Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırma sözü verdiyse de stratejik anlamda giderek daha güvenilemez olan müttefikleri Birleşik Devletlere bağımlı kalmaya devam ediyor. ABD ilişiği kesme tehdidinde bulunurken, siyasi liderler tek önemli soruyu sormayı halen reddediyor: Avrupa güvenliğini kendi başına sağlayabilir mi?

Kimileri Donald Trump’ın ABD müttefiklerini yabancılaştırmasının ikinci yönetim döneminde tersine döndürülebileceğini umuyor olabilir. Ancak ticaret savaşları, toprak talepleri ve zorlayıcı taktikleri nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bir anlayış ve dünya düzeninin düzenleyici ilkesi olarak Batı fikri bundan zarar görmeye başladı bile.

Avrupa’da genel kanı, Brüksel’in sadece iki seçeneği olduğu yönünde: Washington ile bir ticaret anlaşması müzakere etmek veya ABD’ye misilleme yapmak. Üçüncü ve daha iyi sayılabilecek diğer bir seçenekse göz ardı ediliyor: Trump’ın tehditlerini umursamamak.

Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık, teknolojik inovasyona ortak savunma kabiliyeti oluşturma hedefiyle yaklaşmalı. Avrupa’nın dört bir yanında gelecek vadeden girişimlere sermaye aktaran bir işbirliği ortamı geliştirmek, bölgenin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarının üstesinden gelmesini sağlayabilir.

Trump’ın yeniden seçilmesi, ABD dış politikasında tersine çevrilmesi zor iki eğilimin habercisi. İlki, ABD politikalarını tehlikeye atacak, önlenmesi mümkün olmayan yozlaşma. İkincisi ise Amerikan istisnacılığının sona ermesi.

NATO’nun zayıflatılması, özgürlük karşıtı milliyetçilerin cesaretlendirilmesi, transatlantik bir ticaret savaşının yanında Avrupa’nın ABD’nin sosyal medya platformlarına, yapay zekâ ve kripto para birimlerine yönelik düzenlemeleri üzerine bir savaş, Trump’ın ikinci başkanlığının öne çıkan risklerinden sadece birkaçı.

Mültecilerin korunması ve göç yönetimi konusunda bu zamana değin ilmek ilmek işlenmiş tüm ulusal ve uluslararası mevzuat giderek yok oluyor ve normlar hiyerarşisi adeta alt üst ediliyor; ulusal hukuk ile uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku arasında uyumsuzluklar artıyor; ulusal sınırları korumak adına “ben yaptım oldu” yaklaşımları birer iyi uygulama örneği olarak ön plana çıkıyor.

Avrupa içine kapanıyor, çünkü Avrupa halkları küreselleşmeden korkuyor. Bırakın Türkiye’yi, Balkan ülkelerini dahi üye yapamayan Avrupa Birliği, Ukrayna, Gürcistan ve Moldova gibi ülkelere üyelik perspektifi verdi. Mevcut sayıda üye ülkeyle federal bir Avrupa mümkün değil, bunu herkes biliyor. Bir de üyelik perspektifi verilen, kimi savaşta, kimi kısmen işgal altında bu ülkeleri işin içine katarsanız, federatif bir yapı hiç mümkün değil.

Avrupa Parlamentosu 6-9 Haziran’da yapılacak seçimlere hazırlanırken masada geniş ve parçalı bir küresel jeopolitik yatıyor. Öte yandan AB, hem üye ülkeler içindeki demokratik gerileme hem insan hakları karnesindeki zayıflar hem de genişleme perspektifinin kırılganlıkları ile oldukça yorgun bir imaja sahip. Avrupa’nın meclis kompozisyonu, tüm bu yorgun hafızayla yeniden inşa edilecek.

Anketlere göre genç Avrupalıların demokrasiyi tutarlı bir şekilde destekleme olasılığı ebeveynlerine göre çok daha düşük. Dolayısıyla asıl mesele, Avrupa’nın çok geç olmadan gençleri arasında demokrasiye olan desteği artırmak için ne yapılabileceği.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.