Adalet bir zamanlar hem kişisel hem toplumsal ahlâkın merkezindeki erdem, insanın bütün davranışlarına yön veren temel ilke olarak görülüyordu. 18. yüzyılın sonlarından itibaren ise gitgide bireylerin erişim alanının dışına, ya siyâsî iktidarın ekonomiye müdahale kapasitesine, ya da modern hukukun bürokratik ve kurumsal mekanizmasına itilmiştir. El-Adl’den Pay Alan Bütüncül Adalet   Aydınlanma öncesi Batı adalet tasavvuru, […]

İnfaz Yasa Tasarısı, başta tutuklu ve hükümlü ayırımı yaparak adalet anlayışını yaralarken; normalleşmeye, siyaset ve toplumun ihtiyacı olan helalleşmeye de engel oluşturuyor. Böylece kutuplaştırmaları engellemek yerine artırmaya zemin hazırlıyor. “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” başlıklı ve kamuoyunda kısaca “İnfaz Yasası” olarak nitelenen taslağın ayrıntıları gün yüzüne […]

OHAL KHK’lerinin hukukiliği, başından bu yana hem anayasa ve iç hukuk, hem de uluslararası hukuk kriterleri açısından sorgulanırken, ortaya çıkardığı mağduriyetler ve maliyetlerle öngörülenin tersine sonuçlar doğurmaktadır. Olağanüstü Hâl (OHAL) uygulamaları ve Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK)’in siyaset, yargı, toplum, medya ve ekonomide açtığı yaralar üzerine konvansiyonel medya dışında çok şey yazılıp çizildi. OHAL ve KHK […]

Türkiye’nin zaman kaybetmeksizin yönelmesi gereken asıl hedef, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin esas alındığı, bireyin hak ve özgürlüklerinin korunduğu, parlamentarizmin klasik modeline geçişi sağlayacak bir anayasa değişikliğini yürürlüğe koymaktır. Türkiye’nin son on yıla damgasını vuran en önemli meselesi, hukuk devletinden uzaklaşarak keyfîliğe yönelmek olmuştur. Böylece hak ve özgürlükler, anayasal güvencelerinden yoksun kalmış; toplumun hemen […]