Türk kavramı en eski dönemlerden itibaren töreli, Türk olmayan Tacikler ise töresiz olarak tanımlanmıştır. Orhun Kitabesi’nde devlet “il” kavramıyla ifade edilmiştir. Buna göre Türk toplum ve devlet geleneği töre etrafında kurulmuştur.
Türk kavramı en eski dönemlerden itibaren töreli, Türk olmayan Tacikler ise töresiz olarak tanımlanmıştır. Orhun Kitabesi’nde devlet “il” kavramıyla ifade edilmiştir. Buna göre Türk toplum ve devlet geleneği töre etrafında kurulmuştur.
Devlet adamına bile tanrısal sıfatlar atfetmekte bir sakınca görülmezken devletin kendine akıl atfedilmesini belki de normal kabul etmeli ama ortada her şeye vaziyet eden bir devlet aklından söz etmek akla zarardır. “Tüzel varlığın” keşke öyle bir aklı olsa da hepimizin yerine düşünseydi. Öyle bir akıl yoktur. Bu gerçeğin onun yüzüne söylenmesi lâzımsa da şu alacakaranlıkta bunu yapacak kimse yoktur.
Bu topraklarda devlet bozulursa her şey çöker, bütün davranışlar bozulur. Yargı da bunun temeli, mayasıdır. Bu gelenek o kadar damarlarımıza sinmiş, her şeyimizi belirlemiş de ondan böyledir bu. Derin tesalüp böyle bir şeydir…
Karar gazetesi yazarı İsmet Berkan, Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Alaattin Aldemir ve gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu, Kürt meselesi ekseninde son haftalarda atılan adımların arka planını ve muhtemel sonuçlarını Perspektif için değerlendirdi.
Devlet aklı denilen şey kamusal muhakemedir. Kamusal muhakeme de anayasa ve onun pratiğe aktarılmış biçimi olan anayasal kurumların usul ve esaslarıdır. Siyasal partiler buna, sivil toplum buna, basın hürriyeti buna; nihayet esasları anayasa ve yasalarca belirtilmiş temel hak ve özgürlüklerin tamamı buna bağlıdır.
Devlet, işkenceyi meşrulaştıramaz. Kişiye isnat edilen suçun ağırlığı, devletin intikamcı bir ruh haline girmesine, hukuku paranteze almasına ve hukuku çiğneyenlere göz yummasına gerekçe oluşturamaz. Çünkü hukuksuzluğa sapmanın kaçınılmaz sonucu, adaletsizliktir; yani devletin temelinin çökmesidir. Türkiye Yunus Emre Geçti adını, geçtiğimiz hafta İstanbul’da genç bir kadın polisin katil zanlısı olarak tanıdı. Geçti, 19 yaşındaydı ama emniyette […]
Devlet yetkisini kullanan kişileri hukuktan azade kılmak; Susurluk Çetesi benzeri yapıların devlet içinde yuvalanmasını sağlamış, memleketi bir yargısız infazlar çukuruna ve faili meçhul cinayetler mezarlığına döndürmüştür. Devletin rutin dışına çıkmasına cevaz vermek, bu kara tabloya onay vermekten başka bir mana taşımaz. Zira hukukla bağı kopmuş bir devletin çürümesi, yozlaşması ve çeteleşmesi kaçınılmazdır. Derin devlet, Türkiye’de […]
Bugün Türkiye düşünce ve politik hayatında artık Türk Sağı ve mahalle kavramının yerleştiğini müşahede edebilmekteyiz. Mahalle, taşra ve devlet ilişkileri bu bağlamda tartışılabilmektedir. Mahalleni vicdanı ve etik değerleri, aydınlar ve kendince muhalefetçe uyarılmaya çalışılmaktadır. Artık saygın politikacılar ve entelektüel kamuoyu Türk Sağı’nın dönüşümünde mahalleyi kavramsal ve uygulama olarak gündeme getirebilmekteler.
Bizde devlet her şeye rağmen belli bir zümrenin değil, her zaman kamusallığın kendisi olmuş. Hiç kimse temellük edememiş onu. Herkeste bir gün mühür bize de geçer ümidi hâlâ canlı. Mayamız bununla yoğurulmuş. Fakat en çok istismar edilen de o. Her günah bu kutsalın arkasına saklanarak işleniyor. Ve iş noktaya geliyor ki, kamusal güç kullanılarak kamusallığın kendisi yok ediliyor. Bu da anayasal kurumların yok edilmesiyle yapılıyor.
En eski modernleşme teşebbüslerimizden bu yana devlet erkânı ve geniş halk kitleleri devletin sahadan çekilmesi şeklindeki bir değişim talebini bir türlü anlayabilmiş değildir. O aradan çekilir veya zayıflarsa yerine neyin konulacağına dair hiçbir deneyimi olmamıştır da ondan böyledir bu.