Geçtiğimiz yılın insan hakları sicilinin tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi hiç de iç açıcı olmadığı söylenebilir. Mevcut hak ihlallerine, Şubat ayında meydana gelen büyük depremin ardından yaşam hakkı ihlalleri de eklendi. Adaletten uzak gelişmelerin bertaraf edilmesi adına yapılabilecekler için ise zaman, sabır ve samimi bir çaba gerekli, zira yasal ve kurumsal işleyişi değiştirmek hakiki bir demokrat zihniyet olmadan mümkün değil.

Kuşku kırıntısı bile içermeyen haklılık iddialarının bir ucundan tutabilmek yeterli olduğu için anlık tanıklığına sahip olduğumuz acıları, kimlikleri, davaları üstlenebiliyoruz. Bu tavır çoğu zaman o acılara, davalara haksızlık etmekten fazlası olmasa da… Cebimizde taşıdığımız kalabalıkların zaman-mekânı; ekranlara düşen katliam, yıkım görüntüleri, kendi anındalıkları ve akışları karşısında mutlak umursamazlığı ile dönüp duruyor.    Bu umursamazlığı alt […]

Mutlak bir adalet yoktur. Zira insan aklı yalnızca göreceli değerleri kavrayabilir ve bir şeyin adil olup olmadığını tayin ederken kendi değerlerine göre bir yargıda bulunur. Ama bu yargı, zıt bir değer yargısı olasılığını dışlayamaz. “Mutlak adalet, irrasyonel bir idealdir.” 20’nci yüzyılın önde gelen hukuk teorisyenlerinden Hans Kelsen, 1881’de Prag’da dünyaya gelir. Almanca konuşan Yahudi bir […]

Gaziantep’teki Şireci Tekstil işçilerinin başarıyla sonuçlanan grevi, özellikle de şehrin belediye başkanı ve vekillerinin müdahil olma biçimlerindeki farklılık açısından geçen hafta gündem oldu. Öte yandan güvencesizlik, kayıt dışılık ve gelir eşitsizliği sadece Antep için değil ülkenin tamamı için ciddi bir sorun olarak karşımızda. Derinleşen ekonomik krizin yükünün iyice hissedilmeye başlandığı bugünlerde birçok il ve sektörde […]

Adaletin tesisi için muhalefetin acizliğinden sıyrılması, iktidarın da çoğu zaman sadece kendi çevresinin çıkarlarına yönelik attığı adımlardan vazgeçip toplumun tüm katmanlarının çıkarlarını gözeten kararlar alması şart. Modern hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri, sınırlı bir yönetimin oluşturulması ile vatandaşların hak ve özgürlüklerini garanti altına alarak, özgürlükçü bir toplumun tesisini ve devamını sağlamaktır. Hukuk devleti ilkesine […]

Z kuşağı, daha yaşanabilir bir dünyanın küresel kaynakları daha az tüketmekle ve bu anlamda daha az vahşi kapitalizm ve daha fazla sosyal sorumluluk ile mümkün olduğunun farkında. En önemlisi bu dünyayı birbirimize zehredenin tam da biz olduğumuz ve bundan vazgeçmemizi öğütleyen bir yaklaşımları var. Bunun negatif yansıması ise her şeyi öteleyen başka tür bir atalet. […]

Türkiye’nin yeni yüzyılını başarılı kılabilmesinin yolu, ulusal ve bölgesel düzeyde birbirine paralel olarak gerçekleştireceği demokrasi, adalet/hukuk ve barış hamleleridir. İç/dış güvenliğin temini, ekonomik refahın sağlanması, toplumsal barışın hayata geçirilmesi ve geleceği tayin edecek bir iradenin ortaya konulması, bu hamlelerin ürünü olacaktır. Türkiye, 2003 ile 2013 yılları arasında kapsamlı bir dönüşüm yaşadı. Dönüşümün kurumlara yansıması, uygulama […]

Hakan Altınay uğradığı tüm haksızlığa, iki yaşındaki oğlundan, sevdiklerinden haksız bir şekilde koparılmasına rağmen, ‘adalet, dayanışma, vicdan, muhabbet’ demekten, bu toprakların vicdanına bel bağlamaktan geri durmuyor. Dört duvarın içinden selam vermeye, muhabbet etmeye devam ediyor. “Dünya adil bir yer ise bizim de erdemli olmamız çok zor değil. Lakin dünyada adaletsizlik egemen ise adaletsizlikten alacağımız payı […]

Siyasetteki değişim gücü, toplumsal değişim arzumuz ve tecrübelerimiz ile çok ilintili. Sorunlarımızı siyah-beyaz ayrımlar şeklinde değil tüm katmanlarıyla konuşabilmemiz, müzakere edebilmemiz, aynı fikirlerde olmasak bile eşitlik, adalet gibi temel ilkelerde uzlaşabilmemiz gerekiyor. Belki o zaman rehin siyasetinden de, fotoğraflı veya fotoğrafsız inşa edilen hiyerarşiden de kurtulma imkânımız olur. İktidar; dış güçler, stokçular ve daha nice […]

Enflasyon-faiz sarmalı içinde memleket felakete sürüklenirken, “nas var” deyip dünyanın en faizci uygulamalarını halka dayatırken, İslam’ın temel kaidelerine uyuyormuş gibi yapmanın neye tekabül ettiği üzerinde düşünmemek, başlı başına ontolojik-epistemolojik ve aksiyolojik bir problemdir. Bir varlık ve beka sorunudur. Milyonlarca insanı göz göre göre fakirleştirmek, bu fakirleştirmeye göz yummak, eleştirememek, yanlıştan dönmeyi salık vermektense “Az yesinler […]

  • 1
  • 2
Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.