Siyasi Açmazdan Ancak Siyasi Çözümle Çıkılabilir

İsrail mevcut kanlı açmazdan çıkmak için aynı isteği gösteren bir Filistin liderliği ile çözüme gitme arayışında olduğunu ilan etmeli ve işgale son vermeye yönelik adımlar atmalıdır.

israil siyasi açmaz

İsrail ve dünyanın diğer yerlerindeki pek çokları gibi, benim de 7 Ekim saldırılarına verdiğim ilk tepki şok ve dehşete düşmek oldu. Baştaki bu tepkiye sadece Hamas’ın kadın ve çocukları, yaşlı ve engellileri ve hatta bebekleri katletmiş olmasının dehşeti değil, bunu ve bundan önceki şiddet olaylarını ve bunlara acımasızca karşılık verilmesini önleyebilecekken önlememiş olanlara yönelik bir öfke de eşlik ediyordu. 

 

Siyasi hedefleri açık bir biçimde tanımlanmaksızın savaş, sonu gelmeyen yıkım ve imhaya dönme eğilimindedir. Bu açmazdan çıkmanın yegâne yolu da İsrail’in uygun ve istekli bir Filistin liderliği ile birlikte çatışmaya barışçıl bir çözüm bulma arayışında olduğunu ilan etmesidir. İsrail’in böyle bir açıklama yapması, durumu çarpıcı bir biçimde değiştirecek, iki tarafın birbirini öldürmesine son verecek ve hayatta kalan rehinelerin tümünün iadesinden başlayarak sahada atılacak adımların önünü açacaktır. 

 

Bu krizi çözmeye yönelik herhangi bir siyasi girişimin işgali sonlandırmaya yönelik adımlara yer vermesi zorunludur. Hamas’ın saldırısından iki ay önce, İsrail hükümetinin yargıda “revizyon” girişimine Batı Şeria’yı ilhak etme amacında olan aşırı sağcı yerleşimci bir grubun ağırlığını koymakta olduğunu işaret eden bir imza kampanyasının taslağının oluşturulmasına yardım etmiştim. Bununla birlikte yargı darbesine karşı protesto hareketi, kimsenin hakkında konuşmak istemediği o gerçekle, yani milyonlarca Filistinlinin işgali olan “odadaki fil”le, yüzleşmeyi reddetmişti.

 

Bastırılmış bu gerçeklik 7 Ekim’de kelimenin tam anlamıyla ülkenin yüzünde patladı. Beklenen olmuştu. 2 milyon kişiyi 16 yıl kuşatma altında tutar, dar bir araziye yeterince iş, uygun sağlık hizmetleri, temizlik, gıda, su, enerji ve eğitim olmadan, herhangi bir umut ya da gelecekten bir beklentisi olmadan sıkıştırırsanız, yaşanan vahşet affedilemez olsa da her zamankinden çok daha zalimane ve korkunç bir şiddetin açığa çıkmasından başka bir şey bekleyemezsiniz.

 

Siyasi Çıkmaz

 

İsrailli politikacılar ve generaller uzun bir süre Filistinlilerle aralarındaki çatışmayı çözmek yerine “yönetebileceklerine” inandılar. Gerçekten de Benjamin Netanyahu liderliğindeki hükümetlerin çoğu Hamas’ı yeterince güçlü, Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi’ni ise zayıf ve itibarsız tutmayı tercih etti. İsrail başbakanı ve müttefikleri bu tercihle Filistinlilerle herhangi bir siyasi uzlaşının mümkün olmadığını savunabilecekti. Bu sırada işgal altındaki topraklarda yerleşimler çoğalmaya devam etti ve bu durum toprak konusunda herhangi bir uzlaşıyı giderek imkânsız hale getirdi.

 

İsrail tarafından dayatılan siyasi çıkmaz, nihayetinde bugün tanık olduğumuz şiddete yol açtı. Hamas İsrail’in varlığına tehdit oluşturmuyor olsa da, Gazze’de hâlihazırda süren savaş Hizbullah, İranlı milisler ve Şii Husilerin savaşa giderek daha fazla müdahil olmasına yol açabilir. İşgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci ve İsrail Savunma Kuvvetlerinin (IDF) şiddetinin artması yeni bir intifadayı ateşleyebilir, bunu bölgede etnik temizlik girişiminde bulunma izleyebilir ve bu da İsrail’in “karışık” Yahudi ve Filistin şehirlerinde toplumsal şiddeti tetikleyebilir. İsrail böylece 1948’den bu yana benzerine rastlanmamış ölçekte, hakkında öngörüde bulunmak mümkün olmasa da kesinlikle daha derin bölgesel ve yerel sonuçları olacak bir çatışmayı başlatıyor olabilir.

 

Mevcut krizin daha derindeki nedenlerini inkâr etmek işleri daha da kötüleştiriyor. İsrail kendisini Ortadoğu’daki tek demokrasi olarak sunsa da bu iddiası sadece 7 milyonluk Yahudi nüfusu için geçerli. İsrail’in 2 milyon Filistinli vatandaşı hiçbir zaman tam demokratik haklara sahip olmadı; Batı Şeria’da 56 yıldır İsrail işgali altında yaşayan 3 milyon Filistinlinin neredeyse hiçbir hakkı yok. Gazze’deki Filistinlilerinse neredeyse yarısı hayatları boyunca İsrail kuşatması altında yaşadı. Bu gerçeklik inkâr edildiği için İsrail şu aralar bir uçurumun kenarında sallanıp duruyor.

 

IDF 7 Ekim’den bu yana çoğunluğunu 1948 Nakba’sının Filistinli mültecileri ve onların soyundan gelenlerin oluşturduğu 1,7 milyon sivili Gazze’nin kuzey kesiminden güney kesimine sürdü. Çok sayıda evi harabeye çevirdi. Belirlemelerin çoğuna göre İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri saldırıları, Hamas tarafından öldürülen İsraillilerin sayısının 10 katından fazla Filistinlinin ölümüne yol açtı. Bunların arasında çok sayıda çocuk da bulunuyor (çocuklar toplam nüfusun yüzde 50’sini oluşturuyor). Bu politika dayanılmaz bir insani kriz yaratıyor. Gazze halkının gidecek bir yeri yok ve altyapısı yerle bir ediliyor.

 

Bu arada İsrail’in siyasi ve askeri liderleri, etnik temizlikle sonuçlanabilecek bir sürece zemin hazırlıyor gibi görünen, son derece rahatsız edici beyanlarda bulunuyorlar. Bu girişimin ana hatları, daha önce yargı revizyonu planlarıyla gündeme gelen ve Gazze’deki mültecilerin başka ülkelere “yeniden yerleştirilmesini” ve onlardan kalan yerleri Yahudi yerleşimcilerin devralmasını savunan aşırı muhafazakâr Kohelet Politika Forumu tarafından ortaya konmuştu.

 

İsrail hükümetinin, parlamentosunun ve ordusunun diğer pek çok üyesi de Filistin halkının haritadan ve zihinlerden silinmesini istiyor. Bu nedenle, soykırım gerçekleştikten sonra gecikmiş bir kınama yerine, henüz yaşanmadan soykırım potansiyeline karşı acil bir uyarıda bulunmamız gerek. Eldeki veriler İsrail ordusunun savaş hukuku ve teamüllerine ilişkin Cenevre Sözleşmelerini hâlihazırda ihlal ettiğine kanıt oluşturuyor. Bu da uluslararası kınamaların artmasına ve ABD’deki desteğin hızla kaybolmasına yol açıyor.

 

İsrail kendisini daha da köşeye sıkıştırmamak için, bu çatışmayı sona erdirecek koşulları yaratacak net bir siyasi çözüm tanımlamalı. Hamas’ın Gazze’deki siyasi ve askeri kontrolünü ortadan kaldırmak arzu edilen bir şey olsa da tamamen mümkün olmayabilir. Hamas bir şekilde Gazze’den çıkarılsa bile (Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Beyrut’tan çıkarıldığı gibi) İsrail hükümetinin daha sonra ne olacağına dair herhangi bir planı varmış gibi görünmüyor. İsrailliler 2 milyon Filistinliyi daha yönetme sorumluluğunu almayı istemiyor; Mısır da öyle. İsrail tarafından büyük ölçüde zayıflatılmış olan Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye getirilmesi halinde de yönetim İsrail’in ajanı olarak algılanacaktır.

 

İsrail’in beceriksiz ve aşırı uçlarda yer alan hâlihazırdaki siyasi liderliğinde barışçıl çözüme yönelik bir politika yürütülmesi pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle İsrailli siyasetçiler üzerinde ve kamuoyunda, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, etnik temizlik ve hatta soykırımla sonuçlanabilecek eylemlerin sonlandırılmasını sağlamaya yönelik ahlaki ve siyasi baskı oluşturulması büyük bir önem taşıyor.

 

Akademideki Sessizlik

 

Holokost konusunda çalışan bir tarihçi olarak, meslektaşlarımı İsrail’in Gazze halkına yönelik insanlıktan çıkarıcı söylemlerine karşı seslerini yükseltmeye ve Batı Şeria’da tırmanan şiddeti kınamaya çağırdım. Ancak şimdilik bu akademisyenlerin çoğu sessiz ya da laf ebeliği yapıyor.

 

ABD kampüslerindeki ve diğer entelektüel forumlardaki atmosferin de benzer şekilde pek işe yaradığı söylenemez. Kendini solcu olarak tanımlayan ve Filistin davasını destekleyen bazı kişiler 7 Ekim’deki katliamı övdü ve İsrail’in nüfusun yoğun olduğu bölgelerde barınan Hamas’a saldırarak vatandaşlarını savunma hakkını reddetti. Diğerleri ise yüzlerce Yahudi kurban ve rehine ile empati kurmaktan yoksun olduklarını gösterdiler. İsrail’in Gazze’yi bombalamasına yönelik kınamaların çoğu Hamas’ın ilk terör saldırısından bahsetmiyor ya da Filistin yanlısı aktivistlerin Filistinlilerin çektiği acılara maruz kaldıklarında haklı olarak kınadıkları türden donuk ya da muğlak bir dile başvuruyor.

 

Diğer taraftan, çoğu Yahudi olan İsrail destekçileri, Hamas’ın kurbanlarına sempati duymayan liberal meslektaşlarının ihanetine uğramış gibi hissediyor. Gazze’deki devasa yıkım konusunda ikircikli olsalar da genellikle gidişatı belirleyen daha derin siyasi nedenleri görmeyi reddediyorlar. Sıklıkla da İsrail’de oldukça yaygın olan Filistinli, Arap ve Müslüman barbarlığı ve kendi liberal meslektaşlarının bazılarında da tespit ettikleri ebedi ve evrensel antisemitizm klişelerine tevessül ediyorlar.

 

Şiddetten çoğunlukla doğrudan etkilenmemiş olsalar da, bölgenin kendisini karakterize eden iletişim yetersizliğini yansıtmakta ısrar eden bu iki grup arasında sahici bir diyalogdan yoksunuz. Haklı bir davayı desteklerken bunun için asgari bir bedel ödeme duruşu sergileyen acınası bir kendini beğenmişlik, son şiddet dalgasından bu yana yeni zirvelere ulaştı.

 

İki tarafta da dehşet verici şiddet ve yıkıcı uzlaşmazlık hüküm sürüyor olsa da hedef bir barış anlaşması olmalı. Ürdün Nehri ile deniz arasındaki bölgede aşağı yukarı eşit sayıda Yahudi ve Filistinli yaşıyor. Her iki grup da bir yere gitmeyecek. Ya birbirlerini öldürmeye devam edecekler ya da birlikte yaşamanın yolunu bulacaklar. Hedeflenen, birlikte yaşamanın yolunu bulmak olmalı. Diğer tarafı yok etme ya da sürekli olarak baskıya boyun eğdirme hayalleri yalnızca daha fazla şiddete ve her iki grubun da vahşileşmesine yol açacaktır.

 

Bir anlaşmaya varma iradesinin açıkça sergilenmesi halinde durum dönüştürülebilir. Ölümlerin sürmesiyse durumu daha da kötüleştirecektir. Ne içeriden bir hükümet darbesi ne dışarıdan bir siyasi anlaşma (ister Körfez ülkeleriyle daha önce yapılan normalleşme anlaşmaları, ister Suudi Arabistan’la barış vb.) Filistinliler ve İsrailliler arasında acilen siyasi bir çözüme ihtiyaç olduğu gerçeğini gölgeleyemez.

 

Şimdilik yapabileceğimiz tek şey, hükümetlerimizden bu derin kriz ve dehşet verici hali İsrail’i başka bir halk üzerindeki işgalini sona erdirmeye zorlamak için kullanmalarını istemektir. İster iki devletli ister tek devletli isterse federatif bir yapıda olsun, herkes için insanlık onuru, eşitlik, adalet ve özgürlük sağlayacak türden bir arada yaşamı mümkün kılmaya yönelik yaratıcı çözümler aramalıyız.

 

Bu yazı The Guardian sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.