Şirin’in Sessizliğinde de Filistin’in Çığlığı Var

Şirin Ebu Akile, tam üç yıl önce bugün öldürüldü. Parlak stüdyo ışıkları yerine enkazların, gözyaşlarının, yıkık duvarların gölgesinde durdu hep. Gözlerinin içine bakan herkes onun sadece bir haberci değil, bir hafıza olduğunu anlardı. Bugün hâlâ Şirin’in sesi yankılanıyor Gazze sokaklarında, Batı Şeria’nın suskun taşlarında ve her cesur gazetecinin vicdanında…

şirin ebu akile

Şirin tam da üç yıl önce bugün sabahın erken saatlerinde öldürüldüğünde dünyanın bu yarımküresi henüz gözlerini ovuşturuyordu. 

 

Arapların alemetifarikalarından olan o meşhur kahveler demlenmemiş, sokaklar tam uyanmamıştı. Ama Filistin uyanıktı. Filistin zaten hep uyanıktır. Uyuyamayan bu toprakların türbedarı gibi, gözlerini 1948’den beri bir gün olsun huzurla kapatamayan bir halkın sesiydi Şirin Ebu Akile.

 

O sabah başında mavi miğferi, üzerinde çelik yeleğiyle gittiği yerde yine gazeteciliğin en onurlu haliyle duruyordu. Bildiğimiz türden “haber peşinde” değildi. O, yıllardır yaptığı gibi halkının gerçeğinin izini sürüyordu. Filistin’in çocuklarına, her ne olursa olsun güçlü kalabilen kadınlarına, mezar taşlarına tutunarak büyüyen gençlerine şahitti çünkü.

 

Tam o gün bir kurşun susturdu onu. O görüntüleri izlerken, Şirin’in sakin ve net sesiyle verdiği haberleri ve onun cesareti hepimizin gözünün önünden geçti. Sanki kameranın önünde değilmiş de bizim içimizde, boğazımızın ucunda bir düğüm gibi duruyordu.

 

O sesi susturan sadece bir tetik değildi; o sesi susturan, dünyanın vicdan yetmezliğiydi. Batı’nın bütün “insan hakları” külliyatı dilsiz oldu yine. Küresel gazetecilik birlikleri, basın özgürlüğünün şampiyonaları bu infazı köşelerinden sessizce izlediler. Birkaç cümlelik yalancı kınamalar o kurşunun sesi kadar gür değildi.

 

Sonra Şirin’in cenazesinde başka bir suç daha işledi İsrail. 

 

Tabutuna vurup yere düşürdüler. Çünkü biliyorlardı, Şirin üzerinde aynı zamanda Filistin’in, Filistinli olmanın onurunu taşıyordu. 

 

Şirin Ebu Akile, 1997’den beri El Cezire’deydi. Arap dünyasında onu tanımayan neredeyse yoktu. Ama kameraya dönüp saçlarını düzeltmedi. Parlak stüdyo ışıkları yerine enkazların, gözyaşlarının, yıkık duvarların gölgesinde durdu. Gözlerinin içine bakan herkes onun sadece bir haberci değil, bir hafıza olduğunu anlardı.

 

Gazetecilik kimi zaman bir siyasinin önüne bir mikrofon tutmaktır. Ama Şirin’in yaptığı başka bir şeydi. Onunki, mikrofonu bir halkın kalbine dayamaktı. O kalbin ne dediğini kimse duymak istemese de o ısrarla dinletmeye devam etti. Şirin, bize sadece bir mesleği değil, bir tutumu, gerçeğin şahitliğini yapmayı öğretti. Filistin’den bildirdiği her gün, ölümlerin bile susturamadığı o derin sesi; bir halkın nefesini ensemizin dibine kadar getirdi.

 

Sokak röportajı yapmazdı; sokaklarla röportaj yapardı adeta. Bir halkın umutlarıyla, öfkeleriyle, kayıplarıyla; ama en çok da hayatta kalma inadıyla kurmuştu bağını. Ona bakan çocuklar, “Büyüyünce Şirin gibi olacağım” derdi. Bir gazeteci gibi değil, bir direnişçi gibi. Ama silahsız; mikrofonla, kamerayla, anlatmakla ama en çok anlamayla.

 

Elinde mikrofon, arkasında kurşun sesleri, yüzünde yorgun da olsa yılmaz bir ifade. Sesi ne zaman çıksa, dünyaya Filistin’i anlatırdı. Filistin’in sesi ne zaman kesilse, Şirin’in haberi o sessizliği dağıtırdı.

 

Ve belki de tam da bu yüzden hedef oldu.

 

Çünkü bazı sesler çok gür çıkar. Bazı haberciler sadece haber vermez, tarih yazar. Bazı ölümler susturulmak istenen bir hakikatin infazıdır. Onun gazeteciliği sadece bildirmek değil, gerçeği taşımaktı. Ve gerçek, çoğu zaman ağır bir yüktür. İnsan bununla yaşlanır. O yükle insanın omuzları çöker belki ama yükü başını eğdirmez.

 

Şirin ölümünden sonra bile haber veriyor bize. “Bakın,” diyor, “gözünüzü kaçırdığınız yerde hâlâ çocuklar ölüyor. Hâlâ tanklar, evlerin duvarlarını yutuyor. Hâlâ dünya sessizliğini bozmamakta ısrar ediyor.”

 

Ve şimdi, biz onun bıraktığı yerden devam etmeliyiz. Belki bir gün, Şirin’in hikâyesini anlatırken utanmadan “O susturuldu; ama biz susturulmadık” diyebiliriz.

 

Bugün hâlâ Şirin’in sesi yankılanıyor Gazze sokaklarında, Batı Şeria’nın suskun taşlarında ve her cesur gazetecinin vicdanında. 

 

Biz hâlâ onun net, kararlı, sade sesiyle şunu duyuyoruz: “Bir halkın gerçeği susturulamaz.”

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.