Gazze’de yerinden edilme sürüyor, güvenlik yok ve ölümler devam ediyor. Uluslararası toplum, teknik olarak öncekinden daha az şiddet içeren bir durumu barış olarak adlandırmaya razı olduğunda, ateşkes de böyle bir şey olur.

Mishra’nın çizdiği gelecek projeksiyonunda, Batı’nın çöküşü otomatik olarak daha adil bir dünyanın doğumunu müjdelemez. Aksine, bizi bekleyen dünya; iklim krizinin tetiklediği göç dalgalarına karşı örülen dikenli tellerin, Donald Trump gibi “hayatta kalma” psikozunu yöneten demagogların ve “güçlü olanın haklı olduğu” bir Sosyal Darwinizmin dünyasıdır. Bu yeni çağda, Gazze bir istisna değil, geleceğin distopik bir fragmanıdır. Batı’nın kör ve topal “ahlaki otoritesinin” çöküşü, geride daha büyük bir “boşluk” bırakmıştır ve bu boşluk, şu an için adaletle değil, safi güç ve cezasızlık ile dolmaktadır.

İsrail’in Gazze’yi bombalaması bir ‘ateşkes ihlali’ değil, diplomatik kılıf altında süregelen bir soykırım.

Savaştan önce hayallerimiz farklıydı. Üniversite eğitimimi tamamlamak, yurtdışında burs almak ve azim ve planlarla dolu bir hayat yaşamak istiyordum. Savaşla geçen yılların ardından hayallerim çok daha basit bir hale geldi.

Medine Vesikası’nın bize bıraktığı en güçlü ders, diplomasiye “vicdan” eklemenin zorunluluğudur. İslam’ın tarihsel barış pratiği, Batı’nın çifte standartlı diplomasi anlayışına karşı ahlakî bir model olarak yeniden hatırlatılmalıdır. Çünkü tarihin ışığında açıkça görülmektedir: Medine’nin ihanet sayfalarıyla Gazze’nin ateşkes masası arasında fark yoktur; yalnızca isimler değişmiştir, zihniyet aynı kalmıştır.

Gazze halkı, 17 yıldır süren abluka, açlık ve savaşın yanında Arap-İslam dünyasının sessizliğiyle de mücadele ediyor. İsrail’in Filistin üzerindeki politikası, sadece siyasi değil, teolojik bir işgal mantığına dayanıyor. Hamas’ın Aksa Tufanı ile başlayan direnişi, askerî olduğu kadar ahlaki bir karşı koyuşun da sembolü haline geldi. ABD’nin “Hamassız Gazze” planı, Filistin’in siyasal birliğini tehdit eden yeni bir dayatma olarak öne çıkıyor.

“Bir aktivist, kendi öyküsünden ziyade başkalarının görünmez kılınan öykülerini dünyaya duyurabildiği ölçüde anlam kazanır. Hakikat her zaman güçten daha parlaktır, eğer birileri o ışığı doğru yere çevirmeyi seçerse.”

Sumud Filosu meşru bir insani yardım konvoyudur ve bu filonun engellenmesi hukuka aykırı olacaktır. Devletler, filonun güvenliğini sağlayarak geçişini aktif biçimde korumalıdır; bu yaklaşım hem hukukun gereğini karşılamakta hem de ağır insani ihtiyaçların giderilmesi için zorunlu bir adım oluşturmaktadır.

İnsanlık hâlen Holokost’u hatırlayıp “Bu nasıl oldu? Dünya buna nasıl izin verdi?” diye sorguluyor. Eminim, bundan yıllar sonra bu soru Gazze için soruluyor olacak. 80 yıl sonra aynı evrensel utancı yaşıyoruz. Bir önceki soykırımın mağdurlarının bu kez soykırım faili olduklarına tanıklık ediyoruz. Ve ne yazık ki dün olduğu gibi bugün de soykırımcıları izliyoruz. Bu utanç hepimize yeter…

Sitemizde mevzuata uygun biçimde çerez kullanılmaktadır. Bilgi için tıklayınız.