahman Dağ ve beni konuşmacı olarak davet eden Selçuk Üniversitesi’nde çalıştığım dönemden lisans öğrencim Erman Akıllı hocaların olağanüstü gayretine şahit olduğum için sonraki yıl Türkiye’ye dönüşte profesör olarak atandığım Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde bu konferansın ikincisini düzenledik. Sonrasında bu konferans serisinin parçası olmaktan onur ve mutluluk duydum ve davet edildiğim Bilim Kurulu’nda yer almaya devam ettim.
Aktarmalı Seyahat Macerası
Konferans da bu yıl daha önce gitmediğim Portekiz’de düzenlenince, birkaç yıldır pandemi nedeniyle çevrimiçi organize edilen bu organizasyona fiziksel olarak katılmaya karar verdim. Eşim kendisi gelemese de seneye üniversite sınavına girecek oğlumuz için bilimsel bir konferansa iştirak etmek ve en son 2016’da ailecek çıktığımız Balkan turu sonrasında yurt dışına hiç beraber gidemediğimiz için iyi bir fırsat olacağı fikriyle beni ikna etti. Sonrasında buna gönül koyan kızımızın gönlünü Kurban Bayramı’nda eşimin memleketi Çarşamba’ya kadar gitmişken Batum’a giderek alayım ekonomistliğim de sınırda kızımın kimliğinde fotoğraf olmaması nedeniyle elimizde patlayınca, Lizbon bir anda bir kişinin konferans seyahatinden bir aile hareketliliğine dönüştü. Uçak bileti fiyatlarını kontrol ettiğimde Konya-İstanbul-Lizbon aktarmasız gidiş-dönüş THY ile yaklaşık 100 bin TL fatura çıkınca aile boyu konferans hayalimiz bir anda yerini hızla hayal kırıklığına bırakırken, yazın beş Avrupa ülkesini gezen bir akademisyen arkadaşım Antalya’daki charter seferleri ile bu seyahati daha ucuza halledebileceğimizi salık verdi. Bu sefer doğrudan Lizbon’a değil de aktarmalı olarak gidiş alternatiflerini denerken Antalya-Cenevre-Lizbon ve dönüşte de Lizbon-Zürih-Antalya aktarmalı uçuşlarla maliyeti takriben 68 bin liraya düşürmeyi başardık. Alternatif rotalarla gideceği noktayı bir dünya turuna çevirmede mahir başka bir akademisyen arkadaşım da (ki kendisiyle iki kez Almanya üzerinden Cezayir’e, bir kez Ürdün’e ve bir kez de Rusya’ya gitmişliğim vardır) Avrupa’daki charter seferlerini kullanarak Antalya-Cenevre Anadolu Jet ile ve dönüşte de Cenevre-Lizbon EasyJet ile olmak üzere bilet fiyatını yaklaşık 48 bin liraya kadar çekmeyi başardı. Lakin indirimden faydalanabilmek için seyahatimiz yol izni ile beş günden bir haftaya uzayacaktı ve biz de Cumartesi başlayıp Cumartesi biteceği için bu iki günü de hafta sonu tatiline yedirerek o sorunu da halletmiş olduk. Hatta hazır Cenevre’ye gittiğimize göre asgari bir günümüzü de Fransa’ya ayırabilirdik, çünkü benim de bu seyahat vasıtasıyla öğrendiğim üzere Cenevre, İsviçre ve Fransa’nın tam ortasında yer alan ve iki ülkeye açılan havalimanıyla oldukça stratejik bir şehirdi. Biz de gezi planımıza Cenevre’ye en yakın Fransız şehri Lyon’u koyduk. Böylece nasıl ki benim tek kişilik konferans seyahatim ailenin konferansı haline geldiğiyse yolculuğumuz da aktarmalarla mini bir Avrupa turuna dönüştü.
Seyahatin lojistiği sadece uçak biletlerini almakla bitmiyordu. Kalınacak yerler ve şehir içi ulaşım meselesini de halletmeliydik. Airbnb’den üç günlüğüne Cenevre’de havalimanına yakın bahçeli bir ev ve süre zarfında kullanmak üzere bir araç kiraladık. Bunların hepsini internet hatta telefondaki uygulamalar üzerinden hallettik. Aynı şekilde Lizbon’da konferansın yapılacağı üniversiteye en yakın lokasyonda bir daireyi yine Airbnb üzerinden kiralamama konferansın organizatörlerinden Özgür Hoca yardımcı oldu. Uçak biletlerini oldukça hesaplı almamıza vesile olan Gökhan Hoca lojistik hizmetinde sınır tanımayarak Konya-Antalya seyahatinde bize eşlik etmekle kalmadı, aracımızı Konya’ya getirip dönüşte de bizi almaya Antalya havalimanına gelerek büyük bir fedakârlık sergiledi ve dahası Konya’ya kadar da araç kaptanlığını üstlendiğinden ben de kendisine co-pilot olarak eşlik ettim.
Cenevre’deki ev sahibimiz çocukken Türkiye’ye geldiğinden bizden gelirken baklava istirham edip ve ücreti ulaştığımızda takdim etmeyi önerdi. Türk misafirperverliğiyle bağdaşmayan bu teklifi zaten kabul edemezdik. İyi olacak hastanın ayağına gelir doktor misali, Gökhan Hoca’nın lise arkadaşının Güllüoğlu Baklavaları’nın Antalya Havalimanı yakınındaki mağaza müdürü olması sayesinde bu ricayı kolaylıkla yerine getirmekle kalmadık, Türkiye’nin yurt dışı tanıtımına bir tuğla da biz koyduk. (Sayın komşumuz Yunanistan, isterseniz baklavanın kimin olduğu tartışmasını burada nihayete erdirelim.) Hep irtibatta olduğumuz ev sahibemiz, eve ulaşınca yakında bir alışveriş imkânı bulamayacağımızı ama acil ihtiyaçlarımız için evin birkaç yüz metre ilerisindeki yolun iki tarafındaki benzinliklerin marketlerinden faydalanabileceğimizi ve fiyatların market fiyatlarından biraz pahalı olacağını söyledi. Hazır ve pratik gıdamızı yanımızda getirdiğimizden ilk akşam için sadece ekmeğe ihtiyacımız vardı ve ilk şoku orada yaşadım. Yaklaşık 400 gram patatesli ekmek 3,8 İsviçre frangıydı. Türk lirasına çevirdiğimizde yaklaşık 110 lira yapıyordu. Konya’da halk ekmek büfesinde 200 gram ekmeğin 5 lira, 3 harfli marketlerde 6 lira olduğunu düşününce içindeki ekşi maya, tam tahıl ve patates için yaklaşık dokuz kat daha fazla ödemek durumundaydım. Hoş, Türkiye’de de tam tahıllı, ekşi mayalı ve cevizli, patatesli veya çekirdek içli ekmekler de standart ekmekten açık ara pahalıydı zaten. O an Avrupa’nın neden bizi kıskandığını anladım, çünkü bizde ekmek dokuz kat daha ucuzdu. Benzinlikte motorin ve benzin fiyatları ise yaklaşık 2,2 İsviçre frangı olarak Türkiye’deki fiyatların iki katından azına tekabül ediyordu ve kiraladığımız arabayı huzur içinde kullanmamızı mümkün kılıyordu. Kaldı ki araç fiyatları da kiralama fiyatları da açık ara Türkiye’den ucuzdu. Ekmek fiyatına içerlemiştim ama motorin ve benzin fiyatından sonra asgari ücretin de 4.160 İsviçre frangı olduğunu öğrenince kimin kimi kıskanması gerektiğini kendimce anladım.
Ev sahibemiz ile ikinci gün şehirdeki Merkez Tren İstasyonu’nda buluşmak üzere sözleştik ve Pazar günü en azından bizim tespit edebildiğimiz şehirdeki tek açık Migros şubesi de burada olunca evimizin iaşesini temin ettik. Toplam 22 İsviçre frangı tuttuğunu düşünürsek 26 aydır düşen küresel gıda fiyatlarını en azından burada hissetmek mümkündü. Ev sahibemiz Lyon’a bilet almamıza yardımcı olmak üzere bize eşlik etti. Bilet satış ofisinin girişinde bir kadın ve bir erkek görevli zaten bilgi vermek üzere bekliyorlar ve alınacak bilete göre açık ofis sistemi çalışan bilet gişesine yönlendiriyorlar. İki saatlik bir tren seyahatiyle ulaşılan Lyon için gidiş dönüş 275 İsviçre frangı ödedik dört kişi için. Cenevre’de kaldığımız üç gün boyunca gidebileceğimiz turistik yerlerin hemen hepsine gittik.
Kalitenin Şehri Cenevre
Cenevre deyince aklıma BM’ye bağlı bazı organizasyonlar nedeniyle bir diplomat şehri geliyordu. Ancak şehirde bunun ötesinde, Türkiye’de alışık olmadığım, kentin iliklerine kadar sinmiş, bizim gibi moderni de muhafazakârı da endişeli bir halk için kesif bir huzur var. Bu huzurun oluşabilmesi ve sürdürülebilmesi için insan hayatını önemseyen tabelalar ve alarm sistemleriyle bezeli bir tedbirlilik her yere hâkim. Asgari ücretin yaklaşık 150 bin Türk lirasına denk geldiği bir yerde tabii insan canı değerli. Bir de siviller ya da kamu görevlileri bir soru sorduğunuzda oldukça yardımsever ve cana yakın, dahası İngilizce konuşmayı bir ulusal gurur meselesi yapmıyorlar Fransızlar gibi. Uzun lafın kısası, neden Necmettin Erbakan’ın ilk göz ağrısı Millî Nizam Partisi kapatıldıktan sonra daha iyi bildiği Almanya yerine İsviçre’yi hicret için seçtiğine ve aynı şekilde Charlie Chaplin’in de neden ömrünün uzun bir bölümünü geçirmek üzere İsviçre’yi mekân tutuğuna aklım erdi. Avrupa’nın kalbindeki bu göreceli küçük ülkeden ne öğrendin diye sorarsanız, Kur’an’da nicelikle övünmenin zemmedilmesinden hareketle nitelik ve kaliteye verilen önemle peynirinden çikolatasına, çakısından saatine hayatın her alanında beliren refahla iç içe geçmiş kalite aşkını belirtmem gerek. Hani Kenan Doğulu’nun Aşk ile Yap şarkısında “Ne yaparsan yap, aşk ile yap” diyor ya, İsviçre’de aşkın yerini değil ama anlamını kalite almış. Cenevre’de yaptığımız en hayırlı iş ise hiç düşünmeden CERN’e gitmemiz ve ilk atom hızlandırıcısı hakkında verilen 1,5 saatlik tura katılmamızdır. Eğer bir kafile olarak giderseniz ışık oyunlarıyla tasarlanmış bu bilgi yoğun turda Türkçe dinleme şansınız da var turun bu bölümünü. Tur rehberimizin Japon bir elektronik mühendisi olması bir yana, Türkiye’nin CERN’in destekçisi ülke olmaktan ayrıldığını orada öğrendiğimde büyük bir üzüntü duydum. İsviçre’ye böyle ilk görüşte âşık olunca haliyle Lizbon ve Lyon’a dair anlatacaklarım göreceli sınırlı kalacak.
Turistik Lizbon
Lizbon bir başkent olmanın ötesinde oldukça turistik bir yer. Havalimanında üzerlerindeki tişörtlerde İngilizce “Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?” yazan gençler, sorusu olanlara oldukça yardımcılar ve bana ilk Uber tecrübemde yardımcı oldular. Matbaanın da geç geldiği bir ülkenin ahfadı olarak bu tür gelişmeleri öyle loncalar uğruna o kadar yakından takip edemiyoruz haliyle. Fiyatlar İsviçre’den sonra Türkiye’den sadece bir tık pahalı. Gelince yine asgari ücretin ne olduğuna baktım ve 776 euro olduğunu gördüm. Lizbon’da anıtlar itibarıyla Kristof Kolomb ve Vasco de Gama’ya kadar götürülen hürmet, sömürgelerde ölen askerleri de taçlandıracak kadar diğerkâmlığını koruyor. Portekiz’in ünlü diktatörü Salazar’ın iktidarı kaybedince yaptırdığı muazzam köprünün de adı değişmiş. Bir siyaset bilimci olarak bu beni şaşırtmadı, zira her iktidar isimler üzerindeki iktidarından başlar ve sonra eşyanın formunu değiştirmeye varır. Siyaset Bilimine Giriş (POLS 101) derslerimde de klasik örneğim, çocuklara verilen isimlerin ülkedeki baskın kültürün politik yansıması olduğu kadar ev içi iktidar ilişkilerini de çok güzel anlattığını betimlerim.
Fransa’da Değişen Bir Şey Yok
Fransa’ya gelince, 1999’da Paris’e gidişimle kıyasladığımda Lyon da aynı şekilde bir turizm kenti için temiz gelmedi bana. Dahası, Lyon tren istasyonunun uluslararası niteliğine rağmen ilaçlık bir bilgi ofisinin olmaması ayrı bir garabet. İtalya’ya tren seferleri düzenleyen firmadan şehrin merkezine nasıl gidebileceğimizi öğrenebildik mesela. Gençler göreceli İngilizce sorduğunuzda İngilizce cevap vermeye çalışırken orta yaş ve üzeri halen Fransızca cevap vermeye devam ediyor. Geçenlerde izlediğim bir Amerikalı stand-upçı da buna dair şekvasından dem vuruyordu ve kabaca çeyrek asırdır Fransa’da değişen bir şey yok gözlemlerim noktasında. Elbette Lyon ve katedralleri, ışıltılı mağazaları ve sanat ile iç içe geçen yapısı yine muhteşem. 14. Louis’den bu yana bu lüks ve debdebe de pek değişmemiş.
Hem Lizbon’da hem de Lyon’da 1,5 saatlik şehir turlarına katıldık ve en azından bir sonraki gidişimizde nerelerde daha fazla vakit geçirmemiz gerektiğimizi öğrendik. Sonuç olarak bu seyahatten genel olarak ne öğrendiğime gelince; zamanında Berlin seyahati sonrasında Mehmet Akif’e “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerinizi anlatın Üstad” deyince Akif de “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi” diye cevaplamış. Güneşin altında yeni bir şey olmadığından hareketle yaklaşık 150 yıl sonra ben de farklı bir cevap veremiyorum. O yüzden cennetvari bir yaşamı yeryüzüne indirenlerden dünya sonrası yaşama inanmıyorlar diye istihza etmek benim için “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır”vari hem kel hem fodul bir nobranlıktan daha fazlasını ifade etmiyor.
Sonuç olarak, bu bir seyahat yazısı olmayıp ümmet, vatandaşlık ve aidiyet bağlamında bir sonraki yazıma altlık mahiyetindedir. Ondan kelli bahsi geçen firma isimlerinin de reklam mahiyetinde olmadığı zaten izahtan varestedir.
MURAT ÇEMREK