ABD artık jeopolitik sahnedeki tek büyük oyuncu olmasa da, hala rakiplerimizden daha güçlü kozlarımızın olduğuna inanmaya devam ediyorum. Ancak son bir buçuk yıldır, müttefiklerimizin güveninin azalması, kurumların ve ittifak ilişkilerinin bozulması konusunda giderek daha fazla endişeleniyorum.

ABD ekonomisi rakiplerinden daha iyi performans göstermeye devam etse bile, İran savaşının olumsuz etkilerinden muaf kalacağı söylenemez. Zaten artan enerji ve borçlanma maliyetleri, birçok Amerikalının karşı karşıya olduğu satın alma gücü sorunlarını daha da ağırlaştırmakta ve istihdam, tüketim ve büyüme üzerinde aşağı yönlü riskler yaratmaktadır.

Trump’ın yeniden başkan seçilmesinin ardından yeni bir hayat arayışıyla ülkeden ayrılan Amerikalıların sayısı artıyor görünüyor. Hollanda bu arayış için bir çıkış yolu sunuyor.

Zohran Mamdani’nin zaferinin bir ‘yıldız’ olmasıyla ilgisi yoktu. Daha çok halkın gücüyle, demokrasiyi yeniden canlandırmakla ve sıradan insanların kendi hayatlarını etkileyen kararlar üzerinde kontrol sahibi olmalarına kapı açmakla ilgiliydi. Peki Demokrat Parti liderliği Mamdani kampanyasından ders çıkarır mı?

Girilen süreç, II. Büyük Harp’ten sonra oluşturulan uluslararası kurum ve değerlerin ABD yönetimi tarafından tek taraflı olarak lağvı gibi görünüyor. Ya da Amerika, başta Almanya ve Fransa olmak üzere AB’yi daha fazla sorumluluk almaya zorluyor olabilir. Durum her ne olursa olsun yepyeni bir cangıl ve belirsizlik dönemi başlamıştır. Yeni durum bunun ilanı gibi duruyor, bekleyip göreceğiz.

ABD yönetiminin planı, anti-demokratik, illiberal, merkeziyetçi, kuvvetlerin birliğine dayanan “tek lider” odaklı bir düzen kurmak. Bunun yolu “parçala-yönet”ten; birlikleri irili-ufaklı ulus-devletlere bölerek yönetmekten, tek tek ülkelerde iktidara kendileri gibi düşünen illiberal paydaşlarının gelmesinden geçiyor.

Sistem temelde iki adaylı bir yapı üstüne kurulmuşken üçüncü bir ismin seçim sürecinde dikkat çekmesi ABD’de alışıldık bir durum değil. Bernie Sanders bu bakımdan gerçek bir istisna. Peki onu yeterince tanıyor muyuz?

Eskinin işlemediği yeninin de ortaya çıkmadığı bir küresel siyasal ve jeopolitik bunalım döneminde ABD’nin negatif çarpan etkisi dünya genelinde sert bir şekilde hissedilecektir. Küresel ve bölgesel ittifak haritaları baskı altında kalacak, deglobalizasyon süreci yönsüz bir şekilde mesafe almaya devam edecek ve çatışma bölgelerindeki krizler derinleşecektir.

Dünya açısından Biden-Trump farkının (ekonomiden jeopolitik adımlara varıncaya kadar) büyük ölçüde anlamsızlaştığı bir dönemde, Amerikan krizinin derinleşmesinin küresel yansımaları kaçınılmaz olacak. Ancak birbirinden berbat onlarca suçtan mahkûm olmuş lümpen bir gösteri dünyası figürüyle; zihnen geçen yüzyılda yaşayan ve akli melekeleri yerinde olduğu dönemle idrak zafiyetinin derinleştiği dönem arasında ciddiye alınacak siyasal bir fark olmayan bir ismin Amerikan siyasal depresyonuna son vermeleri mümkün görünmüyor.

Bugünkü kampüs protestolarına verilen kurumsal tepki, ilerici görünümlü Amerikan siyasasının iç yüzünü göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bu dürtüsel tepki ile hür düşüncenin yuvası olması gereken üniversitelerin esasen “muhafazakâr” kuruluşlar olduğunu ortaya koyuyor. Bu muhafazakârlık; liberal ve muhafazakâr demeden müesses nizamın bütün unsurlarının, müesses nizamın menfaatleri etrafında birleştikleri bir korumacılığı ifade ediyor.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.