Sokağa Düşmüş Muhalefet

HDP herhangi bir siyasi çalışma yapmak istediğinde, bu çalışmanın farklı güçlerce rayından çıkarılması tehlikesinin var olduğunu biliyor. Bunu engellemek için tedbirlere yoğunlaştığında da normal siyasi bakışını kaybediyor, siyaset yapma sahası daralıyor.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

2015’te çözüm sürecinin sona ermesinden sonra devlet bütün gücüyle HDP’ye yöneldi. İktidar bloku, HDP’ye nefes aldırmamak için hem hukuki hem de fiili olarak elinden geleni ardına koymadı. HDP’nin Eş Genel Başkanlarını ve çok sayıda milletvekilini hapse gönderdi. Teşkilatlarını işlemez hale getirdi. Kazandığı belediyelere kayyım atadı. HDP’ye yakın sivil toplum kuruluşları üzerinde büyük bir baskı kurdu. Gaye, siyasi ve sosyal ağlarının üzerine çökerek HDP’nin hareket yeteneğini köreltmek ve kitlelere erişimini mümkün mertebe kısıtlamaktı.

 

Maruz kalınan baskıcı muamelelerin yoğunluğu, HDP’de bir sıkışmışlığa sebebiyet verdi. Parti yönetimi, bu tıkanıklığı aşmak adına hukuk devletine, demokrasiye, yeni bir anayasaya ve barışçıl çözüme vurguları öne çıkaran yeni bir tutum belgesi açıkladı. HDP’nin yeni siyasi hattını belirleme iddiasındaki bu belge kapsamında, Edirne ve Hakkâri’den -iki koldan- Ankara’ya doğru olacak bir yürüyüş planlandı. 15 Haziran’da başlayan ve “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” adı atında yapılan yürüyüşte hedef -başta milletvekillerinin vekillik sıfatının düşürülüp tutuklanmaları olmak üzere- partiye karşı gerçekleştirilen gayri-hukuki uygulamalara karşı çıkmaktı.

 

Türkiye Partisi Sembolizmi

 

Güzergâh olarak Edirne-Ankara ve Hakkâri-Ankara’nın seçilmesinde iki yönlü bir sembolizm var. Bir yandan, Edirne Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş’a selam ve destek veriliyor. Diğer yandan ise partinin “Türkiyeli/Türkiye partisi olma” kimliğinin altı çiziliyor. Malum, “Edirne’den Hakkâri’ye …” ile başlayan cümlelere Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü vurgulamak için çok başvurulur. İktidar, HDP’nin Türkiyeli kimliğini sürekli tartışmaya açıyor. HDP de iktidarın bu taarruzuna toplumsal hafızada olumlu bir çağrışımı bulunan “Edirne’den Hakkâri’ye” kalıbıyla karşılık veriyor ve bununla Türkiye’nin tamamını sahiplendiğini göstermeye çalışıyor.

 

HDP’nin Demokrasi Yürüyüşü’nün demokratik bir hakkın kullanımına denk düştüğü şüphe götürmez. Çünkü Anayasa ve ilgili mevzuat, herkesin önceden izin almaksızın demokratik ve barışçıl toplantı, gösteri ve yürüyüş yapma hakkını teminat altına alır. Herkese tanınan bu hakka demokrasilerin asli unsuru olarak kabul edilen siyasi partilerin evleviyetle sahip olduğu izahtan vareste.

 

Lakin bir partinin siyasetinin tayininde salt haklılık yeterli bir ölçüt olabilir mi? Hukuken doğru yerde durmanın çok büyük ehemmiyet taşıdığına kuşku yok. Fakat haklı olmanın yanında, bir siyasi partinin atacağı adımın yol açması muhtemel siyasi sonuçlarını da göz önünde bulundurmak gibi bir mecburiyeti de yok mu? Zira bazen hukuken yüzde yüz haklı olabilirsiniz ama bu haklılığa dayanarak yapacağınız bir hamle size siyaseten kaybettirebilir. Bu meyanda HDP’nin yürüyüşünün üç handikapla malul olduğu söylenebilir.

 

Salgında Yürümek

 

1. Evvela, içinden geçilen sürecin böyle bir etkinliğe müsait olmadığı belirtilebilir. Üç açıdan: İlki, bir salgın tehlikesiyle karşı karşıyayız. Koronavirüs bütün bir hayatı zorlaştırıyor. Pandemi, güvenlik tedbirlerinin alınması yönünde iktidara güçlü bir zemin de sunuyor. Ayrıca, HDP’nin tabanı da önemli bir ölçüde demobilize. Böyle bir ortamda insanları yürüyüşe ikna etmek de güç, yürüyüşü gerçekleştirmek de.

 

Şahsi gözlemim, toplumda “Şimdi bunun sırası mı? Tepkiyi gösterecek başka bir yol mu yok?” hissiyatının yaygın olduğu yönündedir. Gerekli bütün önlemleri alsalar bile yürüyüşü tertip edenlerin mevcut şartların böyle bir protestoya uygun olmadığına dair düşünceyi değiştirebilme ihtimalleri düşük.

 

İkincisi, insanları sokağa çıkması için çok güçlü bir gerekçe olmalıdır. Yanlış anlaşılmak istemem,“Dokunulmazlıkların kaldırılmasının abartılacak bir tarafı yoktur” demiyorum. Halkın iradesinin türlü oyunlarla fesada uğratılmasının hukuki ve siyasi olarak ne denli mühim olduğunu biliyorum. Anlatmak istediğim, bunun insanları harekete geçiren ve sokağa çıkmaya iten bir neden olmadığıdır.

 

Normal Siyasi Bakışı Kaybetmek

 

Üçüncüsü, bu eylemin provokasyonlara açık olmasıdır. Bağlamları ve işaret ettikleri noktalar farklı olsa da bir kışkırtmanın olabileceğine ilişkin şüphe hem iktidar hem de muhalefet cenahında var. HDP’liler de benzer bir kaygı içindeler, bunun için taraftarlarını tahriklere kapılmamaları için uyarıyor ve onlardan azami bir dikkat istiyorlar.

 

Ancak Türkiye’de toplumun bazı kesimlerinde yer etmiş olan ve son zamanlarda bilinçli bir şekilde tırmandırılan negatif bir HDP algısı var. Bu nedenle, HDP ne kadar hassas davranırsa davransın, bilhassa milliyetçi grupların etkin olduğu yerlerde ne yazık ki, bu partinin faaliyetlerine bir provokasyonun karışması ihtimali, potansiyel olarak bulunuyor.

 

HDP’yi çokça sınırlandıran bir işlev görüyor bu durum. Çünkü HDP herhangi bir siyasi çalışma yapmak istediğinde, bu çalışmanın farklı güçlerce rayından çıkarılması tehlikesinin var olduğunu biliyor. Bunu engellemek için tedbirlere yoğunlaştığında da normal siyasi bakışını kaybediyor, siyaset yapma sahası daralıyor.

 

Kadere Dönüşen Yalnızlık

 

2. HDP hem milletvekili sayısı hem de aldığı oy itibariyle Türkiye’nin üçüncü büyük partisi. 31 Mart ile 23 Haziran’da tescil edildiği üzere anahtar bir parti. Herkesin hesaba katmak zorunda olduğu bir sosyolojinin üzerine oturan ve onu temsil eden bir parti.

 

Mamafih, yalnız bir parti. Kimse onunla yan yana görünmek istemiyor. Kamusal alanda herkes HDP ile arasına bir mesafe koyuyor. Bir ilişki kurulsa bile, bu ilişki örtük bir şekilde yürütülüyor. HDP için bu yalnızlık bir kadere dönüşmüş gibi.

 

Demokrasi Yürüyüşü’nde de HDP yalnız; diğer muhalefet partileri bu yürüyüşü tasvip de etmiyorlar, destek de vermiyorlar. CHP, eylemi yanlış bulduğunu açıkladı. CHP açısından bu tavrın bir rasyonalitesi var. Çünkü CHP, çok sayıda önemli büyükşehri idare ediyor. Kılıçdaroğlu, yerel yönetim hizmetleri aracılığıyla halka ulaşmanın ve gerginlikten uzak durmanın CHP’ye kazandırdığını görüyor. Tansiyonun yükselmesinin iktidarın işine geldiğini düşündüğünden HDP’nin yürüyüşünden uzak duruyor.

 

Yani iktidar HDP’ye tamamen karşı, muhalefet de HDP’ye arka çıkmıyor. Bu tabloda HDP’nin eyleminin kitlesel bir yansımasının olmasının ve müspet manada ses getirmesinin olanağı yok.

 

Sokak Siyaseti

 

3. İktidar, ilk andan itibaren bu eyleme izin vermeyeceğini belli etti. HDP’nin il binalarını ablukaya aldı, insanların toplanmalarını ve yürümelerini engelledi, şehirlere giriş-çıkış yasağı getirdi. Birçok yerde HDP’liler ile güvenlik görevlileri karşı karşıya geldiler. İtiş-kakışlar oldu, arbedeler yaşandı, bazı partililer gözaltına alındı.

 

İktidar bloğu, bu olayları siyasi bir fırsata dönüştürecektir. Kavga-dövüş görüntülerini sokakları kullanan bir muhalefet algısı yaratmak için kullanacaktır. Muhalefeti “sokak siyaseti” çerçevesinin içine yerleştirerek HDP’yi şeytanlaştırmaya hız verecek ve muhalefeti daha fazla susturmaya yönelecektir. Genel bir otorite beklentisini tetikleyecek ve tabanını tahkim etmeye çalışacaktır. Belki bu tarz bir kutuplaştırma siyasetinin eskisi kadar iktidara kazanç sağlamadığı söylenebilir. Doğrudur, ancak yine de bu siyasetin tabanın bir kesiminde karşılığının olduğu ve onları oldukları yerde tutmada iş gördüğü unutulmamalıdır.

 

Yani iktidarın “sokağa düşmüş muhalefet” taşıyla vurmayı hedeflediği birçok kuş var. Oysa HDP’nin attığı taşın ürküttüğü kurbağaya değeceği şüpheli.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.