Batı’nın insanlara ihtiyacı var. Şu anda nüfus artış oranı yükselen çok az ülke var. Göçü benimseyemezlerse, nüfusta ekonomilerini ve kamu hizmetlerini ayakta tutmalarını zorlaştıracak keskin bir düşüş yaşayacaklar… Çöküşü önlemenin tek yolu, göçmenleri mümkün olan en düzenli ve etkili yolla topluma entegre etmek.

Türkiye ve Singapur, birbirinden çok farklı toplumsal yapılara sahip olsalar da, gençler arasında hızla yayılan ve sanal ortamda kök salan aşırılıkçı fikirlerle benzer bir sınav veriyor. Bu dönemde gençler, birbirine zıt ideolojileri bir araya getirerek “salata barı ideolojileri” denilen tehlikeli bir karışıma yöneliyor. Şiddet, bu parçalı fikir yapısının ortak paydası. Balçova’daki saldırı gibi olaylar, öz-radikalleşme sürecinin artık rehbersiz, hızla ve sessizce gerçekleştiğini gösteriyor.

Almanya’da pek çok kişi Almanya için Alternatif (Alternative für Deutschland) partisinin yasaklanmasını isterken, aşırı sağ ve aşırı sağın yol arkadaşları kendilerini siyasi bir zulmün mağdurları olarak sunuyor. Bunu yaparken de iki farklı rejim türünü birbirine karıştırmaya çalışıyorlar: Anayasal demokrasi ve otoriter “halk demokrasisi”.

Aşırı sağ metafor siyaseti, ilk olarak göçmenleri “istilacı” olarak kamuoyuna sunarak bu toplulukların parçası olan bireylere ilişkin algıları yeni baştan yapılandırıyor. Bu türden algılar ise göçmenlere ilişkin hezeyanları ve şiddet sarmallarını besleme potansiyeli olan bir politik dil inşa ediyor. Yani, istila ve etnik temizlik gibi metaforlar popülist bir ortak zemin yaratarak kitleleri duygusal olarak mobilize etme gücüne sahip.

Ekonomi, savaş, hastalık ve doğal afetler gibi dünya geneline sirayet eden durumların tetiklediği kitlesel göç dalgalarının tüm dünyayı farklı oranlarda etkisi altına aldığı bu dönemde, artan milliyetçilik ve ana dil duyarlılığının göçmen karşıtı/yanlısı vatandaşlar ve liderler tarafından nasıl çözümleneceği, günümüzün meselelerinden biridir.

Avrupa içine kapanıyor, çünkü Avrupa halkları küreselleşmeden korkuyor. Bırakın Türkiye’yi, Balkan ülkelerini dahi üye yapamayan Avrupa Birliği, Ukrayna, Gürcistan ve Moldova gibi ülkelere üyelik perspektifi verdi. Mevcut sayıda üye ülkeyle federal bir Avrupa mümkün değil, bunu herkes biliyor. Bir de üyelik perspektifi verilen, kimi savaşta, kimi kısmen işgal altında bu ülkeleri işin içine katarsanız, federatif bir yapı hiç mümkün değil.

Son AP seçimlerinin kör topal devam eden Avrupa’nın birlik olma fikrini zedelediği söylenebilirse de henüz öldürücü hamleyi vurduğu söylenemez. Bu küçük kıta, farklılıklarıyla bir arada durmayı başardığı için dünyanın geri kalanından olumlu anlamda ayrılabilmişti. Özgülüğün yerel grupların tekelinde değil birlikte mücadeleyle kazanılacağı fikrini yerleştirebilmek, Avrupa halkları arasında yeniden ortak duyuyu geliştirebilmek, bu hamleyi mümkün olduğunca geciktirecek.

Siyasi yelpazenin uç-sağında konumlanan Yedinden Refah Partisi (YRP) ve Zafer Partisi’nin yerel seçimlerde seçmen desteklerini artırmasını sağlayacak uygun sosyo-ekonomik ve kültürel değişkenler mevcuttur. Arz-yönlü yapısal parti-içi değişkenler bakımından, yerel seçimlere bir aylık süre kala, bu ihtimalin gerçekleşmesi YRP açısından daha mümkün gözükmektedir.

Davos konsensüsü güçlü bir şekilde Trump karşıtlığını sürdürüyor, ancak sol-liberal yönetimin Trump’ı Beyaz Saray’dan uzak tutup tutamayacağı ya da büyük güçler savaşına ve düzensizliğe doğru küresel sürüklenmeyi durdurup durduramayacağı konusunda gerçek bir şüphe var.

AB gündeminin çoğu kısmını aşırı sağcı liderler belirliyor. Mültecilerin yasadışı yollarla geri itilmesini de içeren ve ırkçı, şeytanlaştırıcı söylemlere dayanan agresif göç politikaları, anaakım Avrupalı liderler tarafından giderek daha fazla tercih ediliyor. 40 yıl önce, Hindistan ve Pakistan arasındaki iki ölümcül savaşın ve iki ülke arasındaki daimî düşmanlığın yaralarını taşıyan bir öğrenci olarak Brüksel’e gelmiştim. […]

  • 1
  • 2
Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.