Tacikistan: Dünyanın Unuttuğu, Terörün Hatırlattığı Kayıp Ülke

Taciklerin Moskova baskınının arkasında hangi saikler var? Konu sıradan bir terör saldırısı denilerek geçiştirilecek kadar basit mi, yoksa ardında daha büyük bir kitlesel huzursuzluk ve “kayıp toplumlar” realitesi mi söz konusu?

22 Mart 2024 akşamı tam teçhizatlı dört Tacikistan vatandaşı, Moskova’daki Crocus alışveriş merkezi ve konser salonunu bastı ve etrafa rastgele ateş açarak 144 kişiyi öldürdü. 360’tan fazla insanın da yaralandığı saldırılar, 2002’de Çeçen ayrılıkçıların yine Moskova’da bir tiyatro binasını basıp 800 kişiyi rehin aldığı saldırıyı hatırlara getirdi. 130 rehinenin hayatını kaybettiği saldırının yapılış tarzıyla aradaki benzerlik, ilkinden 22 yıl sonra Kremlin’in politikalarından memnun olmayan bir başka post-Sovyet coğrafya mensubu toplumdan gelen saldırganlarca, tüm Rus kamuoyunu ve devlet aygıtlarını dehşete düşürmek için eylem yeri ve tarzının bilinçli olarak seçildiğini düşündürüyor. 

 

2002’deki ilk terör saldırısını Çeçenler, 1999’dan itibaren Putin’in Çeçenistan’daki ağır askeri operasyonlarına ve can kayıplarına tüm Rus kamuoyunun dikkatini çekmek amacıyla gerçekleştirmişti. Peki 2024’te Taciklerin Moskova baskınının arkasında hangi saikler var? Konu sıradan bir terör saldırısı denilerek geçiştirilecek kadar basit mi, yoksa ardında daha büyük bir kitlesel huzursuzluk ve “kayıp toplumlar” realitesi mi söz konusu?

 

Taciklerin saldırısını IŞİD-Horasan örgütü üstlendi. Bir dönem Afganistan’da yoğun faaliyetlerde bulunan IŞİD-Horasan, Ağustos 2021’de ülkenin tamamını ele geçiren Taliban’ın kendisini tasfiye etme çabasına karşı direniyor ve bu tür eylemlerle kendi tabanındaki dinamizmi canlı tutmaya çalışıyor. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden ve Tacikistan’dan gelen kişilerin yoğun olarak faaliyet gösterdiği IŞİD-Horasan’ın son dönemde farklı bir stratejiyle bölgeden militan devşirebildiği görülüyor: “Yerel düzlemdeki politik ve toplumsal sorunları gündeme taşıyarak, kendi küresel ajandası istikametinde bunlardan faydalanmak.”

 

Bu noktada, Moskova saldırısına katılan örgüt üyelerinin kimlikleriyle de bağlantılı olarak, örgütün yeni stratejisinin bölgedeki toplumlardan gelen militanlar üzerinde nasıl karşılık bulduğunu görebilmek için Tacikistan örneğine yakından bakmak icap ediyor.

 

Bağımsızlık ve İç Savaş

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasını tetikleyen olaylar sürecinde 1991 Eylül ayında bağımsızlığını ilan eden Tacikistan, Orta Asya’da benzer bir rota izleyen komşularının aksine talihsiz bir iç savaşla yeni döneme girdi. 1990-91 yılları, ülkedeki Tacik-Sovyet politik elitlerin kendi aralarındaki mücadeleler ve bölgeler arasındaki nüfuz yarışına sahne oldu. Sovyetler döneminde ülkeye hâkim olan kuzeydeki Leninabad-Soğd merkezli nomenklatura ile güney vilayetlerindeki yükselen güçler arasındaki rekabet, Tacikistan Halk Cephesi’nin Aralık 1992’de başkent Duşanbe’yi ele geçirmesiyle nihayete erince Kuloblular, Özbekler ve Hucendlilerden oluşan bir koalisyon Tacikistan’ın yeni hâkimleri oldu. Kuloblu grubun liderlerinden İmamali Rahman(ov) Yüksek Sovyet Başkanlığı görevine getirilince sonraki -şimdilik- 30 yılı şekillendiren konfigürasyonun da temelleri atıldı.

 

Halk Cephesi’ne muhalefet eden politik elitler ise Sovyet işgali sonrası karışıklık içindeki Kuzey Afganistan’a çekildi ve burada kendini yeniden derleyip toparlamaya başladı. Bu noktada Afganistan’da yaklaşık 8 milyon Tacik yaşadığını ve nüfusun yüzde 23-25’ini oluşturduğunu, Afganistan Taciklerinin Tacikistan’daki soydaşlarından dahi daha kalabalık olduklarını belirtmekte fayda var. Nitekim iç savaş sırasında Afganistan Taciklerinin lideri Ahmed Şah Mesud Tacikistan’daki soydaşlarından lojistik destek aldığı gibi, 2021’de Taliban karşısında geri çekilen oğlu da aynı şekilde Tacikistan’a sığınmak zorunda kalmıştı. 

 

Bu noktada birkaç somut sayısal veriyle Tacikistan’daki sosyo-ekonomik duruma ışık tutmakta fayda görüyorum: Tacikistan nüfusunun kabaca yüzde 83’ünü Tacikler oluştururken, yüzde 12’sini Özbekler, yüzde 0,5’ini ise Ruslar teşkil ediyor. Yüzde 93’ü yüksek dağlarla kaplı olan ülkenin yüzde 50’si 3.000 metreden fazla rakıma sahip. Bu coğrafi özellik, bölgeler arasında irtibata ket vurduğu gibi, merkezi otoritenin taşrada ve dağlık kesimlerde hâkimiyet kurabilmesini de engelliyor (nitekim 1930’lara kadar süren Sovyet karşıtı Basmacılar isyanı da esasen bu coğrafi özellikleri sayesinde temelde Tacikistan’da üslenebilmişti). Petrol ve doğalgaz zengini komşularının aksine Tacikistan’ın ekonomik kaynakları son derece sınırlı, Tacikler bunun için çalışmak amacıyla Rusya ve komşu ülkelere gidiyor. Nitekim bütçe gelirleri içinde Rusya’dan gönderilen işçi dövizleri bazı yıllarda yüzde 50’ye yaklaşıyor. Halkın yüzde 70’inin kırsal kesimde yaşadığı Tacikistan, kişi başına milli gelir hesaplamalarında dünyada 162’nci sırada yer alıyor ki bu ekonomik sorunlar mevcut politik realiteyi de büyük oranda belirliyor.

 

İslami Dönüşüm: Yükseliş ve Düşüş

 

1990’lı yılların başında Afganistan’da yeniden örgütlenen muhalefet Tacikistan İslami Diriliş Partisi’ni (TİDH) kurup, diğer seküler ve milliyetçi gruplarla birleşerek Birleşik Tacik Muhalefeti’ni oluşturdu. 1992-97 yıllarındaki Tacik İç Savaşı, ülkeyi ele geçiren ve Sovyet geleneğini sürdüren Rahman(ov) öncülüğündeki Halk Cephesi ile seküler milliyetçi-dindar kesimler ittifakı formasyonundaki bu birleşik muhalefet arasında cereyan etti. 60 ila 100 bin kişinin hayatını kaybettiği, 600 bine yakın kişinin yerinden edildiği ve ülkedeki 400 bin Rus’un kalıcı olarak göç edip Rusya’ya yerleştiği bu savaşın sonunda, BM himayesinde 1997’de barış antlaşması yapıldı.

 

Savaşın sonunda aralarında İslami Diriliş Partisi’nin de bulunduğu muhalefet ülkeyi yöneten koalisyona katıldı, kabinede bakanlıklar elde etti, kendi saflarında savaşan üyeleri Tacik ordusu ve polis teşkilatına katıldı. Bu dönemden itibaren ılımlı görüşleriyle İslami Diriliş Partisi, ülkede hızla güç kazanmaya ve toplumdaki İslam’a yönelişin politik adresi olmaya başladı. 2010’lu yılların başında Tacikistan üzerine en kapsamlı saha araştırmalarından birini yapan Kanadalı bölge uzmanı Thibault, Tacikistan’da İslam’ın siyasallaşmasının esasen zaten çürümeye yüz tutmuş kurumlara zarar vermediğini, ancak bölgesel gruplar arasındaki düşmanlıkların ifade edilmesine zemin hazırladığını, İslami Diriliş Partisi’nin Afganistan’a çekildiği dönemde söylemindeki İslami tonu pragmatik olarak daha da artırdığını ve bu sayede toplumsal zeminini genişletebildiğini savunur. ¹

 

Nitekim bu barış antlaşmasıyla Tacikistan aynı zamanda, post-Sovyet coğrafyada inanç temelli bir siyasi partiyi yasallaştırarak politik isteme dâhil eden ilk Orta Asya ülkesi oldu. Ancak, bir dönemler bölgenin hâkim rengi olan İslam’ın toplum ve politik elitler nezdindeki karşılığı, 70 yıllık Sovyet işgalinin ardından yeni dönemde epeyce bir dönüşüme uğramıştı. Şaşırtıcı şekilde bir neo-Sovyet ülkede rejime entegre edilebilen İslami yapılar halkta karşılık buldukça (bu noktada İslamcı grupların kendi politik hatalarını da göz ardı etmemek gerekir), rejimin bekası açısından tehdit teşkil etmeye başladı. Nepotik ve otoriter karakteri giderek kuvvetlenen Tacikistan yönetimi, 2015-16 döneminde İslami Diriliş Partisi ve ilintili İslamcı gruplara karşı sert tedbirlere girişti, partiyi yasaklayıp terör örgütü olarak vasıflandırdı ve bölge şartlarında bu son derece ilginç deneyim 20 yılı bile göremeden Tacik siyasi hayatından tasfiye edildi. 

 

Ancak İslami söylemin kendini ifade edebilmesinin her şekilde önüne geçen bu otoriter hamlelerin memnuniyetsiz geniş kitleler oluşturması kaçınılmaz olacaktı. IŞİD tam da bu boşluktan istifade etmeye başladı ve memnuniyetsiz, ekonomik olarak dezavantajlı ve dışlanmış dindar Tacik gençler açısından hızla bir çekim merkezi haline geldi.

 

Radikalleşmenin Önünün Açılması veya IŞİD’deki Tacikler

 

2010’lu yıllarda Rus basınını ve düşünce kuruluşlarını yakından takip eden bir gözlemci olarak, Esad karşıtı muhalefet güçlendikçe Moskova’nın Suriye’ye 2015’ten itibaren artan kara ve hava askeri müdahalesinin ardında yatan temel saiklerden birinin; şiddetin Orta Asya Cumhuriyetlerine yayılmasını ve Rusya’da -ve yakın coğrafyasındaki- İslami radikalleşmenin artmasını önlemek olduğunu gayet iyi hatırlıyorum. Kremlin, Orta Asya ülkeleriyle de bu yöndeki istişarelerini artırmakta ve Suriye’ye el-Kaide/IŞİD türevi yapıların safında savaşmaya giden vatandaşlarını kontrol altına alması için baskıda bulunmaktaydı. 

 

Ancak bu girişimler büyük oranda başarısız oldu; Çeçenler, Dağıstanlılar, Özbekler, Tacikler başta olmak üzere bölgeden sayısı binlerle ifade olunan çok sayıda kişi 2010’lu yıllarda Suriye İç Savaşı’na katıldı, büyük kısmı öldü ve devre dışı kaldı. Ancak önemli bir bölümü halen hayatta; savaşta geliştirdikleri askeri eğitimleri ve daha da şiddetlenen kinleriyle sadece Suriye’de değil, Türkiye, Rusya, Tacikistan ve her yerde her an daha şiddetli eylemler yapabilecek durumdalar. 

 

Nitekim IŞİD saflarında halen sayısı yüzlerle ifade olunan Tacik militanın bulunduğu, aralarında daha önce resmî polis/asker olarak görev yapan kişilerin de olduğu çok sayıda raporda yer verilen bir realite. Bunun bir yansıması mahiyetinde, IŞİD’in propaganda yaptığı diller arasında Tacik dili de var, sosyal medya hesaplarında Tacikistan merkezli faaliyetlerine ve Tacik militanlara dair çokça detay mevcut. Tacikistan’daki mevcut politik ve toplumsal şartlar, Devlet Başkanı Rahman’ın seküler ve Rusya’ya yakın olarak sunulan kişiliği gibi unsurlar, IŞİD’in Tacik militan devşirmede sıklıkla başvurduğu bir referans alanı oluşturuyor.

 

Türkiye’de pek gündem olmasa da 2024 yılı başında, İran’ın Kerman şehrinde yer alan General Kasım Süleymani’nin (Suriye ve Irak’ta 2015’ten itibaren IŞİD’e ağır darbe vurulmasında etkili olmuştu) kabrine yapılan ve 100’ün üzerinde kişinin hayatını kaybettiği intihar saldırılarını da iki Tacik vatandaşı gerçekleştirmişti. Taciklerin yakın zamanda Türkiye ve Almanya’da giriştikleri ancak sonuç alamadıkları başka saldırılar da söz konusu.

 

Rusya’da yapılan bir kamuoyu araştırması; post-Sovyet coğrafyadan Rusya’ya göçün (çoğunlukla Kırgızistan, Tacikistan gibi düşük gelirli Orta Asya ülkelerinden göç alınıyor) sınırlandırılmasını isteyenlerin 2017’de yüzde 57 oranına sahipken, 2021’de bu oranın yüzde 68’e çıktığını gösteriyor. Moskova saldırılarından sonra bu oranın çok daha yüksek seviyeye çıkması şaşırtıcı olmayacak. Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu; yabancı karşıtı genel eğilime ilaveten IŞİD bağlantılı kişilerin vize serbestisi vb. yollarla ülkeye girişlerine karşı önemli bir kamuoyu tepkisi mevcut. Nitekim Moskova saldırısına katılan Taciklerin Türkiye üzerinden Rusya’ya gitmeleri ve sosyal medya hesaplarında Türkiye’de gayet rahat vakit geçirdiklerinin ortaya çıkması sonrası Türkiye, Tacikistan vatandaşlarına yıllardır uyguladığı serbest giriş uygulamasına 6 Nisan 2024 tarihinde son verdi. 

 

Bu husustaki risk ve tehdit dinamiklerini engellemek için neler yapılabileceği hususu, sadece güvenlik kurumlarını ilgilendiren bir mesele değil, ciddi sosyolojik tahlillerle konunun üzerine gidilmezse kayda değer bir çözüm üretilebileceği konusunda kişisel olarak iyimser olmadığımı ifade etmek isterim. 

 

Tacikistan örneği, modern toplumların özgürlük-güvenlik ikilemindeki açmazlarını ve kimlik/ideoloji temelli terör eylemlerinin ulaştığı tehdit seviyesini göstermesi açısından ilginç bir laboratuvar olarak önümüzde duruyor. Bir yandan da sistem içindeki demokratik temsil kanallarının kapanması ve otoriter/nepotik rejimlerin bölgesel ve uluslararası ölçekte yol açabileceği doğrudan ve dolaylı tehlikeli sonuçlar açısından da ciddi dersler barındırıyor. 

 

__

¹Helene Thibault (2018). Transforming Tajikistan: State-building and Islam in Post-Soviet Central Asia. London: I.B. Tauris.

İLGİLİ YAZILAR

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.