Sistem Tartışmaları ve Sivil Toplum

YADA Vakfı’nın ‘Sivil Toplumun Siyaset ve Karar Mekanizmalarıyla İlişkilerinin İncelenmesi Araştırması’ hem sivil toplumun hem de siyaset temsilcilerinin sistem değişikliğini ‘sihirli değnek’ olarak görmediğini ortaya koyuyor. Sistem tartışmalarının mevcut bir çözümden öte konsensüs ve topluma da sirayet edecek bir birlikte yaşama modeli kurgusuna geçebilirse etkili olacağı öngörülüyor.

Parlamenter sisteme dönüş, genel itibarıyla başkanlık sistemine geçiş öncesi gibi tartışılıyor; bunu da kısaca sihirli değnek formülü olarak adlandırmak mümkün. Bu formüle göre, Türkiye’nin kadim sorunları sistem değişikliğiyle bir gecede geride kalacaktı. Oysa öyle olmadığı gibi; sistemin temel esprisi olarak sunulan ‘hızlılık ve etkin işleyişin’ de başka sorunlar ortaya çıkardığını, kurumların işlevsiz kaldığını deneyimleyerek gördük. Yeni sistemin ortaya koyduğu aşırı merkeziyetleşme, sembolikleşerek işlevsizleşen kurumlar ve daha bir çok konunun sistem değişikliğiyle hemen aşılacağını düşünmek abartılı bir beklenti. Aslında sistemleri sadece mevzuat, işleyiş ve kurumlar olarak görmemek, ülkenin demokratik kültüründen, bu kültürün içselleştirilmesi ve toplumsallaşmasından ayrı düşünmemek gerekiyor. Bizim gibi en temel kavramlarla ilgili dahi bir konsensüs oluşturamamış, etik konularda bile pragmatist tutumların yadırganmadığı ülkelerde; hangi sistem olursa olsun ‘dikensiz gül bahçesi’ oluşturmayacağı hep akılda tutulmalı…

 

YADA Vakfı’nın geçtiğimiz günlerde yayınlanan Sivil Toplumun Siyaset ve Karar Mekanizmalarıyla İlişkilerinin İncelenmesi Araştırması, hem sivil toplumun hem de siyaset temsilcilerinin sistem değişikliğini ‘sihirli değnek’ olarak görmediğini ortaya koyması bakımından önemli. Araştırmada, Türkiye’nin mevcut yönetim sisteminin geçmişte olduğu gibi halen kimlikler üzerine yürütüldüğü, yönetimin ve dolayısıyla karar mekanizmalarının ideolojik bir anlayıştan çıkarak eşitlikçi bir anlayışa geçmesine ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.

 

Araştırma kapsamında görüşülen uzmanlar, sistem değişikliğinin özgürlükçü ve eşitlik esaslarına bağlı yeni bir ruhla inşa edilmesinin önemine sıklıkla vurgu yapıyor. Gerçek anlamda katılıma açık bir sistem için özgürlükçü bir ortamın, insan haklarını esas alan bir bakışın gerekliliği; yani sistemlerin tek başına katılımı, kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlamayacağı da diğer bir vurgu noktası. Sistem tartışmalarının mevcut bir çözümden öte konsensüs ve topluma da sirayet edecek bir birlikte yaşama modeli kurgusuna geçebilirse etkili olacağı öngörülüyor.

 

Araştırmanın diğer bir önemli yanı; içinde bulunduğumuz ekonomi, hukuk, demokrasi krizinin çözümü için önemli olan kurumlardan sivil toplumun etki gücü ve kapasitesiyle doğrudan ilişkili bir konuya mercek tutması; bu da siyaset ve karar mekanizmalarıyla olan ilişkiler… Demokratik işleyişin en önemli mekanizmalarından olan sivil toplumun mevcut durumuna ve etki etmeye çalıştığı siyaset tarafından nasıl algılandığına dikkat çeken araştırmada, etkili ve güçlü bir sivil toplum için taleplere de yer veriliyor. Araştırma, siyaset ve sivil toplumun birbirini yeterince tanımadığını vurgulayarak, siyasi aktörlerin, sivil toplumu ve işlevini tanımlarken, bugüne kadar ilişki kurduğu kurumlar veya görünür olan yapılar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Sivil toplumu sadece talep eden taraf olarak değerlendiren siyasetçiler, haliyle sivil topluma karşı mesafeleniyor. Yine araştırmaya göre, siyasiler genelde sivil toplumla kurdukları diyaloğu ya seçmenle kurdukları biçimde ele alıyor ya da belli başlı çatışma alanlarında bir araya gelerek kuruyorlar. Sivil toplum kuruluşları da siyasilerle iletişime geçtiğinde siyasete angaje görünmekten çekiniyor ve tüm partilerle eşit düzeyde diyalog kurmaya çalışıyor. Birbirini yeterince tanımayan iki kurumun karşılıklı olarak önyargılar barındırdığı da bulgularda yer alıyor.

 

Siyasette de Alan Daralması Yaşanıyor

 

Araştırma kapsamında görüşülen farklı görüş ve alanlardan uzmanlar, geldiğimiz noktada sivil alanın daraldığını, alanda çalışmanın giderek zorlaştığını dile getiriyor. Bu alan daralması sadece sivil toplum için geçerli değil; siyaset, özellikle de muhalefet partileri açısından da alanın daraldığı yeni bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Siyasi partiler de STK’lar gibi ifade ve örgütlenme özgürlüğü açısından sorunlar yaşıyor, birçok ilde alanlara çıkamıyorlar. Yine davalarla veya hedef göstermelerle çevrelenmiş durumdalar. Başka bir deyişle, sivil toplum-siyaset diyaloğu ve sivil toplumun karar mekanizmalarına etkisini odağına alan araştırma; kutuplaşma ve daralmanın sadece sivil alan için değil siyaset alanında da yaşandığını ortaya koyuyor. Yapılan görüşmelerde, ilişki ve diyalog noktasında ideolojik bariyer ve kaygıların aşılmasının önemine sıklıkla vurgu yapılırken; pratikte durumun böyle deneyimlenmediği ve haliyle etki kapasitesinin güçlü olmadığı anlaşılıyor.

 

Araştırmaya göre, siyasi ortamdan kaynaklanan sorunların yanı sıra karşılıklı önyargı, güvensizlik, kutuplaşma ve iletişim eksikliğinden kaynaklanan sorunlar var ve bunlar sivil toplumun etki kapasitesini etkiliyor. Genel olarak her iki taraf da açıklıktan, kapsayıcılıktan, çoğulculuktan söz etse de pratikte böyle olmadığına dikkat çekilen araştırmaya göre, iki taraf da kendilerine ideolojik olarak yakın gördükleriyle diyalog içindeler.  

 

Saha Uzmanlığını Siyasete Aktarmak Önemli

 

Araştırmada, siyasete etki noktasında, bağımsızlık ve eleştirelliğin altı çizilirken, etki gücünde ise sivil alanda uzmanlaşmanın, saha bilgisinin bilimsel verilerle ve anlaşılır bir şekilde ulaştırılmasının önemi vurgulanıyor. Hem sivil toplum hem de siyaset temsilcileri, genel olarak sivil toplumun sahayla olan bağının daha güçlü olduğu konusunda ortaklaşıyor. Ancak sivil toplumun mevcut çözümler alanında gerçeklikle bağının kopuk olduğu, bu yönüyle de siyaseti etkilemekte zorlandığı dile getiriliyor. STK’ların siyasi kurumlar ve politika süreçlerini kapsayan savunuculuk faaliyetleri konusunda geçmiş yıllara göre daha fazla kabul oluştuğu vurgulanan araştırmaya göre; savunuculuk faaliyetleri artık “siyasileşmek” olarak anılmadığı gibi; savunuculuk, toplumsal sorunların çözümünün gereği olarak görülüyor. Savunuculuk ilişkisinde, “mesafelenme” ve “bağımsızlık”, “eleştirellik”, “tarafsızlık” gibi kavramlar etik kodlar açısından vurgulanırken, STK’ların bağımsızlıklarını gölgelemeden bu süreçlerde yer alması, ilişkilerin şeffaflığı da sıklıkla dile getiriliyor.

 

Kamuoyunda çokça tartışılan finansal bağımsızlık vurgusu araştırmada da yer bulurken, eşitlikçi bir kamusal yaklaşımın önemine dikkat çekiliyor. Araştırmanın nicel bölümünde görüşülen STK temsilcilerinin sivil toplumun etkin bir mekanizma olarak faaliyet göstermek için siyasetten talep ettiği konular arasında da adil, şeffaf ve eşit kaynak meselesi en başta geliyor. Demokratik işleyişin sağlanması ve katılım mekanizmalarının etkinleştirilmesi de diğer talepler arasında yer alıyor.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.