Sosyal Medya Nasıl Düzenlenmeli?

197 farklı ülkede sosyo politik çıkarlara sahip çok uluslu şirketler için koyulacak kurallar sadece birinin politika önceliğini ya da siyasal önceliklerini yansıtamaz. Washington’da yapılan bir kanunun, halihazırda otoriteryanizm ve sansüre maruz kalan ülkelerde diktatörlüğü ve mezalimi mümkün kılma gibi korkunç bir sonucu olabilir.

Share on twitter
Share on facebook
Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on email

2021’in ilk ayına, iki kıtada aynı anda, modern iletişimin dikkat çekici bir özelliği bakımından müşterek iki önemli siyasal durum damgasını vurdu. Amerika Birleşik Devletleri’nde aşırı sağcı gruplar sosyal medyada başarılı bir biçimde radikalleşti, örgütlendi ve militarize oldu. Yakın bir zaman önce yapılan bir seçimin sonucunu kabullenmeyi reddeden bu gruplar ülkenin en kıdemli yasa yapıcılarının hayatlarını tehdit ederek Kongre’yi işgal ettiler.

 

Uganda’da ise, oldukça çekişmeli geçen bir seçimde, giderek zalimleşen, seksen yaşlarında, iktidarı bırakmayan bir devlet başkanı ile politikaya atılan, bu başkanın torunu olabilecek kadar genç karizmatik bir müzisyen karşı karşıya geldi. Ugandalı yetkililer teknolojinin temel unsur olacağı “bilimsel” bir seçim vaadinde bulunmuşsa da, Başkan son zamanlarda tercih ettiği silahı kullanarak yani ülke genelinde interneti keserek tüm ülkeyi bir hafta boyunca dijital çağ öncesine fırlattı.

 

Bu iki seçim, geniş anlamda teknolojinin kamusal alanlarımızdaki değişen rolü ve daha dar anlamda da siyasal sohbetlere ev sahipliği yapma ve bu sohbetleri modere etmedeki rolü bakımından benzeşiyor. ABD’de sosyal medya, ortalarda başı boş dolaşan yanlış bilgilendirme ve ABD Kongresi’ne gizlice giren Qanon gibi grupların nefret söylemine imkân verdi.

 

Uganda’daysa sosyal medya muhalefetin iktidardaki partinin zorbalığını belgeleyebildiği, toplumsal değişimi savunabildiği ve yetki aşımına karşı örgütlenebildiği temel platform oldu.

 

ABD’de sosyal ağlar, eski başkana kürsü vermedi ve hesaplarını askıya aldı. Uganda’da da aynısı oldu; ama Uganda Devlet Başkanı önce partisine bağlı hesaplar kaldırıldığı için sosyal medyayı yasaklayarak buna misilleme yaptı, sonra da interneti toptan kapattı.

 

2021’in ilk iki haftasında yaşanan ve sosyal medyanın kamusal alanda temsil ettiği şeyin iki aşırı ucunu temsil eden bu olaylar, aynı platformda aynı yaklaşımın iki farklı toplumsal bağlamda birbiriyle hiç alakası olmayan farklı sonuç ve etkiler ortaya çıkarabileceğini tamamen gözler önüne serdi.

 

 

Tahmin edilebileceği gibi, bu farklı iki seçimi sosyal paylaşım platformlarına düzenleme getirilmesi çağrıları izledi. Ancak içerik yönetimindeki hataların neden olduğu zarar en nihayetinde ABD ulusal politikalarını etkiliyor gibi görünüyordu ve maalesef düzenleme çağrıları da ABD perspektifleri ve menfaatlerine göre şekilleniyor.

 

Sosyal paylaşım sitelerine ilişkin kurallar koyma konusunda yapılacak en büyük hata, özellikle dünyanın diğer yerlerindeki aktivist ve analistler sanki bu konuları gündeme getirmiyor ya da uzun zamandır gündemine almamış da yerel bağlama duyarlı hale getirecek sosyal ve ekonomik sermayeleri olmadan yapılacak herhangi yeni bir düzenlemenin sonuçları ile yaşamak zorundalarmış gibi, sadece ABD deneyimini hesaba katmak olacaktır.

 

Aslında ABD’de siyasetçileri engelleme tercihinin, Uganda da kamusal alanı baskı altına alan bir diktatörü yasaklama tercihinin önünü açtığı ama aynı zamanda Myanmar’daki soykırımda hiçbir şey yapmama tercihi ile sonuçlandığı bir durumla karşı karşıyayız.

 

Köken aldığı mitlere ve ne yaptıklarına ilişkin kendi açıklamalarına dayanarak, bu sitelerin kurucuları bugün oldukları kadar büyük, küresel siyasi aktörlere dönüşebileceklerini kesinlikle öngörmemişlerdi.

 

İnternet analog kamusal alanda var olan her tür enerjinin pekiştiricisi ve öncelikle bahsi geçen bir toplumu anlamadan bu platformların çeşitli toplumlarda nasıl bir rol oynayacağını anlamanız mümkün değil.

 

Yakın zamana kadar birkaç ülke, Almanya gibi, bu platformlarda müsaade edilecek türden konuşmalar etrafına parmaklıklar yerleştirmek üzere, kurumsal sorumluluğun ötesine geçen düzenlemeler yapılması konusunda aktif olarak ısrarcı bir tutum takındı.

 

Diğer ülkeler ise ABD’nin ifade özgürlüğü yaklaşımını en iyi yaklaşım olarak algıladı ve ihtiyaç duyulan her tür kısıtlamanın, olumlanmayan içeriğin etkisini zayıflatmaya gönüllü kullanıcılarca sağlanacağını düşündüler.

Bültenimize Üye Olabilirsiniz

Fakat ABD’nin ifade özgürlüğü yaklaşımı özel bir sosyopolitik tarihe dayanan bir politik değerdir: Sadece ABD tarihi bağlamında, ABD’de ve daha geniş anlamda ABD mevzuatında, büyük ölçekli zararı önlemek üzere mutlak ifade özgürlüğünün sınırlarını ana hatları ile belirleyen diğer hükümler bağlamında bir anlam ifade eder. ABD’de bile mutlak ifade özgürlüğü diye bir şey söz konusu değildir, kesinlikle sonuçları olur.

 

Söz konusu şirketler küreselleştiklerinde ABD’nin ifade özgürlüğü yaklaşımını temel almışlardı, bu yaklaşımın beraberinde getirdiği parmaklıkları değil. Açık olan şu ki çetin siyasi bağlamlarda pazara erişimlerini güvence altına almak için güçlü politikacılara yakınlık göstermeye istekliler. Hindistan’da Facebook’un lobilerini yürüten baş sorumlu, platformun ülkedeki ticari beklentilerine zarar verme pahasına Hindu milliyetçi nefret söylemi ile uğraşmayı reddetmişti.

 

Burada ülkenin iki önemli dini arasındaki gerilimin tırmanmakta olduğu bir bağlam söz konusuydu. Analistler, bu gerilimin sosyal medya aracılığıyla ortaya çıkmakta ve yaygınlaşmakta olduğunu öne sürüyordu. Sosyal paylaşım sitelerinin ifade özgürlüğünün tek başına bağımsız bir değer olmadığını hatırda tutmaları gerek. İfade özgürlüğü sosyal bağlamında korunması gereken bir değer ve bir toplumsal bağlamı anlamak ve bu bağlama göre hareket etmek sadece topluluk güdümlü içerik denetimine bel bağlamaktan çok daha değerli yatırım gerektirmektedir.

 

Bu platformların izin verdiği içeriği denetlemeye yönelik yerel, tarihsel olarak duyarlı bir yaklaşım talep etmek absürt değildir. Almanya’nın sosyal medyada Nazi söylemini düzenlemeye yönelik yaklaşımı, esasen ABD şirketleri olan bu şirketlerin yerel realitelere göre yönlendirilmesinin en göze çarpan örneğidir.

 

Nazi sempatizanı materyallerin çevrimiçi olarak oluşturulması ve paylaşılmasına getirilen yasaklama Almanya’da aşırı sağın yükselişini engellemediyse de kesinlikle ABD’yi kıskandıracak bir biçimde, yavaşlattı. Burada önemli olan, Alman düzenleyicilerin sosyal paylaşım sitelerinin izin verebileceği içerik türüne ilişkin kırmızı çizgilerini açıkça ifade etmiş olmaları ve belki de büyük bir pazar potansiyeli olduğu için sitelerin de bunu dinlemiş olmasıdır.

 

Yine de Almanya, toplulukların düzenleyicilerin kamu faydasına hareket ettiğine güven duyabildikleri bir örnektir. Düzenleyicilerin öncelikle iktidardakilerin çıkarına hareket ettiği Uganda gibi farklı ülkelerde hikâye de farklıdır. Düzenlemelerin tarihsel dayanağı umursamadığı ve öncelikli olarak ifade özgürlüğünü ve devlete yönelik eleştirileri kontrol altına almaya odaklandığı ülkelerde, neden sormadan, sadece hükumetin baskısına boyun eğmek otoriteryanizmi güçlendirebilir.

 

Endişe verici bu durumdan çıkan düzenlemelerin neyi yansıtacağı ve nereye varacağı konusuna eleştirel yaklaşmamız için yeterince neden var. ABD dışındaki dijital hak aktivistleri son 15 yıldır, sosyal paylaşım sitelerinin dünyadaki toplumlara girme yaklaşımlarında daha proaktif olmaları çağrısında bulunuyorlar.

 

Aktivistler, örneğin Etiyopya’nın Oromia bölgesinde birkaç Facebook gönderisinin bir hata sonunda 78 kişinin ölümüne yol açan çatışmaları nasıl körüklediğine dikkat çekiyorlar. Fakat aynı zamanda geleneksel medyanın devlet sansürü ve müdahalesiyle elinin kolunun bağlandığı, hükümetin ha deyince tüm ülkeyi çevrimdışı bırakmak için mobil ağları baskısı altına alabildiği toplumlarda, aktivistler benzer biçimlerde sosyal paylaşım sitelerinde ifade özgürlüğünün, inşa etmeye çalıştıkları demokrasilerin temel dayanağı olduğunu öne sürüyorlar.

 

Bunların hepsi yerinde tutumlardır ve bu düşünme sürecinden çıkan düzenlemeler iyi geliştirilmeli, ideal olarak kötü olanı engellerken, sabotajcıların ve aşırılıkçı grupların harekete geçmesini ve örgütlenmesini engellerken aktivistlerin kendilerini ifade etmesini ve topluluk bulabilmesini mümkün kılmalıdır.

 

Sosyal paylaşım sitelerine ilişkin düzenleme sorunun temelinde bu vardır ve sadece ABD deneyimine göre çabalamak bu temele ilişkin olmayacaktır. Bu yeniden değerlendirme döneminden ne tür kural ve düzenlemeler çıkarsa çıksın, bunlar mümkün olduğunca hem ABD hem de bu dünyanın Ugandaları için işler olmak zorundadır.

 

197 farklı ülkede sosyo-politik çıkarlara sahip çok uluslu şirketler için koyulacak kurallar sadece birinin politika önceliğini ya da siyasal önceliklerini yansıtamaz. Washington’da yapılan bir kanunun, halihazırda otoriteryanizm ve sansüre maruz kalan ülkelerde diktatörlüğü ve mezalimi mümkün kılma gibi korkunç bir sonucu olabilir.

 

Bu sorunun kolay çözümleri yok. Ama durumu çok daha kötü hale getirmenin kesin bir yolu, ABD dışındaki aktivist ve düşünürlerin son on beş yıldır söylemekte olduklarına kulak tıkamak olacaktır. ABD, şu an dünyanın diğer yerlerindeki ülkelerin yaşadıkları ve buradan dersler çıkardıkları deneyimlerden geçiyor. Bunların duyulabileceği platformlar yaratmak önemli.

 

Bu yazı, 11 Şubat 2021 tarihinde Al-Jazeera  sitesinde yayımlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için burayı tıklayınız.

En son çıkan yazılardan anında haberdar olmak için bizi @PerspektifOn twitter hesabımızdan takip edebilirsiniz.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.