Kimi sorunlar yalnızca “çözülmek için” vardır. Bu çözüm için sihirli değneğe de gerek yok. Yeter ki sivil toplumun özenle hazırladığı verileri geç kalmadan politika sonuçlarına dönüştürelim. Belki de hep bir ağızdan sormanın vakti gelmiştir: 804 bin 250 çocuğun okul dışında ne işi var?

TRT2’nin yerinde bir tercihle, okulların ara tatile girdiği gün yayımladığı Öğretmenler Odası filminde okul, küçültülmüş bir toplum kesitini, Batı Avrupa veya Almanya’yı temsil ediyor. Hırsızlık, ispiyonculuk, casusluk, delilsiz suçlama, haberlerin çarpıtılması ve ırkçılık gibi temalarla birlikte bir çatışmaya dönüşüyor.

Başarısızlığın ne olduğuna ve nelerden kaynaklandığına ilişkin makul bir okumamız olmadığı için sorularla uğraşmak yerine güzel cevaplar ileri sürmek devlet yapılanmamızın klasik refleksi hâline geliyor. Bu durum, eğitimde de böyle.

Kolonyalizmin ve dekolonizasyonun teorisi, bizatihi kolonizatörler tarafından yapılmaktadır. Dekolonizasyonun literatürü bile Londra, Berlin, Paris ve New York gibi merkezlerde üretilmiştir. Bu ironik durum, bilginin bile kolonize edildiğini gösterir.

Çocuklara hep sorduğumuz ve çoğu zaman “iyi” cevabını aldığımız o “meşhur” soru. Sahi, “Okul nasıl?” Bu sorunun yanıtı, yalnızca müfredat ya da sınav başarısında değil, okulun içindeki iyi uygulamaların ne kadar paylaşıldığında gizli. Eğitimde iyi uygulama örneklerini incelemek, öğretmenlerin kendi sınıfının sınırlarını aşarak başka okullarda neler yapıldığını görmesini sağlar; meslektaş dayanışmasının, yeniliğin ve karşılıklı öğrenmenin kapısını aralar.

Bir eğitim kurumunun süresini belirlemek, kazandırılacak bilgi ve beceri ile, bir başka deyişle kazanımlarla ve müfredatla ilgilidir, dolayısıyla bir uzmanlık sorusudur. Henüz güncellenen müfredatla ilgili tartışmalar bitmemişken, lisenin süresinin ne olacağını tartışmak yersiz ve zamansız olacaktır.

ÖSYM alan testi verilerindeki korkunç başarısızlığı gösterdikten sonra hangi mantıksal işlemlerle mülakata varıldığını anlamadan bu uygulamanın yürürlüğe girdiğine şahitlik ediyoruz. Eğitim sistemindeki sorunların hiçbirisine anlamlı bir çözüm getirmesi mümkün olmayan uygulama, sorunları kronikleştirme pahasına hayata sokuluyor. Artık “mülakat mağduru öğretmenler” diye bir sorun başlığımız var ve patenti tamamıyla MEB’e ait.

Geleceğin ekonomisi, sadece ne kadar ürettiğinizle değil, nasıl ürettiğinizle de şekillenecek. Ve bu “nasıl” sorusunun yanıtı, çocukların bugün aldığı eğitimin niteliğinde ve erişilebilirliğinde olduğu kadar okulun çok yönlü bir öğrenme deneyimi sunmasında da saklı.

Afrikalı öğrenciler, Türkiye’nin Afrika kıtası ile ilişkilerinde eğitim diplomasisi yoluyla stratejik bir rol oynamaktadır. Türkiye Bursları programı aracılığıyla eğitilen bu bireyler, ülkelerine döndüklerinde iki taraf arasındaki diplomatik, ekonomik ve kültürel köprüleri güçlendiren ‘yumuşak güç taşıyıcıları’ hâline gelmektedir. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için öğrencilerin ve mezunların karşılaştığı yapısal sorunların çözülmesi büyük önem taşımaktadır.

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.